Ergenekon davası artık fiilen bitmiştir

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; geçtiğimiz hafta Ergenekon olayı, belki de başladığından bu yana en önemli noktaya tırmandı. Ve bu durum bana göre aynı zamanda davanın da sonuna gelindiğinin bir göstergesi. Kısaca “Yasa dışı devlet içi çeteleşme ve terör” adı altında Ergenekon davası olarak sürdürülen ve Cumhuriyet ilkelerinden, Atatürkçü düşünceden, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden yana olan kişilere yönelik baskı, sindirme, korkutma operasyonunun sonuna gelindi.

Susurluk’a dönüş

Görünen o ki, işin tadının çok kaçması ve olaydaki iktidar baskısının saklanamayacak derecede ortaya çıkması ile, dava asıl mecraı olan Susurluk başlangıçlı kimi terör ve dehşet olaylarına yönelecek. Bunda özellikle silahlı kuvvetlerin hiç gürültü çıkarmadan yürüttüğü görüşme trafiğinin çok etkili olduğunu sanıyorum.

Herkes “muhtıra” bekledi

Aralarında eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’ın da bulunduğu son operasyondan sonra Genelkurmay’da yapılan çok uzun toplantı büyük heyecan yaratmıştı. Genelkurmay’ın ışıklarının gece yarılarına kadar yanmasını izleyenler “Çok sert bir açıklama” hatta “muhtıra” beklentisine girmişti. Ama beklenen olmadı, tam tersine asker çok sessiz kaldı. Bunun da ötesinde “bütün oyunu ortaya çıkaran” bir hamle yaptı.

Hükümeti ziyaret

Genelkurmay Başkanı herkesin açıklama beklediği bir sırada “Başbakan’la görüşmek istediğini” söyledi. Konunun ne olduğu da bildirildi. Bu sırada İstanbul’dan yola çıkmış olan Başbakan’ı Esenboğa’da alışılmışın dışında Milli Savunma Bakanı karşıladı. İkili Ankara yolunda birlikte oldular. Genelkurmay randevu saati nedeniyle Cumhurbaşkanı’ndan da bir “ricada” bulundu. Olağan görüşme bir süre ertelenmeliydi.

Tek cümlelik açıklama

Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasındaki görüşme bir buçuk saat sürdü. Ardından herhangi bir açıklama yapılmadı. Genelkurmay Başkanı daha sonra “haftalık olağan toplantı” için Çankaya’ya çıktı. Bu görüşme trafiğinden sonra sadece tek cümlelik bir açıklama yapıldı. Genelkurmay “son gelişmelerle ilgili görüşünü” aktarmıştı.

Yandaşlara sızdırılıyor

Genelkurmay bir cümlelik açıklama yaparken hükümet kanadından hiç ses çıkmadı. Ama ertesi gün iktidarın yayın organlarından biri askerlerin “ricalarını” açıklıyordu manşetinden. Buna göre asker emekli orgenerallerin “yurt dışı yasağı” konma kaydıyla serbest bırakılmasını istiyordu. İktidarın yayın organı “yargı bağımsızlığı” ilkesini görmezden gelerek “bu ricanın son derece normal” olduğunu belirtiyordu.

Mahkeme saygı duydu

Bir gün sonra Tuncer Kılınç savcılığa çıktı. Savcı “adli takip kaydıyla” Kılınç’ın serbest bırakılmasını talep etti. Ben bu yazıyı yazarken henüz diğer generallerin durumu henüz belli değildi. Ama benzer olacağını şimdiden büyük ihtimal olarak görüyorum.

Oyun açığa çıktı

Pek çok çevre Genelkurmay’dan “muhtıra” beklerken, aslında Genelkurmay çok daha önemli bir adım atarak “Ergenekon davasının aslında iktidarın bilgi ve yönlendirmesi ile yürütüldüğünü” ortaya çıkarıyordu bana göre. Aylardır “aklı başında” herkesin gördüğü oyun, Genelkurmay’ın küçük bir hamlesiyle kanıtlanmış oldu. Benim de ısrarla savunduğum “Ergenekon belki derin çeteleri ortaya çıkarmak için başlatıldı ama daha sonra iktidar bunu kendine muhalif olan çevreleri sindirmek için kullandı” tezi de doğrulandı.

Tuncay Güney bilmecesi

Sevgili okurlar; Ergenekon soruşturmasındaki “iktidar izi” Tuncay Güney isimli kişi ile çok net biçimde görülüyor. Gerçek kimliği belli olmayan, Türkiye’de olduğu yıllarda gerçekte ne yaptığı bilinmeyen bir kişinin söyledikleriyle başlatıldığı söylenen operasyonlar bugün çıkmaza girdi. Ama her nasılsa o kişi hâlâ gündemde.

Soru nasıl sorulur?

Bu kişi konusundaki en absürd gelişme Ergenekon savcısının
kendisine bir dizi soru göndermesidir. Sayın savcı artık ne düşünüyorsa hazırladığı 37 soruyu Tuncay Güney’e göndermiş ve cevabını istemiştir. Peki Tuncay Güney bunları hangi sıfatla yanıtlayacaktır? Kendisi devlet görevlisi midir, MİT mensubu mudur? “Her şeyi bilen adam” sıfatı bir film senaryosu ya da gazetelerin heyecanlı başlıkları olabilir ama resmi bir soruşturmada ciddiye alınabilir mi?

Bundan sonra ne olur?

Sevgili okurlar; operasyonun son ayağı ve ardından yaşadığımız gelişmeler bu davanın siyasi amaçlı olduğu gerçeğini artık ortaya çıkarmıştır. Peki bu durumda Ergenekon tamamen ortadan mı kalkacak? Hayır, tam tersine asıl şimdi iş gerçek kaynağına yönelecek.

Susurluk bir milat

Türkiye’de “derin devlet” adı altında bir takım yasa dışı örgütlenmeler olduğu yolunda kimsenin kuşkusu yok. Tabii bunların bir kısmı gerçekten ulusal güvenlik adına yapılmış da olabilir. Sorun bu yapılanmanın, daha sonra gücünü devletten aldığı vehmine kapılanların çeteleşmesine dönüşmesidir. Susurluk bu konuda bir milat olmuştur.

Herkes biliyordu

Herkesin bildiği bu yapılanma Susurluk’taki bir kaza sonucu saklanamaz hale gelmişti. Bu kaza ile birlikte pek çok pislik de ortaya dökülmeye başladı. Ama işte o sırada yaşanan en önemli sorun hangi eylemlerin gerçekten devlet için, ulusal güvenlik adına, hangilerinin kişisel amaçlarla yapıldığının ortaya çıkarılamamasıydı. Belli ki bu karmaşanın çok sorun yaratacağını düşünenler olayı örtmenin daha “hayırlı” olacağını düşündüler.

Hukuk devletiysek

Oysa Türkiye bir hukuk devleti. Ve bir hukuk devletinde yasa dışı örgütlenme olamaz. İyi niyetle de olsa olamaz. Şimdi geldiğimiz aşama artık bunun tamamen ortaya çıkarılmasıdır. İktidarın “intikam alma hevesi” ve “muhalifleri sindirerek demokratik diktatörlük kurma düşü” ayıklandığında Ergenekon davası arzu edilen sonuca ulaşacaktır.

Dava parçalanabilir

Sevgili okurlar; bu satırlardan sonra “Yani adı geçen herkes aslında masum mu?” diye sorabilirsiniz. Bunu söylemem çok güç. Bu dava kapsamında olan birçok isim konusunda yıllardır içimizde şüphe hatta ciddi kanaatler vardı. Bunların bir kısmı Susurluk’tan kalma isimler. Bir kısmı ise son yıllarda “kimi gizli işler içinde olduğundan kuşkulandığımız” isimler. Bu nedenle davanın ilerleyen günlerinde önemli bir kesim “beraat” edebilir. Bazıları hakkında ise başka isimler altında davalar açılabilir. Yani “yapılan her şey tek örgütün ürünüdür” tezi aslında çürümüştür.

Filistin’deki gelişmeler

Geçen haftanın sıcaklığını hiç yitirmeyen konularından biri de Filistin’deki insanlık dramıydı. Ölen siviller, özellikle çocuklar yüreklerimizi burktu, içimizde derin yaralar oluşturdu. Türk halkı bu insanlık dramı hakkında tepkisini gösterdi. Ancak gördüğüm kadarıyla iktidar, konuyu iç siyaset malzemesi olarak kullanmak adına tehlikeli biçimde tırmandırıyor.

Sanki din savaşı

Başta iktidar olmak üzere iktidardan pay almaya çalışan diğer dinci akımlar İsrail saldırılarının yarattığı tahribattan güç alarak Türk kamuoyunu tahrik ediyor. İlk başlarda normal protesto eylemleri olarak başlayan gösteriler giderek “gerici mitinglere” dönüşmeye başladı. Çok tehlikeli biçimde Filistin’de yaşananlar din savaşı olarak lanse ediliyor ve bir Müslüman katliamı yapıldığı şekline dönüştürülüyor.

Filistin Müslüman mı?

Burada bilmemiz gereken çok önemli bir nokta var. Evet, o bölgede çok sayıda Müslüman var. Ama Filistin halkının yarıya yakını Hristiyan. Ölenler sadece Müslümanlar değil. Zulümden nasibini alan Hristiyanlar ve hatta başka dinlere mensup insanlar da var. Bu korkunç dramı “Müslüman katliamı” olarak sunmak bölgedeki insanlara hiç yarar sağlamaz ama Türkiye içinde şiddet ve fanatizmin artmasını körükler.

Bu gece tvnet’teyim

Sevgili okurlar; sizlere son olarak bu akşam katılacağım bir TV programının haberini vermek istiyorum. Uydu, Digitürk (55) ve D-Smart’ta bulabileceğiniz tvnet kanalında Ergenekon konusundaki bir tartışmaya katılacağım. Bugün yazdıklarımı daha geniş bir şekilde ve bazı örneklerle anlatma fırsatım olacağını sanıyorum. Program saat 21.30’da başlayacak.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

DİĞER YENİ YAZILAR