Ergenekon sil baştan olabilir

Haberin Devamı

Medyada “şok dalga” olarak nitelenen son operasyonlardan sonra hiç beklenmedik bir gelişme ile karşı karşıya kaldık.

Bir dönemin ünlü Özel Harekât Başkanvekili İbrahim Şahin’in de gözaltına alınması, ardından evinde bulunan bir krokiden yola çıkılarak bulunan cephaneler sanıyorum Ergenekon davasının seyrini tamamen değiştirecek.

Hatta bana göre, Ergenekon olayını gerçek mecraına sokacak. Bundan sonraki gelişmeler herhalde daha şaşırtıcı olacak.

Yazılarımı okuyanlar veya televizyondaki konuşmalarımı dinleyenler ısrarla savunduğum şu görüşü hatırlayacaktır:

“Ergenekon’da 8-9 dalga yok. Aslında iki dalga var. Bir buçuk yıl önce bir gecekonduda bulunan el bombalarından sonra başlayan operasyonlar birinci dalga. İlhan Selçuk’un gözaltına alınmasıyla başlayan operasyonlar ise ikinci dalga. Birinci dalga gerçekten Türkiye’nin karanlık yüzüne ışık tutabilirdi, ama işin rengi daha sonra değişti. Bu operasyonları fırsat bilen iktidar, muhalefeti sindirmek ve engel gördüğü kişi ve kurumları bertaraf etmeyi düşünerek olayı saptırdı.”

İktidarın bu intikamcı tavrına karşı herkesin eli kolu bağlandı. Başta Silahlı Kuvvetler olmak üzere etkili tüm kurum ve kişiler ister istemez endişeye kapıldı.

Son iki günde ise Ankara’da beklenmedik gelişmeler yaşandı. Silahlı Kuvvetler son derece soğukkanlı davranarak, kimilerinin ellerini ovuşturarak beklediği “muhtıra gibi” açıklamayı yapmadı.

Ancak anladığım kadarıyla muhtıradan bile etkili bazı girişimler oldu. Devletin en tepesinde çok gizli yürütülen görüşmelerle bir tür anlaşma sağlandı. Bu anlaşmanın sağlanmasıyla birlikte tekrar düğmeye basıldı ve bazı bilgilerin artık ortaya çıkarılmasına karar verildi.

Öyle sanıyordum ki Ergenekon davası artık bildiğimiz gibi gitmeyecek.

Bu yorumları “şimdilik” bazı flu bilgi ve tahminlerime göre yazıyorum. Henüz tam doğrulatamadığım, belgelerine ulaşamadığım bilgiler üzerinde çalışma yapıyorum.

Geldiğimiz noktanın “iddialı” bir analizini yapmak için bir iki gün beklemek ve gelişmeleri izlemek istiyorum.

Eğer “flu” bilgilerle yaptığım tahmin doğruysa yakın zamanda bazı tahliyelerin gündeme gelmesi çok muhtemel. Özellikle son operasyonda gözaltına alınanların bazılarının da tutuklanmayacağını söyleyebilirim.

Ben pazartesiye kadar bekleyeceğim.

*****


Kaboğlu ve İnsel’den mesaj geldi

Avrupa Birliği fonlarından çeşitli projeler için para aldıkları ileri sürülen isimlerden İbrahim Kaboğlu ve Prof. Ahmet İnsel birer açıklama göndererek “AB’den böyle bir para almadıklarını” belirttiler.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan da ayrı bir mesaj göndererek Kaboğlu’nu savundu.

İbrahim Kaboğlu mesajında “AB’den hiçbir zaman ve hiçbir şekilde para veya başka herhangi bir yardım almadım. AB organları ile proje veya mali çerçevede hiçbir ilişkim olmadı” diyor.

Kaboğlu benim yazımdaki kendisi için yazdığım “AKP politikalarını destekliyor” görüşüme de şiddetle karşı çıkarak şunu söylüyor: “Tam tersine İnsan Hakları Danışma Komisyonu Başkanı olduğum sırada AKP’ye eleştirilerde bulunduğum için beni istifaya zorlamışlardı.”

Bu konu benim yanlış değerlendirmemden kaynaklanmış olabilir.

Yine AB’den para aldığı ileri sürülen Prof. Ahmet İnsel de doğrudan ya da dolaylı hiçbir şekilde para almadığını belirten bir açıklama gönderdi. Yazıyı yalan olarak niteleyen İnsel yasal yollara da başvuracağını da ekliyor.

Bu arada Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Türkan Saylan da gönderdiği açıklamada derneğinin Avrupa Birliği fonlarından yararlanarak 6 önemli projeyi hayata geçirdiğini bildirdi. Bu projeler için 331 bin euro kullanıldığını da söyleyen Saylan “Bunu her seferinde ilan ediyoruz ama karalama kampanyası hem sürüyor” diyor.

Prof. Saylan, Kaboğlu’nun nefis Fransızcasıyla Türkiye’yi yurt dışında başarıyla temsil ettiğini, Fransa’nın çeşitli üniversitelerinde mukayeseli Atatürk ve laiklik konularını işlediğini belirtiyor.

Okurlarıma bu açıklamaları aktarmayı borç bildim.

*****


Daha başka cephaneler bulunabilir

Ergenekon olayının en şoke edici günlerini yaşıyoruz. Ancak diğer yazıda da değindiğim gibi bu şoklar bana göre aynı zamanda işin sonuna gelindiğinin de göstergesi.

Önce sadece bir krokiden yola çıkılarak Gölbaşı’nda bir cephane bulundu. Ardından “nereden geldiği henüz açıklanmamış” olan bilgiler ışığında birçok yerde daha arama başladı.

Tahminime göre sadece Ankara’da değil, ülkenin başka köşelerinde de toprağa gömülmüş bu tür cephanelikler ortaya çıkabilir. Çünkü belli ki devlet içinde ciddi bir bilgi alışverişi başladı.

Merakım, bu cephanelerin ne zaman gömüldüğünün ortaya çıkarılıp çıkarılamayacağı. Bunun yanı sıra bulunan silahların ve diğer mühimmatın yapım yılları. Yani bunlar eski silahlar mı yoksa yeni silahlar mı?

Televizyonlardan izlediğim kadarıyla kazılan yerlerin üzerinde ot bitmiş. Yani kim gömdüyse bunu kısa bir süre önce yapmamış. Zaten ilk bulunan silahlar beş yıl önce gömülmüş. Ayrıca cephaneler çok derinde. Yani öyle kolayca ortaya çıkarılmaları zor.

Asıl soru da şu: Bunlar bazı kişilerin korkuya kapılarak sakladıkları cephane mi yoksa başka bir şey mi?

*****


Beş katrilyon

Bazı konuları ısrarla yazmak gerek. Çünkü ne kadar yazarsanız yazın bu iktidar popülist tavırla hep aynı şeyi yapıyor. O halde bu oyunu her seferinde göstermek gerek.

Başbakan Erdoğan oy toplamak uğruna yapılan gıda ve kömür yardımlarını ballandıra ballandıra anlatırken bir de rakam veriyor.

Diyor ki: “Bakınız sevgili arkadaşlarım, yaptığımız yardımların bedeli beş katrilyonu aşıyor.” Neye göre beş katrilyon? 6 sıfırlı paraya göre. Oysa aynı Başbakan sıfırları atmakla övünmüyor mu? Yılbaşından bu yana artık YTL’yi değil TL’yi kullanmaya başladık.

Ama Başbakan sırf daha ağız dolduruyor ve milletin kafasını da karıştırıyor diye beş milyar lirayı beş katrilyon olarak telaffuz ediyor.

Bu dil sürçmesi değildir; ayrıca buna hakkı da yok Başbakan’ın. TL’ye önce Başbakan alışacak ki, vatandaş da alışsın.

DİĞER YENİ YAZILAR