Türkiye’de tersine manzara

10 Mart 2009

Dünkü yazımda Sudan’daki durumu özetleyerek halkın yaptığı seçimin mutlaka doğru olmayabileceğini anlatmaya çalışmıştım. Bugün de Türkiye’deki duruma bir göz atmak istiyorum.AKP ve yandaşlarının rahatlıkla savunduğu konu, sayısal üstünlük. Demokrasinin sadece seçim aşamasını ortak eksen alan “Milli irade böyle diyor” söylemi elbette ilk anda karşı çıkılamayacak bir durum.Ancak sorulması gereken “milli irade” hangi ortamda oluşuyor? Ya da oluşan gerçekten milli irade mi?Hızla fakirleştirilen, çaresiz bırakılan ve bir tas çorbaya muhtaç hale getirilen, bu nedenle de bırakın ülke sorunlarını öğrenmesini, evinin kapısında neler olup bittiğini bile anlamasına izin verilmeyen milyonların kararı milli irade midir?Elbette demokrasiyi tanımlarken bunun bir elit rejimi olmadığını, kimsenin kimseden üstün sayılamayacağını, insanlar arasında din, dil, ırk, kültür, eğitim farkına göre bir değerlendirme yapılamayacağını bilmemiz gerekiyor.Ancak demokrasinin en önemli kavramlarından biri de seçim. Ve eğer bir seçim sonunda ağırlıklı olarak, yoksullaştırılmış ve yardıma muhtaç hale getirilmiş kitlelerin oyunu alıyorsanız bunu milli irade olarak tanımlayabilir misiniz?Sosyoekonomik politikalar sonucu eğer bir halkın toplam kalitesi düşürülürse, yoksullaştırılıp çaresiz hale getirilirse, ülkenin dengesi de bozulur. Herkesin eşit sayıldığı toplumda ekonomiye katkı sağlayan, üreten, eğitim gören, bilim, kültür, sanat ve estetikten nasibini almış kişilerin azınlığa düşme tehlikesi baş gösterir.İşte bunu becerebilen siyasi hareketler bu kavramlara yaklaşmasını öncelikle dini motifler kullanılarak engelleyerek, basitlik ve kalitesizliğe itip niteliksiz hale getirdikleri kitlelerin desteği ile ülke yönetimine egemen olmaya kalkar.Hiçbir vizyonu olmayan, içinde bulunduğu durumu çok şikâyet etse bile korumayı temel hedef kabul eden, bu uğurda vereceği oyu, bu oyunun devamı için kullanmaktan sakınmayan ve bunun tehlikesini görmeyen kitlelerin milli irade olarak algılanması sayısal olarak doğru olsa bile ülkeyi uçurumun kenarına getirmekten başka işe yaramaz.Gelişmiş demokrasilerde hedef niteliksiz kalabalıkları kurtarmak yerine, onları daha da kötü duruma getirerek oy kazanmayı düşünmek kimsenin aklına, hayaline sığmaz.Gelişmiş demokraside bu yolla oy toplamaya çalışanlar demokrasinin çarkları arasında eritilir.Türkiye’de ise ne yazık ki tersine bir manzara ile karşı karşıyayız.****Kaset var deşifre yokM ettiğim bir konuyu ısrarla yazdığımı biliyorsunuz. Ergenekon adı verilen davanın zanlıları ile ilgili çok sayıda telefon konuşması ya da ortam dinlemesi deşifreleri okuduk. Ama bu kayıtların hepsi darbe yapmaya kalkanların kendi aralarındaki konuşmalar.Merakım şu: Neden darbe yapmaya kalkan bir örgüt sadece kendi yandaşlarını dinler ve bunların kayıtlarını saklama becerisi bile gösteremez?Bu soruma yavaş yavaş cevap almaya başladım. Dün bir gazetede eski jandarma istihbarat generali Levent Ersöz’ün Başbakan Erdoğan’ı da dinlettiği haberi vardı.Demek ki Ergenekon sadece kendi adamlarını değil, darbe ile devirmek istediği iktidarın başını da dinlemiş.Ama nedense “Erdoğan’ın dinlendiği” iddiası var da, dinleme kayıtları yok ortada. Generallerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, eş ve çocukların konuşmaları yayınlanırken Başbakan’ın dinlenen konuşmaları yayınlanmıyor.Ama insan merak etmeden de duramıyor. Acaba şu Ergenekon denen örgüt Başbakan’ın hangi konuşmasını dinledi? Bu kayıtlar servis mi edilmiyor yoksa haberi alan gazeteler mi kayıtları yayınlamıyor?*****Doğu’ya çağırma tahrikiBaşbakan Erdoğan sık sık gittiği Doğu illerinden başta CHP olmak üzere muhalefete çağrı yaparak “Neden buraya gelmiyorsunuz?” diyor.Erdoğan halkın duygularını da okşayarak “Burası Türkiye değil mi, Sivas’tan öteye niye geçemiyorsunuz?” sözleriyle konuşmasını pekiştiriyor.Bu çok tahrik edici bir çağrıdır.Tabii bu söylem ilk duyulduğunda cazip ve doğru gibi gelebilir. Popülizmin sınırı olmadığı için çok ciddi prim de yapar.Ama herkes elini vicdanına koysun ve düşünsün, Başbakan Erdoğan Doğu illerine hangi koşullarda gidiyor?Güvenlik önlemleri günler öncesinden başlıyor. Polis ve asker gidilecek kentin her yerinde inanılmaz güvenlik önlemleri alıyor. Olası protesto gösterisi yapacak kesimler terörize ediliyor hatta gözaltılar bile yaşanıyor.Adeta bir cam fanus içinde kente gelen Başbakan kürsüye çıkıyor.Bu sırada güvenlik görevlileri herkesi tek tek arayarak aldıkları meydanda kuş uçurtmuyor.Bununla da yetinmiyor, mitingin yapılacağı alana açılan tüm cadde ve sokaklarda polis, asker yığınağı oluşturuluyor. Yanyana yürüyen üç kişi bile uyarılıyor ve dağılmaları söyleniyor.Başbakan bu kentlere devletin özel uçağı ve makam araçlarıyla gidiyor. Başta kentin valisi, emniyet müdürü ve garnizon komutanı seferber oluyor.Peki aynı uygulama örneğin CHP veya MHP genel başkanları için de yapılır mı?Kimse buna “Evet” diyemez. Elbette normal güvenlik önlemi alınır ama o kadar.Başbakan “Buraya gelemiyorlar” diyerek aslında muhalefetin bu bölgeye gitmesini de engelliyor. Çünkü bu söylemin arkası provokasyondur. “Gelirlerse olay çıkarın” demektir.*****20’nci yıldaEvliliklerinin 20 yılı geride kalmıştı. Geceydi, yataklarına uzanmışlardı. Kadın birden kocasının oldukça uzun bir zamandır yapmadığı biçimde dokunmaya başladığını hissetti.Adamın parmakları boynunda gezindi, yavaşça sırtına doğru inmeye başladı. Boyun ve omuzlarından küçük dokunuşlarla geçen el usulca göğüslerinden birine, sonra diğerine ilerledi, tam göbeğine gelince durdu.Kadın elin sol kol içinde gezindiğini, yeniden göğsünü yandan kavradığını belini yumuşacık sarmaladığını, kalçalarına doğru ilerleyen hafif baskının bacaklarına kaydığını hissetti.Sonra birden her şey durdu. El çekildi, ortalık sakinledi. Bu okşamalarla iyice heyecanlanan kadın cilveli bir sesle, “Sevgilim, harikaydı. Niye durdun?” diye sordu. Adamın cevabı kısaydı: “Uzaktan kumandayı buldum.”

Devamını Oku

Halk yanlış da yapar

9 Mart 2009

Demokrasi mevcutlar içinde en iyi yönetim biçimi. Daha iyisi bulunana kadar şaşmamamız gereken bir rotadır bu. Ancak demokrasinin temelini ayakta tutan en önemli unsurlar da ahlak, namus ve adalettir. Bunlar olmadığında en iyi yönetim biçimi olan demokrasi bir anda en kötü yönetim biçimi haline gelebilir.Demokrasinin işlerlik kazanması için yapılan en önemli eylem ise seçimdir. Seçim halkın iradesine ve yönelmek istediği hedefe giden tek yoldur.Buna karşın halkın seçtiği kişi ya da kişiler her istediklerini yapma hakkına sahip olmadıkları gibi, halk da her seferinde en doğru seçimi yapmış sayılamaz.Seçimler demokrasiyi en kötü yönetim biçimi haline getiren ahlak, namus ve adalet kavramlarının olmadığı anlarda yapıldığında sonuçları da yanlış çıkar. Ve o seçimi yapan halk farkında olmadan kendisini uçurumun kenarında buluverir.Bir Afrika ülkesi olan Sudan’da, çağımızın en büyük katliamı yaşanıyor. Üstelik, demokrasi maskesi altında yaşanıyor.Ülkenin başına gelen Ömer El Beşir 300 bin kişinin ölümünden, yaşları 6-10 arasında değişen on binlerce kız ve erkek çocuğa tecavüz edilmesinden ve 2 milyon 700 bin kişiyi evinden, yurdundan etmekten suçlu.Bu suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi, El Beşir hakkında tutuklama kararı çıkardı.Bu karar El Beşir’i Sudan’da kahraman yaptı. El Beşir pazar günü bir miting düzenledi ve on binlerce insanı alanlara topladı. Hakkındaki karar nedeniyle neredeyse ülkesindeki tüm yabancı misyona ve yardım kuruluşlarına savaş açan El Beşir’i on binler çılgınca alkışladı ve bağrına bastı.Peki “demokrasi ve seçimle işbaşına geldi” diye El Beşir’i haklı ve mazur gösterebilir miyiz? Halkı kendi seçtiği bu lider yüzünden yarın başına gelebilecek sıkıntıların farkında mı? Yabancılara kafa tutarak bir tür aşağılık kompleksini giderdiğini sanan Sudan’ın uluslararası alanda yitirdiği prestij ve güvenin tekrar kazanılması acaba ne kadar sürecek? “Halk seçti” diye El Beşir’in ülkesini felakete götüren politika ve eylemlerine sessiz kalırsak demokrasiye saygı göstermiş mi sayılacağız?Yarın konuya Türkiye benzetmesi ile devam etmek istiyorum. Türkiye’de halk gerçekten doğru ve sağduyulu bir seçim yapabiliyor mu sorusuna kendimce cevap aramaya çalışacağım.*****Hazreti Ömer ahlakı İlk halifelerden Hz. Ömer, keskin ahlakıyla da tanınır. Geçenlerde Sabah’ta Nazlı Ilıcak köşesinde çok anlamlı bir Hz. Ömer ahlakı öyküsü yayınladı. Aynen şöyleydi:“Halife Hz. Ömer’in bir gece ziyaretine Ashab’dan biri gelir. Ömer, bir süre işiyle meşgul olur; sahabe bekler. Sonunda Hz. Ömer’in işi biter, mumu söndürür başka bir mum yakar. Ancak o anda, misafirinin selâmını alır. Sahabe sorar:- Ya Ömer, niçin hemen selâmımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktıktan sonra benimle konuşmaya başladın? Ömer cevap verir: - Önceki mum devlet hazinesinden alınmıştı. O yanarken, özel işlerimle meşgul olsaydım, Allah indinde mesul olurdum. Seninle, özel konular üzerinde sohbet edeceğimiz için, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra selâmını alıp, seninle meşgul olabildim.”Şimdi gelin bir düşünün bakalım bizim devlet yöneticilerimiz nasıl davranıyor. Bütün özel işlerini devlete yıkıyorlar, devletin araçlarını, uçaklarını, parasını kullanıyorlar. Parti toplantılarına, seçim propagandalarına halkın parasıyla gidiyorlar, halktan topladıkları paraları sanki kendilerininmiş gibi yardım diye seçmenlere dağıtıp oylarını alıyorlar.Hz. Ömer 1400 yıl sonra kendi izinden gittiklerini söyleyenlerin bu ahlakını cennetten izliyorsa herhalde bulunduğu yerde hiç de huzurlu değildir.*****Cep telefonlarındaki rezalet Gecenin bir yarısı, cep telefonunuzun mesaj sinyali çalıyor. İster istemez “Hayırdır inşallah” diyerek bakıyorsunuz. Mesaj aynen şöyle: “MRB, bu gece yalnız kalmayacaksın. Birbirinden güzel arkadaşlar sadece bir telefonunu bekliyor. O kadar sıcak ki sohbetler inanamayacaksın.” Üstüne üstlük bir de telefon numarası ile internet sitesi adresi de var.Kim atar bu mesajları, telefon numaranızı nereden alırlar?İlk başlarda pek aldırmadım, hatta birinin şaka yapmış olabileceğini bile düşündüm. Ama sonra bunun böyle olmadığını anladım. Çünkü başta bizim evdekiler olmak üzere etraftaki birçok kişiye bu mesajların geldiğini gördüm.Belli ki seks hatlarını geliştirmek isteyen bir şebeke, olası bütün numaralara bu mesajları atıyor.Mesaj giden telefonun sahibi yaşlıymış, hastaymış, çocukmuş, genç kız ya da erkekmiş fark etmiyor. Birileri seks ticaretinden para kazansın.Teknik olarak ne yapılabilir bilemiyorum ama cep telefonu şirketlerinin önlem alması gerekir. Bu tür mesajların nereden atıldığını saptamak zor değil.*****İskelet Yıldırım Tuna’dan: Ortopedist muayenehanesini taşırken hastalara göstererek bilgi vermek için bulundurduğu iskeleti yeni ofisine götürmesini yardıma gelen arkadaşından rica etmiş. İskelet yolda dağılmasın diye özenle arkadaşının arabasının ön koltuğuna oturtulmuş ve yola çıkılmış. Arkadaşı ilk durduğu kırmızı ışıkta yandaki arabanın şoförünün hayret dolu bakışlarından kurtulmak için izahatta bulunma gereğini hissetmiş: “Doktorun muayenehanesine götürüyorum da” demiş hafif utanarak. “Bunu söylediğim için çok üzgünüm” demiş yandaki şoför, “Beyefendi, inanın çok geç kalmışsınız!” *****Demiryolları onarılmıyorDemiryolları ile ilgili bir okurdan gelen mesajı sizlerle paylaşmak istedim: “Merhaba Sayın Ataklı; neredeyse her gün Haydarpaşa-Gebze banliyö trenini kullanıyorum, demiryolu ile hobi olarak da ilgilenmekteyim. Size bu mesajı atmamın sebebi hattın bakımsızlıktan ötürü kazaya davetiye çıkarmasıdır. Yıllardır Marmaray için kapatılacak olan ancak gerek Yenikapı’da, gerekse tünellerde çıkan sorunlardan ötürü verilen tarihin sürekli ertelendiği bu hatta TCDD bakım-onarım çalışması yürütmemektedir. Balastlar, kendilerini örten yabani bitkiler tarafından görülemez olmuş, traversler kırılma noktasına gelmiştir. Yolun bu durumunu anlamak için kısa süreli bir inceleme yeterlidir. TCDD kapatılmasını kesin olarak gördüğü bu hattı yenilememek için ısrar ediyor, insanların canlarıyla oynuyor, her geçen gün olası bir kazaya daha fazla yaklaşıyoruz. Lütfen ilgi gösterin. (F. T. B.)”

Devamını Oku

Erdoğan müthiş planını tıkır tıkır uyguluyor

8 Mart 2009

Sevgili okurlar; seçimler yaklaştıkça siyasi hava giderek gerginleşiyor. Başbakan Erdoğan ise “tek adam” profilini partisinde kabul ettirdiği gibi toplumun da zihnine adeta kazıyor. Erdoğan’ın “tek adam”lıkla varmak istediği hedef için hazırladığı plan hiçbir engelle karşılaşmadan saat gibi işliyor.Mantığa aykırıDikkat ediyorsunuz mutlaka; Erdoğan ülkenin hangi köşesine gitse inanılmaz kalabalıklar tarafından karşılanıyor, bir sevgi selinin ortasında kalıyor. Buna karşın Erdoğan dışında hiç kimseyi, hatta pek çok yerde oy istenen belediye başkan adayını bile görmüyoruz. Erdoğan partisini sadece kendisine verilen oylarla yüceltmeye çalışıyor.Ceket bile seçilir“Tek adam” Erdoğan kendisini öyle bir kaptırmış durumda ki, 1950’lerin Menderes’inin söylediği “Odunu koysam seçilir” sözünü hatırlatır biçimde “Ceketi aday göstersem kazanır” mantığını ortaya koymaktan çekinmiyor bile. İktidarın verdiği güç zehirlenmesi gün gelir bizzat kendi “ceketini” sırtından çekiverir aslında.Kriz kimi etkiliyor?Erdoğan’ın tek adamlığı siyasetin dışında, ekonomide de kendisini “şiddetle” hissettiriyor. Türkiye’nin şu anda çok ihtiyacı olan IMF ile anlaşma imzalanmasını, kendisinden olmayan büyük sermayeyi dize getirmek adına sürekli erteleyen Erdoğan, bütün gücünü, yoksul olan ama krizden çok fazla etkilenmeyen geniş halk kitlelerinden almaya çalışıyor.Her şeyin farkındaİddialı olacak ama şuna inanıyorum: Bugün krizden etkilenen kesim AKP’nin oy tabanını oluşturan milyonlar değil. Dövizin yükselmesi, işsizliğin artması, günlük piyasaların durma noktasına gelmesi bu milyonların hiç umurunda bile değil. Bu kesimdekiler sadece dolaylı olarak etkileniyor ama hayatlarını daha da zorlaştıran bir durumla karşı karşıya kalmıyorlar. Tayyip Erdoğan da bence bunu çok iyi biliyor ve kullanıyor.Zaten oy gelmiyorKriz bir işe, bir sanat veya beceriye sahip olan, üretime katkıda bulunan, eğitimli, kent yaşamına alışmış kesimleri tam kalbinden vurdu. İşsiz kalan, dövizdeki yükselişin altında ezilen, durgun piyasaların kurbanı olan bu kesim AKP’nin asıl oy tabanını temsil etmiyor. Elbette bu kesimden de AKP’ye giden oylar var ama belirleyici olan krizden etkilenmeyen gerçek yoksul kesim.Dibe vurabilirKrizin böyle sürmesi halinde, kriz nedeniyle sıkıntıya giren ve yoksullaşan kesimler dibe vuracaktır. Çaresizliğin kucağına itilen bu kesimler, aslında AKP’ye destek olmadıkları için cezalandırıldıklarını anlamayacaklar asla. Ve bu kesim de giderek tıpkı daha önce yoksullaştırılan geniş yığınların durumuna; yani yardıma muhtaç hale getirilecek. İşte o andan itibaren kimse için iktidar o olmuş bu olmuş fark etmeyecek.Biat dönemi başlarToplumun önemli bir kesimini yoksul hale getirirseniz, iktidarda kalma şansınız ve biat kültürünü iyice yaygınlaştırmanız kolaylaşır. Ekonomik olarak da güçsüzleşen, sesini çıkaramayan kitleler, günlük yaşamlarını kurtarma adına iyice pasifleşeceği gibi başlarına gelenin nedenini çözemediklerinden maneviyata sığınmayı bir çare olarak görürler.Dönüşüme geçişHep söylediğim gibi bu iktidar “değişimi” değil “dönüşümü” gerçekleştiriyor. Değişim ilerici devrimci bir harekettir. Dönüşüm ise belli bir amaca yönelik siyasetin toplumu o hedefe yöneltmesidir. Dikkat ediyorsanız son zamanlarda laiklikle, türbanla ilgili tartışma ve talepler iyice azaldı. Çünkü o konuda çok büyük mesafe alındı ve toplumun gerçek anlamda dönüştürülmesi aşamasına gelindi. Ekonomik kriz de bu dönüşümün en önemli silahı.Sıra büyük sermayedeGeçen hafta döviz bir anda yükselmeye başladı. Ekonomik krizi sadece dışa bağlamaya çalışan AKP yandaşları bunu hemen General Motors’un iflas aşamasına gelmesine bağladı. Elbette bunun da etkisi var ama asıl sorun Türkiye ekonomisinin dünyadaki güvenirliliğini yitirmesidir. Ve bunun ağır faturasını AKP’ye zorunlu destek veren ama AKP’den olmayan büyük sermaye ödeyecektir.IMF ile anlaşmaBaşbakan, dönüştürme planını uygularken doğruları söylemiyor ve IMF ile anlaşma yapılmasını “şimdilik” engelliyor. “Ümüğümüzü sıktırmayız” demagojisi ile krizden etkilenmeyen kesimlere “yürekli Başbakan” imajı vermeye çalışıyor. Oysa IMF ile anlaşma Türkiye’nin güvenirliliği konusunda aşılması gereken bir merhale. Bu anlaşma imzalansaydı General Motors olayı Türkiye’yi bu kadar etkilemeyecekti.Dolar ne kadar yükselir29 Ocak’ta Erdoğan’ın asıl amacının kendisinden olmayan büyük sermayeyi dize getirmek olduğunu yazarak “IMF ile anlaşma bu yüzden imzalanmıyor” demiştim. Doların sessiz sedasız 1.7 seviyelerine çıkacağını, seçimden önce 2 lira olacağını ve daha da yükselebileceğini belirterek “Bu durum Türk Lirası ile iş yapan ama dış borcu olan büyük sermayeyi çok sıkıntıya sokacaktır” görüşünü savunmuştum.Şimdi o aşamadayızİşte bir ay sonra o aşamaya geldik. Büyük sermaye şu anda ne yapacağını bilemez halde. Gözlediğim kadarıyla sınır doların 2.25 seviyesidir. Dolar bu seviyeyi de geçerse, buna direnecek hiçbir sermaye yok. Tabii AKP’li sermayenin de bundan etkileneceği akla gelebilir. Bu kadar değil. Çünkü iktidar yanlısı sermaye inanılmaz fonlarla beslenip destekleniyor, önlerine yeni sahalar açılıyor. Burnu sürtülmek istenen sermayenin ise bunlara yaklaşması söz konusu bile değil.ABD ile ilişkilerObama yönetiminin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Türkiye ziyareti göreceksiniz çok önemli sonuçlara da neden olacaktır. İktidar ve yanlıları özellikle Obama’nın Türkiye’yi ziyaret etme kararını alkışlarla ve Erdoğan’ın başarısı olarak karşılarken, verilen küçük mesajların şimdilik fark edilmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor.Eskisi gibi mi?Erdoğan iktidar yıllarındaki en büyük desteği Bush yönetiminden ve İsrail’den almıştı. Şu anda aynı desteğin devam edip etmediği konusunda şüpheler var. Bayan Clinton’ın, AKP iktidarı tarafından batırılmak istenen bir medya grubuna özel röportaj vermesi ve hepsi çağdaş Türkiye’yi temsil eden 4 kadının programına çıkması bile sanki birer mesaj niteliğinde. Yeni ABD yönetimi “Ilımlı İslam” projesini rafa kaldırıyor olabilir.YazamadıklarımSevgili okurlar; bu hafta kısa kısa da olsa değinmek istediğim pek çok konu vardı. Ama bunları daha ayrıntılı biçimde bu hafta yazmaya çalışacağım. Örneğin krizin etkilediği kesimleri ve AKP’nin tabanını oluşturan milyonların krizden neden etkilenmediğini daha ayrıntılı biçimde anlatmak istiyorum.Seçim gezileriAyrıntılı biçimde yazmak istediğim bir konu da Başbakan’ın muhalefeti ısrarla Doğu bölgesine davet etmesi. Bu çok tehlikeli tahrikten Başbakan’ın çıkarmak istediği sonucu görüyorum. Bu hafta bu konuya da daha ayrıntılı değineceğim. Bunun yanı sıra pıtrak gibi ortalığı saran seçim anketleriyle de ilgili söylemek istediklerim var. THY uçağının düşmesinde, Türkiye’yi saran “toplam kalitesizlik” ne ölçüde rol aldı konusunu da işlemek istiyorum.Hepinize iyi haftalar dilerim.

Devamını Oku

Bravo Türk doktorları

7 Mart 2009

Türk doktorlarının dünyada pek çok başarısı var. Buluşlarıyla, tedavi yöntemleriyle, cerrahi yetenekleriyle tıp literatürüne geçen Türk doktorlar elbette göğsümüzü kabartıyor. İşte sizlere dünya çapında başarılı Türk doktorlarından ve yaptıklarından bir demet:* Harvard Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, obezite ve şeker hastalığına sebep olan geni buldu.* Goethe Üniversitesi cerrahlarından Prof. Dr. Tayfun Aybek, kalp krizini önceden haber veren çip geliştirdi.* Gaziantep Üniversitesi Plastik Cerrahi Başkanı Doç. Mehmet Mutaf’ın dudak yarığı konusunda geliştirdiği ameliyat tekniği, Fransa’da “en başarılı teknik” kabul edildi.* Finlandiya Kuopio Üniversitesi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, böbrek taşlarına ‘nanobakteri’ adı verilen bir mikroorganizmanın yol açtığını kanıtladı.* Arkansas Üniversitesi Çocuk Elektrofizyolojisi Bölümü Başkanı Doç. Volkan Tuzcu, çocukların kalp ritim bozukluluğunu ışın kullanmadan tedavi eden yöntem geliştirdi.* Amerikan Nature Dergisi, Türk Dr. Murat Digiçaylıoğlu’nun ‘beyin kanamasından sonra hücrelerin ölmesini önleyen buluşu’nu duyurdu.* Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde araştırmalarını sürdüren Dr. Hande Özdinler, bugüne kadar işlevi bilinmeyen Prion isimli proteinin beyin hücrelerinin yenilenmesi açısından önemini ortaya koydu.* Houston Methodist Hastanesi Sindirim Hastalıkları Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Atilla Ertan, ‘ABD’nin en seçkin 10 hekimi’ arasına girdi.* İstanbul 70’inci Yıl Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma Hastanesi cerrahlarından Dr. Cengiz Türkmen, ameliyat sonrasında kırılmayı ve ağrıyı önleyen ‘omurlar arası sabitleyici’ geliştirdi.* Memphis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semahat Demir, ABD’de Bilim-Sağlık Ödülü’ne layık görüldü.* Cornell Üniversitesi Kısırlık Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, kadınların menopozdan sonra da çocuk sahibi olabilmesini sağlayan bir yöntem geliştirdi.* Columbia Üniversitesi Kardiyoloji Direktörü Prof. Dr. Mehmet Öz’ün yazdığı ‘You: The Owners Manuel’ isimli kitap, ABD’de piyasaya çıktığı gün Harry Potter ve Da Vinci Şifresi’ni geride bırakarak, 350 bin sattı.* Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, “Keneden korunmak için pantolon paçalarını çoraba sokun” dedi.*****Yıldırım Tuna’dan pazar fıkraları Kleptomani“Doktor, oğlumda kleptomani hastalığı var, her sokaktan gelişinde cebinde marketlerden çalınmış şeyler buluyorum” diye dert yanmış adam. “Ona bisiklet alın” diye cevap vermiş doktor. “Tamam doktor” demiş adam “Bisikletinin olması onun davranışlarında bir düzelme sağlar mı?” Doktor “Pek değil” demiş, “Ama kolay yakalanma şansını azaltır!” ŞemsiyeYaz kampına gelen minik çocuğun bavulunu dolabına yerleştirirken bavuldan çıkan şemsiyeyi gören kamp müdürü “Aa” demiş, “Yaz günü bu şemsiye de neyin nesi?” Çocuk “Hayret efendim” demiş, “Sanki hiç anneniz olmamış gibi konuşuyorsunuz!” SarhoşSarhoşun biri meyhanenin önündeki kaldırımda bulduğu tek ağaca tutunuyor, güç kazanıp yürümek için tutunduğu koluyla ağacı itiyor, bir iki adımda bir daireler çizip tekrar aynı ağaca sarılıyormuş. “Kahretsin yahu” demiş sonunda, “Şimdi ne güzel evimde karımla beraber olacaktım, ormanda kaybolduk!” SihirbazKadın psikiyatriste gidip “Kocam kendisini sihirbaz sanıyor, başımızı derde sokacak” diye şikâyet etmiş. “Eee, ne var bunda?” demiş doktor. Kadın “Kızın birini hortumun içine sokup ikiye kesti, bizi mahkemeye verdiler” deyince doktor tekrar sormuş: “Kızın ailesi mi?” Kadın cevaplamış: “Hayır, şimdilik hayvanat bahçesi müdürlüğü. Fillerinin hortumunun boyu kısaldı diye..!” RotaKule: TWA 2341. Gürültüyü önlemek için acele 45 derece sağa dönünüz..Pilot: Kule, biz 3 bin 500 feet’teyiz, buradan nasıl gürültü yapabiliriz ki?Kule: TWA 2341. Siz hiç 747’nin 727’ye vurdugu andaki sesi duydunuz mu?*****Fırlama öğrenci Geçen hafta öğrenci öğretmen ilişkilerindeki bazı komik olayları aktarmıştım. Bu yazıdan sonra bir okurum başından geçen olayı anlatan mesaj göndermiş. Benim de çok hoşuma gitti sizlere aktarıyorum:Sınavda öğrenciler harıl harıl cevapları yazmışlar. Dersin sonunda hocanın otoriter sesi yükselmiş: “Tamam süre bitti, kalemleri bırakın ve kağıtları verin.” Öğrenciler kağıtlarını teslim ederken bir öğrenci hâlâ yazmaya devam ediyormuş. Hoca yüksek sesle bu kez bu öğrenciyi uyarmış kağıdını bırakması için.Ama öğrenci hâlâ devam ediyormuş. Sonunda hoca kağıtları toplayıp çantasına koyacakken öğrenci yerinden fırlamış ve kağıdı uzatmış. Hoca hiç de gülmeyen bir yüzle “Senin kağıdını almıyorum, hakkını kaybettin” demiş.Öğrenci boynunu büküp ayakta dururken “Hocam” demiş, “Benim kim olduğumu biliyor musunuz?” Hoca sıkkın bir ifadeyle “Bilmiyorum, kimsin söyle bakalım?” der demez öğrenci elindeki kağıdı hocanın tuttuğu kağıtların arasına sokuvermiş. Sonra da “Nasıl olsa kim olduğumu bilmiyorsunuz hocam” diyerek sınıftan çıkmış. Hızlı zekâ değil mi?*****Bugün Star’da Ruhat Mengi’nin programındayım Haftalardır seçtiği konu ve konuklarıyla pazar günlerinin en çok izlenen programlarından biri olan Ruhat Mengi ile Her Açıdan’ın bu haftaki konuklarından biri de benim. Siyasette dini motiflerin kullanılmasından, ekonomideki kaderciliğe, dokunulmazlıklardan yolsuzluklarla ilgili hukuk ihlallerine kadar pek çok konunun tartışmaya açılacağı programda geçen haftaki konuşmalarıyla büyük ilgi gören Galatasaray Üniversitesi doçentlerinden Ümit Kocasakal, CHP milletvekili Atilla Kart, yıllardır ekonomi konusunda çok ciddi uyarılar yapan Prof. Osman Altuğ da var.Kaçırmayın derim.*****Üç şeyden sakın Geçenlerde Bahattin Yücel sohbet ederken anlattı. Çok eski bir deyim. Ben de not aldım. Üç şeyden kendinizi mutlaka sakının, çünkü iyi sandığınız bu şeyler ummadığınız anda başınızı derde sokar:İltifat-ı ümeradan: Yani zenginin övgüsünden.Şebnem-i nisadan: Yani kadının gözyaşından.Şems-i sitadan: Yani kış güneşinden.Bir düşünün yanlış mı?*****Yanlışlar Dünkü yazımda Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker’in adını nasıl olduysa Cem Topçu olarak yazmışım. Ayrıca partinin adı da Liberal Parti değil, Liberal Demokrat Parti. Hem genel başkandan, hem partiden hem de siz değerli okurlarımdan özür dilerim.

Devamını Oku

Hillary’ye samimi tavsiyeler

6 Mart 2009

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bu gece yarısı Ankara’da olacak. Yeni Başkan Obama döneminin bu ilk önemli ziyareti nedeniyle Ankara da hayli heyecanlı.Başbakan Tayyip Erdoğan, Davos olayından sonra ilk kez Batılı bir devlet yöneticisiyle karşı karşıya gelecek.Ankara’dan edindiğim haberlere göre Başbakan Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı’na Türkiye’ye ağır suçlamalar getiren raporu da soracak. Buradan da anlaşılıyor ki Hillary’nin ziyareti çok renkli geçecek.Önceki gün Liberal Parti Genel Başkanı Cem Topçu’dan bir mesaj aldım. Topçu, Hillary Clinton’a Erdoğan görüşmesi için bazı tavsiyelerde bulunmak istediğini belirtmiş. Topçu’nun Hillary’ye samimi tavsiyeleri şöyle:“Sayın Hillary Clinton. Bilmiyorum farkında mısınız ama Ankara’ya yapacağınız ziyaretinizde Orta Doğu’nun ve Türkiye’nin eğitimli, ufku geniş, yüzünü evrensel ve çağdaş değerlere çevirmiş kitleleri tarafından, ‘dünya lideri’ ilan edilmiş bir siyasetçi ile görüşeceksiniz.Görüşeceğiniz bu dünya lideri, her ne kadar ülkesi dünya demokrasi endeksinde 88’inci yolsuzluk endeksinde 64’üncü Birleşmiş Milletlerin İnsani Gelişim Endeksinde 84’üncü dünya özgürlük endeksinde Afrika ülkeleri ile aynı kategoride olsa da ülkesinin onur ve saygınlığını korumaya kararlı bir liderdir.Bakanlığınızın son raporunda, demokrasi ve özgürlükler cenneti, Türkiyemize yöneltilen işkence, polisin bir yılda 37 kişiyi kazara öldürmesi gibi suçlamalara sert tepki verecek ve size, bir önceki yönetiminizin Irak, Ebu Gureyb, Guantanamo gibi yerlerdeki su tahtası gibi işkence uygulamalarından dolayı, büyük bir olasılıkla ‘siz öldürmeyi, işkence yapmayı iyi bilirsiniz’ diyerek girişecektir. ‘Bak Hillary kadınsın diye’ başlayan cümleler kullanabilir. Yadırgamayınız. O bir dünya lideridir, siz alt tarafı ABD Dışişleri Bakanısınız. ‘Aramızda kalacak, kayıtlara geçmeyecek’ zannı ile söylediklerinize dikkat ediniz. Dünya liderinin ileri bir tarihte kafası atarsa kameralar önünde, örneğin ‘Hillary bana tankın üstünde Tahran’a girmekten büyük zevk alacağını geçmişte söylemişti’ gibi bir beyanatı ile çok zor durumlarda kalabilirsiniz.Ülkenizin neden olduğu küresel mali krizden dolayı da büyük bir olasılıkla bu dünya lideri tarafından ‘Siz ekonomik kriz çıkartmayı çok iyi bilirsiniz ama bize işlemez, bizi teğet geçer’ diyerek suçlanacaksınız. Naçizane önerim itiraz etmeden kabullenin.Amerika’da kimsenin aklına gelmeyen ‘her şirketiniz bir eleman daha alsa işsizliği önlersiniz’ şeklinde bir öneride de bulunabilir. Lütfen kendinize hâkim olunuz ve bu öneri karşısında gülerek sevincinizi hemen dışa vurmayınız. Görüşmelerinizde dünya liderimizin görüş ve fikirlerinde faydalanmanızı önerir, başarılar ve kolaylıklar dilerim.”*****Cumhuriyet yazarlarından Balbay’a anlamlı destekCumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi ve köşe yazarı Mustafa Balbay, Ergenekon davası nedeniyle tutuklanmasaydı yarın Bursa Kitap Fuarı’na katılarak kitaplarını imzalayacaktı. Balbay ayrıca yine aynı fuarda öğleden sonra bir sohbet toplantısına da katılacaktı.Ancak Balbay’ın bu etkinliklere katılması mümkün değil, çünkü tutuklu. Cumhuriyet Gazetesi yazarları ise Balbay’ın hem tutukluluk halini protesto etmek hem de Bursa’da yazarı bekleyen okurlara saygıdan, çok ilginç bir ortak eylem kararı aldı.12 Cumhuriyet yazarı yarın topluca Bursa Kitap Fuarı’na giderek Mustafa Balbay’ın kitaplarını imzalayacak. Yazarlar Balbay’ın konuşma yapacağı saat 14.30’da topluca kürsüye çıkarak, Mustafa Balbay adına birer konuşma yapacak.Öğrendiğime göre bu toplu eyleme Cüneyt Arcayürek, Hikmet Çetinkaya, Server Tanilli, Ali Sirmen, Deniz Som, Ataol Behramoğlu, Orhan Bursalı, Ümit Zileli, Turhan Günay, Deniz Kavukçuoğlu, Faik Bulut ve Serdar Kızık katılacak.Yazarlar saat 11.00’den itibaren 20.00’ye kadar fuarda Mustafa Balbay için ayrılan stantta nöbetleşe bulunacak ve Balbay’ın kitaplarını imzalayacaklar. Ancak saat 14.30’da tüm yazarlar aynı anda stantta olacak ve bir saat boyunca kitap imzalayacaklar.NOT: Bu arada değerli dostum Kemal Ulusu babasının anılarını içeren Atatürk’ün Yanıbaşında kitabını bugün Bursa Kitap Fuarı’nda imzalayacak. Ulusu yarın da Akmerkez D&R’daki imza gününde okurlarıyla buluşacak.*****Poğaça bile dağıttılarGeçen hafta Beykoz Adliyesi’nde bir işim vardı. Kapıdan çıkarken hayli zamandır görmediğim bir avukat arkadaşıma rastladım. Hal hatır sorduktan sonra “Bu sabah inanılmaz bir yardım örneğine tanık oldum” dedi.Sonra da anlattı: “Sabah... İlköğretim Okulu’na bir işim gereği uğradım. Okulun hemen yakınında öğrencilerin kalabalık oluşturduğu gördüm. Yanlarından geçerken meraktan baktım. Adamın biri Anadolu liselerine giriş sınavları için hazırlanan soru kitaplarından dağıtıyordu. Kitabı alan öğrencilere birer de poğaça veriyorlardı. Çocuklardan birine sordum. ‘Amca bu abiyle ablalar Ak Parti’den gelmişler, bize kitap ve poğaça veriyorlar’ demez mi!” Düşünün seçimler yaklaştıkça yardım ve promosyonlar artık ne boyuta ulaştı. Okuldaki çocuğa poğaça hediye etmeyi bile düşünmüşler. Ama burada benim asıl canımı sıkan şey, tüm bunların “iyi çalışma” olarak nitelendirilmesi. Bu kadar mı köreldi herkesin gözü. *****‘Senden iyiyim’Hizmetçi maaşına zam ister, evin hanımı sebebini sorar. Hizmetçi “3 sebebim var, birincisi sizden daha iyi ütü yapıyorum” deyince evin hanımı kızarak “Sana bunu kim soyledi?” der. Hizmetçi “Beyiniz” cevabını verince kadın tekrar sorar: “İkinci sebep ne?” Hizmetçi “Sizden daha iyi yemek pişiriyorum” deyince kadın daha da kızarak “Olamaz senin benden daha iyi pişirdiğini kim söyleyebilir?” deyince hizmetçi “Onu da beyiniz efendim” der.Evin hanımı öfke içinde, “Üçüncü sebep neymiş bakalım?” diye sorunca hizmetçi “Yatakta sizden daha iyiyim” cevabını verir. Evin hanımı adeta köpürerek “Bunu da mı kocam söyledi?” diye sorar. Hizmetçi gayet sakin cevaplar: “Hayır. Bunu bahçıvan söyledi.”

Devamını Oku

Siyasetçi rakibini mahkemeye verir mi?

4 Mart 2009

Yıllardır hep aklıma takılır, siyasetçiler seçim meydanlarında ya da Meclis kürsüsünde konuşurlar, sonra bir bakarsınız rakibi kendisini mahkemeye vermiş.Rahmetli Turgut Özal yapardı bunu örneğin.Ancak aklına gelen her anda, rakibini ya da kendisine muhalefet eden birini mahkemeye verme rekoru sanıyorum Tayyip Erdoğan’da.Yazarından karikatüristine, gazetesinden dergisine pek çok kişi ve kurumu mahkemeye veren Erdoğan, siyasi rakiplerine karşı da bu silahı kullanmaktan çekinmiyor.İşte en son mahkeme olayı Baykal’la ilgili. CHP lideri seçim meydanlarında Tayyip Erdoğan’ın ‘maganda gibi davrandığını’ söyleyince davayı yedi.Oysa siyasetçinin bir başka siyasetçiyi mahkemeye vermesini anlamak mümkün değil. “Efendim, işin içinde hakaret varsa sineye mi çekecek?” diyebilirsiniz. Doğru da yine siyasetçilerin hesaplaşma yeri bence mahkeme koridorları değil sandık olmalı.Tayyip Erdoğan gibi AKP ve yanlılarının da en önemli silahlarından biri mahkemeler. Dikkat edin, AKP’ye yönelik eleştirilerde, suçlamalarda bulunanlar kendilerini mahkeme kapısında buluveriyor.Erdoğan ve yandaşları ayrıca rakiplerini de bu yola itmeye çalışıyor “Madem öyle mahkemeye koşsanıza” öğütleri veriyor.Ben bunda bir art niyet olduğunu seziyorum. Çünkü AKP ve ona güç verenlerin asıl sorunu çağdaş demokrasi ve hukuk sistemi. Her ne kadar ağızlarından demokrasi ve hukuku düşürmeseler bile AKP zihniyetinin temelinde bugünkü çağdaş demokrasi ve hukuk yok.Nitekim güya demokrasi adına yeniden yazılmak istenen Anayasa bugünkü hukuk ve demokrasi sistemini temelinden sarsmayı amaçlıyor. Öyle sanıyorum ki AKP’nin çekirdek zihniyeti, kendisinden olmayanlara “Sizi savunduğunuz sistemin kuralları ile mahkûm ettiririm” politikası uyguluyor. Bir düşünün bakalım...***** Sosyetede Sibel Çarmıklı seferberliğiSiyasette ilke kalmadığı için biliyorsunuz artık herkes her yerden aday olabiliyor. BBP’li bir kişi CHP’nin “umut bağladığı” aday olurken, CHP’de siyaset yapan birini şimdi MHP’de görebilirsiniz.Yıllarca siyaseti din yoluyla yürütmeye çalışanlara karşı mücadele verenlerin şimdi aday olarak o saflara katılması da şaşırtıcı olmuyor. Örneğin, yıllarca ANAP’ın bayraktarlığını yapan, İstanbul sosyetesinin ünlü isimlerinden Sibel Çarmıklı, AKP adına Beşiktaş Belediye Başkanlığı’na soyundu.Eğer CHP İl Başkanı Gürsel Tekin asgari nezaket ve görgü kurallarını bilseydi Çarmıklı, aslında CHP adayı olabilirdi. Ama olmadı, o da kızdı gidip AKP’den aday oldu. Şimdi de harıl harıl seçimi kazanmak için çalışıyor. Geçenlerde yanına Avrupa Birliği Başmüzakerecimiz Egemen Bağış’ın arkasına geçip Beşiktaş pazarını gezmeye başlamıştı. Bağış, Ahmet Necdet Sezer’den “adamın biri” diye söz edince kendisini dinleyen balıkçı “Adamın biri dediğiniz Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer” diyerek aslında bir ders vermişti.Tabii iktidar gücünün her yerde geçtiğini sanınca böyle potlar kırılıyor. Normalde aynı tepkiyi göstereceğini sandığım Sibel Çarmıklı ise “çaresiz” gülümseyip yürümekle yetindi.Sibel Çarmıklı Beşiktaş’ta, Etiler’de, Levent’te çok tanınan bir isim. İstanbul sosyetesinin bilinen kişilerinden. Tabii ki AKP’li kimliği ile değil. Gözlediğim kadarıyla Beşiktaş’ta Çarmıklı’ya kızan ve hatta kendisini ayıplayan pek çok kişi var.Buna karşın bir grup sosyetik ismin Çarmıklı’ya seçim kazandırmak için kolları sıvadığını da öğrendim.Sosyetenin önemli bazı kadınları tüm tanıdıklarını arayarak “Sibel (Çarmıklı) için çalışıyoruz, sen de bize katıl” diyorlarmış.“Ama Sibel de (Çarmıklı) çok ayıp etti, ne işi var AKP’de” diye tepki gösterenlere sosyetik kadınların cevabı çok net oluyormuş. Diyorlarmış ki “Canım ne alakası var. Sibel (Çarmıklı) AKP’li değil ki, üstelik ne kadar karşı olduğunu biliyorsun. CHP’ye kızdığı için buradan aday oldu. Ama sonuçta kazanan AKP olmayacak, biz kazanacağız. Birlikte Beşiktaş’ta çok güzel işler yapacağız.” İşte böyle. AKP’liliği eğreti olanlar da bu tür söylemle “zevahiri kurtarmaya” çalışıyor. (Zevahiri kurtarmak: Bir işi yapar görünmek, bu yolla eleştiriden kaçmak)*****‘İncil de var’Çok yakın bir dostum anlattı, inanmamam mümkün değil. Olay şu: İstanbul Kurtuluş’ta yalnız başına oturan bir kadının kapısı çalınıyor. Kadın kapıdaki göz deliğinden bakıyor, iki türbanlı, bir çarşaflı kadın... Bunun üzerine kapının zincirini takıp açıyor.Kadınlar “Biz Ak Parti’den geliyoruz, biraz konuşabilir miyiz, içeri girmemize gerek yok” diyor. Bunun üzerine kadın kapıyı açıyor, kapıya gelen üç kadın da merdivenlere oturuyor. Daha sonra anlatıyorlar ki AKP’nin Şişli Belediye Başkan adayına oy istiyorlar. Sonra da “Eğer oy verirseniz size bazı hediyelerimiz de olacak” diyorlar. Ardından da küçük bir torba çıkarıyorlar, içinde kadınlar için birkaç hediye ile bir çeyrek altın. Kadınlar “Bu hediyeleri veririz ama siz de oyunuzu Ak Parti’ye vereceğinize dair yemin edeceksiniz” diyerek bir Kuran’ı Kerim çıkarıyorlar.Ev sahibi bunun üzerine “Ama ben Hristiyanım” deyince kadınlardan biri çantasından hemen bir İncil çıkarıyor ve “O zaman bunun üzerine yemin edin” diyor. Kadın reddedip kapıyı kapatıyor. Arkadaşım bana bunu anlattıktan sonra “Acaba kadın Yahudi olduğunu söyleseydi yanlarında Tevrat da var mıydı?” diye sormaktan kendisini alamadı.*****Senfoni’de bu haftaİstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın bu cuma konseri yine saat 19.30’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde verilecek. Jurgen Hempel’in yönetimindeki orkestra Willam Walton’un Viyola Konçertosunu ve Dimitri Şostakoviç’in 8. Senfonisi’ni seslendirecek. Programın solisti Viyola sanatçısı Paul Silverthorne. *****Üçüzİki kadın üçüz doğuran arkadaşları hakkında konuşuyorlarmış. “Biliyor musun?” demiş birisi, “Bu olay 12 binde bir olurmuş.” Diğeri “Hadi ya” demiş “Nasıl vakit bulup ev işi falan yapıyordu ki?” (Yıldırım Tuna) *****Kocanız evde mi?Pazarlamacı çiftliğin birine gidip kapıyı çalmış. Kapıyı açan evin hanımına “Kocanız evde mi bayan? Onun ilgisini çekecek bir şey göstermek istiyorum” diye sormuş. “Ahırda...” demiş kadın, “Tek başına ineklerin arasında...” - Kolay bulabilir miyim?- Tabii, hasır şapkalı ve bıyıklı!..(Yıldırım Tuna)

Devamını Oku

Ekonomi çok iyi de yoksulluk niye artıyor

3 Mart 2009

AKP’nin “sadaka ekonomisi” tam gaz gidiyor. Seçimler yaklaştıkça yapılan yardımlar ve vaadler daha da arttı. Tabii hassas bir konu olduğundan AKP’liler “Ne yani kış ortasında halkımızı soğuktan donmaya mı terk edeceğiz” yollu popülist söylemlerle kendilerini savunuyor.Elbette kış kıyamette kimse üşümesin, kimse aç kalmasın ama önemli olan bu insanları günlük ve geçici önlemlerle aldatmak değil, bu ortamı ortadan kaldırmaktır. AKP ise tam tersine yoksulluğu artırıp bu yolla kitleleri kendisine muhtaç ve bağımlı hale getirmek istiyor.Bunu şu nedenle çok iddialı biçimde söyleyebiliyorum: AKP’nin iktidarda olduğu 7 yıl boyunca ekonominin çok iyi gittiği, Türkiye’nin ekonomik güç olarak dünyada da önemli hale geldiği, bütün dünyanın Türkiye’yi bir yıldız gibi parlayan ülke olarak gördüğü belirtildi.Bu süre içinde döviz fiyatları artmadı, enflasyon hep geriye gitti, ihracat 100 milyar doları geçti, kişi başına düşen milli gelir 10 bin dolara dayandı.7 yıldır bunları dinliyoruz. Oysa her nasılsa aynı dönem içinde yoksulların sayısı da arttı. Peki nasıl oluyor da ülke şaha kalkmışken yoksullar ve yardıma muhtaç kişiler bu kadar hızla artıyor?Demek ki söylenenler aslında gerçeği ifade etmiyor. Gerçek, halkın giderek yoksullaşmasıdır ki bu da AKP’nin temel politikası. Yoksullaştır, istihdam yaratacağına yardım et, kitleleri bağımlı hale getir ve oylarını al. Hepsi bu.Çok bilinen bir hikâyedir, internette de şu sıralar çok geziyor. Ama tam da bu politikalar için anlatılan, gerçek mi değil mi bilmiyorum ama Sovyet diktatör Stalin’e mal edilen bir hikâye var. Şimdi bu ibret verici öyküyü okuyun, Türkiye ile benzerliği var mı yok mu siz karar verin:Stalin, adamlarını bir salonda toplayıp “Halkı kayıtsız şartsız bağlamak için ne yaparsınız?” diye sormuş. Her kafadan bir ses çıkmış. Stalin bunları dinledikten sonra odaya bir tavuk getirtmiş. Tavuğun tüylerini canlı canlı yolmaya başlamış, hayvancağız çektiği acı yüzünden sürekli bağırırken, yolunan tüylerinin yerinden kanlar akıyormuş. Stalin tavuğu iyice yolduktan sonra serbest bırakmış. Hayvancağız nereye saklanacağını bilmez durumda, ordan oraya koşturmaya başlamış. Tavuk nereye gitse kanayan derisi yüzünden canı daha çok yanmış. Zavallı tavuk bilinçsiz bir şekilde odada kan revan içinde koştururken Stalin eline bir avuç yem almış ve masanın altından hayvana uzatmış... Çaresiz tavuk Stalin’in bacaklarının arasına sokulup başlamış verdiği üç beş darı parçasını minnet duygusu ile yemeğe. Stalin adamlarına “Bir halkı çaresiz bırakıp sonra doyurursanız ona istediğiniz gibi sahip olursunuz” demiş. *****Tanıştığım adaylarYerel seçimlere heyecanla hazırlanan yüzlerce aday var. Bu adaylardan bazılarını şahsen tanıyorum. Bazıları ile ise biraz tesadüf biraz da adayın girişkenliği sayesinde tanışıp görüşlerini öğrenme şansı buluyorum. Bugün sizlere tanıdığım üç adaydan söz etmek istiyorum:Şükrü Genç (CHP-Sarıyer)50 yıldır Boğaz çocuğu olan Şükrü Genç’le uzun bir akşam yemeği yedik. Sonuçta ben de bu bölgede oy kullanacağım için kendisini biraz daha dikkatli dinledim. Fizik okuduktan sonra inşaat mühendisi olan Şükrü Genç Sarıyer’de AKP’nin hâkimiyetini bitirmek için çabaladığını anlatarak “Sarıyer dünyanın en güzel yeri olan İstanbul Boğazı’nın en önemli bölgesini işgal ediyor. Sarıyer halkı dünyanın en güzel yerinde olmanın keyfini alacağı gibi hizmetlerimizle de İstanbul’un en mutlu insanları olacak” diyor. Şükrü Genç işe istihdam sorununa çare olacak projelerle başlayacağını söylüyor.Sema Barlın (CHP-Üsküdar)Yanılmıyorsam İstanbul’daki en genç kadın aday. Dedesinin de CHP’li bir yönetici olması nedeniyle çocukluğundan beri siyasetin içinde olduğunu söyleyen Sema Barlın’la Üsküdar’daki bir cafede sohbet ettik. Barlın, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdikten sonra çok genç yaşta iş hayatına atılmış. Lojistik sektöründe iş kuran Barlın, Üsküdar’da çok iddialı olduğunu söylüyor. Barlın’a göre Üsküdar halkı artık AKP’nin kötü yönetiminden bıktı. Genç kadın aday “Üsküdar’ı İstanbul’un en gözde ilçesi yapacağım” diyor.Banu Dalaman (DSP-Beyoğlu)Daha önce Mustafa Sarıgül’ün siyaset danışmanlarından biri olan Banu Dalaman’la Taksim’deki genellikle tiyatro sanatçılarının uğrak yeri olan Park Cafe’de konuştuk. “Beyoğlu’nun B’si” sloganı ile her gün sokak sokak gezen Banu Dalaman “Göreceksiniz seçimi biz kazanacağız” diyor. Galatasaray Lisesi mezunu olan Dalaman AKP’li Belediye’nin halktan çok şikâyet aldığını söyleyerek “Beyoğlu halkı artık kendisinden birini başında görmek istiyor” diyor. Dalaman’a göre DSP sessiz sedasız büyük bir cazibe merkezi haline geldi ve yerel seçimlerde bunu herkes görecek. Tanıştığım adaylara başarı dilemek isterim.*****Bir ilkokul arkadaşım başkan adayıAnne babamın görevi gereği Türkiye’nin pek çok yerini gezdim çocukluk yıllarımda. İlkokulu da Balıkesir’de okudum 1960’lı yılların başında.Aradan neredeyse 50 yıl geçmiş. O ilkokuldaki sınıf arkadaşlarımdan Nedret Can’ın CHP’den Balıkesir Belediye Başkan adayı olduğunu öğrendim geçenlerde.Nedret Can, ODTÜ İdari Bilimler’de okuyup, talihsiz bir şekilde kızını ve eşini kaybettikten sonra iş hayatına atılmıştı. Başarılı yöneticilik görevlerinde bulunan Nedret Can şimdi siyaseti seçerek CHP’den başkan adayı olmuş.Henüz karşılıklı gelip konuşamadık ama yaptıklarını izlemeye çalıştım. Çocukluk yıllarında da çok faal ve çalışkandı, görüyorum ki enerjisi aynen devam ediyor. Balıkesir’i sokak sokak gezip hem dert dinliyor hem de yapacaklarını anlatıyor. Bu arada mal varlığını da internet sitesine koymuş.Diliyorum ve umuyorum ki seçimleri kazansın. Balıkesir, İzmir’le Bursa arasında olmasından mıdır bilemem ama biraz çarpık gelişti son yıllarda. Bunu düzeltmek ve Balıkesir’i hak ettiği yere getirmek çağdaş görüşlü bir kadının eliyle çok daha güzel olur. *****İki fıkra birdenFıkralar Yıldırım Tuna’dan:5 dakikaUçakta bütün hostesler önde oturan yaşlı çiftin 50’nci evlilik yıldönümü olduğunu öğrenince etraflarını sarmış. Tebrik edip neler hissettiklerini öğrenmek istemişler... “İnanır mısınız kızlar sanki tam 5 dakika gibiydi” demiş adam. Hostesler “Tam ne kadar ince bir düşünce” derken adam kızlara doğru eğilmiş ve fısıldamış: “Ama sanki suyun altındaki, beş dakika!” SivrisinekAdamın biri akşam geç saatlerde diş hekiminin muayenehanesine girmiş ve “Ben kendimin sivrisinek olduğunu zannediyorum” demiş. Doktor “Ben diş hekimiyim” demiş, “Psikiyatrist arkadaşımız bir üst katta.” Adam, “Biliyorum” demiş, “Işığı açık bırakmışsınız! Görünce girmeden yapamıyorum işte!”

Devamını Oku

MHP’nin önemli saptaması

2 Mart 2009

Pazar günü MHP’nin önde gelen yöneticileri ve İstanbul Büyükşehir Başkan adayı ile birlikte 2 saatlik bir kahvaltıda bir araya geldim. Cihan Paçacı, Tunca Toskay ve İstanbul İl Başkanı İlhan Barutçu Büyükşehir adayı Ahmet Turgut’u bizlere tanıttılar.Ahmet Turgut çok genç bir şehir planlamacısı. Eğitimini de bu alanda yapmış, kariyerini de.MHP İstanbul’da “Kazanırız” iddiasında değil. “Ama” diyor Cihan Paçacı “Bu seçimler MHP’nin yükselişinin bir göstergesi olacak. İstanbul’da kazanmasak bile çağdaş belediyecilik anlayışını ve projelerimizi halka anlatarak AKP’nin 15 yıldır belediyecilik gibi gösterdiği talan düzenini sergileyeceğiz.” Ahmet Turgut, elbette meslekten gelmenin de rahatlığıyla art arda İstanbul projelerini anlattı bizlere bir nefeste, soluklanmadan. Trafikten imar durumuna, kentin estetiğinden, istihdam yaratma projelerine kadar pek çok konuyu keyifle dinledik.Bunları dinlerken insanın aklına hemen şu geliyor; “Keşke seçilecek başkan tüm adayların özgün projelerini hiçbir komplekse kapılmadan hayata geçirmek için işbirliği yapsa.” Sohbet sırasında Paçacı ve Toskay’dan çok ilginç bazı seçim saptamaları dinledim. Örneğin Cihan Paçacı “Göreceksiniz Ankara’da MHP adayı büyük sürpriz yapacak” dedi.Paçacı sözü anketlere getirerek “Bir yanlış yapılıyor. AKP’nin karşısına sadece CHP’yi çıkarma ve sanki seçimi iki eksenli gibi gösterme çabaları var. Eğer halk böyle inandırılırsa seçimlerden AKP zaferle çıkar” diye konuştu.Sözlerini açmasını rica ettim. Dedi ki; “Örneğin Ankara’da bazı anketler çıkıyor. Burada Melih Gökçek 7-8 puan önde görünüyor. Arkasından Karayalçın’ı gösteriyorlar. MHP’yi ise daha geride gösteriyor. Ve AKP propagandasında ‘Ey ahali, MHP adayına oy verirseniz aradan CHP çıkabilir’ deniliyor. Bu, seçmeni etkiler. Solun iktidar olmasını istemeyenler kerhen de olsa AKP’ye oy verir. Oysa Ankara’da MHP önde. AKP bu tehlikeyi gördüğü için rakip olarak CHP’yi hedef alıyor, MHP oylarını etkilemeye çalışıyor.” Paçacı ve Toskay aynı durumun pek çok ilde böyle olduğunu belirterek “AKP kaybetme korkusu yaşadığı her yerde halkı böyle etkilemeye çalışıyor. CHP de bu oyuna düşüyor. CHP kendini AKP’nin tek alternatifi olarak görmeye devam ederse kazanacağı yerlerde bile hüsrana uğrayabilir, hesabı iyi yapmalılar” görüşünü üzerine basarak tekrarladı.*****Görgü ve nezaket Gazeteci olarak pek çok kişi ve kurum tarafından davet ediliriz. Elbette bizi kara kaşımız kara gözümüz için davet etmezler. Kendilerini, hizmetlerini anlatmaya çalışırlar. Bizler de aldığımız bilgiler doğrultusunda bunları haber yaparız ya da yapmayız.Kişi ve kurumlardan gelen davetlere katılmak zorunlu değildir. Ancak ismen yapılan bir davete katılıp katılmayacağınızı söylemek asgari bir görgü ve nezaket kuralıdır.Pazar günü MHP’nin kahvaltısında çok üzüldüm. İl Başkanlığı kişiye özel 15 gazeteciyi davet etmiş. Hepsiyle konuşulmuş ve “olur” alınmış. Çünkü amaç bir basın toplantısı yapmak değil, tanışmak ve sohbet etmek.Kahvaltıya 15 dadika gecikme ile gittiğimde tek gazeteci bile olmadığını gördüm. Yarım saat sohbet ettikten sonra kahvaltıya sadece benim konukluğumda geçtik. Bir süre sonra bir gazeteci arkadaşımız daha geldi. Ondan 15 dakika sonra da bir diğeri. İki gazeteci ise 2 saatlik gecikmeyle aramıza katıldı ki, ben zaten kalkıyordum, onlarla sadece merhabalaşabildik. İl yöneticilerine sordum, çok üzgündüler, çünkü 15 kişi geleceğini bildirmiş, ama gelmediler. Biz gazeteciler farklı ya da ayrıcalıklı kişiler değiliz. Söz verip tutmama hakkımız yok. Reddetme hakkımız var. Görgü ve nezaket kurallarına en titizlenen bizler olmalıyız.*****Anlayan beri gelsin Sabah Gazetesi yine gazetecilik başarısı(!) göstererek herkesi atlatmış! Ergenekon tutuklusu Mustafa Özbek’in kurduğu dinleme merkezini ortaya çıkarmış! Kutlamak gerek!Haberde dinleme cihazlarının markası, kod numarası, Türkiye’ye nasıl sokulduğu anlatılıyor.“Ergenekon dinleme merkezi kurmuş” haberini okuyunca aklınıza ne gelir? Bu merkezin darbe ile yıkılmak istenen iktidarı dinlediği, bir takım görüntüler çektiği ve belki de montajlar yaptığı değil mi?Hayır, hükümeti yıkmak isteyen örgüt meğerse CHP’yi, bazı bürokratları ve Türk-İş’in eski Genel Başkanı Bayram Meral’i dinliyormuş.Eski dinleme kayıtlarına bakıyorsunuz, hep benzer şeyler var. Demek ki bu örgüt asla devirmek istediği iktidar ile ilgili belge, ses ve görüntü kaydı, dosya tutmamış, hep kendinden olanları izlemiş.Çok merak ediyorum, darbe yapacağı söylenen bir örgüt neden yıkmak istediği iktidarla ilgili bir şey toplamaz da hepsi kendi aleyhine kullanılacak kayıtlar tutar elinde?Ya da şöyle bir şey düşünelim; acaba Ergenekon’un elinde iktidarla ilgili sesli ve görüntülü kayıtlar var mı? Diğer belgeleri gazetecilere verenler bunları ne zaman servis etmeyi planlıyor?*****Çatıdaki camcıYıldırım Tuna’dan; Çatı odası penceresinin camı kırılınca yaşlı kadın camcıya telefon etmiş. Camcı gelmiş, yaşlı kadın zorlukla merdivenlerden inip kapıyı açmış, camcı içeri girip çatı katına çıkmış. Az sonra yine kapı çalmış, yaşlı kadın tekrar binbir zahmet aşağı inip kapıyı açmış bir bakmış ki yine camcı. “Evladım” demiş kadın hayretler içinde, “Sen biraz önce gelmemiş miydin?” Camcı “Evet teyzeciğim” demiş biraz sinirli, “Düştük herhalde!” *****‘NEREDEYİM’Geçen ay Uludağ’da kaybolan bir genç, yanında cep telefonu olmasına rağmen kurtarılamadı. Çünkü sis ve tipide kaybolan genç yerini bilmediği için söyleyemiyordu konuştuklarına.Ve cep telefonu şirketinin “telefonun yerini ancak savcılık emriyle bildireceğini” belirtmesi bir gencin hayatına mal oldu.Şimdi bu acı olaydan yola çıkan cep telefonu şirketleri yeni bir sistem geliştirmiş. Telefonunuza Büyük harflerle “NEREDEYİM” yazıyor 2222’ye gönderiyorsunuz. 30 saniye sonra size bir mesaj geliyor. Mesajda bulunduğunuz yerin coğrafi konumu yazılı. Örneğin “41 derece 05 dakika 55 saniye kuzey, 29 dakika 00 dakika 06 saniye doğu” gibi. Mesajda ayrıca en yakın karakol ya da görebileceğiniz bir yapının da adı veriliyor.Yani kayboldunuz, kurtarılmayı bekliyorsunuz, yerinizi tam olarak öğrenip birine bildirebiliyorsunuz. Tabii bunu yapabilmek için şuurunuzun da yerinde olması gerek. Aksi takdirde yine savcılıktan izin gelene kadar hayata veda edebilirsiniz. Bu arada Uludağ olayında ihmali olan Jandarma subayına bir şey yapıldı mı?

Devamını Oku