Seçimler bitti, tartışması bitmeyecek hemen tabii. Son 48 saattir her yerde seçim değerlendirmelerini dinliyoruz. Benim en keyifle ve gülümseyerek izlediğim sohbetler kimilerinin hiç inanmadıkları halde “seçmen hasletleri” üzerinde durduğu sohbetler oluyor.Yok “Seçmen işaret verdi” diyorlar, yok “Seçmen one minute dedi” diyorlar, yok “Şaşmaz sağduyu yine kendisini gösterdi” diyorlar.Bunların hiçbiri doğru değil. Seçmenin işaret verdiği, uyardığı falan yok, kimse kendisini kandırmasın.Alın bakın bakalım sayısal sonuçlara. AKP’nin 2007’de aldığı oyla pazar günü aldığı oylar neredeyse birbirine eşit. Kısacası daha önce AKP’ye oy verenler yine AKP’ye oy vermişler. AKP’nin sayısal anlamda bir oy kaybı yok.Kayıp gibi görünen, oranlarda kendisini gösteriyor. Bunun da başlıca nedeni, seçmen sayısındaki artış ve katılma oranının 2007’ye göre daha yüksek oluşu.Yoksa AKP seçmen bazında bir şey kaybetmiş değil. Yani AKP’ye oy veren seçmen “Bak iyiye gitmiyorsun, seni destekliyorum ama kendine çeki düzen ver” falan demedi.Ama şu oldu: AKP’nin fiyakası bozuldu, imajı zedelendi, dokunulmazlığına dokunuldu.Hareketlilik ve uyarı AKP’li olmayan seçmenlerde var. AKP’li olmayan seçmenler, karşısında bir blok gibi duran AKP’yi alaşağı etmenin yolunu bu seçimde “en güçlü adayı desteklemekte” buldu. Hepsi budur.AKP zihniyetinin Türkiye’yi tehlikeli bir uçuruma götürdüğünü gören, laik, demokratik hukuk düzeninin zedelendiğini ve Türkiye’nin bir İslam devletine dönüştüğünü düşünen kitleler, en azından kendi kentlerini kurtarmak adına güçlü gördükleri adaylara yöneldiler.Ekonominin içinde yer alan, üreten ve tüketen, belli bir eğitimi ve kültürü olan, bilimle, sanatla, kültürle, estetikle barışık olan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, laik demokratik hukuk devletinden yana olanlar, bundan önce bir umursamazlık havası içinde, alternatifsizliği bahane ederek sandığına ve kentine sahip çıkmıyordu.Anladığım kadarıyla herkesin burasına kadar geldi ve sağduyu harekete geçerek Türkiye’nin daha gelişmiş bölgelerinde AKP hakimiyetine ağır bir darbe vuruldu.Gazetelerdeki haritalara dikkatle bakın, yoksullaştırma operasyonlarının sürdüğü bölgelerde AKP kesin bir hakimiyet kurmuş. Gelişmiş bölgelerde ise AKP oy kaybetmemesine rağmen iktidardan düşmüş.Ancak şunu da hemen belirtmeliyim. AKP oy kaybetmemiş olmasına rağmen “çöküş” pozisyonuna geçti artık. Bu seçim sonuçlarının AKP’nin kimyasını bozacağını ve hızlı bir erozyona uğrayacağını şimdiden söyleyeyim. Şu anda bir erken seçim çağrısı yapılmayacaktır, ama bir yıl içinde yaşayacağımız gelişmeler AKP’yi eritecektir. Erken seçim bundan sonra gündeme gelecektir.NOT: Seçim sonuçlarına sayısal açıdan bakınca Tarhan Erdem’in çok da yanılmadığını söyleyebiliriz.*** ‘Göbeğini kaşıyan adamın’ yerini ‘nankör’ aldıAKP bazı yerlerde seçimi kazanamamasını hayretle karşıladı. Önceki gece AKP ve yandaşlarının yüzlerinden düşen bin parçaydı. Yüzde 50 ve üzerinde bir oy bekleyen ve bunun zafer çığlıkları için hazırlık yaparak TV kanallarına kurulan yandaşlar ne diyeceklerini bilemediler.Ancak seçim gecesinin en dramatik gelişmelerinden biri, başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’lilerin ve yandaşlarının “bu kadar hizmet götürdük, niye oy vermediler” diye yakınmalarıydı.Erdoğan tanım yapmadan kendilerine oy vermeyen Güneydoğu bölgesi ile Akdeniz ve Batı bölgesi halkını nankör olduğunu ima ediyor.Aynı şekilde AKP’liler ve yandaşları da “vatandaşın kendilerine yapılan iyiliği değerlendiremediğini” söyledi. Kabaca bakarsak, AKP seçim kaybettiği yerlerde halkı suçlamaya kalktı. Oysa aynı AKP’liler bunca, işsizlik, yolsuzluk, kadrolaşma ve yoksullaştırmaya rağmen hâlâ AKP’ye oy veren halkı eleştirenlere “Halk düşmanı, halkı anlamamak, milli iradeye saygısızlık” tanımlarını yatıştırmaktan kaçınmamışlardı son seçimlerde. Garipliğe bakın ki “Halka göbeğini kaşıyan adam diye hakaret edemezsiniz” diyenler şimdi halkın “nankörlükle” suçlamaya çalışıyor. *** Çok tehlikeli bir söylemAKP’de özellikle yandaş kesimde çok ciddi bir moral bozukluğu var. İki gündür ekranlardan inmeyen AKP yandaşları “hafiften” muhalefet yaparak eleştiri oklarının ucunu bileyliyor. Seçmen analizi yapan kimileri de yanılmışlığın öfkesiyle olmadık ve çok tehlikeli yorumlar yapıyorlar.En dikkatimi çeken yorum şu: “Bu seçimlerden önce laiklik, Atatürkçülük, Cumhuriyet devrimleri çok konuşulmadı. Ama bunun AKP’ye yarar sağlamadığı ortada.” Yani yorumcu diyor ki “Laiklik tartışmaları aslında AKP’nin temel gıdası, AKP toplumu bu yönde gerdikçe bilinçsiz ve cahil halkın oylarını alıyor.” Bu son derece tehlikeli ve ülkeye zarar verici bir bakış açısı. Anladığım kadarıyla AKP’nin çekirdek kadrosu da bunun farkında ve önümüzdeki günlerde dini siyasete alet etme konusunda AKP ilginç çıkışlar yapabilir.Böyle yapacak ki tartışma yine din ve laiklik eksenine kayacak ve AKP liberal yandaşlarını kullanarak bunu bir demokrasi savaşı gibi sunacak.Belli ki AKP’nin yandaş kadroları, ekonomi, siyaset, sosyal yaşam, gelişme, ilerleme ile ilgili tartışmalarda yenik düştüklerini kabul ediyorlar. Bunun yerine laikliğe, Atatürk devrimlerine, Cumhuriyet felsefesine ve bunun da ötesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne hakaret etmenin daha prim yaptığını görüyorlar.Önümüzdeki günlerde bu konularda çok tahrikle karşılaşabiliriz. *** Değdi mi?Seçimlerden önce üç yerdeki adaylara dikkat çekmiştim. Biri Beşiktaş’tan aday olan Sibel Çarmıklı, diğeri Bakıköy’den aday olan Oğuz Satıcı, üçüncüsü de Çankaya’dan aday olan Bülent Akarcalı.Onca aday arasından bu üç kişiyi yazmamın elbette bir amacı vardı. Çünkü bu üç kişi AKP ile uzaktan yakından ilgileri olmamasına rağmen, sırf içinde bulundukları kesimlerin oylarını çalması için AKP tarafından görevlendirilmişti.Bu üç isim de kampanyaları boyunca “aslında AKP’li olmadıklarını” anlatarak “hizmet yapmak istediklerini” söylediler.Üçü de ağır bir hezimete uğradı. Üçü de AKP’nin o bölgede daha önce aldıkları oyu bile tutturamadı.Seçim öncesi yazımda “insan içine nasıl çıkacaklar?” diye sormuştum. Elbette insan içine çıkmaya devam edecekler. Ama acaba yitirdikleri itibarın farkındalar mı?
Yerel seçimlerin karşılaştırmasını 2007’deki genel seçimlerle yapmaktan yana değilim. Çünkü yerel seçimlerde aday önemli olduğu gibi seçmenin önemli bir bölümü istemediği partiye karşı en güçlü olanı destekleme eğilimini gösterir.Bu da partilerin gerçek oyunu yansıtmaz. Bu açıdan bakınca AKP’nin 2007’de aldığı yüzde 47’yi değil, 2004’te aldığı yüzde 41.7’yi baz almak gerek.Doğal olarak bu satırlar oyların henüz yarıya yakını sayıldığı sırada yazılabiliyor. Gece yarısı görünen tabloya göre AKP oylarını yüzde 40’larda tutuyor. Sabaha kadar bu oranın birkaç puan yukarı çıkması olasılığı az. Buna karşın muhalefetin oyu daha yukarı çıkabilir. Oy oranını bir kenara bırakırsak AKP’nin büyükşehirlerde ve il merkezleriyle bazı önemli büyük ilçelerde ağır hasar aldığı anlaşılıyor. Örneğin Antalya’yı kaybedeceğini her halde hiçbir AKP’li düşünmemişti. Aynı şekilde Adana’nın kaybına da “çok zor” gözüyle bakıyordu AKP. İzmir’de iddialıydılar, Güneydoğu’da ise DTP’yi yeneceklerini düşünüyorlardı.Oysa tam tersi oldu. TRT 6’nın yayına geçmesi, Cumhurbaşkanı’nın Kürdistan sözünü telaffuzu, Silahlı Kuvvetler’i adeta cinayetle suçlama çabaları belli ki Güneydoğu’da pek tutmamış.Diyarbakır neredeyse rekor bir oyla yine DTP’nin elinde kaldı. Bölgenin diğer önemli illerinde de ve hatta özellikle Van’da DTP, AKP’yi yenmeyi başardı. Pek çoğu birer Anadolu il merkezinden daha büyük olan bazı büyük ilçelerde de AKP hüsrana uğradı. Örneğin Ankara Çankaya’ya çok iddialı asıldı AKP ama başaramadı. İstanbul’da pek çok ilçe AKP’den CHP’ye ve MHP’ye geçti.AKP, CHP’nin oyunun yüksek olduğu bazı ilçelere kendisinden olmayan adaylar koyarak oy çalmayı düşündü ama bu ters etki yarattı. Örnek, Beşiktaş’ta CHP tarihi oy rekoru kırdı. Sonuç olarak AKP bu seçimlerden elbette “yenik” çıkmadı belki ama çok ağır hasar gördü. *** Erken seçim gündeme gelmezBu seçim sonuçlarına bakıldığında bir erken seçimin konuşumaya başlanmasını uzak ihtimal olarak görüyorum. Bu satırlar yazıldığında Ankara ve İstanbul’da AKP, CHP’nin önünde gidiyordu. Sabaha doğru sonuç tersine dönebilirse ve Ankara ile İstanbul’da CHP kazanırsa erken seçim ihtimali bir parça daha artabilir.Akıl ve mantık, önümüzdeki yıl içinde bir erken seçimin olmayacağını, daha doğrusu hiçbir partinin buna yanaşmak istemeyeceğini gösteriyor.AKP kuruluşundan bu yana ilk kez oy gerilemesi yaşıyor. Bu bir tehlike sinyalidir. Erken seçim istemez.CHP, bütün gücünü bu seçimlere vermesine ve bazı önemli yerleri kazanmasına rağmen bir genel seçim sonucu olarak algılanacak il genel meclisi seçimlerinde oyunu fazla artıramamış görünüyor. Bazı belediyelerde aldığı yüksek oyun “kerhen” olduğunun da bilincindedir. Bu durumda erken seçime sıcak bakmaz.MHP’nin de aldığı genel oy eskisine oranla çok farklı değil. Bu partinin de erken seçim istemesi pek mantıklı değil.Oy patlaması yapacağını ileri süren Saadet Partisi de beklediğini bulamadı. Aldığı oy genel seçimdeki yüzde 10’luk ülke barajına hayli uzak. SP’nin de erken seçim istemesi çok zor. *** TV’ler darmadığın olduAçıkça söylemek gerek, televizyonlar seçim akşamı için çok iyi hazırlık yapmışlardı. Müthiş grafikler, görsel efektler etkileyiciydi. Ancak içerik ve bilgi akışı faciaydı. Tek kanala takılıp kalanlar belki pek fark etmemiştir ama vatandaşların büyük bölümü o kanaldan bu kanala geçtiler gece boyu. Ve öyle sanıyorum ki herkesin kafası karmakarışık oldu.Örneğin bir kanalda İstanbul’daki oy dağılımı CHP yüzde 32, AKP yüzde 49 olarak verilirken aynı anda bir başka kanalda CHP yüzde 40, AKP yüzde 42 görünüyordu. AKP’nin bir kanalı gecenin geç saatlerine kadar il genel meclisi sonuçlarını AKP yüzde 46, CHP yüzde 13 ve MHP yüzde 9 olarak verdi. Oysa pek çok kanalda bu oranlar AKP yüzde 41, CHP yüzde 19, MHP yüzde 15 olarak görünüyordu. Tabii gece boyunca ne tür yayın yapılırsa yapılsın, tüm gerçek bugün ortaya çıkmış olacak. *** Anketler “cos”ladı Seçimlerden önce iyi ki “Anketlere güvenmiyorum” diye yazmışım. Sonuçta Adil Gür’ün anketi hariç diğer bütün anketler amiyane tabirle “cosladı.” Anketlere neden inanmıyordum. Çünkü çok ciddi yapılmadığını ve esasında kamuoyunu etkilemeye dönük oduklarını düşünüyordum. Aylar öncesinden açıklanan oranlarla halkın kafasında bir imaj yaratılıyor ve sonra da bu sonucun çıkması sağlanıyordu.Bu kez anket kuruluşları önceden yaptıkları “beyin yıkama” operasyonunu başaramadılar. Burada tabii en dikkat çekici olan Konda’dır. 2007 genel seçimini neredeyse hatasız bilen Konda bu seçimde uzak ara yanıldı. Kim bilir belki de 2007 seçimlerinin sonuçları zaten önceden biliniyordu. Bu kez bilinmeden anket yapınca yanıldılar. Bu arada dün gece her nasılsa bir saatten sonra bilgisayarla bildirim sırasında teknik arızalar çıkmaya başladı. Umarım bir “coslama” da burada yaşanmaz. *** Muhalefet artacaktırAKP’nin 6 yılı aşkın iktidarı boyunca muhalefet yapılmasından hiç hoşlanmadığı ve muhalefet yapanlara karşı da çok sert davrandığı bir gerçek.Bu nedenle başta medya olmak üzere toplumun sesini duyurma yeteneği olan pek çok kesimi geçen yılları fazla muhalefet yapamadan geçirdi. Çünkü korku muhalefetin önüne geçiyordu. Bu seçim sonuçlarından sonra ülke çapındaki muhalefetin sesinin yükselmesi ihtimali ağır basacaktır. Bugüne kadar korku içinde kalıp sesini çıkaramayan pek çok kurum ve kişi, bu sonuçlara bakarak cesaret bulacaktır.Şunu söylemek gerekir ki; bugüne kadar AKP’ye yönelik dişe dokunur hiç muhalefet yapılmadığı için vatandaş da durumun farkında değildi. Bundan sonra yükselecek muhalefet sesleri AKP’yi çok ciddi etkileyecektir. *** Baykal ve ekibi istifa etmelidirSeçimlerden önce yazmıştım: “Yerel seçim sonuçları ne olursa olsun, Baykal ve ekibi artık istifa etmelidir.” Seçimler yapıldı. CHP’nin oylarında bariz bir yükselme yok. Sadece bazı bölgelerde “en güçlü aday” olması nedeniyle diğer partilerin de belediye başkanlığı seçimlerinde CHP’ye oy verdiğini gördük.Yani CHP’de bazı yerlerde görünen başarı “kerhen” verilen oylara dayanıyor. Bunun kanıtı da zaten sandıklarda görünüyor. Pek çok sandıkta belediye meclisinde CHP’ye verilen oylar Kılıçdaroğlu’na çıkanların yarısı kadar. Demek ki Baykal ve ekibinin bu seçimlerde CHP’ye kattıkları hiçbir şey olmadığı ortada.Deniz Baykal artık “yeter” demeli ve yerini partiyi taşıyacak genç bir kadroya teslim etmelidir. Baykal’ın partinin “onursal başkanı” olmasına ve ilk seçimde Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkarmasına da herhalde fazla itiraz olmaz.
Bugün sandık başındayız. Eğer bu yazıyı oyunuzu kullanmadan okuyorsanız size “iyi vatandaş” gözüyle bakamam. Bu nedenle, eğer oy kullanmadıysanız lütfen gazeteyi elinizden bırakın, gidin oyunuzu kullanın ve ondan sonra kaldığınız yerden devam edin.Çünkü bu sayfada seçim gününe özel “seçim fıkraları” var. Yani kampanya yasağı olan bu günde seçim matraklarına güleceğiz.İyi de, iyi vatandaşlık görevini yerine getirmeyenin gülmeye de hakkı olmamalı.Neyse, tabii ki bu da işin gırgırı, yeterki oyunuzu kullanın.Seçim fıkralarını Yıldırım Tuna’dan rica ettim. Sağolsun bugüne özel fıkralar hazırlayıp göndermiş. Gelin hep birlikte okuyup, bu heyecanlı ve stresli güne biraz da kahkaha katalım:*****Siz uyunŞehirlerarası yolun tam kenarında kurulu küçük kasabada hız limiti 140’tan 60’a indirilmiş. Bölge Trafik Müdürü kasabanın belediye başkanına gidip “Efendim lütfen bize yardımcı olun” demiş. Başkan “Tamam” diye cevap vermiş “Konuyu belediye meclisine mi taşımamı istiyorsunuz?” Müdür “Hayır” demiş, “Her gün deli gibi otomobil kullanıyorsunuz. Yasaya önce siz uyun başka bir şey istemiyoruz.” *****Dinleme cihazıGenel Başkan miting için gittiği şehirdeki otel odasında yatmadan evvel gizli dinleme aleti konulabilecek her yeri araştırmış. Resim çerçevelerinin arkasını, abajurların altını... Sonunda yerdeki halıyı sökmüş ve birden “Ahaa..!” demiş sevinçle, odanın tam ortasına rastlayan yere 4 vida ile tutturulmuş çelik bir disk’i izci bıçağı ile yavaşça sökmüş, özenle yerinden alıp pencereyi açıp dışarı fırlatmış. Ertesi sabah kahvaltıya indiğinde korumaları heyecanla “İyi misiniz? Bir şeyiniz yok ya?” diye etrafını sarınca “Ne var?” demiş başkan, “Niye soruyorsunuz?” Koruma müdürü “Yok bir şey” diye cevap vermiş “Sadece dün gece sizin odanın tam altında bulunan düğün salonunun dev avizesi misafirlerin tam tepesine düştü de, bir sürü yaralı var siz iyi misiniz diye merak ettik!”*****Yeni başkanParti genel başkanı, yardımcısını odasına çağırıp “Bak” demiş, “Bir yıldır bu partidesin, parti üyeliğinden bir hafta sonra belde başkanlığına, bir hafta sonra ilçe başkanlığına, bir hafta sonra il başkanlığına, dört hafta sonra da genel başkan yardımcılığına terfi etti. Şimdi ben bu demokrasiyi iliğine kadar hazmetmiş tarihi partideki görevimden ayrılıyorum ve partinin genel başkanlığını sana devrediyorum. Ne diyorsun?” Yeni başkan “Teşekkür ederim” demiş, “Teşekkürler Baba!” *****Pis başkan- Yahu şu bizim pis başkanın işaret parmağı kırılmış, duydun mu?..- Aa?.. Neden kırılmış?..- Onu sevmeyen bir seçmen burnuna yumruk atmış..!*****Her çarşambaİşçi sendikaları seçimi, kürsüye çıkan başkan adayı “İşçi kardeşlerim haftada 4 günden fazla çalışmayacağızzz!” diye bağırınca kalabalık işçiler hep bir ağızdan “Hurraaaa..!” diye bağırmış...- Sabah 9 yerine 10’da işbaşı yapacağız!- Hurraaa!..- Ücretlerimizi artık yüzde 150 zamlı alacağız!- Yehoooo!..- Sadece çarşambaları çalışacağız!Sessizlik ve arka sıralardan olumsuz homurtular, “Pöhh... Her Çarşamba mı?..” *****Paylaşımcı başkanSeçim propogandası yapan belediye başkan adayı çiftçilikle geçinen kasabaya gidip miting kürsüsüne çıkmış, “Katılımcı ve paylaşımcı bir başkanlık getireceğim kasabamıza” demiş, “Mesela iki traktörünüz varsa birini belediye hizmeti için verir misiniz?” Kalabalık “Veririiizz” diye bağırmış. Aday “İki ineğiniz olsa birini bize verir misiniz?” diyince de “Eveeett” diye inlemiş insanlar. “Eğer 2 teneke buğdayınız kalsa birini belediyenize güç katmak için bağışlar mısınız” sorusu üzerine “Hayıırrrr..!” diye dalgalanmış bu sefer kalabalık. “Aa” demiş aday “Traktörü verdiniz, ineği verdiniz 1 teneke buğday niye sakınılıyor?” Kalabalık “Biliyorsunuzzz” diye bağırmış hep bir ağızdan, “Elimizde sadece 2 teneke buğdayımız kaldıııı!” *****Cennet ve cehennem İnternette gezinen bir fıkra var. Aynısını koymam mümkün değil, çünkü seçim yasaklarına girebilir. Ama esprisini bozmadan ve kısaltarak yazmak mümkündü. Fıkra şu:Adamın biri kaza ölür. Yukarıda melekler adama, “Günahlarınız ve sevaplarınız eşit. Şimdi bir seçim yapmak durumundasınız. Bu nedenle bir gününüzü cennette bir gününüzü cehennemde geçireceksiniz. Sonra da birini seçeceksiniz” derler.İlk durak cehennemdir. Cehennemin kapısı açıldığında, içeride yemyeşil mükemmel bir golf sahası görür adam. Bulutsuz bir havada güneş parlamaktadır ve hava 25 derece sıcaklıktadır. Uzakta golf sahasının muhteşem binası görünmektedir. Binanın önünde herkesin eskiden beri tanıdığı politikacılar, din bezirganları, iş adamları durmaktadır. Bütün bu iyi insanlar mutlu, sevinçlidir. Hemen adamı karşılamaya koşarlar. Şeytan buzlu içecekler ikram eder.Ertesi günkü durak cennettir. 24 saat boyunca, adam, değerli düşünürlerle, büyük devlet ve din adamlarıyla, şairler ve yazarlarla karşılaşır. Bu arkadaş canlısı iyi insanlar paradan çok önemli konulardan bahsetmekte ve adama büyük tevazu göstermektedirler. Her şey son derece sade ve güzeldir. Cehennemdeki şatafat burada yoktur.O gün de biter, melekler gelir ve adama bir seçim yapması gerektiğini hatırlatırlar. Adam “Böyle bir karar vereceğimi tahmin etmezdim ama galiba cehennem daha güzel bir yer” der.Melekler cehennemin kapısını açarlar ve adamı içeri iterler. Adam kendisini yanmış kıraç bir ovanın ortasında, vidanjörlerin boşalttığı endüstriyel atıkların bulunduğu bir alanda bulur. Arkadaşlarını gördüğünde ise dumura uğrar. Hepsi zincirli, prangalı, kara torbalara koymak üzere çöpleri toplamaktadır. Acıdan inlemektedirler. Şok içinde olan adam mırıldanır: “Anlamıyorum dün geldiğimde, burada bir golf sahası ve kulüp evi vardı; istakoz ve havyar yedik, içip içip sarhoş olduk. Tavşanlar gibi sıçrayıp, oynayıp deliler gibi eğlenmiştik. Şimdiyse, pislikle dolu bir çöl görüyorum ve her şey sefil bir halde görünüyor.” Şeytan ona bakar, gülümser ve kulağına şöyle der: “Dünkü seçim kampanyasıydı.”
Geçtiğimiz yıl temmuz ayında yapılan seçimlerden sonra “bir kuşkuyu” dile getirmiştim. “Acaba bilgisayar kullanılarak yapılan sonuç bildirme işleminde bir hile yapılmış olabilir mi?” diye.Seçimin çok hızlı bitmesi, Yüksek Seçim Kurulu’nun “bazı hatalar var ama sonucu etkilemez” biçimindeki açıklamaları ve her iki kişiden birinin AKP’li olmasının o anda yarattığı etki böyle bir soruyu gündeme getirmişti.Yarın seçim günü ve yine bu tür şüpheler kamuoyunda tedirginlik yaratıyor. Eğer böyle bir ihtimal varsa önlemini almak da mümkün. Bunun için de iş özellikle muhalefet partilerine düşüyor. Sandıklara sahip çıkmak zorundalar, oylamanın başından sonuna sandık başlarında en az birer görevli bulundurmalı, sayımı dikkatle izlemeli ve mutlaka çıkan sonuçları sandık numarasıyla birlikte kaydetmeliler.Daha sonra Yüksek Seçim Kurulu’nun elektronik ortamda yayınladığı rakamlarla bunlar karşılaştırılmalı.22 Temmuz’dan sonra bu konuda birkaç yazı yazdığım gibi bazı parti yetkililerine de kuşkuları anlatmıştım. Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu’na söylemiştim. Önce ihtimal vermemişti ama bilgisayarla neler yapılabileceğini görünce üzerinde durulması gerektiğini söylemişti.Aynı şekilde MHP yetkilileri de kısa bir süre şüphelerin üzerinde durmuş, hatta bazı yerlerde tutanaklarla YSK’daki rakamların tutmadığını da ortaya çıkarmışlardı. Ama nedense olayı fazla kurcalamak istemediler.Baykal ise hiç oralı bile olmamıştı. Aylar sonra Alanya uçağında eski bir bakana “Seçim hilesi üzerinde durmadık ama galiba hata ettik” dediğini öğrenmiştim.Sandıkların sıkı kontrol altında tutulmasının ötesinde 22 Temmuz’dan sonra da söylediğim bir önlem alınabilir.Şöyle: Her ilden rastgele seçilmiş 20’şer sandığın tutanaklı sonucu ortaya konur. 81 ilden gelecek bu sandıkların toplamı 1620’dir. Yaklaşık 160 bin sandık var. 1620 sandık toplam sandık sayısının aşağı yukarı yüzde 1’idir. Yüzde bir gerçek sonuç en iyi kamuoyu araştırmasından bile daha sağlıklı sonuç verir.O halde bu sandıklardan çıkan sonucun ülke genelinde çıkan sonuçlara çok yaklaşık olması gerekir.Eğer genel sonuca yaklaşık bir sonuç bulunursa mesele kalmaz. Ama eğer ciddi sapmalar varsa bilgisayarla iletme sırasında bir hile yapılmış olma olasılığı güç kazanır.Partiler çok basit önlemler alarak bilgisayarla hile yapılıp yapılmadığını ortaya çıkarabilirler kısacası.*****Şimdiden yazayımBir gazete 22 Temmuz seçimini değerlendiren birçok gazetecinin yazısından alıntılar yapmış. Alıntılarda bu yazarların tamamının seçim tahmininde yanıldıkları belirtiliyor. Bunlardan biri de benim.Tabii böyle bir kaynak olunca mal bulmuş gibi üzerine atlayanlar internet üzerinden her tarafa mesajlar atıyor.Bana da geliyor tabii. Kimileri zevzeklik sınırını bile aşan ifadelerle “O zaman da bilememiştiniz, şimdi de bilemeyeceksiniz, bırakın artık bu mesleği” diyor.22 Temmuz seçimlerinden sonra da söylemiştim, şimdi madem sırası geldi tekrarlayım: Ben gazeteciyim, falcı değilim. Görüş ve izlenimlerimi, inanç ve fikirlerim doğrultusunda yoğurarak beni okuyanlarla paylaşırım.Bir seçimde tercih belirtmek, bir hedefi eleştirmek fikir olayıdır. Halkı anlamamak, halktan kopuk olmak gibi bir anlam ifade etmez.Beğenmediğim bir siyasi görüşün seçimi kazanması ne benim yenilgim, ne yanılgım ne de tarafgirliğimdir. Sadece genel tercih, benim tercihimden daha fazla ilgi görmüş demektir.Ayrıca demokrasiler siyasi fikir ve görüşlerin yarışıdır. Birinin kazanması, diğerlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Önemli olan fikir ve düşünceleri namuslu ve dürüst biçimde savunmaktır.Bu seçimler öncesinde de doğal olarak iktidardaki partiyi eleştirdim, değerlendirmelerimi sizlerle paylaştım. Benim gözlemlerime göre AKP’nin bu seçimlerden oy kaybına uğrayarak çıkması daha muhtemel. Bunun için bir oran vermem mümkün değil elbette. Tersi olabilir mi? Neden olmasın. Öyle olursa da bu benim halkla ters düştüğüm anlamına gelmez ve doğru bildiğim yolda yazılarıma devam ederim.*****Devlet olmakMuhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan ve düşen helikopterin 48 saat bulunamamasının nedenini anlatan devlet görevlileri “Hava şartları çok kötüydü, helikopterler bile havalanamadı, görüş mesafesi çok düşüktü” türünden açıklamalar yapıyor.Bu açıklamaları arama kurtarma konusunda uzman olmayan, bu konudaki gelişmelerden haberleri bulunmayan, araç gereç ve teknolojik cihazları bilmeyenler için elbette tatmin edici. Bu açıklamalar sonunda vatandaş arama kurtarma ekiplerinin yerine kendisini koyar ve “Doğru, bu şartlarda nasıl arama yapılsın ki?” der.Ama sıradan insanlar için geçerli olan bahaneler devlet için geçerli olamaz. Çünkü devlet organizasyonu bu tür işler için vardır. Bunun için eleman yetiştirir, ekipman ve teknoloji satın alır.Oysa ne yazık ki bu devlet, uçan bir cismin olmazsa olmazı olan sinyal cihazını bile koydurma iradesi ve gücü gösterememiş.Şimdi çok merak ediyorum, acaba düştüğü halde yerini bildiremeyen helikopteri kiralayan şirket kendisine nasıl bir bahane bulacak?Bu arada koca devlet helikopteri bambaşka bir yerde arayıp zaman öldürürken, birkaç dikkatli köylü TV yayınlarını izleyip “Enkaz aslında bu taraftadır” demiş ve gidip bulmuşlar. İçişleri Bakanı buna rağmen görevinde oturacak mı?***** Maltepe’de CHP-MHP ittifakıİstanbul Maltepe Belediyesi’ndeki AKP egemenliğini kırmak için MHP’nin CHP adayını destekleme kararı aldığını öğrendim. Son bir haftadır MHP’liler de CHP adayı Mustafa Zengin’in kazanması için çalışmalar yapıyormuş. Bunun yanı sıra ANAP ve DYP’lilerle Genç Partililerin de bu seçimde oylarını CHP adayı Zengin’e verecekleri belirtiliyor. MHP’liler belediye meclisi ve il genel meclisi seçimlerinde ise kendi partilerini tercih edeceklerini söylüyorlar.Bu arada benzer bir çalışmanın Kartal’da da yapıldığını öğrendim.*****Babam giymezGenç ve güzel kadın minik oğluyla gittiği alışveriş merkezinde iç çamaşırları satan bir mağazanın önünde durmuş. Çömelip yanağını oğlunun yanağına dayayarak ona vitrindeki mankenin üzerindeki almayı düşündüğü seksi, mavi, minicik g-string’i göstererek “Baban buna bayılacak” demiş heyecanla. “I.. Ihh” demiş oğlan kaşlarını çatarak “Babam bunu hayatta giymez!”
Pazar günü sandığa gideceğiz, en geç ertesi sabah kimin ne oy aldığı, kimin seçilip kimin mağlubiyeti tattığı ortaya çıkacak. Seçim sonuçlarına göre herkes kendine göre değerlendirip “başarı öyküleri” anlatmaya çalışacak. Sonuçlar ne olursa olsun birçok partide belki iktidar partisinde bile kaçınılmaz çatışmalar yaşanmaya başlanacak.Ancak, bu seçimlerden en kârlı çıkacak kişi bana göre Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül olacaktır.Hiç kuşkusuz söyleyebilirim ki, Sarıgül seçimden sonra mutlaka ve mutlaka bir ilgi ve cazibe alanı yaratacaktır etrafında. Artık seçime sadece üç gün kaldığı ve Sarıgül’ün belki de rekor oyla seçimi kazanacağı ortaya çıktığı için yazmakta bir sakınca görmüyorum: Sarıgül Şişli’nin başında 5 yıl daha kalmayacaktır.Seçimlerde ister AKP zafer kazansın, ister kısmî bir yenilgiye uğrasın, AKP dışı siyasette bir yeniden yapılanma gündeme gelecektir, çünkü bu bir zorunluluk.Bu yeniden yapılanmanın başını da Mustafa Sarıgül’ün çekeceğini söylemek bana göre yanlış değil. Çünkü bir tarafta seçim zaferi diğer yanda Şişli dışında yaratılmış geniş bir ilgi ve sevgi çemberi var.Mustafa Sarıgül için “Seçimden sonra DSP’nin başına geçer” tahminleri yapılıyor. Ben bu kanıda değilim. Sarıgül DSP’nin başı için oynamaz bile. Belki belki CHP’yi bir kere daha denemek ister, ama Sarıgül’ün yeni bir yapılanma ile yeni bir siyasi parti kuracağını tahmin ediyorum.Ve eğer Sarıgül çevre faktörü ile hırsa kapılmayıp, Türkiye’yi kucaklayabilecek bir yapılanmanın sinyallerini verebilirse arkasına çok güçlü bir destek de alabilir.Şişli’de seçmen konumunda çok sayıda tanıdığım var. Hepsi de biliyor ki bu seçim Sarıgül’ün Şişli’deki son seçimi. Şişli halkının önemli bir bölümü “Oylarımızı Sarıgül’e yeniden yapılanmanın mimarı olması için güle güle demek için vereceğiz” diyor.Kısacası Şişli halkı Sarıgül’süz bir Şişli için şimdiden hazır bile...***** AKP yüzde kaç alırsa ne olur?Pazar günü yapacağımız yerel seçimlerden sonra pazartesi günü farklı bir Türkiye’ye uyanacağız. Seçim sonuçları ne olursa olsun, yaratacağı etki siyasette, iş dünyasında, medyada ve doğal olarak toplumda ciddi tartışma ve değişimlere neden olacaktır. Burada önemli olan iktidar partisinin alacağı oy oranıdır. Çok kısaca özetleyeyim.YÜZDE 50 VE ÜSTÜ: İktidar gücüne güç katmış olarak içte ve dışta engin bir davranış özgürlüğü şansı ve hakkı bulacaktır. Zaten bir güç zehirlenmesi yaşayan AKP, aldığı bu gücü, bana göre, iyiden çok kötüye kullanma yolunu seçecektir. Rakip tanımayacağı gibi tehlikeli ya da potansiyel tehlikeli gördüğü her hedefi “hizaya getirmek” değil “imha etmek” isteyecektir. Anayasa’nın tümden değiştirilmesi için çalışma başlar,YÜZDE 44-47 ARASI: Bu oran AKP’nin gücünü perçinleyecektir. Bu oranın etkisi yüzde 50’nin efektine benzer bir etki yaratır. Erdoğan’ın iktidar gücünü kötüye kullanma ihtimali yine çok yüksek olacaktır. Anayasa’da kısmen değişiklik için ittifak arayışına gidilir.YÜZDE 40- 44 ARASI: Biraz oy kaybetmişlik duygusu “güç zehirlenmesi” faktörüne az da olsa fren yaptırtabilir. Rakipleri “imha etme” yerine yeniden eski güç kazanılıncaya kadar askıya alınabilir. “Diz çöktürme” ve “biat ettirme” planları devreye sokulabilir. Az da olsa oy kaybetmiş AKP iktidarının eli bazı dış ilişkilerde zayıflayabilir. “Dik duruş” havaları biraz sönebilir. Anayasa değişikliği için muhalefetin görüşü sorulmaya başlanır.YÜZDE 36-39 ARASI: AKP’de ciddi bir panik başlar. Erken seçim seslerinin kesilmesi için öncelikle milletvekillerinin birlik ve beraberliğinin önemi anlatılmaya başlanır. Rakiplere yönelik “imha” planından tamamen vazgeçildiği gibi “hizaya getirme, diz çöktürme, biat ettirme” hevesleri bile rafa kaldırılır. Genel seçimde daha ağır bir kazaya uğramamak için piyasaya tekrar “hoşgörü ve birlikte yaşama” sloganları sürülür.YÜZDE 36’NIN ALTI: AKP için daha büyük bir felâket olamaz. Büyük ihtimalle parti sarsılır. Partideki SP, MHP, ANAP, DP ve CHP kökenli olanlar asıl yerlerine dönmek için harekete geçebilir. Bu da önümüzdeki yıl yapılması muhtemel bir erken seçime yol açabilir.*****Beşiktaş’ta müthiş yarışHâkim inanç Beşiktaş’ta CHP adayı İsmail Ünal’ın kazanacağı yönünde. Ama Ünal’ın rakipleri DSP adına seçime giren Ayfer Atay ve MHP adayı Cennet Süzer müthiş bir sürpriz hazırlığında.Şimdi konu şu: Bir süredir, AKP’ye yakın bazı gazetelerde Beşiktaş Belediye Bakanı İsmail Ünal hakkında bazı yolsuzluk iddiaları yayınlanıyor. Haberlerde İçişleri Bakanlığı da göreve çağrılarak “Bu başkan hemen görevden alınmalı” deniyor.DSP ve MHP’nin üzerinde durduğu bu. DSP’liler “CHP Başkanı başında hata yaptı, Ünal aday yapılmamalıydı, bu durumda gerekeni biz seçimde yapacağız” diyor. Ancak burada kafaları karıştıran “Bu durumda aradan ya AKP’nin sosyete adayı çıkarsa” sorusu. MHP ise konuya daha farklı yaklaşıyor. Önceki gün MHP’nin adayı Cennet Süzer ziyarete geldi. Süzer “Benim koltuk merakım yok. Kazanma şansım olmayabilir. Ama önemli olan partimizin oyunu yükseltmek, meclise çok sayıda üye sokmak, Seçilmesi daha muhtemel olan İsmail Ünal’a bir ders vermeliyiz” dedi. Bu arada oylar bölünmesin diye başkanlıkta İsmail Ünal’a ama Belediye Meclisi seçiminde başka partilere oy vereceğini söyleyen CHP’liler de var. Beşiktaş’ta şöyle bir durum doğabilir. İsmail Ünal seçilir, ama Belediye Meclisi’nde azınlıkta kalır. Bu da elini kolunu bağlar. Hatta Meclis “güvensizlik oyu” vererek başkanı düşürebilir bile.
Baştan söyleyeyim; ne bir oran tahminim var ne de şu aday kazanır bu kazanamaz gibi bir iddiam. Ayrıca biz gazeteciler falcı da değiliz. Sonuçta gözlemlerimizi ve aldığımız bilgilerden süzdüklerimizi yazabiliriz.Peki anketlere neden inanmıyorum?Çünkü kimse alınmasın ama hakkıyla yapıldığını sanmıyorum.En önemlisi aylar, öncesinden başlatılan bir yönlendirme olduğuna da inanıyorum.Şöyle: Aylar öncesinden kamuoyu araştırmaları başlatılıyor. “Tarafsız” adı altındaki bazı kuruluşlar belli bir partiyi sürekli yüksek gösteriyor. Devam eden araştırmalarda bu parti oy kaybına uğramış gibi görünüyor. Sonra bir bahaneyle tekrar yukarı çekiliyor.Sonuçta kamuoyu, olması gerekene adeta hazırlanıyor. Seçimde buna yakın sonuç çıkarsa da “Biz bildik” övünmesiyle karşı karşıya kalıyoruz.Bu genel görüşüm. Ancak bir de anketlerin yapılış biçimine ve alınan cevaplara ilişkin gözlemlerim var. Şans eseri son hafta içinde “anketörlerin uğradığı” üç kişi ile karşılaştım. Açıkçası bugüne kadar kamuoyu anketine cevap veren biriyle hiç karşılaşmamıştım.İlginçtir üçü de “cevap vermediklerini” söyledi. Bu üç kişi elbette kesin bir bulgu için yeterli değil. Anketlerin sonuçlarına baktığımda “cevap vermeyenlerin oranı” çok yüksek değil. Kararsızlar çok daha yüksek. Bu durumda aklıma “acaba anketlerde ‘kararsız’ ya da ‘cevap yok’ diyenlerin oranı biraz indiriliyor mu?” sorusu geliyor. Neyse, bu üç kişiye de “Neden cevap vermediniz?” diye sorduğumda aldığım yanıt çok ilginçti. Dediler ki “Korktuk.” Doğal olarak “neden korktuklarını” sordum. AKP’nin ev ev gezdiğini, anketörlerin de AKP’li olabileceğinden kuşkulandıklarını, AKP’den başka bir partinin adını söylemeleri halinde mimleneceklerinden endişe ettiklerini söylediler.Gizli bir anket çalışmasında bile insanlar korku içinde kalıyorlarsa, ülkenin geldiği durumu anlayın artık.*****Sayın Başbakan tam 6 yıldır iktidardasınızSayın Başbakan; geçen cuma gecesi sizi ATV’de izledim. Çanak sorular soruldu demeyeceğim ama en azından kolay sorulardı. Bunlardan biri işsizlikle ilgiliydi. Siz dediniz ki “Bir işsizliktir tutturmuşlar. Evet, dünya ekonomik kriz içinde. İşsizliğin olmadığını da söylemiyorum. Ama şunu da bilin, iktidarı devraldığımızda da işsizlik 10,3’tü.” Bu cümlenizde bir yanlışlık yok.Yanlışlık sizin kendinizi hâlâ Başbakan olarak görememenizden kaynaklanıyor. Sayın Erdoğan, unutmayın siz 7 yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz. Geldiğiniz sırada işsizlik 10,3 olabilir. Ama aradan 6 koca yıl geçti. Bu sürede müthiş bir ekonomik atılım yaptığınızı, borsanın coştuğunu, enflasyonun düştüğünü, dövizin artmadığını, Türkiye’nin ekonomide bir dünya yıldızı olduğunu anlattınız sürekli.Bu durumda işsizlik oranının da düşmesi gerekmiyor muydu? Öyleydi ama bu oran hiç düşmedi, işsizlere iş bulamadınız, parayla para kazandınıp kazandırdınız, yatırım yapmadınız, istihdam yaratmadınız.Şimdi kalkıp “Ben görevi aldığımda işsizlik 10,3’tü” demenizin hiç anlamı olmadığı gibi size de yakışmıyor.Tabii bir de “Krizi abartıyorlar, iş yerleri kapanıyor diyorlar. İşini bilmeyen kapatır tabii” sözlerinizi de büyük bir talihsizlik olarak niteliyorum. Bu sözlerinizin yarın önünüze çok konulacağından hiç kuşkunuz olmasın.Ama ne gariptir ki siz bunları meydanda söylediğinizde büyük alkış alıyorsunuz. Bana da o zaman “Allahım aklımı koru” demek düşüyor.***** ‘Sen İstanbulsun’ kimin sloganı? ATV Haber seçimlere birkaç gün kala, artık asgari meslek kurallarını bile hiçe sayarak AKP’yi zafere ulaştırmak için kılıçları çekti, rakip gördüğü kim varsa savuruyor.Önceki akşam “Kılıçdaroğlu’na eleştiri” niteliğinde bir haber yayınlandı. Habere göre Kılıçdaroğlu’nun reklamlarında kullandığı “Sakin Güç” sloganı intihal, yani çalıntı.Bir dönem Fransa’da Mitterrand kullanmış bu sloganı ve mucidi de ünlü reklamcı Séguéla’ymış. Birkaç dakikadan uzun süren haberde bir “gerçeği (!) ortaya çıkaran” ve Taraf Gazetesi’ne ilan vererek bunu kamuoyu ile ilk paylaşan araştırmacı konuştu ve o da bu intihalin ne kadar ayıp bir şey olduğunu anlattı, üstelik defalarca.Ancak bu yayın yapılırken hiç kimsenin aklına AKP’nin sloganları ve “nereden alınmış olabileceği” gelmemiş belli ki.Örneğin “Sen İstanbulsun” diye bir sloganı var AKP’nin. Bilmiyorum belki başka kentlerde de vardır bu. Gördüğüm kadarıyla bu slogan İstanbul’un her tarafına asılmış durumda. Peki bu slogan intihal yani çalıntı olabilir mi?Bunu düşünen çıktı mı? Bu slogan 1930’larda kullanılmış olabilir mi örneğin?“Du bist Deutschland” yani “Sen Almanyasın” sloganının Türkiye’ye uyarlanmış hali mi acaba?Siyasette herkes kendisine yakın gördüğü politikalardan ilham alarak slogan intihali yapabilir. Demek ki Kılıçdaroğlu kendisini Fransız demokratlarına yakın görmüş. AKP ise Hitler faşizmine.Partiye hizmet ederken biraz daha dikkatli olmak gerek.*****Balbay’dan korkunun sebebi ne?Mustafa Balbay Silivri’de tek kişilik hücreye konmuş. Havalandırmaya bile tek başına çıkarılıyormuş. Köşesine yazı yazmak için verdiği dilekçe işleme bile konmamış. Hakkındaki iddialara cevap vermek için hazırladığı yazı dizisine de izin verilmemiş.Bunların hepsi de insan haklarına aykırıdır. Bir gazeteciden bu kadar korkulmasının nedenini biri mutlaka açıklayacaktır herhalde.Bunun da ötesinde Balbay, hakkındaki iddialar ile ilgili ancak avukatları aracılığıyla açıklama yapabiliyor. Balbay diyor ki: “Benim günlüğüm yok, aldığım bazı notlar var. Ama bunların bazılarını ben bile tanıyamadım. Çünkü eklemeler ve çıkarmalar yapılmış, anlamları değiştirilmiş. Eğer cevap verme imkânı tanınsa bunları tek tek açıklayacağım.” Kimi gazeteciler “fikrine katılmasam bile dayanışma içinde olurum” palavrasıyla Balbay’a destek törenine koşarak gidip şovlarını yaptıktan sonra “Ama bu günlükler olmadı Balbay” diyerek yan çizmişti. En azından Balbay’ın açıklamalarını bekleseler diyorum.
İki Mehmet Ali Bey var. Biri Birand, diğeri Erbil. Son beş gün içinde ikisine karşı da çok büyük haksızlık yapıldı ve ayıp edildi. Melih Gökçek, Mehmet Ali Birand ve Uğur Dündar’a “seçimden sonra dünyayı dar etme” tehdidi savurdu. Birand da Dündar da Gökçek’e hak ettiği cevabı verdikleri gibi medya da bu konuda tutarlı davranarak iki önemli gazeteciye destek çıktı.Buna karşın diğer Mehmet Ali (Erbil) hem AKP’liler hem de kimi gazeteciler tarafından hırpalanmaya devam ediliyor.Erbil, sunduğu yarışma programında bindiği bir deniz otobüsünde gözlediklerini anlattı. İnsanların tepkisizliğini dile getirerek “Koyun gibi olursanız tek partiye kalırsınız” dedi.Vay sen misin bunu diyen! Başta Başbakan olmak üzere AKP ve yandaş medya Mehmet Ali Erbil’i linç tahtasına oturttu.Üstelik en bayağı biçimde “Mehmet Ali cıvık bir şovmendir, bunları nasıl söyler?” ifadesi kullanıldı.Hemen söyleyeyim ki Erbil Türkiye’nin en zeki, en başarılı ve en çalışkan şovmenlerinden biridir. Mesleğini hakkıyla yerine getirmektedir. Kimi davranış ve sözleri bazı kesimlerin tepkisini çekebilir. (Benim tepki gösterdiğim anlar da oldu.) Bu farklı bir konudur.Akıl, zekâ ve en önemlisi bilgi ve kültürden mahrum biri Mehmet Ali Erbil’in şovlarını yapamaz. Kimilerinin beğenmediği ya da küçük gördüğü o şovlar akıl ve zekâ ürünü olduğu gibi yoğun bir bilgi birikimi ve kültürün de sonucudur.Bu nedenle ülke sorunlarını konuşmayı, eleştirmeyi ya da övmeyi, siyaset yapmayı sadece kendi tekellerinde sananların “Mehmet Ali televole yıldızıdır, ona mı kaldı siyaset” demesi büyük bir yanılgıdır.Gerçekler karşısında söyleyecek söz bulamayanlar, cevap veremeyenler genellikle kendi pencerelerinin bakış açısından kişilik tahlilleri yapmaya ve insanları küçültmeye çalışarak bundan kaçarlar.Mehmet Ali Bey’e yapılan da budur ve çok büyük bir ayıptır.*****Tanıdığım adaylar Seçime bir hafta bile kalmadı. Artık herkes son çabasını gösteriyor. Pazar günü halk kararını verecek. Adaylar arasında yakından tanıdığım, sevdiğim isimler olduğu gibi seçimler nedeniyle tanıdığım kişiler de var. Elbette bunların hepsi hakkında yazmak en azından teknik olarak çok güç. Bugün sizlere birkaç adaydan söz etmek istiyorum.İSMAİL ÜNAL: CHP’nin başarılı Beşiktaş Belediye Başkanı görevine devam etmek üzere halkın desteğini tekrar istiyor. Yolum Beşiktaş’tan her gün geçtiği için havayı koklama şansım da oluyor. Gördüğüm kadarıyla Beşiktaş halkı bu desteğini esirgemeyecek. Ama pek çok kişide Ayfer Atay endişesi de gördüm. Beşiktaş’ın çok sevilen eski belediye başkanının hangi amaçla DSP’den aday olduğunu anlayan kimse yok. Aradan çevresine ısrarla “Benim AKP ile ne ilgim olabilir, maksat Beşiktaş’ın yönetimini almak” diyen Sibel Çarmıklı’nın çıkma ihtimali Beşiktaşlıları korkutuyor.MUSTAFA DOLU: Gazeteci arkadaşımız Mustafa Dolu CHP’nin Beyoğlu Belediye Başkanlığı için yarışıyor. Yazı ve haberleriyle halkın ne kadar içinde olduğunu bugüne kadar defalarca kanıtlayan Dolu “Kasımpaşalı Başbakan” efsanesini söndürmeye kararlı olduğunu söylüyor. 26 yıllık gazeteci arkadaşıma başarı dileklerimi sunuyorum.SEDAT ÖZSOY: Sarıyer’in eski başarılı başkanlarından Özsoy, MHP adayı olarak iddialı. Sarıyer’de AKP aday değiştirerek başarısızlığı kabullenmiş durumda. CHP adayı Şükrü Genç ile başa baş görünüyor. Sedat Özsoy 7 göbek Sarıyerli olarak halkın sempatisine güvenerek seçimi kazanacağını umuyor. Bir Sarıyer seçmeni olarak gözlediğime göre Özsoy’un şansı yüksek.NURSELİ APAR: Kadıköy’den MHP adayı olan Apar genç yaşına rağmen iş hayatında başarılara imza atmış bir isim. Kazanma şansı olduğunu sanmıyorum, ama MHP’ye çekeceği oylarla siyasette denge oluşmasını sağlayabilir. Sonuç ne olursa olsun MHP yeni bir kadın siyasetçi kazanmış olacak.TANER GÜNER: Ankara Keçiören CHP adayı 40 yaşındaki hukukçu Güner AKP-MHP çekişmesi sonucu sürpriz biçimde seçilebilir. Güner’in en büyük sıkıntısı Keçören’den umutlu olmayan partisinin ilgisizliği.İKİ NOT: Bu seçimlere katılmayan Genç Parti, çoğu yerde MHP’yi destekleme kararı almış. Genç Parti, MHP adaylarını beğenmediği yerlerde ise seçmenin serbest iradesini kullanmasını istemiş. Genç Parti’nin eski Şişli İlçe Başkanı Murat Daldaban da Belediye Meclisi seçimine bağımsız aday olarak katılıyor. Daldaban, Genç Partililerin kendisini desteklemesini bekliyor.*****Herkes olur Taşra’dan gelen bir eş cinsel ile İstanbullu bir eş cinsel E-5’te müşteri beklerken sohbete başlamışlar. İstanbullu “Sizin orada bu iş zor olmalı herhalde” demiş. Taşralı “Valla geliiler önce dayagi atiiler, sonra da alip daga götürüp yapacaklarini yapiiler, tekrar dayak atıp orda birakiiler” cevabını verir.İstanbullu “Bu dehşet verici bir şey canım” dedikten sonra kendi hayatını anlatmış: “Telefon açarlar, kabul edersek gelip arabayla alırlar. Önce hamama gidilir, güzel kokular sürünür, oradan da restoran, sonra bir bara, oradan da otele, işimiz bittikten sonra da evimize bırakırlar.” Taşralı bunları duyunca dayanamayıp “Bu sosyal imkânlar bizde olsa, herkes eş cinsel olur be” demiş.
Sevgili okurlar; haftaya bugün sonuçlarını merakla beklediğimiz yerel seçimler için sandık başına gideceğiz. Seçim propagandaları, karşılıklı suçlamalar, TV ekranlarındaki atışmalar, sokaklardaki bayrak ve afiş kargaşası sona erecek. Hepimiz kararımızı vererek siyasetin yeni şeklini belirleyeceğiz.Herkes oyunu kullanmalıHer seçimden önce söylediğimiz gibi, bir vatandaş olarak oyumuzu mutlaka kullanmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Kimse “Bir oy nedir?” diye düşünmemeli. O bir oy aslında kendi geleceğimizin belirlenmesi anlamını taşır. Belki oy verdiğimiz kişi ya da parti seçilemeyebilir, ama biz demokrasinin sağladığı en kutsal hak olan oyumuzu esirgeyemeyiz.Bunun protestosu yokSiyasetin genel gidişinden rahatsızlık duyan bazı kişilerin sandığı boykot edeceği ya da oyları karıştırıp geçersiz kılacağı yolunda duyumlar alıyorum. Nasıl sandığa gitmek kutsal bir görevse oyu doğru kullanmak da öyledir. Ayrıca oy kullanmamak ya da oyu geçersiz hale getirmekle kimseyi protesto etmiş olmayacağız, tam tersine kendimize zarar vermiş olacağız. Bunu kimse unutmasın.Siyasette dengeYerel olmasına rağmen bu seçimler ülke siyaseti için son derece önemli. Bu seçimler her ne kadar bir iktidar değişikliğine yol açmayacaksa da sonuçlarının siyasette yeni bir başlangıca neden olacağını kimse inkâr edemez. Bu seçimlerde alınacak sonuçlar mevcut iktidarı çok daha güçlü hale getirebileceği gibi bir iktidar çözülmesine de yol açabilir. Buna dikkat etmek gerek.Muhalefet değilBir yazar olarak tavrımı herhalde her okur biliyordur. Bugünkü iktidarın yapısından da, zihniyetinden de, uygulamalarından da duyduğum rahatsızlıkları en açık dille ve çekinmeden dile getiriyorum. Ancak; bu satırlardan itibaren yazacağım bir bölümü muhalefet olarak algılamayın lütfen. Çünkü bunları, iktidarda kim olursa olsun yazacağımdan emin olabilirsiniz.AKP güç kaybetmeliSevgili okurlar; Türkiye çok ciddi siyasal çalkantılar geçirdi bugüne dek. Ancak geldiğimiz noktadaki durum çok farklı. Demokrasinin bir cilvesi olarak da tanımlayabileceğimiz bu yeni durum çok güçlü desteği olan bir iktidar yarattı. Bu öyle bir güç ki, ülkeye zarar verdiği gibi bizzat sahiplerini de zehirliyor. Bu gücün mutlaka durdurulması gerekiyor. Kısacası AKP mutlaka oy kaybetmeli.Siyasette denge gerekBir ülkenin iyi yönetilmesi için güçlü ve istikrarlı bir iktidara ihtiyaç vardır. Buna karşın “Güçlü iktidarın da bir dengesinin olması” gerekir. Çağdaş demokratik ülkelerde de tek parti iktidarları olmasına rağmen aritmetik denge de vardır. Bu, elbette dizayn edilemez, seçmenlerin sağduyusu bunu sağlar.Aşırı güç zehirlerEğer bir demokraside, iktidar partisi muhalefete oranla çok güçlüyse bu güç bir süre sonra iktidarı zehirlemeye başlar. Oysa iktidarlar muhalefetin nefesini ensesinde hissetmelidir ki hem parlamento çalışmaları daha verimli olsun hem de hükümet sayısal çoğunluğu güvence altına alıp dilediği gibi davranamasın. Türkiye’de durumBuna karşın Türkiye’de, iktidar demokrasinin de cilvesiyle parlamentoda olağanüstü bir güç kazanmış durumda. Öyle ki muhalefetin tamamı gelse, iktidar partisinin yarısı gelmese bile hükümetin istediği kanunlar hiçbir engele takılmadan Meclis’ten geçebiliyor. Bu, Meclis’in saygınlığını ve denetim gücünü çok ciddi bir erozyona uğratır.Seçmen iradesi yokO halde Türk halkı siyasette dengeyi sağlamak zorundadır. Elbette demokrasi gereği herkes kim tarafından yönetilmek istiyorsa oyunu ona verecektir. Ancak ne yazık ki bugünkü iktidarın görülmemiş uygulamaları ile seçmen iradesi bir tür ipotek altındadır. Yoksullaştırılan, propaganda bombardımanı altında gerçeği göremeyen seçmen tercihini yaparken zorlanmakta ve kolay yolu seçmektedir.Ne yapmalı?Bu seçimde ve daha sonra, her seçmen günlük kişisel çıkar hesaplarının dışına çıkabilecek biçimde Türkiye’yi ve sorunlarını düşünmeli ve kararını buna göre vermeli. Siyasette kurulacak dengenin aslında kendi lehine olacağının bilincine varmalıdır. Seçmen eğer bunu başaramazsa Türkiye gerçekten çok sıkıntılı günler yaşayacaktır.Herkes sandığaBu nedenle kimse “Bir oydan ne çıkar” olumsuz düşüncesine kapılmadan sandığa gitmeli ve oyunu kullanmalıdır. Öfkeyle kalkışılacak protesto yöntemlerinin kimseye yaramayacağı ortadadır. Türk halkı düşünerek oy kullanmalı, siyasette dengeyi sağlamalı ve iktidarın “Milli irade budur” aldatmacasına bir son vermelidir. Ve en önemlisi seçmen, saşmaz sağ duyusunu yine kullanarak bugünkü iktidara da gelecekte iktidara gelecek muhtemel partilere de bu aşırı gücü vermekten kaçınmalıdır.CHP’nin durumuBu konuyu daha önce de yazdığım bir yazıyı hatırlatarak kapatmak istiyorum. Bu seçimlerden sonra sonuçlar ne olursa olsun, yani ister CHP büyük oy patlaması yapsın, isterse gerilesin, CHP Genel Başkanı ve parti yönetimi yerini boşaltmayı düşünmelidir. Baykal ve arkadaşları artık yüz binlerce CHP’linin “çaresizlikten” ve “kerhen” oylarını CHP’ye verdiklerini görmeli ve soldaki siyasetin önünü açmalıdır.Kredi kartları konusuSevgili okurlar Tayyip Erdoğan’ın kredi kartı mağdurlarını “dürüst olmamakla” suçlayan açıklaması üzerine en ciddi tepkiyi bu köşede okumuştunuz. Bu yazılar keyifle gördüm ki çeşitli gazete ve televizyonları da ateşledi. Ekonomi servisleri kredi kartlarının kullanım alanlarını irdeleyen haberleriyle Erdoğan’ın nasıl bir yanlış söylem içinde olduğunu daha da açık biçimde gözler önüne serdi.Galatasaray’a üzüldümGalatasaraylılar inanmayabilir, Fenerbahçeliler de kızabilir ama UEFA kupasındaki hazin sona gerçekten çok üzüldüm. Keşke Galatasaray en azından bu turu da geçebilseydi. Beceremediler. Keşke finale de çıksalardı da Fenerbahçe Stadı’na gelselerdi. Hiç olmazsa bir stat nasıl olur görürler, taraftara saygının ne olduğunu anlarlardı.Hepinize iyi haftalar dilerim...