Demokrasi mevcutlar içinde en iyi yönetim biçimi. Daha iyisi bulunana kadar şaşmamamız gereken bir rotadır bu. Ancak demokrasinin temelini ayakta tutan en önemli unsurlar da ahlak, namus ve adalettir. Bunlar olmadığında en iyi yönetim biçimi olan demokrasi bir anda en kötü yönetim biçimi haline gelebilir.
Demokrasinin işlerlik kazanması için yapılan en önemli eylem ise seçimdir. Seçim halkın iradesine ve yönelmek istediği hedefe giden tek yoldur.
Buna karşın halkın seçtiği kişi ya da kişiler her istediklerini yapma hakkına sahip olmadıkları gibi, halk da her seferinde en doğru seçimi yapmış sayılamaz.
Seçimler demokrasiyi en kötü yönetim biçimi haline getiren ahlak, namus ve adalet kavramlarının olmadığı anlarda yapıldığında sonuçları da yanlış çıkar. Ve o seçimi yapan halk farkında olmadan kendisini uçurumun kenarında buluverir.
Bir Afrika ülkesi olan Sudan’da, çağımızın en büyük katliamı yaşanıyor. Üstelik, demokrasi maskesi altında yaşanıyor.
Ülkenin başına gelen Ömer El Beşir 300 bin kişinin ölümünden, yaşları 6-10 arasında değişen on binlerce kız ve erkek çocuğa tecavüz edilmesinden ve 2 milyon 700 bin kişiyi evinden, yurdundan etmekten suçlu.
Bu suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi, El Beşir hakkında tutuklama kararı çıkardı.
Bu karar El Beşir’i Sudan’da kahraman yaptı. El Beşir pazar günü bir miting düzenledi ve on binlerce insanı alanlara topladı. Hakkındaki karar nedeniyle neredeyse ülkesindeki tüm yabancı misyona ve yardım kuruluşlarına savaş açan El Beşir’i on binler çılgınca alkışladı ve bağrına bastı.
Peki “demokrasi ve seçimle işbaşına geldi” diye El Beşir’i haklı ve mazur gösterebilir miyiz? Halkı kendi seçtiği bu lider yüzünden yarın başına gelebilecek sıkıntıların farkında mı? Yabancılara kafa tutarak bir tür aşağılık kompleksini giderdiğini sanan Sudan’ın uluslararası alanda yitirdiği prestij ve güvenin tekrar kazanılması acaba ne kadar sürecek? “Halk seçti” diye El Beşir’in ülkesini felakete götüren politika ve eylemlerine sessiz kalırsak demokrasiye saygı göstermiş mi sayılacağız?
Yarın konuya Türkiye benzetmesi ile devam etmek istiyorum. Türkiye’de halk gerçekten doğru ve sağduyulu bir seçim yapabiliyor mu sorusuna kendimce cevap aramaya çalışacağım.
Hazreti Ömer ahlakı
İlk halifelerden Hz. Ömer, keskin ahlakıyla da tanınır. Geçenlerde Sabah’ta Nazlı Ilıcak köşesinde çok anlamlı bir Hz. Ömer ahlakı öyküsü yayınladı. Aynen şöyleydi:
“Halife Hz. Ömer’in bir gece ziyaretine Ashab’dan biri gelir. Ömer, bir süre işiyle meşgul olur; sahabe bekler. Sonunda Hz. Ömer’in işi biter, mumu söndürür başka bir mum yakar. Ancak o anda, misafirinin selâmını alır. Sahabe sorar:
- Ya Ömer, niçin hemen selâmımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktıktan sonra benimle konuşmaya başladın?
Ömer cevap verir:
- Önceki mum devlet hazinesinden alınmıştı. O yanarken, özel işlerimle meşgul olsaydım, Allah indinde mesul olurdum. Seninle, özel konular üzerinde sohbet edeceğimiz için, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra selâmını alıp, seninle meşgul olabildim.”
Şimdi gelin bir düşünün bakalım bizim devlet yöneticilerimiz nasıl davranıyor. Bütün özel işlerini devlete yıkıyorlar, devletin araçlarını, uçaklarını, parasını kullanıyorlar. Parti toplantılarına, seçim propagandalarına halkın parasıyla gidiyorlar, halktan topladıkları paraları sanki kendilerininmiş gibi yardım diye seçmenlere dağıtıp oylarını alıyorlar.
Hz. Ömer 1400 yıl sonra kendi izinden gittiklerini söyleyenlerin bu ahlakını cennetten izliyorsa herhalde bulunduğu yerde hiç de huzurlu değildir.
Cep telefonlarındaki rezalet
Gecenin bir yarısı, cep telefonunuzun mesaj sinyali çalıyor. İster istemez “Hayırdır inşallah” diyerek bakıyorsunuz. Mesaj aynen şöyle: “MRB, bu gece yalnız kalmayacaksın. Birbirinden güzel arkadaşlar sadece bir telefonunu bekliyor. O kadar sıcak ki sohbetler inanamayacaksın.”
Üstüne üstlük bir de telefon numarası ile internet sitesi adresi de var.
Kim atar bu mesajları, telefon numaranızı nereden alırlar?
İlk başlarda pek aldırmadım, hatta birinin şaka yapmış olabileceğini bile düşündüm. Ama sonra bunun böyle olmadığını anladım. Çünkü başta bizim evdekiler olmak üzere etraftaki birçok kişiye bu mesajların geldiğini gördüm.
Belli ki seks hatlarını geliştirmek isteyen bir şebeke, olası bütün numaralara bu mesajları atıyor.
Mesaj giden telefonun sahibi yaşlıymış, hastaymış, çocukmuş, genç kız ya da erkekmiş fark etmiyor. Birileri seks ticaretinden para kazansın.
Teknik olarak ne yapılabilir bilemiyorum ama cep telefonu şirketlerinin önlem alması gerekir. Bu tür mesajların nereden atıldığını saptamak zor değil.
İskelet
Yıldırım Tuna’dan: Ortopedist muayenehanesini taşırken hastalara göstererek bilgi vermek için bulundurduğu iskeleti yeni ofisine götürmesini yardıma gelen arkadaşından rica etmiş. İskelet yolda dağılmasın diye özenle arkadaşının arabasının ön koltuğuna oturtulmuş ve yola çıkılmış. Arkadaşı ilk durduğu kırmızı ışıkta yandaki arabanın şoförünün hayret dolu bakışlarından kurtulmak için izahatta bulunma gereğini hissetmiş: “Doktorun muayenehanesine götürüyorum da” demiş hafif utanarak. “Bunu söylediğim için çok üzgünüm” demiş yandaki şoför, “Beyefendi, inanın çok geç kalmışsınız!”
Demiryolları onarılmıyor
Demiryolları ile ilgili bir okurdan gelen mesajı sizlerle paylaşmak istedim: “Merhaba Sayın Ataklı; neredeyse her gün Haydarpaşa-Gebze banliyö trenini kullanıyorum, demiryolu ile hobi olarak da ilgilenmekteyim. Size bu mesajı atmamın sebebi hattın bakımsızlıktan ötürü kazaya davetiye çıkarmasıdır. Yıllardır Marmaray için kapatılacak olan ancak gerek Yenikapı’da, gerekse tünellerde çıkan sorunlardan ötürü verilen tarihin sürekli ertelendiği bu hatta TCDD bakım-onarım çalışması yürütmemektedir. Balastlar, kendilerini örten yabani bitkiler tarafından görülemez olmuş, traversler kırılma noktasına gelmiştir. Yolun bu durumunu anlamak için kısa süreli bir inceleme yeterlidir. TCDD kapatılmasını kesin olarak gördüğü bu hattı yenilememek için ısrar ediyor, insanların canlarıyla oynuyor, her geçen gün olası bir kazaya daha fazla yaklaşıyoruz. Lütfen ilgi gösterin. (F. T. B.)”

