Sevgili okurlar; seçimler yaklaştıkça siyasi hava giderek gerginleşiyor. Başbakan Erdoğan ise “tek adam” profilini partisinde kabul ettirdiği gibi toplumun da zihnine adeta kazıyor. Erdoğan’ın “tek adam”lıkla varmak istediği hedef için hazırladığı plan hiçbir engelle karşılaşmadan saat gibi işliyor.
Mantığa aykırı
Dikkat ediyorsunuz mutlaka; Erdoğan ülkenin hangi köşesine gitse inanılmaz kalabalıklar tarafından karşılanıyor, bir sevgi selinin ortasında kalıyor. Buna karşın Erdoğan dışında hiç kimseyi, hatta pek çok yerde oy istenen belediye başkan adayını bile görmüyoruz. Erdoğan partisini sadece kendisine verilen oylarla yüceltmeye çalışıyor.
Ceket bile seçilir
“Tek adam” Erdoğan kendisini öyle bir kaptırmış durumda ki, 1950’lerin Menderes’inin söylediği “Odunu koysam seçilir” sözünü hatırlatır biçimde “Ceketi aday göstersem kazanır” mantığını ortaya koymaktan çekinmiyor bile. İktidarın verdiği güç zehirlenmesi gün gelir bizzat kendi “ceketini” sırtından çekiverir aslında.
Kriz kimi etkiliyor?
Erdoğan’ın tek adamlığı siyasetin dışında, ekonomide de kendisini “şiddetle” hissettiriyor. Türkiye’nin şu anda çok ihtiyacı olan IMF ile anlaşma imzalanmasını, kendisinden olmayan büyük sermayeyi dize getirmek adına sürekli erteleyen Erdoğan, bütün gücünü, yoksul olan ama krizden çok fazla etkilenmeyen geniş halk kitlelerinden almaya çalışıyor.
Her şeyin farkında
İddialı olacak ama şuna inanıyorum: Bugün krizden etkilenen kesim AKP’nin oy tabanını oluşturan milyonlar değil. Dövizin yükselmesi, işsizliğin artması, günlük piyasaların durma noktasına gelmesi bu milyonların hiç umurunda bile değil. Bu kesimdekiler sadece dolaylı olarak etkileniyor ama hayatlarını daha da zorlaştıran bir durumla karşı karşıya kalmıyorlar. Tayyip Erdoğan da bence bunu çok iyi biliyor ve kullanıyor.
Zaten oy gelmiyor
Kriz bir işe, bir sanat veya beceriye sahip olan, üretime katkıda bulunan, eğitimli, kent yaşamına alışmış kesimleri tam kalbinden vurdu. İşsiz kalan, dövizdeki yükselişin altında ezilen, durgun piyasaların kurbanı olan bu kesim AKP’nin asıl oy tabanını temsil etmiyor. Elbette bu kesimden de AKP’ye giden oylar var ama belirleyici olan krizden etkilenmeyen gerçek yoksul kesim.
Dibe vurabilir
Krizin böyle sürmesi halinde, kriz nedeniyle sıkıntıya giren ve yoksullaşan kesimler dibe vuracaktır. Çaresizliğin kucağına itilen bu kesimler, aslında AKP’ye destek olmadıkları için cezalandırıldıklarını anlamayacaklar asla. Ve bu kesim de giderek tıpkı daha önce yoksullaştırılan geniş yığınların durumuna; yani yardıma muhtaç hale getirilecek. İşte o andan itibaren kimse için iktidar o olmuş bu olmuş fark etmeyecek.
Biat dönemi başlar
Toplumun önemli bir kesimini yoksul hale getirirseniz, iktidarda kalma şansınız ve biat kültürünü iyice yaygınlaştırmanız kolaylaşır. Ekonomik olarak da güçsüzleşen, sesini çıkaramayan kitleler, günlük yaşamlarını kurtarma adına iyice pasifleşeceği gibi başlarına gelenin nedenini çözemediklerinden maneviyata sığınmayı bir çare olarak görürler.
Dönüşüme geçiş
Hep söylediğim gibi bu iktidar “değişimi” değil “dönüşümü” gerçekleştiriyor. Değişim ilerici devrimci bir harekettir. Dönüşüm ise belli bir amaca yönelik siyasetin toplumu o hedefe yöneltmesidir. Dikkat ediyorsanız son zamanlarda laiklikle, türbanla ilgili tartışma ve talepler iyice azaldı. Çünkü o konuda çok büyük mesafe alındı ve toplumun gerçek anlamda dönüştürülmesi aşamasına gelindi. Ekonomik kriz de bu dönüşümün en önemli silahı.
Sıra büyük sermayede
Geçen hafta döviz bir anda yükselmeye başladı. Ekonomik krizi sadece dışa bağlamaya çalışan AKP yandaşları bunu hemen General Motors’un iflas aşamasına gelmesine bağladı. Elbette bunun da etkisi var ama asıl sorun Türkiye ekonomisinin dünyadaki güvenirliliğini yitirmesidir. Ve bunun ağır faturasını AKP’ye zorunlu destek veren ama AKP’den olmayan büyük sermaye ödeyecektir.
IMF ile anlaşma
Başbakan, dönüştürme planını uygularken doğruları söylemiyor ve IMF ile anlaşma yapılmasını “şimdilik” engelliyor. “Ümüğümüzü sıktırmayız” demagojisi ile krizden etkilenmeyen kesimlere “yürekli Başbakan” imajı vermeye çalışıyor. Oysa IMF ile anlaşma Türkiye’nin güvenirliliği konusunda aşılması gereken bir merhale. Bu anlaşma imzalansaydı General Motors olayı Türkiye’yi bu kadar etkilemeyecekti.
Dolar ne kadar yükselir
29 Ocak’ta Erdoğan’ın asıl amacının kendisinden olmayan büyük sermayeyi dize getirmek olduğunu yazarak “IMF ile anlaşma bu yüzden imzalanmıyor” demiştim. Doların sessiz sedasız 1.7 seviyelerine çıkacağını, seçimden önce 2 lira olacağını ve daha da yükselebileceğini belirterek “Bu durum Türk Lirası ile iş yapan ama dış borcu olan büyük sermayeyi çok sıkıntıya sokacaktır” görüşünü savunmuştum.
Şimdi o aşamadayız
İşte bir ay sonra o aşamaya geldik. Büyük sermaye şu anda ne yapacağını bilemez halde. Gözlediğim kadarıyla sınır doların 2.25 seviyesidir. Dolar bu seviyeyi de geçerse, buna direnecek hiçbir sermaye yok. Tabii AKP’li sermayenin de bundan etkileneceği akla gelebilir. Bu kadar değil. Çünkü iktidar yanlısı sermaye inanılmaz fonlarla beslenip destekleniyor, önlerine yeni sahalar açılıyor. Burnu sürtülmek istenen sermayenin ise bunlara yaklaşması söz konusu bile değil.
ABD ile ilişkiler
Obama yönetiminin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Türkiye ziyareti göreceksiniz çok önemli sonuçlara da neden olacaktır. İktidar ve yanlıları özellikle Obama’nın Türkiye’yi ziyaret etme kararını alkışlarla ve Erdoğan’ın başarısı olarak karşılarken, verilen küçük mesajların şimdilik fark edilmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor.
Eskisi gibi mi?
Erdoğan iktidar yıllarındaki en büyük desteği Bush yönetiminden ve İsrail’den almıştı. Şu anda aynı desteğin devam edip etmediği konusunda şüpheler var. Bayan Clinton’ın, AKP iktidarı tarafından batırılmak istenen bir medya grubuna özel röportaj vermesi ve hepsi çağdaş Türkiye’yi temsil eden 4 kadının programına çıkması bile sanki birer mesaj niteliğinde. Yeni ABD yönetimi “Ilımlı İslam” projesini rafa kaldırıyor olabilir.
Yazamadıklarım
Sevgili okurlar; bu hafta kısa kısa da olsa değinmek istediğim pek çok konu vardı. Ama bunları daha ayrıntılı biçimde bu hafta yazmaya çalışacağım. Örneğin krizin etkilediği kesimleri ve AKP’nin tabanını oluşturan milyonların krizden neden etkilenmediğini daha ayrıntılı biçimde anlatmak istiyorum.
Seçim gezileri
Ayrıntılı biçimde yazmak istediğim bir konu da Başbakan’ın muhalefeti ısrarla Doğu bölgesine davet etmesi. Bu çok tehlikeli tahrikten Başbakan’ın çıkarmak istediği sonucu görüyorum. Bu hafta bu konuya da daha ayrıntılı değineceğim. Bunun yanı sıra pıtrak gibi ortalığı saran seçim anketleriyle de ilgili söylemek istediklerim var. THY uçağının düşmesinde, Türkiye’yi saran “toplam kalitesizlik” ne ölçüde rol aldı konusunu da işlemek istiyorum.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Erdoğan müthiş planını tıkır tıkır uyguluyor
Haberin Devamı

