Melih Gökçek Bey cevap veriyor!

17 Ağustos 2003

Cumartesi günkü "Melih Gökçek... Söz Sizde" başlıklı Kadın Sığınma Evleri konusunda şaibeli gördüğüm ifadelere açıklık getirmesi için Ankara Belediye Başkanı'na hitaben yazdığım yazı üzerine, beni aradılar.Uzun bir telefon konuşması oldu. Zaten Melih Bey uzun, detaylı ve hızlı konuşan bir kişi.Bana 10 yıllık Ankara Büyükşehir Başkanı olmasından bu yana, bugün 4 milyon nüfuslu Ankara'da özellikle hanımlara, çocuklara, yaşlılara ve öğrencilere yönelik Belediye'nin yaptığı yardımları bir bir anlattılar.Değirmenin suyu?Muhtaç ailelere her gün 100 bin ekmek dağıtılıyorsa, yaşlıların elektrik faturalarının yatırılması veya sağlık sorunlarına çare arandığında belediyeden derhal yardım ekipleri o adrese ulaşıp dertleri hallediyorsa, 1200 dul, eşi hapiste veya muhtaç hanım ve çocuklarına 37-57 metre karelik konutlar teslim ediliyorsa, bu yıl 245 bin aileye 57 kg bedava gıda yardımı (patates, soğan, balık) yapılıyorsa, 30 bin çocuğa kaban ve ayakkabı dağıtılıyorsa vs... vs... Bu değirmenin suyunun nereden geldiğini insan merak ediyor."Peki Melih Bey, bu masrafları karşılayacak geliriniz var mı?" (Malum bu konularda da çok şaibe dolaşıyor.)"Tabii var. Dürüst ihaleler vasıtasıyla... Gelirimiz iyi. İstanbul'da yaşadığınız kapkaç olayları burada bu sebeplerle yok.""İstanbul'un nüfusu kaç Melih Bey?""8 milyon.""Hangi 8 efendim? Kışın en son 12 milyondu. Ankara ise 4 milyon. Aradaki şu fark en önemli olgudur.""Ama İstanbul'un geliri de o nispette fazla."Hiç bir lafın altında kalmayı sevmiyor Melih Bey!!!"Peki, siz 10 yıldır Belediye Başkanı'sınız. İlk seçildiğinizde kucağınıza bu sosyal sorunlar birer evlat gibi oturmuş. Bu evlatlarınız arasına Kadın Sığınma Evleri sorunu da oturmuş."Off the record!.."Bakın Ayşe Hanım... Bu konuda basında çıkan ifadeler yalandır. Ben öyle sözler söylemedim. Göstersinler kayıtları! Ben Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü'yken (2 sene 3 ay diye süresini de veriyor!) Türkiye'de 4-5 tane, tam hatırlamıyorum (hayret!) Kadın Sığınma Evi açtım. Ama bazı sorunlar yaşadığımı itiraf ederim. Bunu 'off the record' söylemek isterim.""Ben de samimiyetle açıklamanızı rica ederim. Belki sizin yaşadığınız, bizim bilmediğimiz sorunlar vardır. Açıklık getirin lütfen."'Off the record' bazı şeyler söyledi Melih Bey ama, ben tatmin olmadım. "Bu sorunları ihmal ettiniz Melih Bey. Maddi gücünüzü bu konulara harcamadınız. Neden itiraf etmiyorsunuz? Biz 'Evet, hata yaptım, ihmal ettim' diyemeyen siyasilerden bıktık. Bunu neden anlamıyorsunuz?"Sözünü tutacak mı?"Peki Ayşe Hanım. İhmal ettim. Hata yaptım. İtiraf ediyorum. Bu sorunlara eğileceğim. Lütfen Ankara'ya gelin de hanımların 'stres atmaları' için kurduğumuz aerobikli, güzellik salonlu, pinpon masalı, kütüphaneli çok ucuz evlerimizi ziyaret edin. Buralardan 20 bin hanım faydalanıyor."Benim Melih Bey ile yaptığım konuşmadan anladığım yoğun sorunlar yaşayan, şiddet, hiddet, taciz gören hanımların dertlerine yıllardır eğilinmiyor.Aerobic ve pinpon maçlarıyla stres atan hanımlara gelinceye kadar, asıl erkek-hanım eşitliğini başarmamız gerektiğini ve bu eşitliği sağlamadığımız sürece AB'ye giremeyeceğimizi çok iyi anlayan siyasilere ihtiyacımız var.Benim Başkan'dan beklediğim, ülkemizde sağlık ocağı yoğunluğunda Kadın Sığınma Evleri'nin tesis edilmesi ve bu tür şiddet gösterenlerin ciddi yasalarla uzun yıllar demir kapılar arkasında toplumdan tecrit edilerek cezalandırılması.Bakalım Melih Bey bana söz verdiği gibi bu sorunlara eğilecek mi?

Devamını Oku

Çanakkale Boğazı'nda bir sohbet

16 Ağustos 2003

Haftada bir Çanakkale'ye "Alınteri" feribotları ile inip, genel alışveriş yapar tekrar köye döneriz.Dönüş feribotunda son model bordo bir jipin yanına yerleştim. Uzak yollardan gelmemiş gibi tertemiz ve pırıl pırıldı. Direksiyonda bir bey vardı. Yanında oturan kişiyi, kapıyı açıp inince tanıdım."Efendim, iyi yolculuklar dilerim, Sayın Hasan Fehmi Güneş!""Ooohhhh Ayşe Hanım. Ben de size dilerim efendim. İyi yolculuklar temenni ediyorum!"Bu sözün üzerine 7 dakikalık geçişi geçiştirmek için Sayın Güneş, manzaranın çok hoş göründüğü üst kata çıktılar.7 dakika sonra jiplerine geri dönerken benim yanıma geldiler."Yolculuk nereye Ayşe Hanım?""Efendim biz yolcu değiliz. Bir köyde otururuz. Alışveriş yaptık dönüyoruz.""Biliyor musunuz, ben de bir köye yerleşmek istiyorum. Acaba başarabilir miyim?""Tabii başarırsınız, fevkalade bir seçim olur.""Ben de bu yüzden Ayvacık'taydım. Ayvacık'ı bilir misiniz?"Yıllar önce Ayvacık kıyısında bir arsa almak istemiştik. Her şey tamamdı ancak emlakçının son sözü benim derhal frene basmama sebep olmuştu. "Tabii bu arazinin tapusu ve inşaat izni yoktur. Tıpkı kıyı boyunca yapılmış her inşaat gibi. Bu yörede hiç birisinin tapusu yoktur, ileride belki verilir. Ama şu anda yoktur. Bilseniz burada kimlerin vilları var, kimlerin! Hiç birinin de inşaat izni ve tapusu yoktur!"Geri geldiğimde Hasan Bey'i sorduğu sorunun cevabını bekler buldum ve bastım kahkahayı. Nasıl gülüyorum, nasıl gülüyorum hayret edersiniz. Aynı, Hasan Fehmi Güneş Bey'in hayret ettiği gibi."Ne oldu Hasan Bey? Yoksa son çıkan yasalardan faydalanmak mı istiyorsunuz?""Yooooo. Yok öyle bir şey." "İnşaat izinleri verilecek de!" "Ayşe Hanım, ben bu arsayı yıllar önce almıştım. Hem de o zamandan beri inşaat izni var." "Güzel öyleyse, mükemmel." "Bakarsınız sizinle komşuluk yaparız.""Hay, hay! Yaparız Hasan Bey, yaparız! Şimdilik iyi yolculuklar diliyorum.""Ben de size Ayşe Hanım. Hoşçakalınız!"Okuyucu mektubuKader konusundaki yorumlarımız farklı* Geçtiğimiz günlerdeki bir yazınızda, Biricik Suden'in başına gelen kazayla ilgili olarak, "Kader değil, nazar hiç değil" diyorsunuz. Söylediğiniz birçok düşüncenize katılıyorum, evet, Alanson'un yaptığı şımarıklıktır. Ancak bence durum ne olursa olsun o kaza Biricik Hanım'ın kaderindeydi. İnsanlar başlarına gelenlere üzülmemelî ancak sebebiyet veren konumdaysa pişmanlık duyup daha sonrası için ders almalıdırlar, (Kerem Sezer)* Sizinle kader konusunda sanırım yorum farkımız var. Kişi kaderini olumlu kılmak için elinden gelen her mantıklı işi yapar ve ona rağmen bir olayla karşılaşırsa buna kader diyebilirsiniz. Bu durumda Biricik Haram, gecenin o saatinde köpeğini isteyen eşine dönüp, "Bu saatte sokaklara çıkıp köpeği alıp gelemem. Mantığım ve aklım buna elvermiyor" deyip dışarı fırlamasaydı bu kaza meydana gelmeyecekti. Biricik Hanım, aklını devreye sokmadığı ve duygularına yenildiği için böyle hareket ederek kazaya sebep oldu. Kur'an, aklımızı kullanmamızı bu sebeple emretmektedir. Teşekkürler.

Devamını Oku

Söz sizde Melih Gökçek Bey!

15 Ağustos 2003

Kadın Sığınma Evleri hakkında şaibeli konuşmalarından sonra derin bir sessizliğe gömülen Melih Gökçek Bey'i konuşturmak istiyoruz. Ben konuya girmeden önce, şu ortaya esrar perdesi içerisinde attığı şaibeleri öğrenmek istedim. Eski başbakanlardan Tansu Çiller'in, "O parayı nereye verdiğimi söylersem 3. Dünya Harbi çıkar" sözü geliyor hep aklıma! Melih Bey'in sessizliği de böyle SAĞLAM bir gerekçeye mi bağlı acaba?Dün konuya ilk oltayı atan Ruhat Mengi arkadaşımı arar zannettim. Bekledim. Baktım aramamış! Heyhat, derin bir sessizlik!Yakından bilirimŞimdi ben ülkenin her bir noktasında mevcut ve miktarları gün geçtikçe azalan Kadın Sığınma Evleri'nin hepsini bilemem. Ama Mor Çatı kurumunu çok yakından biliyorum.Oraya sığınma zorunda bırakılan, altına bir somya, masada bir tas çorbaya kavuşan nice hanım ve beraberlerindeki kaç çocuğun, nasıl anlık bir nefes alma payı kazandıklarını çok yakından bilirim.Hatta televizyonlarda hanımlara yönelik programlardan tanıyan nice genç bayan, nice dayak kurbanı eş bana bile danışmadan yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalmış, İstanbul'a bir biçimde kapağı atmış, cami avlularında, "Ben Ayşe Özgün'ü görmeye geldim, o beni kurtarır" diye yolumu arayıp bulmuşlardır. Bu durumlarda benim tek güvencem, tek dayanağım Mor Çatı kurumu olmuştur.Buradaki psikolog, sosyolog ve hukukçu arkadaşlarım hiç beni kırmamışlar, her zaman bu zavallı hanımların fırtınalarında yardım ellerini uzatmışlar, yaşamlann heba olmasına mani olmuşlardır.Ben sığınma evlerinin ne olduğunu, nelerle karşı karşıya bulunduklarını bilen bir kişi olarak Melih Bey'i açıklamalara davet ediyorum.Hangi kurumda ne olmuş efendim? Bu hikâyeleri zat-ı alilerinize yansıtan kimlerdir efendim? Ön yargılı mıdırlar? Kuyruk acılan mı vardır? Pireyi deve yapanlardan mıdırlar? Olayları çarpıtanlardan mıdırlar? Benim Türkçemi bozmama sebep olanlardan mıdırlar?Kadın Sığınma Evleri'nin bu ülkenin her köşesinde sağlık ocakları gibi kurulması gerekir. Dünya Bankası raporlarında "kadın-erkek eşitliğinde" Türkiye'nin sınıfta kaldığı tüm dünyaya ilan edilmişti, hatırlar mısınız? Bu dünya standartları da bir garip! Değil mi efendim? Kadın ile erkeği eşit görmek isterler de isterler! Yahu deli mi ne bunlar?Kadın nedir ki? "At-silah-avrat!" VAY BE!!! Bu ne şeref! Bahsettiğiniz sıralamada 3. gelmek, kolay iş mi? Bakınız hanımlar, kendinize geliniz! Size şerefler bahsedilirken olayın farkına bile varmıyorsunuz!3. sıraya yerleştirilirken neleri gerilerde bıraktığınızın bile farkında değilsiniz! Neler mi? Örneğin kuzular, keçiler, istavrit balıkları, kahvehaneler, tespihler, temiz göynekler, otomobil ve apartman katları, rakı sofraları, nataşalar, haaaa? Yaaaaa! Nataşalar bile geride kalmış kızlar!"Ne kalması be Ayşe Abla? 3. gelen kim? Avrat. Yani karısı mı, eşi mi, çocuklarının anası mı? Yooo oh! Sadece avrat. Yani buna Nataşalar dahildir be abla!"Sizi dinliyoruz Melih Bey! Söz sizde!Dikkat ... Dikkat ...Bu etkinliğe katılmalısınız20-21-22 Ağustos 2003 tarihlerinde merhum Sinan Erdem ve merhum Vahit Çolakoğlu adına Antalya, Konyaaltı 10 nolu plajda yapılacak olan Türkiye'nin en iyi bayan çiftlerin katılacağı "Golden Cup" etkinliğine civarda bulunanların katılmasını arzu ediyorum. Epirden Beach Volley artık bir klasik haline gelmeye başladı. Emeği geçen herkesi kutlarım. A. Ö.

Devamını Oku

Bankalarımız doğru çalışıyor mu?

14 Ağustos 2003

Sizlere bir şey söyleyeyim mi? Aldığım yüzlerce okuyucu mektubunun tek ortak noktası nedir bilir misiniz? Vatandaş parasını yatırdığı bankaların işlem masraflarından "İllallah!" diyor!Hortumlanmış veya batık bankalardan bahsetmiyorum!Şimdi bir güçlü bankamızda, "ek karta otomatik ödeme talimatlarına bonus veriyoruz" adı altında işlemler yapıldığında, müşterilerin haklarının yenildiği iddia ediliyor.Bakın, uzun zamandır bu köşeden yazıyorum. Ek kart der demez hemen frene basarım! Ne lüzumu var? Bunların birer kapan olduğunu ben size neden anlatamıyorum? Bana gelen şikâyet mesaj ve faksları (ki çok!) yazanların hiç de öyle eğitim görmemiş kişiler olmadığını görüyorum. Eeeee?Cüzdanı yırttılarTürkiye'de banka yolsuzluklarını ortaya çıkarmada önayak olmuş sayılabilecek Sayın Fatih Altaylı'ya buradan tüm vatandaşlar namına teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak işlerin orada bitmediğine dikkat çekmek istiyorum.Bana gelen mesajların arasında banka çalışanları da var! Bunu iyi anlamanızı istiyorum. Banka çalışanları! Anlıyorsunuz değil mi?Bu arkadaşlarıma üst kademelerden, şubenin devamlı kâr etmesinin sağlanması için baskı uygulanıyormuş. Banka işlem hacmi bellidir. Bir şubeden başkasına veya başka bir banka şubesine para transferleri yapılır. Paranızı o bankada tutmanızın meydana getirdiği bir ücret söz konusudur. Sade vatandaşın karşılaştığı durumları gözden geçiriyoruz. Vatandaşın kredi kartı ödemeleri vardır. Bunlar (tercihan) bir çırpıda ödenemezse taksitlendirilir. Ödeme uzadıkça faiz yükselir vs.Şimdi bana gelen şikâyetlerden birini köşeme alıyorum:"5 Ağustos'ta Ziraat/Kordon'dan maaşımı çektim. HSBC'ye gittim. Sıram gelince memure hanıma 3 hesap cüzdanımı birden uzattım.'Şunları iptal edelim. Hepsini sizdeki 30 milyarıma ilave edelim. Ayrıca şu kadar da ben ilave edeceğim' dedim. İlk önce döviz hesabıma baktılar (85 cent vardı). Bir şey yok dediler. Hop mop deyinceye kadar cüzdanı yırttılar.2.615.381'lik cüzdana bakıldı, bunda da bir şey yok dendi. Nasıl olur deyince makineye sokup çıkardı. Buyrun deyip bana verdi. Bu iki küçük hesaptan iki ayrı tarihte 'Hesap İşlem Ücreti Tahsilatı' adı altında 2 milyon TL UÇMUŞ! Hatta ondan da geriye kalan 615 bin TL'nin adını bile anmıyorlar (Çanakkale'de şehir içi minibüs fıyatı 600.000 TL'dir)."Türk halkı, yıllık 20.000 euro gelirli bir durumda olmadığı için her bir kuruşunu santim santim saymak zorundadır. Her bankada işlem ücretleri ve para havale ücretleri de belli bir skalaya bağlanmalıdır. Bunlar ilan edilmelidir. Bunun altında işlem yapabilen bankalar rekabet yaratmalıdırlar.Çifte soyulmaÖrnek olarak veriyorum, Uzanlar'ın Curacao'daki hesaplarında 1 milyar 333 milyon dolarları yatıyormuş ya? İnanın bana Çanakkale'deki okuyucum İsmail Çakar'in HSBC'deki 2.615.381 TL'si de o derecede büyük ve önemlidir. İKİ DURUM MİLYARLARCA IŞIK YILI KADAR FARKLIDIR.Ama, olay görecelidir. Dürüst olmayan işadamlarına hükümet bu bankaları kurdurttu. Halk güvendi, gitti parasını yatırdı.Parasının hortumlandığı yetmiyormuş gibi şimdi de devlete para verecek ki, açıklar kapansın! Uganda'da olmaz bu ÇİFTE SOYULMA, Uganda'da!

Devamını Oku

En gerçek öğretmen tecrübedir

13 Ağustos 2003

Bence yaşamda kişilerin büyük hatalara düşmelerine önemli oranda duygularının esiri olmaları sebep olmakta.Burada bahsettiğim büyük hata gerçekten büyük hata olarak algılansın. Yoksa küçük hatalar çok önemli izler bırakmadan geçip gidebilmekteler.Büyük hatalar yaşam temelinizi esaslı biçimde sarsarak durumları değiştirebilecek niteliktedirler.Sizin kontrolünüz dışındaki sarsıntılardan bahsetmiyorum. Bunlar da mevcut ve çoktur ama kontrolünüz dışında geliştikleri için yapabileceğiniz bir şey yoktur. Örneğin ailenizle seyahat ederken karşıdan gelen bir otomobilin size çarpması sonucu eşinizi ve çocuklarınızı kaybetmeniz gibi...Benim değinmek istediğim durum, sizin büyük bir tutku ve duygusallıkla, tüm mantığınızı camdan fırlatarak, hukuksal, sosyal veya geleneklere ters kabul edilen büyük risk olarak görülen bir durumu "isterim de isterim" diye tutturma durumunuzdur.Başkalarının soğukkanlı öğütleri size fayda etmez. Söylenen her söz, her cümle size daha çok batmaya, sizi daha çok sıkmaya başlar. Çünkü duymak istediklerinizden uzaktır.Bu, "Ne olur aklını çalıştır" konuşmalarının boşa kürek çekmek olduğunu konuşan bilir. Çünkü ha duvara konuşmaktadır, ha size.İşte böyle bir açık denize açıldığınızda tutkunuzla siz yalnızsınızdır. İstediğinizi elde edersiniz. İstediğinizi elde ettiğiniz saniyeden itibaren de aşağı doğru düşüşünüz başlar.Bu öylesine hızlı bir düşüştür ki yere çarptığınızda sizi derin bir çukura itecektir. Eskiden aklınıza bile getiremeyeceğiniz durumlara sokacaktır.Sadece sizi mi? Hayır, yakınınızda kim varsa etkilenecektir. Beraberinizde onları da aynı çukurun çeşitli kademelerine indireceksiniz artık.Bazen maddi hasar, kara bir çadır gibi etrafınızı saracaktır. Ruhunuzda açılan yaranız ise elle tutulamayacak, ilaçla tedavi edilemeyecek bir duruma gelecektir. Neden? Çünkü düşüşe geçtiğiniz andan itibaren tekrar çalışmaya başlayacak olan aklınız, size durmadan şu cümleyi tekrar edecektir:"Keşke gecen zamanı geri getirebilsem. Keşke şunu yapmasaydım veya keşke bunu yapmasaydım."Yitirilenler yitirilmiştir ve zamanın geçmesinden başka ilacınız yoktur. Sonra bir sabah bakacak, güneşi, gökyüzünü ve dallardaki yaprakları tekrar görmeye başlayacaksınız. Bir kedi miyavlaması, bir simitçinin bağırması, size yaşama tekrar sarılma motivasyonu verecektir.İşte bu noktadan itibaren yaptığınız hatadan bir ders çıkartarak tekrarını önlemek adına hayata devam ediniz. En gerçek öğretmen tecrübedir.Eski durumunuza gelebilmek, eski güneşli günleri geri getirebilmek gücünüz varsa, hiç durmadan gece gündüz deneyin. Başaranlar olmuştur. Ancak başaramazsanız da "Elimden geleni yaptım, olmadı" dersiniz ve yeni durumu kabullenirsiniz. İyi şanslar...Okuyucu mektubuTruva Mobilya size yardımcı olacaktır* Truva Mobilya'dan koltuk takımı aldık. Bir iki gün sonra kumaşta defo gördük ve döşeme hatası vardı. Haber verdik. "Satılan mal geri alınmaz" dediler. Koltukları geri vermek istediğimizi rica ettik, 300 milyon iade gerekiyordu ancak 150 milyon verdiler. Bu para bizim için çok önemli. (Esma Tilki / Çanakkale)* Truva Mobilya, Çanakkale'de en beğendiğim mağazalardandır ve eminim yeni çıkan Tüketici Hakları Yasası'nı biliyorlardır. Size yardım edeceklerdir. Çünkü AB'ye girmemiz için çıkan bu yasa, tüketici haklarını korumaktadır. Yükselen bu standartlar sayesinde Truva Mobilya ileride ürünlerini Avrupa'ya satabilecektir.

Devamını Oku

Çevrenize uymak için kendinizi yontar mısınız?

12 Ağustos 2003

"B Group"dan gelen bir e-postada şöyle diyor: "Günün Sözü! Çevrelerine uymak için kendilerini yontanlar, tükenip giderler!" Söyleyen: R. Hull. Bu düşüncenin hem lehine hem de aleyhine tezler yürütülebilir kanaatindeyim. Harika bir münazara konusu olur. "Çevrelerine uymak için kendilerini yontanlar, tükenip giderler." Bunun karşı tezini savunanlar diyebilirler ki: "Çevrelerine uymak için kendilerini yontmayanlar, tükenip gider." Tabii ki tükenip gitmek mecazi manada kullanılmış. Kimse bir çıranın yanıp, kül olup yok olmasını değil de suyun sıvıdan katıya dönüşmesi gibi bir durum değişikliğini kastediyordur. Benim yaşam tecrübeme göre kendilerini yontanlar daha başarılı oluyor toplumda. İş alemini ele alalım. "Eskiler" için geçerli meslek dediğinizde doktor, avukat, mühendis sahaları gösterildi. Bu inanışa sıkı sıkıya bağlı kalıp, değişen teknolojiyle gelişen yeni meslek dallarına inanmayıp, "Bildiğim bildik, ben fikrimi değiştirmem (yani kendimi yontmam) benim oğlum hukuk okuyacak" diye tutturan bir baba, oğlunu belki de sevmediği bir mesleğe zorlayabilir. Öbür yanda oğlu, sigorta pazarlama elemanı olmak isteyebilir. Baba bilmez ki, sigorta pazarlama elemanları, gelişmiş ülkelerde mühendislerden daha fazla gelir elde etmekte. Veya borsa eksperleri, seansları yaver gidip bir de akıllı öngörülerde bulunurlarsa üç avukatın toplam gelirinin 5 katı gelir elde edebilirler. Aristotle Onasis'i ele alalım. Meşhur armatör Livanos'un kızını istemeye gittiğinde Livanos sormuş: "Sen ne iş yapıyorsun?" "Ben armatörüm. Şu anda Japon tezgâhlarında benim sipariş ettiğim onlarca süper tanker inşa edilmektedir." "Bunlar için gerekli paran var mı?" Onasis demiş ki: "Efendim, ben hiçbir zaman kendi paramı iş için kullanmam. Başkalarının paralarını kullanırım. Bankadan kredi aldım." Livanos şaşırmış: "Ben cebimde param olmadan, asla hiçbir sipariş vermem. Kredi de neymiş?" İşte kendini yontan bir Onasis ile yontmamakta direnen o zamanın büyük armatörü Livanos. Sonra ne oldu? Livanos tükendi gitti... Oysa Onasis dev bir dünya şirketi oldu. Zaman içinde aldığı kredileri ödemekte zorlanınca Jackie Kennedy ile evlendiği rivayet edilir. "Helal olsun!" diyenleri de duydum. Gelelim dans konusuna. Bugün Angelique Buz adında bir yere gidip vals yapmanız abes kaçar. Zaten müziği bile çalmaz. Hiç dans etmeden evinize tıpış tıpış dönersiniz. Oysa yeni moda danslan deneseniz! Şöyle bir titreyip zıplasanız, modaya uysanız, kendinizi yontsanız, hem bol hareket etmiş, modaya ayak uydurmuş hem de yeni kulvarlara girmiş olursunuz. (Richard, Robert veya Rudyard) Hull, düşünüyorum da sanat konuları hariç, ben sizinle aynı fikirde değilim. Saygılarımla. Teşekkürler BGroup.

Devamını Oku

Bir kaşık çorba, arkadan bir kaşık dondurma!

11 Ağustos 2003

"Hayrola Ayşe. Hâlâ uyumadın mı? Dönüp duruyorsun?" "Afedersin Haluk, seni de uyandırdım. Aklıma bir şey takıldı da..." "Gel bir çay içelim, anlat bana." Kalktık. Gene birer sallandırma çay yapıp balkona geçtik."Nedir seni uyutmayan düşünce?" "Şu düğün meselesi gene. Sen kalk 7000 kişi davet et. Bize bir davetiye bile gelmedi." "Ne olur yani?""Gururum kırıldı Haluk. Bugüne bugün Allahıma şükür gazetede çok başarılı bir köşem var. Çok ince eleyip sık dokuyan bir sentez kabiliyetim var. Herkesten önce olaylara parmağımı cukka basıyorum. Artikülasyonum muhteşem. Kelime haznem 49." "Artikülasyon dahil mi?" "Onu da eklersek 50. Sonra ekonomik ve sosyal analiz kabiliyetim ömürlere bedel.""Dur, dur, dur bakalım! Daha iki kızları var. Belki onlara davet ederler?""Ama dikkat et, bayan yazarlar hep görücü usulü konusunu ele alıp duruyorlar. Bu yaklaşımın tam tersi bir yaşam tarzı uygulayanları çağırıyorlar. Bir şey daha var. Mesela Sinyor Berlusconi salona girince Türk müziği susuyor, Ravarotti'nin eseri çalmaya başlıyor.""Ne var bunda?""Bir şey yok. AKP iktidara geldiğinden beri adını koyamadığım bir duygu yaşıyorum. Sanki bir kaşık çorba, arkadan bir kaşık dondurma!""Sence neden?""Her Duruma Herkesi Alıştırma da denebilir belki.""Olabilir.""Bir de Arnavutluk Başbakanı Fatos Nano diye bir şahit varmış. Nereden çıkti? O salona girdiğinde Arnavut müziği çalındı mı bakalım?""Berlusconi epey hediye getirmiş.""Acaba altın götüremeyeceğimizi anladıkları için mi bizi çağırmadılar?""Yahu köyden saatlerce yol gidip, İstanbul'da 15 dakikalık bir tören izlemek için seyahat mi edecektik yani?""Yok canım. Tabii ki gitmezdik ama gene de...""Canım, belki de davetiye gelip VATAN Muhaberat Şefi Tolga Bey'de bekliyordur. Hep oluyor ya? Biz uzun süredir İstanbul'dan ayrıyız ya?""Peki ama bir kaşık çorba, arkadan bir kaşık dondurma! Sana garip gelmiyor mu?""Bekleyip görelim Ayşe. Acele etme. Sabırlı olalım. Gel içeri girelim.""Haluk çocukların ikisi de çok güzel ama değil mi? Doğruya doğru. Ben sevdim.""Akılları güzel olsun! Tabii ki Allah da mesut etsin. Ben giriyorum içeri, geliyor musun?"Okuyucu mektubuDavayı kazanana referans vermiyorlar* Son ekonomik krizde çok iş yeri kapandı ve 8 saatlik üç vardiyalı çalışma yerine 12 saattik iki vardiyalı sisteme geçildi İş Kanunu'nda yapılan son değişiklikle de işverenlerin istediği "ince ayar" yapıldı. 24 saatin 12'si iş yerinde, 1-2'si yolda, 8-9'u uyuyarak, 1-2'si de yemek, alışveriş gibi günlük işlerle geçiyor. Psikolojik bozukluklar baş gösteriyor. Oysa dünya, 8 saat çalışmayı yasal sınır kabul ediyor. Lütfen bu konuya eğilin. (Adı bende saklı bir okurum) * 8 saatten sonra verilen hizmetin ücrete tâbi olduğu gelişmiş ülkelerde, hukukçuların "iş yeri stresi" adı altında çok yüklü davalar açtıklarını ve kazandıklarını biliyorum. Ancak emekçinin başka iş yerine girebilme şansı azalıyor çünkü dava edilen iş yerinden "referans mektubu" akmıyor.

Devamını Oku

İşte, mucizevi uygulamalar!

10 Ağustos 2003

Kendi bahçesinde veya komşusunda incir ağacı olanlar, dikkat dikkat!Şayet incirlerinizi yemek için eylül ayına kadar beklemek istemiyorsanız, şayet incirleriniz derhal büyüyüp, tatlılaşıp, yumuşasın da koparıp hemen yiyeyim diyorsanız, lütfen okumaya devam edin.Hormon mormon olayından bahsetmiyorum. Mucizevi bir yöntem öneriyorum. Faydasını görüp incirlerinizi bir an evvel yemeğe başlayınca bana içinizden bir teşekkür yollamanız yeterli!Usul, çok ama çok eski devirlere dayanır. Çünkü böyle bir uygulamayı bizler bilmeyiz. Denemek de aklımıza bile gelmez. İncir ağacı sahipleri, bir kahve fincanına biraz ayçiçek yağı veya zeytinyağı doldurunuz. Bir de ucu top pamuklu 5-6 çubuğa ihtiyacınız var.Sabahın erken saatlerinde incirin ağacının altına geliniz, çubuğun pamuklu başını yağa batırıp bir bir ham incirlerin şişman uçlarına daire şeklinde üçer kere gezdiriniz.Ben dün sabah bu işlemi yaptım. Tabii pek de kolay olmuyor, insan farkına varmıyor ama çok incir varmış. İnanır mısınız, benim fincandaki tüm yağ bitti ve daha yapamadığım çok incir kaldı. Ama tabii bizde iki bodur ağaç var, bu sene de mahsul çok iyi geliyor.Göreceksiniz bir hafta, on gün sonra incirleriniz toparlak bir şişmanlıkta ve bal tatlılığında olacak. Bu işlemin hiçbir mahsuru yoktur. Yan tesiri yoktur.Yağ kokusu bırakmaz. İncir, çoğunuzun bildiği gibi çok faydalı bir besin. Evet, fazlası şişmanlatır ama sindirim sistemine de harikulade iyi gelir. Afiyet olsun!Defnenin faydalarıDefne ağacının yeşil, yuvarlak tohumları var ya. Onlardan 30 tane kadar toplayın. Ortalarından ikiye bölün. Bir cam kavanoza koyup, üzerine tam seviyesinde zeytinyağı doldurun. 25 gün güneşte bırakın. Unutun yani! 25 gün sonra açıp koklarsanız yağ kokusunu hiç duymayıp güzel bir defne yaprağı kokusu hissedeceksiniz. Bu sıvıdan birazını pamuğa koyup omuz, diz önü veya arkası, boyun gibi ağrı çektiğiniz bölgeye 5 gün üst üste sürün. Bana yaradı. İnşallah sizlere de iyi gelir. Bizim köyde defne yaprağını kaynatıp soğuk algınlığını geçiren çok arkadaşım var. Hiç ilaç falan kullanmıyorlar. Geçmiş olsun!Dikkat... Dikkat...Değerli okuyucularımdan bir ricam varÇok arzu etmeme rağmen siz değerli okurlarımla özel iletişim kurmaya maalesef hiç vaktim olmuyor. Bana e-posta, faks ve mektupla bu şekilde ricada bulunanlar bilmeliler ki gönderdikleri her yazı tarafımdan okunmakta ancak bire bir cevap yazamamaktayım. Bunun dışında benden doktor randevusu isteyenlere de tavsiyede bulunabilecek durumda değilim. Hatta bazılarınız biraz daha da ileri giderek, "Randevumu aldınız mı? Bakın gözyaşlarıiçerisindeyim" diye bana baskı yapmamalısınız. Bu konular benim çok dışımdadır. Gerekli sağlık kurumlarına kendiniz başvurup sorunlarınıza çare aramalısınız. Anlayış göstereceğinizi ümit ediyorum. Teşekkürler A. Ö.

Devamını Oku