Sevgili ve saygın Sezen Aksu'nun yeni albümü "Yaz Bitmeden" için siparişler durmadan artıyormuş!Bravo Türk dinleyicisine! Nasıl da bilir! Nasıl da seçer! Nereden başlasam? Hepsi çok güzel, söz, müzik, yorum, aranjmanlar, gitar girişleri; orkestrasyon sessiz, bağırmadan, inlemeden, okuyuşlar, adeta konuşarak anlaşmalar, şeffaf ve yalın bir cinsellikte koşuşmalar, yaz bitmeden uğraşmalar, "tri da da" gibi kelimesiz sözler...Ama en büyük alkışım, en coşkulu kutlamam,"Bu kızı yeniden büyütmeliyim,Kor ateşlerde yürütmeliyim,Değirmenlerde öğütmeliyim,Farkındayım, farkındayım"şarkısına...Nasıl yazılmış bu sözler? Böylesine büyükken, nasıl bu denli "esas"a çark edip kıvrılıp bir güzel o ebada yerleşebilir bir insan bu Sezen Aksu?Henüz duymamışlar için özellikle gençler için birkaç dizeyi buraya almak zorundayım:"Kendini seçemiyorsun, Bırakıp, kaçamıyorsun! Yazmadığın bir hikâyede Uzun ya da kısa vadede, Az biraz keşfediyorsun, Öteki olabilmeyi, yerine KOYABİLMEYİ, Geride durmayı, öğreniyorsun!"İşte bu bilgi, duygu ve ifadeler için size saygımız sonsuz sevgili Sezen Aksu. Çünkü bu satırların her biri bir felsefe dersidir!Her genç, bu düşünce ve duyguları çok iyi tartıp, çok derin düşünmelidir. Ondan sonra, dersi öğrendikten sonra herkes kendini yeniden büyütmelidir!Anladığım kadarıyla Sezen Aksu'nun yaşam kayıt cihazı, her gözlemi, her duyguyu, degradeleriyle değişik dosyalara yerleştirip, beyin çekmecelerine öyle yerleştiriyor. Bizlerde diyeyim 900 dosya varsa Sezen Aksu'da 32 456 300 045 dosya var! Teşekkürler büyük sanatçı, büyük yorumcu, büyük düşünceci ve duygu yumağı!Okuyucu mektubuİslâm dini, saygı ve anlayış dinidir* Sayın Ayşe Özgün, geçtiğimiz günlerde İsa Peygamber hakkında yazdığınız yazıyla ilgili bir kritik yapacağım. İsa Peygamber'e sanırım Hıristiyanlar "Tanrı" derler. "Allah" demezler değil mi? Bazı şeyleri bu şekilde vermeniz, genç nüfusumuzu olumsuz etkilemez mi? (Mustafa Çelik)* Benim bilgime göre Tanrı kelimesi, Allah kelimesiyle eş anlamlıdır. Birisi (Allah) Arapça, diğeri (Tanrı) öz Türkçedir. Aynı sizin kullandığınız Latin kökenli "kritik" kelimesi gibi. "Kritik", Latin kökenlidir, "eleştiri" öz Türkçedir. Gerçek İslâm'ın yani Kur'an'daki İslâm'ın gençlerimizi böyle bir insan yapısı hikâyeyi hoş karşılayacak şekilde yetiştireceğine inanıyorum. Hazreti Peygamberimizin camide namaza durduğu bir vakit çocukların üzerine çıkıp dakikalarca oynamalarının kendisini hiç rahatsız etmediği ve çocukların yorulmalarını bekledikten sonra namazını bitirdiğini düşünürsek İslam'ın bir tolerans, saygı ve anlayış dini olduğunu zaten her Müslüman bilir. Mesajınıza çok teşekkür ederim.
Kendimi bildim bileli, çok önemli siyasetçilerimiz, her kapı gıcırtısında dans eden kişiler gibi her dükkân açılışında, bir galerinin hizmete girmesinde ellerinde bir makas, önlerinde koca bir kırmızı kurdele, arkalarında birbiri üstüne çıkıp fotoğrafta görünmek için çırpınan bir kitleyle gazete ve haberlerimizde görüntülenmekte! Dış ülkelerde yaşamaya gittiğimde örneğin İngiltere'de zannettim ki Thatcher ve bakanları da aynı işlemleri yapıyor. Aaa bir de baktım hiç de öyle bir uygulama yok. Değil bakanlar, milletvekilleri bile katılmıyorlar böyle işlere. Amerika'ya gittiğimde de dikkat ettim, ne kabine üyeleri, ne milletvekilleri, ne senatörler böyle bir faaliyet içinde. Bir bize mi mahsus bu efendim? Bence bir başbakanın süpermarket açılışında kurdele kesmesi rütbeyi küçültür! Benim gözümde küçültmektedir de! Ne yani? Şu dükkân, bu dükkân derken çok önemli çalışma saatleri heba oluyor gibi geliyor bana! Üstelik çok basit işler için heba olduğu düşüncesindeyim! Eskiden hatırlarsanız bir "tebrik ziyaretleri kabul" durumlan vardı. Buyrunuz bir saçmalık daha! Neyse onlar kalktı galiba. Daha eskiden nikâh ve nişan şahitliği vardı. Allah'a şükür onlar da azaldı. Bir şey söylemek istiyorum. Ülkenin birçok köşesi dertler içinde kıvranıyor. Mardin'e bağlı önemli köylerde elektrikler kesik, sular akmıyor. Yurdun birçok noktasında saymakla bitmeyecek dertler var. Hiç böyle durumlar yokmuş gibi her şey güllük gülistanlıkmış gibi sağ elde bir makas, önde bir kurdele, dudaklarda hafif sağa kaymış bir tebessüm. Ne oluyor? Bilmemne galerisi hizmete giriyor!Ben bu siyasilerimizin yerinde olsam, hayatta bir açılış kurdelesini kesmeye gidip, çok önemli vakitlerimi heba etmem. İÇİMDEN GELMEZ! Bana sorarsanız, Türk halkı yoğun bakım ünitesinde! Nasıl böyle durumlarda hasta yalnız bırakılmazsa başbakan ve siyasiler de kurdele kesmeye gitmemeli! Daha önemli işlerle meşgul olmalı. E-posta'dan öneriler geliyor: "Bir tarlada külçe altın dolu sandık bulundu. Çıkarmak için (ortak olmak şartıyla) teberruda bulunmak ister misiniz?" Rezalet diz boyu. Hukuk işliyor mu, geç mi işliyor? Altına ortak arama "kapanma" bakınız? Yutanların giden paralan nasıl olsa geri alınamaz. Hortumladıklarıyla yaşarlar! Ben kurdele kesiminden bıktım!
Eceabat'daki Maydos Restoran'a iki otobüs dolusu uzak doğulu turist girdi ve uzun masalara yerleştiler. Hepsi tertemiz giyimli, pırıl pırıl siyah saçlı, zarif insanlardı. Biraz sonra masalarına gittim ve aramızda şu konuşma geçti:"Merhaba. Benim adım Ayşe Özgün. Sizleri tanımak isterim." Ortada oturan kısa saçlı hanım konuşmaya başladı: "Biz Güney Kore okullarında eğitmenleriz. Bazılarımız profesördür. İlk olarak böyle bir seyahati gerçekleştiriyoruz.""Neden Türkiye'yi seçtiniz?""Çünkü toprağında bu kadar çok ve çeşitli kültürü barındıran başka bir ülke daha yok.""Yola çıkmadan evvel tarih bilgilerinizi tazelediniz mi?""Hem de nasıl!" Gülüşmeler!"Yalnız, çok genlere gitmedik. Örneğin Hititleri ele almadık. Üç önemli devirle alâkalıyız.""Hangileri onlar?""Birincisi Hıristiyanlık tarihi""Antakya'ya gittiniz mi?""Antakiya??!??""Antiochus!""Yes, yes Antiochus. Tabii ki... İlk klişeyi de gezdik. İkincisi, Bizans tarihi, üçüncüsü de Osmanlı tarihi. Bu üç devri ele aldık." Masanın ucundan bir bey konuşmaya katıldı:"Biz Türkiye ve Türkleri gerçekten de çok seviyoruz.""Neden?""Futbol maçı oldu ya?" Gülüşmeler!"Türkler bize karşı çok iyiydi." Kısa saçlı hanım tekrar söz aldı:"Siz Güney Korelileri seviyor musunuz?""Evet seviyoruz.""Neden?""Bir kere ekonomik ve teknik başarılarınıza hayranız. Mutevaziliğinize ve çalışkanlığınıza hayranız. Bence Japonya'ya rakip olacak ülkesiniz. İnşallah Türkiye tarihini öğrencilerinize o kadar olumlu yansıtırsınız ki onlar da büyüyünce buralara gelip sizler gibi gezerler!"Memnun ve mutlu gülüşmeler... Hepsine iyi yolculuklar dileyip masamıza geri döndüm. Güney Kore güzel güzel ilerliyor dostlar!
Ayşe ve Leyla Alemdar kardeşlerin sohbetine doyum olmuyor! Her akşam sabahın erken saatlerine kadar koca bir grup bu ikiliyi dinlemeye doyamıyoruz! Ayşe Alemdar çok uzun yıllar Club Meditteranee kurumunda çalıştığı için bir çok inanılmaz hikâyeyi bizlere aktarıyor. Örnek vermek isterim: "Fildişi Sahili'nde Club Med'i kurduk. Personel yerli tabii. Gayet güzel, işleri yerlerine oturttuk. Club işliyor! Üç ay sonra personelden biri geldi ve anneannesi öldüğü için bir hafta izin istedi. Üyesi olduğu Yakuba kabilesi, bulunduğumuz yere bir hayli uzakta olduğu için vaktinin çoğu yollarda geçecekti. 'Normaldir' dedim ve kendisine istediği izni verdim. Bir hafta sonra döndüğünde ise onların cenaze ve kabristan geleneklerini öğrenmek için kendisiyle kısa daolsa bir sohbet yapmak istedim.- Anneannene üzüldüm. Her şey yolunda gitti mi?- Gitti Madam. Anneannemi bir güzel hepimiz YEDİK! Kulaklarıma inanamamıştım!- Yediniz mi dedin?- Evet efendim, bütün aile fertleri, anneannemi çok güzel yedik.- Bu bir gelenek mi?- Evet Madam. Bizim kabilede kim ölürse, vücudunu bir güzel pişirir yeriz. Siz bilmiyor musunuz?- Bilmiyorum ve gerçekten şaşırıyorum. Anlayabilmiş de değilim.- Bunda anlamayacak bir şey yok... Anneannemi yedik ki, o içimizde YAŞAMAYA devam edebilsin. Siz Avrupalılar bir ölürsünüz, yolun sonu olur. Oysa bizler ölürüz ama yaşamaya devam ederiz."Bütün bunları o kadar normal ve sıradan bir biçimde anlatmış ki, Ayşe'nin şaşkınlığı geçmek bilmemiş. "Ayşe" dedim. "İki ay önce bize bir Amerikalı konuk oldu. Çanakkale'ye yemeğe götürdük. Yemeğin üstüne tatlı ısmarlamak için mönü geldi. Ben her bir yemeği tercüme ediyorum. Sıra TAVUK GÖĞSÜNE geldi. Tercüme ettiğimde, adamın gözleri faltaşı gibi açıldı! Aynı senin anneanne yemeği durumun gibi... "ET TATLISI nasıl olur? Nasıl yersiniz? Aklım almıyor!" diye şaşırdı. Denemedi bile. Kültür farklılıkları her zaman herkesi şaşırtabiliyor!
Ben iki haftadır gece gündüz düşünüyorum. Etrafa da pek belli etmek istemiyorum. Haluk bazen iki kaşımın birleşip, endişeli gözlerle akasya ağacının uzun ve sallantılı dallarına dalıp gittiğimi görünce..."Aman Ayşe! Karadeniz'de gemilerin mi battı? Nedir bu dalgın, düşünceli ve üzgün hal?" diye soruyor."Ayyy, dalmış mıyım? Affedersin Haluk. Gene kendimden geçtim demek. İyi ki beni ikaz edip kendime getirdin. Ama bu, derdimin hallolması demek değil tabii!""Ayşe ne derdin var Allahaşkına? Söyle de birlikte düşünelim.""Ahhh Halukçuğum! Anlamazsın bile. Çünkü seni hiç mi hiç ilgilendirmeyen bir konu da...""Yahu bir dene hele bakalım. Belki bir fikrim vardır.""Peki, peki. Ben bu kış gardırobumu hangi renklerle donatacağım, bilemiyorum. Bu sezon etek ve bluzlarımı kırmızı mı alacağım, yeşil mi alacağım? Dünyadan haberim yok. Oysa moda merkezleri bu konuda aylardır hazırlıklar yapıyor, hanımları da haberdar ediyorlardır bile!""Hakikaten sana yardımcı olamayacağım bir konuya değindin. Üzgünüm! Gerçekten üzgünüm! Dur bekle bakalım. VATAN Gazetesi'nin pazar günleri çıkardığı Cafe Pazar'a bir göz at. Belki bir ipucu verirler."Hiç yanılmadık. Geçen hafta aradığım bilgi, Cafe Pazar'ın kapak sayfasında başlıyor, dokuzuncu sayfasında devam ediyordu."Bu kış hiç düşünmeden siyah ve beyaz giyin!"Ohhh bu başlık bile içimi gevşetti. Haber şöyle devam ediyor:"Kılık kıyafette iki renk taşıyacağız üzerimizde (keşke başka bir şey isteseymişim Yarabbim), siyah ve beyaz. Yani en soylu renk kombinasyonu (bence de bence de!!!) Biri saflığın ve berraklığın rengi (tam ben, tam benim şahsiyetim!!!), diğeri ise şeytanlığın ve gizemin rengi (biraz korkuyorum ama giyebilir miyim bu şeytanlığı? Ya görürlerse?)."Dokuzuncu sayfaya geçip yazının devamını bile okumama gerek kalmamıştı. Artık Ulus Pazarı'ndan almam gerekenler bir bir gözümün önünden geçiyordu. Bir kere beyaz bir mendil almalıydım. Hem tayyör cebime koyabilirdim hem de rüzgârlı havalarda saçımı bağlayabilirdim. O beyaz ise demek ceketim siyah olmalıydı. O siyah olunca da tabii ki eteğim beyaz olmalıydı! Bakınız ne kadar kolay işler! Bir mendille başlamak yeterli.Sonra siyah konçlu bir beyaz soket çorap almalıydım güneşli havalar için. Bir de beyaz konçlu siyah soket çorap almalıydım, yağmurlu ve çamurlu havalar için. Bir siyah bir de beyaz ayakkabı işimi görürdü.Elime, en değişiğinden zebra çizgili bir çanta almalıydım. Onun çizgileri soldan sağa gitmeliydi. Bir de sağdan sola giden zebra çizgili şemsiyemi elime aldım mı...Hoşgelsin, "Var mı bana yan bakan? Beni bugün sokakta kapmazlarsa ben de ne olayım..." havalarım.Yaşasın dünya modacıları, yaşasın Cafe Pazar!Okuyucu mektubuAnne babalara önemli bir uyarımız var!* Radyoloji uzmanı doktorum. Adım Devrim Mert. Deterjan türü maddelerin çocuklar tarafından kazara içimi sonrası tehlikeli durumlara dikkat çekmek istiyorum. Bunları içen çocuklarda yemek borusu ve mide yanıkları ve daralmaları meydana geliyor. Ameliyatları aylar sürüyor. Lütfen büyükleri uyarınız. Bu tür ürünler ortalıkta bırakılmasın.* Bu hatırlatmanızdan dolayı size çok teşekkür ederiz Sayın Mert. Kim bilir nasıl vakalara şahit oluyorsunuz! Çocuk, kola veya şurup şişesi sanıp renkli deterjanları rahatlıkla içebilir. Sorumluluk tamamiyle büyüklere aittir. Teşekkürler.
Sevgili okuyucular, şaşarsınız, balıklar saklandı gitti veya yok oldular! İnanılır gibi değil. Bugüne kadar zor sabrettim. Ha gelirler, ha geldiler diye ama ne gelen var ne giden. Durun baştan anlatayım!Biliyorsunuz Haluk ile ben burada, evimizin önünde balığa çıkarız. Bir hafta öncesine kadar neler tutuyorduk. Karagöz, melanor, gelin balığı. Oltaya çıkıp da eve bir öğünlük almadan dönmüyorduk.Ancak geçen hafta cumadan beri durumlarda bir değişiklik seziyoruz! Sade biz mi? Kırk yılın balıkçıları da fark ediyorlar ve bize söylüyorlar. Saroz Koyu'nda balıkçılık yapan arkadaşlarla konuştuk, aynı durum orada da söz konusu!Hayırdır inşallah!Şimdi, bizden örnek vermek isterim. Bir hafta öncesine kadar oltanıza taze midye etinin bir parçasını takıp aşağıya sallandırırken, dikkat ediniz henüz sallandırırken, aç karagözler yeme hücum edip, genellikle başarılı bir iki hamleyle yemi kapıp, keyiflerine bakarlardı. Hatta ben Haluk'a diyordum ki:"Haluk, üç çocuk doyurup büyüttüm, şimdi de sıra bu balıkları doyurup büyütmekte galiba!".Gerçekten durum böyleydi. Tabii arada yakalananlar da bizi doyuruyorlardı. Gelelim geçen cumaya! Aynı saatte, aynı noktaya balığa çıktığımızda yemleri atıyoruz ama bir tek balık gelip de "tık" diye yemi bile yoklamıyor! inanamıyor insan. Hemen oltayı çekip, acaba "inerken kurtulup düştü mü?" diye yemi kontrol ettiğinizde her şeyin yerli yerinde olduğunu görüyorsunuz.Isıran, yeme hamle yapan balık bile kalmadı! Her balıkçı aynı şekilde sandalında bekleyip duruyor! Böyle bir durum daha önce hiç yaşanmamış! Arada "fikirler" dolanıyor tabii..."Şu Mars gezegeninin Ay'a yaklaşmış olmasından oluyor!""Nereden çıktı yahu?""17 Ağustos'tan evvel de güneş tutulmuştu ya? Bu işler böyle kardeşim."Büyük otoriteyle söylenen bu sözlere benim inanasım gelmiyor. Hiç bir bilimsel açıklamamız da yok! Velhasıl biz balık tutmaya meraklı arkadaşlar, bir haftadan bu yana birbirimize "rastgele" diyemez hale geldik!Balıklar nerededir? Bilen varsa lütfen bizi haberdar etsin!Dikkat... Dikkat...HSBC'nin duyarlılığıHatırlarsanız geçenlerde Çanakkale'den İsmail Çakal Bey, HSBC Bankası'ndaki hesabının bir yanlışlığa kurban gittiğini düşünüyor ve şikâyetçi oluyordu. Bu yazı köşemizde çıkar çıkmaz başta HSBC'nin Genel Müdür Yardımcısı olmak üzere tüm yetkilileri durumu araştırmaya başladılar, İsmail Bey'in üzüntüsüne sebebiyet verdikleri için özür dilediler ve HSBC'nin müşteriye karşı ne kadar duyarlı ve dikkatli olduğunu bizlere gösterdiler. Ben tüm yetkililere teşekkür ediyor, her bankanın aynı duyarlılıkla çalışmasını diliyorum! A.Ö.Dikkat... Dikkat...Sevindirici bir haber daha...Mersin'de yaşayan kas hastası Hıdır Tarhan'a tekerlekli bir sandalyenin gerektiğini, bu köşeden duyurmuştuk. Çukurova Üniversitesi Gıda Mühendisliği'nde okuyan Tarhan'ın bu ihtiyacı temin edilmiştir. Böyle haberler benî çok mutlu ediyor. Teşekkürler. A. Ö.
Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa sularında Türk gemilerinin dolaşmasının çok tehlikeli olduğuna ve son kez uyanlması gerektiğine karar vermiş! "Türkiye üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiyor" demişler. 2003 Paris Memorandumu raporunda, "Türkiye yüksek risk taşıyan ülkeler" arasına girmiş. Zaten 112 sakıncalı geminin 36'sı Türkmüş! Kardeşim, şu armatörlük nasıl bir meslek dalıdır ki bir türlü İtalyanlar, Norveçliler, Japonlar gibi başaramayız? Rahmetli Hayri Baran geliyor aklıma! O ne titiz, ne akıllı, ne zeki, ne becerikli ve sorumlu bir işadamıydı. Ne yazıktır ki büyük bir disiplinle çalışıp büyüttüğü Denizcilik Limited Şirketi, ölümünden sonra aynı başarı temposunu yakalayamadı. Eminim ki Hayri Baran Bey'in ömrü vefa etseydi kendisi bugün dünya çapında bir armatör ve Denizcilik Limited Şirketi de ülkemize milyonlarca euro kazandıran bir kurum olurdu.Şu anda Deniz Ticaret Odası yetkilileriyle bir salonda toplansam, (üyelerinin çoğunluğu armatörlerimizden oluşuyor sanırım) bana neler anlatacaklarını hissediyor gibiyim..."Ayşe Hanım, siz bizim hükümet desteğinden uzak olduğumuzu bilmiyorsunuz. Teşvikler hiç yok. Vergiler çok fazla. Personel maaşları çok yüksek. Navlunlar düşük, tonajlar büyük, bizim gemilerimiz küçük, paramız az... vs. vs."Ben de soruyorum, siz Deniz Ticaret Odası olarak, Paris Memorandumu'nun ne kadar önemli olduğunu yıllar öncesinden fark edip hükümetlere ve üyelerinize uyulması olmazsa olmaz şartlar olarak sunmadınız mı? Hatta uymayanlara cezai yaptırımlar getirmediniz mi?Kim ne derse desin, rahmetli Hayri Baran şu anda hayatta olsaydı Paris Memorandumu'nu çıktığı gün aldırmış, tercüme ettirmiş ve kurduğu gemi filosuna bu şartları, noktasına virgülüne kadar uygulatmıştı. Aksini söyleyecek olan beri gelsin! Yani, söylemek istediğim şu...Hayri Baran Bey, dünya platformunda uygulanması gereken kaideleri, Deniz Ticaret Odası iletmeden önce yürürlüğe koyardı.Hayri Bey'in filosunu kurmaya başladığı 1960'lı yıllarda, hükümetlerimiz aynı bugünkü dar görüş içindeydiler. Ama onlara rağmen başarıyı yakalamıştı bu müthiş işadamı. Nur içinde yatsın!ABS. Lloyd's, Norske Veritas, Buro Veritas, Germanischer LJoyd, Türkiye Lloyd'u ve bu birimlerde çalışan değerli sörveyörler! Efendim, siz kontrol ettiğiniz bu gemilerimize yaptırım uygulayamıyor musunuz? Yani sorun, mahallinde neden halledilemiyor? Baskı altında mısınız? Öneriler mi çok ve çeşitli?Bu kara listeye girmemizde, yukarıda bildiğim kadar sıraladığım her kişi sorumlu.Dikkat... Dikkat..Tebrikler Metin Bey!Geçtiğimiz pazar günü VATAN gazetesinde Metin Münir'in başlığı çok hoşuma gitti. Kendilerini buradan kutlamak istiyorum. Neden ben düşünemedim diye de kıskanıyorum. Başlık şöyleydi: "Tüm canlılar yaşamı tadacaklardır!" Var mı böyle bir güzellik? Tekrar tebrikler Metin Bey! A. Ö.
21. Dünya Felsefe Kongresi İstanbul'da toplandığında, bazı günler, gene İstanbul'da toplanan Dünya Ufo Kongresi izleyici kitlesinin dörtte birine bile ulaşamamış olması beni üzüyor!"Hürriyet" Gazetesi'nde Ersin Kalkan'ın kongreyi takip eden gençlerle yaptığı söyleşileri okuyorum. Lise 3 öğrencisi Damla Turgut soruyor: "Kayboluş, çöküş, sadizm insan doğasının bir parçası mıdır?"Lise 2 öğrencisi Çiçek İlengiz kendi jargonuyla felsefeye olan ilgisini şöyle açıklıyor: "Dünyayı daha çok açıklayarak bu alemde kendi yerimi belirlemek için böyle bir çalışmaya başladım. Felsefe, verili olanları kendince işleyip kabul veya reddetmeni sağlıyor."Üç bin genç varLise 1 öğrencisi Eda Elodie Mareau ise, "Hayat bir yolculuktur. Felsefe bize bu yolculuk boyunca geçtiğimiz güzergahı açıklayan bir harita ve kilitli kapıları açacak bir anahtar veriyor" diyor.Türkiye Liseleri Felsefe Kulüpleri Platformu'na üye 3 bin genç varmış. Bu sayının on binleri aşmasını diliyorum.Çok güç! Neden?Lise ve yüksek okullarda eğitim gören gençlerimizin dikkatlerini bu düşünsel noktalardan başka alanlara çekmek için bin bir olgu, adeta yarış içinde çekişiyorlar da ondan.Bu sırf Türkiye'ye has bir durum değil, İngiltere, Almanya ve ABD'de de gençler, 10-15 yıldır süratli bir temponun içine girmiş, buna uyum sağlamış, hatta tutku halinde bağlanmış durumdalar."İn bu trenden, yürümeye başla!" demek geliyor içimden. Tabana gel, yapaydan uzaklaş, satıhta kalma, derinleri keşfet, esasta buluş demek geliyor içimden.Endişeliyim! Endişeliyim çünkü bu kulvarda yaşamak bence cehaleti geri getirir. Birinci kareye döndürür.Oysa her ikisi paralel gitmeli. Hem düşünce, fikir, sentez ve kendini KEŞFETME, hem biraz okul, futbol, aşk, ilişki, sürat, fast-food, internet.Düşünmezsen, düşünemezsen, senin yerine düşünürler kardeşim! Upuzun bir cümlede virgül, daha da beteri, noktalı virgül olursun kardeşim. Oysa sen cümlenin kendisi olmalısın! Hata yaparsan? Yap kardeşim! Bugünlere, yapılan hatalardan geldik. Bak kimse hesap soruyor mu?Eda ne diyor? "Felsefe, kilitli kapıları açacak bir anahtar veriyor" diyor. Korkum ne biliyor musunuz? Kapıların kilitli olduğunun bile farkına varmayacaksınız.Okuyun gençlerim, düşünün ve tekrar okuyun. Sonra konuşun. Aranızda konuşun. Bırakın şu televizyonu bir kenara. İnanın bana 6 ay TV izlemeseniz, değişen hiçbir şey olmayacak. 6 ay sonra bir açıp bakın, sanki hiç kapatmamış gibisiniz!Algılama, değerlendirme, düşünce aletinizi kullanın. Önünüze koyulan hazır düşünceleri kabul etmeyin.Sorgulayın! Sorgulamaya başladığınızda, mantığınızın kabul etmeyeceği tablolarla karşılaşacaksınız. Kimseler size bir şey yutturamasın! Aklını kullanmayanlara yutturuyorlar.Dikkat... Dikkat...Sahra İpek gerekeni yaptıHatırlarsanız, Meriç Hanım'ın Mahmutpaşa'daki Sahra İpek mağazasından aldığı eşarp yıkandığında bozulunca gidip durumu yetkililere anlatmıştı. Ancak kendisine mağazada hakaret edilmiş, hatta dışarı atılmıştı. Şikâyeti köşemizde çıktıktan hemen sonra Sahra İpek'ten Yelda Yamaç Hanım kendilerini aramışlar, gördüğü kötü muamele için özür dilemişler ve mağduriyetini gidermişler. Biz de Sahra İpek'ten zaten böyle bir yaklaşım beklerdik Hassasiyetlerine teşekkür ediyor başarılar diliyoruz. A. Ö.