Sevgi Gönül'ün arkasından...

12 Eylül 2003

Sevgi Gönül'ü kaybetmenin büyük üzüntüsünü yaşıyorum. Yıllar önce hakkında bir belgesel hazırlamıştım. Koç Ailesi'nin en açık sözlü, dobra ve esprili kişisiydi Sevgi Gönül.Söyleşiyi, Ortaköy Yahya Efendi Yokuşu'ndaki harikulade dairesinde gerçekleştirmiştik. Siyasete göz kırptığı günlerdi."Bu delege sistemini anlamış değilim. Hiç sağlıklı değil. 'Başka yolu da yok' diyorlar bana. Siyasetin içerisine girdikçe, öğrendikçe tatsız durumlarla karşılaşıyorum." Bu sözleri sarfettiğinde ANAP İstanbul İl Başkanlığı'nda faaliyet gösteriyordu. Yaşama çok geniş ve olgun bir pencereden bakıyordu Sevgi Gönül. Evlilik müessesesine çok önem verdiğini her fırsatta dile getiriyordu.New York Müzesi"Karşılıklı fedakârlığa dayanır bu iş. Çekişmeler olacaktır. Doğaldır da... Ama karşı taraf parlayınca sen susmayı bileceksin, sen parlayınca o susacak. Bir de daima kafanı kullanacaksın. Akılsızlığı kaldırmaz bu müessese."Sanata düşkünlüğünü bildiğimiz Gönül'ün en meraklı olduğu eserler İznik çinileriydi."Dünyanın hangi kentinde olursa olsun, İznik çinisi müzayededeyse, ben oradayımdır. Bunların hepsini toplayıp ülkemize getirmek istiyorum. Geçenlerde Sotheby's'de bir açık artırmaya katıldım. Tüm dünyada çok değerli olduğu için fiyatlarda kıran kırana bir mücadele yaşanıyor. Ben seyahate çıkmadan önce tırmanabileceğim en yüksek fiyatı, yetkililerle görüşüp belirleriz.Gelgelelim, müzayede esnasında telefondaki alıcıyla kıran kırana bir artırmaya giriştim ki sormayın! Telaffuz edilen miktar, bana tanınan tavan fiyatın üzerine çıktığında gözümü kırpmadan artırmaya devam ettim. Karşı taraf çok kararlıydı. Bırakmadı bize. Alamadım. O salondan çıkışımda siz beni görecektiniz. Öyle üzgün, bitkin ve yenilmiş hissettim ki kendimi."Dünyanın hangi noktasında kendisini en mutlu hissettiğini sorduğumda şunları söylemişti:"Beni bırakın New York Metropolitan Müzesi ne, unutun gidin! Buradaki mutluluğumu hiçbir yere değişmem. Belki yüz kere New York'a gitmişimdir. Ama her seferinde, evet her seferinde ilk işim soluğu Metropolitan'da almaktır. Hiç bıkmadım ve bıkmam da! En büyük hayalim, böyle bir müzenin, küçüğü bile olsa, benzerini Türkiye'de gerçekleştirmektir. Müzenin küratörüyle yakından tanışırım. En son hangi eserler, dünyanın neresinden gelmiş, bana anlatır, gezdirir. O cesametli binanın içinde yaşayıp, hiç dışarı çıkmasam mutlu olurum, inanın bana!"Sevgi Gönül kadar masmavi, ışıl ışıl, pırıl pırıl çocuk heyecanıyla bakan bir pozitif göze daha rastlamadım yaşamımda.5 ay kadar önce, Aya İrini'de bir konserde karşılaştık. Benim etrafım sarılıydı. Onunki de öyle. Kısacık sapsarı saçlarını gururla taşıyor, herkese pozitif enerjisini dağıtmaya devam ediyordu. İkimiz de yaklaştık, öpüştük ve gruplarımıza geri döndük.Meğer bu bir veda öpücüğüymüş! Ben olgunluğunu hissetmiş ve kendisini çok takdir etmiş bir kişiyim. Hiç konuşmadan bile çok şey konuştuğum bir insandı Sevgi Gönül. Değerli ailesine başsağlığı diliyorum.Dikkat... Dikkat...Rüya yorumu yapamam!Bana, "geçen akşam gördüğünüz" rüyayı anlatıp, yorum getirmemi beklemeyiniz lütfen. Bu işlerden hiç anlamam» "anlarım" diyene de biraz şüpheyle bakarım. Buna Freud'un "Rüya Tahlilleri" de dahildir! A.Ö.

Devamını Oku

Gizlice kasete kaydetmenin yasal olarak cezası nedir?

11 Eylül 2003

Gülben Ergen'in karşı karşıya bırakıldığı son durumu ele almak ve hazır yasalarımız gözden geçirilip yeniden düzenlenirken bu durumların da kapsam içine alınması gerekliliğinin altını çizmek istiyorum.Bence emniyet yetkililerinin Uzanlar'ın kasasında bulduğu bu kaseti Gülben'e danışmak için kendisini emniyete çağırmaları birinci yanlıştır. Adliyede, emniyet müdürlükleri önlerinde medya muhabirlerinin nöbet tuttuklarını herkes biliyor. Gülben Ergen gibi bir şöhretin o kapıdan içeriye girdiği muhakkak fark edilecek ve sorgulanacaktı. Bu konuyu Gülben'e medyanın gözünden uzak bir noktada danışmak mümkün değil miydi? Yasalarımız buna el vermiyor mu? Vermiyorsa, özel durumlarda bunu mümkün kılan yasalar çıkartılmalı.Muhabirlere içerik konusunda bilgi sızdırılması ise ikinci yanlıştır ve bir ceza konusu olmalıdır. Kişinin özel hayatını ilgilendiren konular, muhabirlere aktarılmamalıdır.Genç kızlarımızı çeşitli kapanlara düşürme ustalığıyla övünen, kaset kaydı yapıp sonra da erkek arkadaşlarıyla geçip seyreden hasta bir zihniyetin cezalandırılması gerekir. Cezalandırılmaması üçüncü yanlıştır. Şayet bu konuda maddi cezalar varsa bunların caydırıcı olabilmesi için hapis cezasıyla pekiştirilmesi gerekir.Kadın veya erkek, bu olay insanların özel yaşam haklarına indirilmiş bir darbedir.Gülben Ergen ile ilgili her konu haberdir. Tiraj arttırır, reyting yükseltir. Bir fırsattır.Bin katı beterDaha geçen hafta Madonna bir ödül töreninde hanım meslektaşlarını dudaklarından öpmüş, dünya medyasında bu görüntülerle en öne geçmiştir. Hele hele daha da geçmişlerde Madonna, Gülben'in karşılaştığı zor bir durumun bin katı beter olaylar yaşamış, bunlar dergi ve gazetelerde yer almıştır. Ne var ki, Türk toplumu böyle durumları hazmetmekte zorlandığından, tiraj ve reytinglerin daha uzun seyretmesi için medya bu konuyu bol kepçe işlemeye devam edip duracaktır.Şu günlerde ortadan kaybolmuş görünen gerçek ahlâksız kişi muhakkak emniyet güçleri tarafından yakalanmalı ve hakimin karşısına çıkıp hasta kimliğini kamuya açıklayarak hesap vermelidir. Kapanına düşürdüğü genç bayanları niçin görüntülediğini, bunu sonradan neden erkek arkadaşlarıyla kahkaha ve doyumsuz heyecanlarla izlediğini bizlere açıklamalıdır. İzlerken hangi duygulara, hangi cinsel dürtülere kapıldığını açık açık, samimi olarak itiraf etmelidir. Neresinde ne arızası vardır, bizler bunu öğrenelim ki benzer kapanları kurmaya kalkan başka erkeklerin tuzaklarına genç kızlarımız düşmesin."Fırat", "Gülbence", "Marziye", "Dadı" başarılarına imza atan, albümleri "yok" satan Gülben'in bu olayın etkisinden bir an önce kurtulmasını diliyor, annesine de "Bu zor zamanda Gülben'i daha fazla üzmeyin" demek istiyorum. Çünkü biliyorum ki o da çok üzülecek ve "parlayacak" yer arayacaktır.Türk halkı Gülben'i bağrına basmıştır bir kere. Kim ne yaparsa yapsın, sökemez yerinden!

Devamını Oku

Yazar Forsythe'ın siyasal yorumları

10 Eylül 2003

BBC World'de dün, yazar Frederick Forsythe konuşuyordu. Tam 10 Eylül tarihinde biten bir roman yazmış."11 Eylül'den sonrasını zaten herkes biliyor" dedi.Hard Talk programında konuşuyor."Bence Amerikalılar hâlâ neden dünya üzerinde sevilmediklerini anlamış değiller. 11 Eylül saldırısının da niçin yapıldığını anlamıyorlar. Aslında kibar ve nazik insanlar. Kimseye bilerek kötülük yapılmayacağına inanıyorlar.""Peki, Irak'a saldırıyı nasıl izah ediyorlar?""11 Eylül tarihinde Amerikan halkına bir düşman tarafından harp ilan edildiğine inanıyorlar. Ama bu öyle bir harp ilanı ki, karşılarında belli sınırları olan bir ülke yok, belli bir halk yok, asker ve ordu yok, top ve tüfek yok. Ama düşman var! Bunu hissediyorlar. Korunma ihtiyacı içindeler.""Saddam, o düşmanı mı temsil ediyor?""Bir bakıma öyle oldu. Saddam rejiminin, Amerika'yı sevmediğinden kimsenin şüphesi yoktu.""Ama 11 Eylülü Saddam yapmadı ki!""Olsun, imkânı olsaydı yapardı diye düşünülüyor. Daha da ilginç bir durum var. Saddam'da kitle imha silahları olduğu yanlış bir bilgi. Bu yanlış bilgiyi de inanır mısınız, Saddam'dan kaçarak Amerika'ya iltica ettiğini iddia eden generaller ekmiş. Durum tam bir karışıklık.""Saddam böyle bir çarpıtmayı neden yapsın?""Büyüklük taslama, blöf... Ne derseniz deyin.""Ama durumlar her an daha çok karışıyor.""Evet, çünkü bütün bu baskılar altında ABD çok çabuk hareket etti. Saddam'ı devirmeyi göze aldı. Ancak sonrasını nasıl olsa hallederim diye düşündü. Bu işin öyle kolay olmadığı görülüyor.""Birleşmiş Milletler?""Onların da şartı var. Siz Irak'ta doğru düzgün bir hükümet kurun. İdareyi Iraklılara teslim edin. Biz ondan sonra gireriz.""Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?""Hiçbir zaman düşünmem. Blair'i başından beri sevmiyorum. İlk iktidara geldiğinde yalancı ve sahtekâr olduğunu bir tek ben telaffuz etmiştim. 6 sene sonra herkes aynı noktaya geldi. Yok, ben politikaya girmem. Dışandan bakıp, düşüncelerimi belirtirim."Okuyucu mektubuEmniyet yetkililerinden yardım isteyin* Sivas'ın Ulaş ilçesi yakınlarındaki Ercan Petrol'den 53 milyon TL'lik benzin aldım. Makbuzu dikkat etmeden imzalamışım. Sonra baktım, 530 milyon TL yazıyor. Benzin istasyonunun sahibi Sefer Bay, özür diledi ve 477 milyon TL'yi hesabıma geçireceğine söz verdi. Ancak para yatmadı. Tekrar aradım, "Hesapları gözden geçireyim" dedi. Gene yok. Bu sefer, "Gece nöbetçi olan pompacı senin paranı yemiştir" dedi. Ne yapacağımı şaşırdım. Pompacı hâlâ orada çalışıyor. "İstersen bizi dava et" diyorlar. Nasıl edeyim, bilmem ki! (Ali Rıza Yıldız)* Yara sıcakken size avutucu sözler söylenmiş. Anladığım kadarıyla zaman geçtikçe bu parayı ödemekten ödemekten vazgeçmişler. Bence durumu en yakın emniyet yetkililerine bildirin. Size yardımcı olabilir. 477 milyon lira hiç de az para değil. Ben yörede yaşasam ve bu hikayeyi duysam, Ercan Petrol'den durum düzeltilinceye kadar benzin almam. Ama ülkemizde nerede o beraberlik? Nerede o dayanışma? Buradan sesleniyorum: "Benzin alırken makbuzunuzu çok dikkatli bîr şekilde kontrol etmelisiniz."

Devamını Oku

Dünya televizyonlarında beni etkileyen hanımlar!

9 Eylül 2003

Bugüne kadar televizyonda izleyip de etkilendiğim üç hanım olmuştur.1- Hillary Clinton2- "Vakıf" dizisindeki Divina3- Christianne Amanpour Hillary ve Christianne'da en çok etkilendiğim husus, bu ikilinin konulan bir anda kavrayıp, zekice değerlendirip inanılmaz zengin bir kelime haznesiyle karşıdaki hiçbir görüşe açık kapı bırakmadan, işin özünü toparlayıp, düşüncelerini mükemmel bir biçimde yansıtma kabiliyetleridir. Hele hele Hillary Clinton!!! Bu konuda bayrak onun elindedir.Yazımda yukanda sıraladığım ilk iki ismi bir kenara bırakıp, Amanpour üzerine "People" dergisinden öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.Eşi James Rubin ile Bosna savaşları esnasında yakınlaşıyorlar. Zagrep'te bir otelin barında iki kadeh içki içerken birbirlerine aşık oluyorlar ve 1998 yılında da evlenip, Londra'ya yerleşiyorlar.Hükümet sözcülüğü vazifesinden istifa eden James Rubin, çocukları Darius'un (eski Pers kahramanının adı) doğumundan sonra bebeğin bakımını üstleniyor. Böylelikle Christianne, CNN'in üst dereceli uluslararası muhabiri sıfatıyla bomba patlayan, savaş çıkan, intihar saldırılarıyla kaynayan her tehlikeli bölgeye gidip gelmeyi sürdürüyor.Hıristiyan - Arap bir ailenin kızı olduğunu tahmin ettiğim Christianne, tehlikeli yaşam yıllarını kısıtlamayı düşünmüş. "Ailemden 2 haftadan fazla ayrılmayacağımı, CNN'e bildirdim. İnsanoğlunun karşılaşabileceği en feci ve en yürek parçalayıcı şartlardan ayrılıp ailemin sıcak ve şefkatli kollarına geri dönmek çok güzel bir duygu."Sizce Christianne ev hanımı olup, günün 24 saati anne ve eş olmayı başarabilir mi? Bence hayır!Ne o, ne de eşi James Rubin, dünya politikasını yorumlama yeteneklerini bir kenara bırakıp, durmadan bebekleriyle uğraşabilirler. Yaşamlarında mesleki motivasyona ihtiyaçları var. James de ABD'nin PBS kanalında bir program yapmasına ilaveten İngiliz kanallarına da uluslararası siyasi yorumlarını getirmekte.Bulundukları bir lokantada onları uzaktan izleyen bir tanıdık demiş ki: "Birbirlerinin en iyi arkadaşı oldukları belli. Tartışacak konuları çok fazla. Ellerinin bu kadar çok ve yakın temasından da birbirlerine hâlâ aşık oldukları belli.""Duruma göre değişiklikler yapıp, iş yaşamıma devam edebileceğimi hep kendime tekrar edip duruyorum. Bugüne kadar bunu başardım da... Ama, inanın bana bu ayarlamalar gün geçtikçe güçleşiyor" diyor, tüm dünyanın hayranlıkla takip ettiği, İran asıllı Christianne Amanpour!Okuyucu mektubuYardımsever vatandaşlarımıza duyurulur* Babam, lise 3'üncü sınıfa giden kardeşimi dershaneye yazdıramadı, ben yazdırdım. Bize yardım edebilecek birileri var mı? Size bunu yazarken utanıyorum ama kardeşimin okuması şart. Lütfen mesajımı yayınlayıp sesimi duyurur musunuz? Teşekkürler (Adı bende saklı bir okurum)* Sizin durumunuzda çok okuyucum var. Bunlara vatandaşlar yardım ediyor. Okuyucularım beni aradıkları anda sizinle irtibatlandıracağım. Kardeşiniz sizin gibi bir ablaya sahip olduğu için çok şanslı.

Devamını Oku

Gene mi eski hamam eski tas?

7 Eylül 2003

Haluk'la saatlerce yüzüp, güneşlendiğimiz deniz kenarında, geçtiğimiz perşembe günü, "Güz gülleri gibi" rüzgârlar esmeye başladı. Kapıları, bacaları kapattık. Gökyüzü grinin değişik tonlarıyla boyandı. Masmavi parlaklığı aldı götürdü, süpürdü, sakladı.İğde ağaçları, çok tesirli bir fırtınanın etkisinde bir sağa bir sola savruluyordu. Rüzgâr, o güzelim yaprakları bir bir koparmak için olanca gücüyle uğraşıyordu. Deniz, turkuaz ve lacivertlerini yok etti. Kılavuz motorları gemilere gidip gelirken yüksek dalgaları inip çıkarak geçiyor, bembeyaz fıskiyelerle su saçıyorlardı.Köpeğimiz kulübesine yumuldu. Sabahların neşe kaynağı serçeler ve diğer kuşlar, gelip havuzlarından su içmediler. Gece demirde hiçbir balıkçı yatmamış. Oysa her gece sabahlarlardı.İlk taneler düştüğünde koşup koltukları, yatakları içeri aldık. Buralara güneş ve sıcak yaraşıyor, her tarafa yaraştığı gibi! O gece Ayşe Hanım'ın çay bahçesinde son defa o muhteşem çiğ böreğinden yiyip, harikulade çayını içtik. Muhtarla dertleştik. Bakanımız Sayın Erkan Mumcu'nun yolladığı 40 milyar liranın, aylar geçmesine rağmen Köy Odası'na neden verilmediğini tartıştık. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan köyümüze tahsis edilen paranın hangi sebeple kırpıldığını ben doğrusu merak ediyorum ve bilmek istiyorum.Çünkü o para, biz vatandaşların vergilerinden oluşan bir paradır. Kırpan kurumun özel olarak çalışıp kazandığı para değildir."Yazıp sorayım mı muhtar?""Aman yazma Ayşe Hanım. Ne olur yazma."Ben gene de yazıyorum, Sayın Erkan Mumcu. Bizim uçta çalışkanlık, sizin uçta haklı masraf karşılanması için para yönlendirilmesi, hem de bakanlık bütçesinden... Orta yerde, "Dur bir kırpalım şu miktarı" uygulaması.Hani işin ehilleri iş başına gelecekti? Hani vatandaşın yanında olunacakta? Hani haksızlık yapılmayacaktı?Hey Yarabbim! Gene mi "Eski hamam eski tas." Gene mi?Encümen üyemiz Nami Bey katılıyor aramıza."Duydunuz mu? Raci Bey vefat etmiş.""Ne diyorsunuz? Raci Bademli mi? O sıhhatli, zeki, çalışkan, işinin erbabı Raci Bey? Şimdi milli park projesiyle kim meşgul olacak?""Adamcağızın ömrü vefa etmedi.""Allah rahmet eylesin.Evet, nur içinde yatınız Raci Bademli Bey."Okuyucu mektubuGüvenlik, otoparktan sorumlu değil mi?* Peugeot marka arabamla Tepe Nautilus Alışveriş Merkezi'ne gittim. Emniyetli olsun diye oranın güvenlikli otoparkına bıraktım. Döndüğümde kapıları açık ve direksiyon üstündeki "air bag"in çalınmş olduğunu gördüm. Güvenliğe sordum, "Arabanızın alarmı yoksa tabiî çalarlar" dediler. Yönetime çıktım. Sevilay Yıldız Hanım üzgün olduğunu fakat masrafı tazmin edemeyeceğini belirtti. Durumu dava ediyorum ancak köşenize de yansısın istiyorum. Başkalarının canı yanmasın. (İnci Erdem)* Gerçekten güvenlik şirketleriyle yapılan anlaşmalarda böyle durumlarda kimin sorumlu olduğunu öğrenmek isterim. Tepe Nautilus, bir güvenlik şirketiyle antafarak otopark kontrol altına almış görünüyor. Anlaşma metninde böyle bir durum vukuunda tazminat güvenlik ödemeli mi? Tabu hukukî durumları bilmem ancak benzer olayların daha birçok otoparkta yaşandığını biliyorum. Bence şirketler arası anlaşmalarda benzer durumları kapsayan bir madde olmalı. Bu masraf da otopark ücretlerini yükseltebilîr. Ama konu yasa kapsamına girmiş olur. Teşekkürler.

Devamını Oku

Sayın Çelik ile bir görüşme!

6 Eylül 2003

"Bu sistem papağan mı yetiştirir?" başlıklı yazım hakkında Milli Eğitim Bakanımız Sayın Hüseyin Çelik ile bir konuşma yaptık.Soru: Efendim, Talim Terbiye Kurulu üye adedi kaçtır?Cevap: Toplam 400 kişidir ancak tespit ettiğimiz bazı suiistimaller sonucu, bu işleri yapan buna sessiz kalan veya işleme ortak olan 167 üyeyi Kurul'dan ayırmış bulunuyoruz.Soru: Bir çok geçmiş Milli Eğitim Bakanları da sizin gibi güzel projelerle kamuoyunun önüne çıktı ama eğitim durumumuz ortada. Bu sefer farklı olan ne?Cevap: Bir örnek vereyim. Bizim Eğitim Teknolojileri Bölümü adında bir grubumuz var. Aletleriyle stüdyolarıyla iki değişik kanal yaratarak eğitim verilebilinir. Bugüne kadar bu proje hiç hayata geçirilmemiş. Siyasi irade yokmuş. Şimdi ben bir orkestra şefi gibi 32 değişik projeyi başlattım. Eskiye alışılmış ve risk almaktan cekiniliyor. Eski alışkanlıklar paslı çivi gibidirler. Değişmeleri gerekir.Soru: Efendim, yeni müfredat nasıl hazırlanacak?Cevap: Talim Terbiye Kurulu'na ilaveten üniversitelerimizdeki öğretim görevlilerine danışacağız. 8 yıldır doçent olup çok yakında profesörlüğünü alacak yetkili bir arkadaşım bu işlerde yardım edecek. Kendisi dünya eğitim sistemlerini iyi bilen bir bilim adamıdır. Buna ilaveten diğer bir arkadaşımız, pedagojik formasyon konusunda yepyeni bir çalışma yapacak. Üstelik her ders konusunda uzmanlanmız mevcut. Tek eksik irade. Şef hangi komutu verirse o uygulanmalıdır.Soru: Kitapların hazırlanışı...Cevap: Bedava kitap vereceğimizi ilan ettiğimiz zaman bakınız neler söylendi neler! Oysa bugün Türkiye'nin okullarına 77 milyon kitap dağılmış durumda. Özel sektöre de iş düşüyor. İmkânları kısıtlı öğrencilere yardım elleri uzatılmalı. ABD'de 10 bin öğrenciye "voucher" sistemiyle özel sektör yardım ediyor. Yani öğretim yılı masrafı 4000 dolar ise 2500 dolarını veriyorlar, "gerisini sen bul" diyorlar. Bizde de yardım eli uzatılmalı. Özel sektör ve devlet elele olmalı."Kenara çekilmeyiz"Soru: Yeni kitapları nasıl seçeceksiniz?Cevap: Yarışma yapacağız. Her çalışmaya açık olacağız. Çok bilgi sahibi ve tecrübeli kişilerden oluşmuş bir jüri toplayacağız. İlk üçe giren kitaplan eğitim sistemine sokacağız. Bu jüride üniversite öğretim görevlileri, görsel unsurlardan anlayan uzmanlar vs. hizmet görecekler.Soru: öğretmenlerimizi yeni sisteme nasıl entegre edeceksiniz?Cevap: Ayşe Hanım, 4 tekere birden takoz sokulmuşsa, "Eee ne yapalım, durum bu?" diyerek kenara çekilecek değiliz biz. Bakınız öğretmen atamalarında bürokrasiyi kaldırdık, masrafsız internet sistemiyle sorunu hallettik.Soru: Lisan öğretmenlerinden şikayetler geliyor. 40 ünite alınmış, sınavdan da 70 ve üstü puan alınmış. Atama yok.Cevap: Biz, "Her 70 puan alanı atayacağız" diye bir söz vermedik ki! Toplam 631 bin öğretmen kadromuz var. Bu yılki atamalar bitti. Ancak herkes büyük kentleri istiyor. Torpil işlemiyor. Eşi asker, başka yöreye tayin olmuş, bunları düzeltmemiz gerek. Yeni bir çalışmamız var. Silahlı kuvvetler, emniyet teşkilatı mensuplarıyla atamalardan evvel toplanıp bir ahenk sağladıktan sonra öğretmen atamaları yapacağız.Soru: Sayın Bakan, ben 1989'dan beri her Milli Eğitim Bakanı ile konuştum. Hepsi de sizin gibi heyecanlı ve muhteşem projeler anlatıyorlardı. Gelgelelim, sorunlar Ağrı Dağı cesametinde ve durumlar ortada. Benim anladığım, bu çalışmanız 2004-2005 eğirim yılı için. Bana ayranın nasıl yapılacağını ne kadar tarif etseniz ikna olmam. Ayranı içmem gerek.Cevap: Tamam Ayşe Hanım... Bekleyin. Göreceksiniz. Bir Ankara'ya gelseniz, size uzun uzun açıklamak isterim.Bu esnada Korno Gölü'ne uçmadan önce Sayın Ali Babacan telefon etti. Ben de öbür tarafta Powell'i dinliyorum. Bakan bana dönünce dedim ki:"Sayın Bakan, şu anda Colin Powell canlı yayında, eski okulu Georgetown Üniversitesi'nde konuşuyor. Ne diyor biliyor musunuz? Tercüme edeyim size: Öğrencisi olduğum yıllarda bu okul bana, bende olduğunu bile bilmediğim potansiyelimi keşfettirdi!"İşte biz de Türkiye'de böyle bir eğitim sistemi istiyor, Sayın Bakan'a ve ekibine iyi şanslar diliyoruz. Ama bekliyoruz!

Devamını Oku

Güle güle Hilmi Topaloğlu

5 Eylül 2003

Rahmetli Hilmi Topaloğlu'nu çok yakından tanımadım. Ailesi kimdir? Çocukları var mıdır? Nerede ikamet eder? Bunları hiç bilmedim. Tek bildiğim husus, kendisinin Avrupa ve Amerika'daki "entertainer" denen yetenekli kişileri keşfedip, hazırlayıp, topluma sunmakta usta iş adamlarından hiç aşağı kalır tarafı olmamasıdır. Benim programlarıma birkaç defa konuk olmuş Hilmi Bey, son derece zarif ve şık giyinen, gözünden ve dudağından neşeli kahkahaları hiçbir zaman uzakta tutmayan, hayata hep pembe gözlüklerle baktığını belirten bir kişilikteydi. Hilmi Bey'i en yakından, Özcan Deniz'in programıma konuk olduğu gün tanıdım. Yani gıyabında tanıdım. Özcan Deniz, çok detaylı bir biçimde sanat yaşamını anlatmaya başladığı zaman, Hilmi Topaloğlu'nun bu serüvende kendisine nasıl şans tanıdığını, ilk kaseti çok satmaya başladıktan sonra İMÇ binasında nasıl birbirlerine koşup, sarılıp, kahkahalarla deliler gibi döndüklerini büyük bir keyifle anlatmıştı. Sanat yaşamının en önemli basamaklarından birisinin Hilmi Topaloğlu olduğunu açık açık ve saygıyla belirtmişti Özcan.Aynı biçimde, benzer hikâyeyi Alişan'dan da dinlemiştim. Onun hikâyesi, "fakir ve yetenekli çocuğun kırsalda keşfedilip kente getirilmesi" değildir. Gene de "Ben de şarkıcı olacağım" diye tutturan Alişan'ın elinden tutup hazırlayıp, topluma başarıyla sunan Hilmi Topaloğlu olmuş. Mustafa Topaloğlu'ndan dinlediğim özel hikâyelerde de ağabeyi Hilmi'nin ne gibi fedakârlıklar yaparak kendisine yardımcı olduğunu anlamıştım. Şaşaalı günlerinde Prestij Müzik binasını oğlum Ali Özgün ile birlikte ziyaret ettiğimiz bir günde, burasının ne kadar çağdaş, modern ve dünya standardında bir yapı olduğunu hayretle görmüş, Hilmi Bey'i tebrik etmiştim. Sanatçı yetenekleriyle donanmış kişileri keşfetmek kolay bir iş olmasa gerek. Önünüze sunulan 100 yetenekten ancak bir veya ikisi toplumca benimsendiğine göre bunu tanıyabilmek ve doğru yatırımı yapabilmek herkesin başarabileceği bir vazife değildir diye düşünüyorum. Hilmi Topaloğlu doğru yeteneği seçip, doğru yönlendirmede ustaydı. Muhakkak üzüntülü, karanlık günleri olmuştu ancak genelde büyük bir başarı grafiği yakalamıştı. Tüm aile ve yakınlarına başsağlığı diliyor, Mustafa Topaloğlu'nun da duygusal sarflar altnda sarfettiği "intikam" sözlerini, o zaman diliminde bırakmasını rica ediyorum.

Devamını Oku

Bu sistem papağan mı yetiştirir?

4 Eylül 2003

Sayın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik demişler ki: "Bu eğitim sistemi papağan yetiştirir!" Devam etmişler: "Talim Terbiye Kurulu, öğretim yönetimini, müfredatını DEĞİŞTİRMEK, 2004-2005 öğretim yılından itibaren ders kitaplarını değiştirmek üzere büyük bir gayret içerisindedir..."Bütün bunlar güzel sözler. Hele devamı daha da heyecan verici: "Dünya baş döndürücü bir hızla değişiyor. Bu değişime ayak uyduramayanlar, tarihin küflü, tozlu raflarına mahkûm olurlar."Hakikaten çok hoş sözler bunlar. Ama içleri boş laflar mı acaba diye merak ediyorum!Şimdi Talim Terbiye Kurulu, müfredatı ne biçimde ve nasıl DEĞİŞTİRİYOR? Talim Terbiye Kurulu'nda kaç üye vardır? Dünya eğitim sistemlerindeki gelişmeleri nasıl takip etmektedirler? Ellerinde nasıl cetveller vardır? Bugüne kadar eğitim sistemimizdeğişikliklere ayak uydurabilmiş midir? Uyduramamıştır ki "Bu eğitim sistemi papağan yetiştirir" kanısına varmış Sayın Çelik.Dün bu değişimi gerçekleştirememiş bir Talim Terbiye Kurulu bugün nasıl gerçekleştirecektir?Üyeler mi değişti? Dünya çağdaş eğitim sistemleri içinde yoğrulmuş, bilgi ve deneyim sahibi üyeler mi atandı? Yurt dışı eğitim kitapları mı hatmedildi?Çağdaş eğitim sistemlerini öğreten uluslararası kurslara mı devam edildi?Bir öğrencinin, "doğal yeteneğinin keşfedilmesiyle ve araştırıcı ruhunun harekete geçirilmesiyle alakalı" ne gibi adımlar atılacak? Gittikçe azalan kitaplarla uygulanan çağdaş eğitim sisteminden hiç kimsenin haberi var mı?Yoksa eskisi gibi Talim Terbiye Kurulu'na, "gözden geçirip onay vermesi için" takdim edilen hazırlanmış kitaplar arasından her zamanki gibi seçmeler mi yapılacak? Belki de bu sene sayfa adedi üzerinde durulmayacak.Ne diyor Sayın Çelik: "Kurul, ders kitaplarını değiştirmek için büyük bir gayret içindedir." Nasıl ve ne tür bir gayret bu? Detay verilmezse, sözler hep yusyuvarlak kalıyor. Genel olarak etkilenenler olabilir ancak şahsen ben etkilenmiyorum.Bütün bu ve buna benzer sorularıma detaylı cevap bulmadan Sayın Bakan'ın sözleri bana doyurucu gelmiyor.Okuyucu mektubuBu yavrulara yardım elimizi uzatalım* Çekmeköy ile Sarıgazi arasında K. İsmihan İsmet Süzer İlköğretim Okulu'nda öğretmen olarak görev yapıyorum. Tam altı yıldan bu yana İstanbul dışındaydım. Ömrümde bu kadar fakir öğrenciyi bir arada görmedim. Çıldıracak gibi oluyorum. Çocuklar zehir gibi çalışkan ama fakirler. Bu öğrencilerin arasında anne ve babalarının terkettiği yavrular da bulunuyor. Ayrıca okulumuzun bahçe kapısı bile yok. Lütfen sesimi duyurun, vatandaşlar bize yardım ellerini uzatsınlar. Bu çocuklar hepimizin... (Nimet Öğretmen)* Telefon numaranız bende. Hem okulun bahçe kapısını tamir ettirecek hem de yavrulara giysi gönderecek ve maddi yardımda bulunacak okurlarım olacağından eminim. Ben, Allah sizin gücünüze güç katsın diyorum. Gelen yardım isteklerini size yönlendireceğim.

Devamını Oku