Geçenlerde bir istemem listesi sıralamıştım. Şimdi de bir isterim listesi sunuyorum. Başka bir deyimle, benim için gelişmiş Türkiye cetveli böyle olmalıdır.1. Lise mezunu olan her gencimiz, kurabileceği bir iş yeteneğiyle donanımlı olacaktır.2. Her genç, arzu ettiği konuda yüksek eğitim görebilecektir.3. Yüksek tahsile devam etmek isteyenlere bankalar mezuniyetten sonra geri ödenmek üzere düşük faizle kredi vereceklerdir.4. Asgari ücretle çalışan herkes düşük faizli, 30 yıllık banka kredisiyle iş kurabilecek, evlenebilecek, evini döşeyebilecek, otomobilini alabilecektir.5. Elektrik, su, telefon, kredi kartı ve kablolu TV hizmetlerinin faturaları evlerimize postayla gelecek, postalanan şahsi çekle ödenebileceklerdir.6. 65 yaş üstü tüm vatandaşlara otobüs, tren, vapur ücretsiz, sinema ve tiyatrolar ise çok düşük fiyatlı olacaktır.7. Lise 1'den itibaren her öğrenci hem çalışacak hem okuyacaktır.8. Dükkânlardan alınmış mallar, evde beğenilmemişse, o mal geri getirilip ya değiştirilebilecek ya da parası iade edilecektir.9. Kullanılmış bir otomobil aldığınızda sizden "fazla" para tahsil edilmişse, satıcı ertesi gün sizden özür dileyerek bu parayı iade edecektir.10. Her genç ve yaşlı, yaşamının istediği noktasında, istediği branşta eğitim olanaklarına kavuşacaktır.11. Çoğu kişi kendi işinin sahibi olacak ve bu işlerini internet vasıtasıyla evinden yürütebilecek, bu sebeple evinde yapacağı değişiklikler için bazı masraflarını da vergiden düşebilecektir.12. Onsekiz (18) yaşın üstünde her kişi kendi vergisini kendi ödeyecektir.13. Hazine, fazla vergi ödemiş vatandaşlardan aldığı ekstra paraları, iki hafta içinde vatandaşa geri ödeyecektir.14. Durum hasıl olduğunda vatandaşlar uygar biçimde "kuyruk" oluşturacaklar, herkes sırasını bekleyecektir.15. Dünyanın en parlak sanatçıları kentlere gelip konser ve gösteriler sunabileceklerdir. Bunlara bilet bulma bir sorun olmaktan çıkacaktır.16. Komşusu, kasabı veya ailesiyle davalık olan vatandaşın sorunu en kışa zamanda "halk mahkemelerinde" görülüp sonuçlandırılacaktır.17. Avukat tutamayacaklara, devlet bedava avukat temin edecektir.18. Hapishanelerimiz çağdaş bir biçimde inşa edilmiş, eğitici ve rehabilite edici kurumlar olacaklardır.19. Trafik cezaları arasında, "hafta sonu dersleri" gerçekleştirilecektir.20. Tabelalar kalkacak, isimler bina girişlerinde bir standart içinde görüneceklerdir.21. Her kentin sarı sayfalı bir rehberi olacaktır.22. Mahalli belediyeler, vatandaşlarına danışmadan, fikir ve onay almadan yörede hiç bir işlem yapamayacaklardır.23. Babanın anneye şiddet göstermesi halinde, karakollar duruma derhal el koyacaklardır.24. Anne, baba veya aile büyüklerinin çocuğa şiddet göstermesi halinde, karakollar duruma el koyacaklardır.25. Öğretmenin öğrenciye şiddet göstermesi halinde, karakollar duruma derhal el koyacaklardır.26. Türk gençlerinin katıldıkları uluslararası sanat, bilgi ve spor yarışmalarında gençlerimiz ilk 5'e gireceklerdir.27. Eğitim kitaplarımız sadece "doğru" bilgileri içerecek, "hamaset'ten uzak bilgilerden arınacak, tarihte yapılmış hatalar varsa bunlan da belirtecektir.28. Eğitim muhakkak laik olacak, isteyen istediği din dersini "seçmeli" okuyabilecektir.29. Yüksek öğretimde, en az bir sömestr bir spor ve bir sanat dalı okumadan mezun olunamayacaktır.30. "İlk yardım" kurslarını başarıyla bitirmemiş hiç bir kişi, liseden mezun olamayacaktır.31. Trafik ehliyeti, lise sıralarında verilmiş yoğun nazari ve tatbiki dersler sonucu girilen imtihanla alınabilecektir.32. Türkiye'nin her hangi bir ilçe veya ilinden diğer bir il veya ilçesine taşınan her öğrenci, okul değiştirdiğinde, eğitim uygulamaları arası farklarla karşılaşmayacaktır. Eğitim sistemleri homojen olacaktır.33. Her köyde bir müze olacak, yörenin tarihi değerleri hem görülüp hem de dinlenebilecektir.34. Sivil toplum kuruluşları çok aktif olacaklar, aldıkları salim kararlar saygıyla karşılanacaktır.35. Her aile, 15 gün tatil yapacaktır.36. Her aile haftada en az bir kez lokantada yemek yiyecektir.37. Turistlere, "Aman, bir tane de benden olsun" cömertliğine son verilecektir. Her masrafın karşılığı istenecektir.38. Çöpler hergün toplandıktan sonra her cadde ve sokak yıkanacaktır.39. Belediyeden onay almadan 2. kat bile çıkılamayacak, hiç kimse binasını istediği renkte boyayamayacaktır.40. Sivil toplum hizmeti göstermiş gençler hem ödüllendirilecek hem de okuldaki notları arttırılacak, üniversite giriş imtihanlarında, 5 puan önde başlayacaklardır."Benim, 'isterim' listesi daha fazla uzayabilir. Yerim bu kadarına müsait. Sizin de 'isterim' listeniz varsa lütfen benimle paylaşın."
Geçen akşam kızım Canan ve arkadaşı Eva, Kuzey İtalya'nın Toscana bölgesinde yapılan bir düğünden döndüler. Damat, Eva'nın Cambridge'den okul arkadaşıymış.Gelinin babası Amerikalı annesi İtalyan. Damat İsrailli. Son zamanlardaki trend'e uygun olarak düğün (hem Hıristiyan hem de Musevi geleneklerine uygun olarak yapılmış) mekanı olarak Toscana'nın San Gimignano köyündeki Villa Pıtiana Şatosu seçilmiş. Bu yeni moda düğünlerde tüm arkadaş ve akrabalar, seçilen yöreye kendi imkânlarıyla gidip, bir hafta sonu süren etkinlikler için kaldıkları otel ve otomobil kiralama masraflarını da kendileri karşılıyorlar.Güzel bir köyCanan anlatıyor: "San Gimignano, parke taşlı dar sokakları, gri renkli yığma taş evleriyle çok estetik görünümde bir köy. Sivil nikâhın gerçekleştirildiği yapı, olağanüstü güzellikte. Fresk ve heykellerle süslenmiş bir bina."Buradaki kemanlı merasimden sonra, 1039'da inşa edilmiş Villa Pitiana'ya geçilerek bu muhteşem şatonun görkemli bahçesinde şampanya partisine katılmışlar.Kutlamadan sonra herkes oteline dönerek akşam için erkekler smokin, bayanlar tuvaletlerini giymişler.Villa Pitiana'daki 10'ar kişilik yuvarlak yemek masalarındaki belirtilmiş yerlerine oturan herkes, mikrofona gelen gelinin babasını dinlemeye başlamışlar."Kızım Laura, küçüklüğünden beri çok zeki ve başarılıydı (alkışlar). Her sınıfı birincilikle bitirdi (alkışlar). London School of Economics'de iş idaresi master'ını aldıktan sonra, 'Baba bu bana yetmiyor, Cambridge'de bir doktora yapmak istiyorum' dedi (alkışlar). Eğitime doymak bilmeyen bir zekası var kızımızın. Cambridge'den diplomasını aldıktan sonra şu anda Birleşmiş Milletier'in Cenevre ofisinde çok yetkili bir pozisyonda çalışıyor (alkışlar). Bir gün bana telefon ederek şöyle dedi: 'Baba, birisiyle tanıştım. Onu çok seviyorum. Evlenmek istiyoruz. Adı Josi.' Biz de Josi'yi çok sevdik ve ömür boyu mutluluklar diliyoruz."Alkışarla kız babası kürsüden iniyor ve bu kez damadın babası mikrofona geliyor."Bizim oğlan, okul zamanları vaktini hep plajda geçirirdi, (kahkahalar). 'Oğlum, ne yapıyorsun? Eğitim ne olacak?' diye her sorduğumda, 'Merak etme baba, herşey kontrolüm altında' derdi. İte-kaka, geçe-kala liseyi bitirdi. Geldi dedi ki: 'Baba, bir şeyler öğrenmem gerek galiba. Londra'ya gidip biraz tahsil göreyim haaaa? Ne dersin? 'Şaşırdık kaldık. 'Sen nasıl Londra'da okursun? Bu notlarınla seni almazlar okula.'Hoşuma gittiGerçekten inanmıyordum. 'Merak etme baba. Her şey kontrolüm altında.' Bir de baktık ki, bizim oğlan, İngiliz Eğitim Bursu diye her şeyi kapsayan bir burs bulmuş, yola çıkıyor. İnanılır gibi değildi. Sonra bir gün telefon etti: 'Baba, bir kız sevdim. Kendisi Amerika'ya gitti. Vaktimi onu beklemekle geçiriyorum.' Tam bu sırada gelin Laura, avaz avaz bağırıyor: 'O ben DEĞİLDİM! Ben değildim o!' Ay pardon Laura! Neyse, işte bugün evleniyor Josi. Çok mutluyum."Bunu takiben anneler ve kardeşler de konuşma yapıyorlar. Bu yaklaşım benim çok hoşuma gitti.Böyle bir etkinlikte gelinle damadın odak noktası olması çok yakışmış diye düşünüyorum.Allah mesut etsin!Okuyucu mektubuFord Otomotiv, kaparoyu iade etti...* Emekli öğretmenim. 5 Ağustos 2003 tarihinde Aydın Ford Otomotiv'den bir araba satın aldım. Gerekli kaparoyu da verdim. Koşulları uymadığı için bir gün sonra bu arabayı almaktan vazgeçtiğimi telefonla yetkililere bildirdim. Satış Yönetmeni Şevki Şahinci, benden bankamatik numaramı isteyip verdiğim kaparoyu iade etti. Sizin vasıtanızla kendisine sizin vasıtanızla teşekkür etmek istedim, (Raşit Ayaydın / Düzce)* Teşekkürler Ford Otomotiv. "Satılan mal geri alınmaz" levhalı günlerimiz çok gerilerde kalıyor diye seviniyorum. Bu tip mesajlar gün geçtikçe artıyor. Tüketici yasalarının değişmesi iyi oldu. Şevki Şahinci'ye teşekkür ediyorum.
Ölçüleriyle alt alta sıralanmış yemek tarifleri gördüğüm anda okumaya başlarım.Bakınız bir yemek kitabı, muhallebi tarifini nasıl veriyor:"1 kg süt, 1 paket vanilya, 250 gr. pirinç unu.Yapılışı: Malzemeleri bir tencereye koyunuz. Devamlı karıştırarak, hafif ateşte yirmi dakika kadar pişiriniz. Devamlı karıştırmazsanız dibi tutar. Misafirlerinize yanmış muhallebi yedirmeyin. Afiyet olsun!"Güler misiniz, ağlar mısınız? Şu muhallebiye bakınız!! Hani şeker, şekerim?!!Köyde dostumuz Vahide Hanım'ın yaptığı her yemek çok ama çok lezzetli olur.Hele yaprak sarmalan, fabrika çıkışı gibi aynı boy ve aynı uzunlukta, sımsıkıdır."Vahide Hanım, bana da öğret. Nasıl yaptın. Bir anlat bakalım.""Şimdi yaprakları asmadan koparır yıkarsın. Kıymayı da alırsın.""Ne kadar kıyma?""Ona göre kıyma. Sonra pirinci eklersin.""Ne kadar pirinç?" "Ona göre işte, sonra..." "Bırak, Vahide Hanım. Ben bu işi kesinlikle yapamam. Sen yaptıkça lezzetle yeriz."Bir ev baklavası yapar Vahide Hanım. Arası bademli. Hiç öğrenmeye kalkmam çünkü "ona göre"den geçilmeyecek biliyorum! Şunu da belirteyim, yıllar önce hiç düşünmeden yediğimiz baklava, böreklere artık el süremiyoruz. Malum, sağlıklı yaşam peşindeyiz. İki salatalık, bir domates, bir ayran neyimize yetmiyor? Yazık ki ne yazık. İyi ki güzelim lezzetleri gençken bol bol yemişim. İyi ki!!Dikkat... Dikkat...'Toplanan aidatlar nerelere harcanıyor?'Bir süre önce köşenizde yayınlanan, "Türkiye'nin Odaları ne iş yapar?" başlıklı yazınıza teşekkür ederim. Sanayici ve tüccarlardan her bir Oda için yıllık normal aidatla birlikte ayrıca bilançolarda gösterilen kâr üzerinden munzam aidatla birlikte emtianın alını ve satımında da borsa tescil ücreti almaktadırlar. Bizden alınanlar tekrar bize harcansa... Görüyoruz ki bu paralar başka amaçlarla farklı yerlere harcanıyor. Seçimleri kıran kırana geçen Oda başkanlarının aldığı maaşlan ve ödenek miktarlarını da öğrenmek istiyoruz. Sayın Sinan Aygün verdiği cevapta, başkanların 10 yıldan fazla hizmet yapmadığını söylüyor. Bursa Ticaret Borsası Başkanı 25-30 yıldan beri aynı görevde. İstediği gibi yönetip, yönlendirmektedir. Ayrıca Ticaret Borsaları Kanunu'na göre gelen zirai ve hayvan mahsûllerinin alım satımından yaptıkları kesintileri müstahsiller ödemede güçlük çekmektedirler. Muhtelif borsalarda değişik uygulamalar var. Şimdi bir açıklama bekliyoruz. (Adı bende saklı)Okuyucu mektubuLatince bilenlere duyurulur* İstanbul'da oturuyoruz. Oğluma, Latince ve İtalyanca ders verecek deneyimli bir öğretmen arıyorum. Şu ana kadar yaptığım girişimlerden bir sonuç elde edemedim. Yardımcı olacaklara benim telefonumu verirseniz çok memnun olurum. Teşekkürler. (Adı bende saklı)* Mesajınızı yayınlıyoruz. Yardımcı olmak isteyenlerin faks veya e-posta ile bana ulaşmalarını rica ediyorum.
Elime bir sağlık dergisi geçti. Neler öğrendim, neler!! Bir kere her burca göre uygulanacak bir diyet varmış. İnanabiliyor musunuz?Terazi'ye baktım, bakın ne diyor: "Bu burcun insanlan zaten kilo almaz!" (ALO??!!? Benim Terazi burcundan 4 arkadaşım var, hepimiz taş gibi kiloluyuz. Kilolu geldik bu dünyaya, kilolu gidiyoruz!!)Devam ediyor: "Terazi burçları, devamlı kilolarını kontrol ederler." Ben ve arkadaşlarım iki yılda bir tartılırız, o da belki! Terazide beliren rakamları da o anda unuturuz. Birisi bize kilomuzu sorsa, "Deli misiniz siz? Ne biçim soru bu?" diye dikenlerimizi gösteririz. Tartılara, ağırlık yapacak giysilerle binmeyiz. Hatta ben, ojelerimi bile silerim.Devam ediyor: "Terazi burçları, moral bozukluğunda aşın tüketim devresine girerler." İşte bu doğru! Ama moral bozukluğunda aynı tüketimi yapıp da Oğlak veya Balık burcundan arkadaşlarım da var. Peki buna ne buyrulur?Sayfayı çevirdim. O da ne?"Sırtınız yeterince güzel mi?" diye bir yazı. Bayılırım böyle konuları okumaya."Sırtınızı pürüzsüz ve heykel (!) gibi güzel görmek istiyorsanız, aşağıdaki egzersize hemen başlayın." Tamam.Derhal. Ne yapacağım?"Önce sırtınızı duvara dayayınız ve ayaklarınızı öne doğru uzatınız." Hemen yere yerleştim."Şimdi, çenenizi öne eğiniz ve aynı zamanda sırt üst kısmınızı duvardan ayırınız (5 kere). Biraz sonra bu işlemin tersini yapınız (6 kere)." Bu kez neden 5 değil? Daktilo hatası mı? Sonra kaç hafta, kaç ay veya kaç yıl yapacağız bu hareketi? Cevap yok! Hele "tam tersi" nasıl olacak? Duvarı mı deleceğiz? Anlayan beri gelsin.Bu bilgileri hepiniz deneyin diye veriyorum.Dergiyi okuduğumu gören bir hanım, öneride bulundu."Kilo mu vermek istiyorsunuz?""Evet, ama kolay değil.""Kolay kolay, müthiş kolay bir yolu var.""Nasıl, anlatınız?""Her akşam yatmadan önce, bir kase yoğurda, sarı kuru soğan doğrayın.""Sade kabuğunu mu?""Yok canım, soğanın kendisini. Sonra bir güzel kaşıkla yiyiniz. Bakın nasıl fark edeceksiniz."Hele bunu hiç denemeyeceğim. Haksız mıyım ama?Okuyucu mektubu'Hormonsuz sebze - meyve yemek istiyoruz'* Biz, bir grup ev hanımı olarak Tarım ve Köyişleri Bakanı'na şikâyette bulunmak istiyoruz. Nedir bu domateslerin lezzetsizliği? Nerede eski kıpkırmızı, kokulu domatesler? Siz bu çiftçilere nasıl tohumlar veriyorsunuz da biz bunları yemek zorunda kalıyoruz? Sayın Bakan'ın artık bu saçmalığa bir son vermesini istiyoruz, (Bir grup hanım adına Müzeyyen Tunç)* Müzeyyen Hanım ve arkadaşlarını duydunuz. Yanlız çiftçiye tohumları Tarım Bakanlığı'nın verdiğinden şüpheliyim. Bahsettiğiniz lezzetsiz, kokusuz, hormonlu sebze ve meyvelere, büyüme esnasında bu hormonlar veriliyormuş. Tavukların da hormonlu olduğunu Sayın Erman Toroğlu'ndan Türkiye yeni öğrendi. Oysa dünya, 25 yıldan bu yana biliyordu. Çiftlik balıkları da hormonluymuş! Bu konuda ben de sîzlere katılıyorum. Türkiye'nin meyve ve sebzesi kesinlikle hormonsuz yetişmeli. Ama bilir misiniz, hormonsuz yetişen sebze ve meyvelerin miktarları az olduğundan bu kez fiyatlar çok yükselecektir. Tabii bu durum ev hanımlarının bütçelerinde sıkıntılar yaratacaktır. Sizler buna razı mısınız? Teşekkürler!
VATAN gazetesinde Leyla Umar'ın, Kaddafi söyleşisinde ortaya çıktığına göre Libya'da iş yapmak isteyen inşaat şirketlerimizin, Özer Çiller'in kurduğu şirket vasıtasıyla iş alabilmeleri mümkünmüş. Her ne kadar Özer Bey, "Kaddafi yanlış hatırlıyor" deseler de, durum böyle olsa, muazzam bir temsilcilik mesleği gibi!Yani Goodyear'in Türkiye temsilcisi olursun ama hem de Bridgestone, hem de Pirelli v.s. Anlatabiliyor muyum?İnanılmaz bir tekel durumu.Evvelki gün Ruhat Mengi'nin ve dün Emin Çölaşan Bey'in sorguladığı gibi bu durumda bir suç mevzuubahis midir?Başka bir örnek vereyim. Farzedelim seçimler kazanıldı ve başbakanlık koltuğu dolduruldu. 50 milyon dolar kredi ihtiyacındaki bir iş adamımız, başbakanın huzuruna çıkıp bu miktarı talep etse, başbakan da yetkilileri yanına çağırıp, bu ihtiyacın karşılanmasını emretse, lütfen dikkat bu nokta çok önemli, o iş adamı başbakanın huzurundan özel kalemin odasına ilerlese ve özel kalemin telefonu o sırada çalsa ve bir kaç saniye sonra, özel kalem iş adamına, "Bir dakika efendim. Alacağınız kredinin yüzde 5'ini New York'taki, şu bankadaki, şu hesaba..." (bunu da o esnada kıytırık bir kağıt parçasına not edip uzatsa), bu durumda bir suç unsuru var mıdır? Yok mudur?Yasalardaki açıklardan mı faydalanılmaktadır?Şimdi Kaddafı'nin belirttiği sistem de bana diyecek ki: "Alan memnun, satan memnun! Sana ne oluyor kardeşim?"Benim endişem, böyle bir sistem yerine oturduğunda, iş adamlarının her kredi talepleri, benzer bir "New York'a veya İsviçre'ye yatacak komisyon" tablosuyla karşı karşıya olacaktır. Belki de hep olmuştur, HEP!!!Dolayısıyla bu bir suç unsuru değil midir?Alan memnun (çünkü bu gibi durumları hesaba katarak zaten baştan yüksek kredi istemiş), satan memnun (sırf seçimle edindiği bu pozisyon vasıtasıyla hiç terlemeden, uğraşmadan, çalışmadan bu paraya konuyor)!Sayın Unakıtan, şayet yasa boşlukları bu işleme izin veriyorsa, SİZDEN DE ŞÜPHE EDERİZ!Çünkü hiçbir iş ŞEFFAF değil bu ülkede. Sizin yapmayacağınıza NASIL güvenebiliriz. Yandaşlarınızla, benzer komisyon işlemlerini gerçekleştirmediğinizden nasıl emin olabiliriz?Öbür tarafta, şayet bu suç ise geçmişe teşmilli soruşturma başlatılacak mıdır?Okuyucu mektubuConrad'ın altındaki bahçede neler oluyor?* Üç aydır Conrad Otel'in altındaki tarihi konakların bahçesinde sinsi bir faaliyet var. önce küçük bir araba yıkama yeri oluştu. Şu anda, sırada yok olmayı bekleyen ağaçlar var. onlar da en kısa zamandakatledilip ortadaki duvar yıkılıp park yeri genişletilecek Sıra konaklara gelecektir. Bizler Etiler sakinleri olarak gerekli yerlere durumu bildiriyoruz. Sizden ricamız Belediye Başkanı Sayın Yusuf Namoglu'nun dikkatini çekmenizdir. (E. Tolga Malatyalı)* Mesajınızı köşemize alıyoruz. Çevre ve tarihe önem verenlerin ülkemizde artmasını diliyoruz. Sayın Yusuf Namoğlu'ndan bir açıklama gelirse köşemizde yansıtacağız. Teşekkürler.
Hayatımda ilk olarak tam bir sıhhi kontrolden geçtim Amerikan Hastanesi'nde. Ultrason neymiş, kemik yoğunluğu nasıl ölçülürmüş, hepsini öğrendim. Tansiyon, kalp ölçümü, kan tahlilleri derken inanır mısınız, 4 saate yakın kaldım geçenlerde hastanede!Dr. Hayri Aydın, Dr. Okan Soyhan, daha kimler kimler benimle konuştu, kontroller yaptılar. Hepsi de Harvard gibi dünyanın sayılı üniversitelerinden mezun, pırıl pırıl hekimler!Konuşmaları hoş, yaklaşımları zarif, esprileri yerinde.Filmlerde gördüğüm o tünel gibi alete giren çok arkadaşım burada heyecanlandıklarını belirtmişlerdi. Ben ise kapadım gözümü, tuttum nefesimi oldu bitti.Bu harika makineleri icat edenlere önemli bir teklifim var! Elektronik ölçüm işlemleri yapılırken çok hoş melodiler çalmalı.Neden olmasın!Ultrasondaki doktor hanımla konuşuyoruz."Herhalde iki ayda bir bu makinelerin daha da gelişmişi çıkıyordur?""Aynen, Ayşe Hanım, aynen! Bilir misiniz, biz eskiden bu makineleri ikinci elden alırdık. Az kullanılmış makineleri ellerinden çıkartan gelişmiş ülkelerden alırdık.""Hiç şaşmam.""Ama şimdi en son gelişmiş cihazları biz alıp, bunları satıyoruz!""Sahi mi? Kimlere satıyorsunuz?""Habeşistan, Sudan, Pakistan... Gelişmekte olan ülkelere."Bu da bir gelişmişlik cetveli olmalı!Amiral Bristol'un kurduğu Amerikan Hastanesi, son derece bakımlı ve temiz. Kalifiye, yetenekli ve güleryüzlü insanlar tarafından idare ediliyor. Eski parlak günlerine dönmüş.Allah herkese sıhhat versin diyorum ama şayet ihtiyacınız olursa, burada en iyi şartlarda bakılacağınızdan emin olabilirsiniz.Okuyucu mektubu'Siverek'e bilgisayar merkezi kurmak istiyoruz'* Hayvanseverlerle birlikte sokak hayvanlarını korumak, onlara zarar verilmesini önlemek için elimizden geleni yapıyoruz, Ayrıca okunan gazetelerden ayırıp biriktirdiğimiz bulmacaları, tarih sırasına göre dizip izmir Buca Cezaevi'ne postaladık. Promosyon kuponlarından elde ettiğim faydalı ve eğitici yayınları doğudaki öğrencilere veya doğrudan doğruya okullara gönderdik. Çevrede yardım bekleyen o kadar çok insan var ki... Her an elimizi onlara doğru uzatsak, herkes bu bilinçte olsa, böyle düşünse Türkiye daha iyi günlere doğru ilerlemez rnî? Şimdi de Siverek'i Kalkındırma Derneği olarak bir bilgisayar merkezi kurmak istiyoruz. Bize yardım etmek isteyenler lütfen (0414) 553 25 60'ı arasınlar. (Kerim Keçeci)* Hepinizi kutluyorum. Sivil toplum örgütleri, gelişmiş ülkenin temel taşlandır. Sizden esinlenebilecek çok kişi olduğuna inanıyorum. Emekli olmuş, her gün evde veya kahve köşelerinde oturmaktansa topluma faydalı faaliyetlerde bulunarak kendilerince de ruhi tatmine erişecek insanların çoğalmasını diliyorum. Teşekkürler.
Meriç Köyatası'nın geçen akşam konuğu Sayın İbrahim Betil'di. İbrahim Bey'in ortaya koyduğu verileri, bildiğim halde, gene tüylerim diken diken olarak dinledim. Dünya üzerinde, genel bütçeden Eğitime Katkı Payı olarak yüzde 7,6 ayırabildiğimiz için Namibya Zimbabwe, Nijerya, Tunus, Bangladeş'ten daha gerideyiz! AKP, seçim öncesi hazırladığı raporda Eğitime Katkı Payı'nı ilk yıl yüzde 15, ikinci yıl yüzde 20 olarak artıracağına söz vermiş. Oysa bu yıl ne kadar? Yüzde 7,6. Geçen yıl ne kadarmış? Yüzde 7,4. Başbakan, Ulusa Sesleniş konuşmasında, "Öğrenciye, öğrenmeyi öğreten içerikli bir program hazırlıyoruz" diyor. İbrahim Betil Bey de soruyor: "Ülkede, 19 milyon eğitim ihtiyacı içerisinde öğrenci var. Yüzde 7,6 bütçeyi 19 milyon öğrenciye bölersek, öğrenci başına yılda 375 dolar düşüyor. Bu rakam da Türkiye'yi, yukarıda sıraladığımız bir çok Afrika ülkesinin altına itiyor. Bazı sınıflar 100'ün üzerinde, bazıları ise 30 öğrenci barındırdığına göre bir sınıfta ortalama 60 öğrenci olduğunu kabul edersek mevcut DERSLİK KAPASİTESİ, yeni eğitim yılına 100.000 derslik EKSİĞİ ile giriyor. Diğer taraftan Talim Terbiye Kurulu tüm öğretmenlere, her hafta hangi müfredatı öğretmeleri gerektiğini belirtmiş. Şimdi hangi öğretmen 60 kişilik sınıfta, gençlerin hangi konuları sorgulamasına izin verebilir? Mümkün değil. Elinde cetvel (sınıfta dayak oranı yüzde 17ü!) dersini verir. 'Ezberleyin, imtihan soruları buradan gelecek' der ve Sayın Başbakan'ın 'Öğrenciye, öğrenmeyi öğretecek sistemi getiriyoruz' cümlesi de tutulamayacak bir vaat, cafcaflı bir söz olarak kalır!"Sayın Betil'e yüzde yüz katılıyorum. Hangi taşı kaldırsak altında önceki hükümetlerin bizleri soktuğu borç batağıyla karşılaşıyoruz. Borç faizlerimizi ödemekte bile zorlanıyoruz. Buna bir de eğitim reformu eksikliğini eklersek, bugünkü tabloya hiç şaşmamak gerekir! Gerekli 100 bin derslikle öğretmen açığını nasıl kapatacak bu hükümet? Cafcaflı sözler çok güzel. Ancak gerçekler tüm yalınlığıyla yüzümüze çarpıp duruyor. Ne kendimizi ne de kamuoyunu aldatalım! Bir güzel haber, kız öğrencilerin eğitime katılma oranının nispeten artmış olmasıdır. Kız çocuklarımızın eğitilmesi için başlatılan kampanyayı da destekliyorum.
Ben, her deprem olduğunda dünya ekranlarına gelen Afganistan mı, Bingöl mü ayrımı yapılamayan görüntüleri görmek istemem.Ben her kar yağdığında, 90 gün en yakın hastaneye köylüler tarafından diz boyu karda taşınan sedyedeki hastaları görmek istemem.Ben ilkokuldan Türkçe'yi bile öğrenmeden mezun edilen çocukların diplomalarını görmek istemem.Ben çöplükte yiyecek aramak zorunda bırakılan, ayağında terliği bile olmayan çocuklarımızı görmek istemem.Ben dünya televizyon kanallarında gezerken rastlanacak yerli kanallardaki düşük seviyeli basit komikliklerle bezenmiş yapıtları, saçma sapan alt yazılarla bezenmiş birbirinin eşi magazin programlarını veya kamera merceğinin çıplak göbeğe kilitlenmiş Arap usulü, oryantal danslı programları izlemek istemem.Ben sağlık sistemiyle emekli ve memur düzeninin tatmin edici bir biçimde yerleşmediği bu ülkenin vatandaşlarının coplandıklarını görmek istemem.Ben cahil anne babaları tarafından evde dayaktan sakatlanıp hastaneye koşturulan çocuk görüntülerini bilmek istemem.Ben okulda öğretmen dayağından yüzü gözü şişmiş, kulağı patlamış çocukları görmek istemem.Ben gençliğimizin karşı karşıya olduğu kısıtlı eğitim sistemiyle işsizlik kurbanı olacağı, umut vermeyen gelecekleri vaadeden ülke tablosuna bakmak istemem.Ben, "geleneğimiz böyle" diyerek namus cinayeti sonucu öldürülmüş körpecik kız yavrularının ölü bedenlerini görmek istemem.Ben eğitimsizlikten, törpülenmemiş duygulann kurbanı olmuş, öldürme, sakatlama, yaralama olayına sebep olmuş vatandaş görüntüsüne bakmak istemem.Kente eglince...Ben yaz tatillerini karavanda geçiren yabancı turist çiftlerin erkeğinin öldürülüp, kadınının ("Sinema gibiydi!!" özrüyle) tecavüze uğramış olmasını bilmek bile istemem.Ben milattan önceki şartları yaşamaya devam ettirilen, kırsal kesimden büyük kente gelince korkudan bir hafta, on gün bulunduğu odadan dışarı çıkamayan vatandaşları görmek istemem.Ben coşkusunu belirtmek için rastgele tabanca sıkma geleneğini çok keyifli ve normal karşılayan eğitimsiz kitlelerin varlığından haberdar olmak istemem."İşsizim, alkollüydüm, çok pişmanım" özrünü kullanarak binbir cinayet işleyen, trafik kazası yapanların seslerini bile duymak istemem.50 yıldır ülkenin kısıtlı varlığını, ahlaksızlığı düstur edinmiş politikacıların soyduklarını görmek istemem.Birbirinden hiç farkı olmayan, "Bunu yaparsan biz de şu dosyaları çıkarırız" edepsizliğini normalce konuşarak tehditlerle bu ülkeyi mahveden geçmiş siyasilerin adlarını dahi duymak istemem.Devlet bankalarını çıtır çıtır soyan hortumcularla yakın iş birliğindeki siyasileri ve büyük bir bürokrat kitlesinin üzerine gitmeyen hükümetleri görmek istemem.Ahlaksız işadamlan, siyasiler ve bürokrat orduları bu hırsızlığı gönül rahatlığıyla yaparken açlıktan ve yemediği için özentiden baklava aşıran çocukları hapislerde süründüren bir adalet sistemini duymak bile istemem.Ben olağanüstü BECERİKSİZLİKLERİNDEN bu ülkeyi idare edemeyen hükümet ve siyasi partilere "dur" demek mecburiyetinde bırakılmış TSK'yı görmek istemem.Daha elektrik ve susuz köylerimizden, aşiret düzeninin varlığından, "korucu" korumasına neden gerek duyduğumuzu sorgulayan yüzlerce "istemem"i, yerim müsait olmadığından sıralayamıyorum.Bu ülkede, doğduğu ve yaşadığı şartlara uygun olarak ve edindiği kültür birikimine orantılı, HERKESİN bir "İSTEMEM" listesi vardır.Demokrasi odur ki, herkesin sesi duyulacaktır!