Ben, her deprem olduğunda dünya ekranlarına gelen Afganistan mı, Bingöl mü ayrımı yapılamayan görüntüleri görmek istemem.
Ben her kar yağdığında, 90 gün en yakın hastaneye köylüler tarafından diz boyu karda taşınan sedyedeki hastaları görmek istemem.
Ben ilkokuldan Türkçe'yi bile öğrenmeden mezun edilen çocukların diplomalarını görmek istemem.
Ben çöplükte yiyecek aramak zorunda bırakılan, ayağında terliği bile olmayan çocuklarımızı görmek istemem.
Ben dünya televizyon kanallarında gezerken rastlanacak yerli kanallardaki düşük seviyeli basit komikliklerle bezenmiş yapıtları, saçma sapan alt yazılarla bezenmiş birbirinin eşi magazin programlarını veya kamera merceğinin çıplak göbeğe kilitlenmiş Arap usulü, oryantal danslı programları izlemek istemem.
Ben sağlık sistemiyle emekli ve memur düzeninin tatmin edici bir biçimde yerleşmediği bu ülkenin vatandaşlarının coplandıklarını görmek istemem.
Ben cahil anne babaları tarafından evde dayaktan sakatlanıp hastaneye koşturulan çocuk görüntülerini bilmek istemem.
Ben okulda öğretmen dayağından yüzü gözü şişmiş, kulağı patlamış çocukları görmek istemem.
Ben gençliğimizin karşı karşıya olduğu kısıtlı eğitim sistemiyle işsizlik kurbanı olacağı, umut vermeyen gelecekleri vaadeden ülke tablosuna bakmak istemem.
Ben, "geleneğimiz böyle" diyerek namus cinayeti sonucu öldürülmüş körpecik kız yavrularının ölü bedenlerini görmek istemem.
Ben eğitimsizlikten, törpülenmemiş duygulann kurbanı olmuş, öldürme, sakatlama, yaralama olayına sebep olmuş vatandaş görüntüsüne bakmak istemem.
Kente eglince...
Ben yaz tatillerini karavanda geçiren yabancı turist çiftlerin erkeğinin öldürülüp, kadınının ("Sinema gibiydi!!" özrüyle) tecavüze uğramış olmasını bilmek bile istemem.
Ben milattan önceki şartları yaşamaya devam ettirilen, kırsal kesimden büyük kente gelince korkudan bir hafta, on gün bulunduğu odadan dışarı çıkamayan vatandaşları görmek istemem.
Ben coşkusunu belirtmek için rastgele tabanca sıkma geleneğini çok keyifli ve normal karşılayan eğitimsiz kitlelerin varlığından haberdar olmak istemem.
"İşsizim, alkollüydüm, çok pişmanım" özrünü kullanarak binbir cinayet işleyen, trafik kazası yapanların seslerini bile duymak istemem.
50 yıldır ülkenin kısıtlı varlığını, ahlaksızlığı düstur edinmiş politikacıların soyduklarını görmek istemem.
Birbirinden hiç farkı olmayan, "Bunu yaparsan biz de şu dosyaları çıkarırız" edepsizliğini normalce konuşarak tehditlerle bu ülkeyi mahveden geçmiş siyasilerin adlarını dahi duymak istemem.
Devlet bankalarını çıtır çıtır soyan hortumcularla yakın iş birliğindeki siyasileri ve büyük bir bürokrat kitlesinin üzerine gitmeyen hükümetleri görmek istemem.
Ahlaksız işadamlan, siyasiler ve bürokrat orduları bu hırsızlığı gönül rahatlığıyla yaparken açlıktan ve yemediği için özentiden baklava aşıran çocukları hapislerde süründüren bir adalet sistemini duymak bile istemem.
Ben olağanüstü BECERİKSİZLİKLERİNDEN bu ülkeyi idare edemeyen hükümet ve siyasi partilere "dur" demek mecburiyetinde bırakılmış TSK'yı görmek istemem.
Daha elektrik ve susuz köylerimizden, aşiret düzeninin varlığından, "korucu" korumasına neden gerek duyduğumuzu sorgulayan yüzlerce "istemem"i, yerim müsait olmadığından sıralayamıyorum.
Bu ülkede, doğduğu ve yaşadığı şartlara uygun olarak ve edindiği kültür birikimine orantılı, HERKESİN bir "İSTEMEM" listesi vardır.
Demokrasi odur ki, herkesin sesi duyulacaktır!
Bunlar da benim istemediklerim!
Ben, her deprem olduğunda dünya ekranlarına gelen Afganistan mı, Bingöl mü ayrımı yapılamayan görüntüleri görmek istemem ...
Haberin Devamı

