Seddülbahir'de tenis turnuvası

8 Ağustos 2003

Tam da Sayın Çetin Altan'ın (ve hepimizin) arzu ettiği gibi yaşadığımız bu küçük köyde, arka bahçemize bir tenis kortu yaptırdık. Sabahları Haluk, akşamları ben kortun etrafında bisiklete binip egzersiz yapıyoruz. Çocuklarımız ve bu işi bilen dostlarımız da her hafta sonu Abide Open (!) adı altında turnuvalar düzenliyorlar. Yalnız kupa, mupa yok!Geçen gün saat 19.00 civarında bisikletime binerken bahçe kapısından üç çocuk girdi ve doğru kortun girişine geldiler. Birisi 13 yaşında bir delikanlı, diğeri 10 yaşlarında bir kız, en küçüğü de 7 yaşlarında görünen bir oğlan çocuğu. Bisikletten indim.Ellerinde, plastikten yapılmış siyah, kenarları sarı, küçücük iki raket var. Hani çikletten çıkmış hediye misali!"Merhaba çocuklar!" dedim. "Ayşe Teyze" diye söze başladı en küçük oğlan. Gözleri masmavi, yanakları pespembe, kilosu yerinde maşallah!"Ayşe Teyze. Ben Muammer'in oğluyum. Çıkarsanız tenis oynamaya başlayacağız."Köyden Muammer Bey dostumuzdur. Demir işlerindeki ustalığına diyecek yoktur."Ben bırakayım bisikleti, oynayın bakalım."Kortun biraz uzağında bir tabureye oturdum, onlar beni görmüyor ama ben onları hem görüyor hem duyuyorum. Uzun boylu işin uzmanı belli."Bak oğlum. Raketi al sağ eline. Solunla da topu tut. Tamam mı?""Tamam tamam ne var yani?""Şimdi at topu yere vur gitsin.""Vururum, ne olacak yani?""Öyle vurma yok, fileden geçecek haaaaa!""Haaaa?""Yaaaa! Bak ben başlıyorum. Ben atınca sen de vuracaksın. Seni yenince Güler'le oynayacağım.""Hadi, hadi at da görelim."Uzman topu zar zor bir darbeyle geçirdi fileden, Muammer'in oğlu ıskaladı."Ben 15, sen 0, gene atıyorum.""Ben 30, sen 0!""Ben 40, sen 0!""Yahu ben hep SIFIR mı olacağım? Oynamıyorum işte."Küskün, dargın çıkıp gittiler.Okuyucu mektubuYeni Tüketici Yasası'ndan haberiniz yok mu?* İki ay önce Mahmutpaşa'daki Sahra İpek Mağazası'ndan bir eşarp aldım. Gerektiğinde usulünce yıkadım. Boya verdi. Mağazaya geri götürdüğümde hakaret boyutunda azar işittim. Kibar olmayan bir dille mağazadan çıkmam istendi. Ürün hataları firma tarafından sahiplenilmez mi? Lütfen sesimi duyurur musunuz? (Meriç Akdağ)* Anladığım kadarıyla bu eşarbı Sahra İpek Mağazası kendisi üretiyor. Bu firma yetkililerinin yeni Tüketici Hakları Yasası'ndan haberleri yok galiba. Sizin, eşarbınızı kaç derece suda ve hangi sabun veya deterjanla yıkadığınızı bilmiyorum ancak sanki benzer eşarplarınızı uzun zamandır kullanıyor ve bakımını biliyor gibi yazmışsınız. Ne olursa olsun, yeni yasa gereğince firma size hakaret edemez, sizi dükkândan dışarı attıramaz. Bu durumda tazminat davası bile açabilirsiniz, Avrupa Birliği'ne uyum yasaları gereğince yasalar değişti. Sahra İpek bunu bir an önce öğrense iyi olur. Bence siz bir kez daha Sahra İpek'e gidin ve bu mesajı gösterin. Gelişmelerden de beni haberdar edin.

Devamını Oku

Erzincan'ın Sabırlı Köyü'nde neden bu olaylar yaşanıyor?

7 Ağustos 2003

Erzincan ilinin İliç İlçesi'ne bağlı Sabırlı Köyü'nde tarihi bir camiden 2 adet el yazması Kur'an-ı Kerim, köyün emekli eski imamı tarafından Divriği'den gelen bir kişiye satılıyor. Bunu görenler durumu jandarmaya bildiriyor. Olaya el konuluyor. Alıcı ve satıcı sorgulama için gözaltına alınıyor.Sorgulama sonucu olaylar doğrulanıyor. Durum mahkemeye intikal ediyor. Satıcı, emekli imam serbest ancak dava devam ediyor. Siyasi çevreler olayın gidişatını etkilemek için mahkemeye baskı yapmaya başlıyor.İki üç kez okudumSöz konusu emekli imam, 'Kağıt açarım, yıldıznameye bakarım, idrarınızı bağlarım' gibi tehditlerle köylüyü etkileyip bir de durumdan rant sağlıyor. Çaresiz kaldığımız bu durumda siz medya mensuplarının sesimizi duyurmanıza ve adaletin yerini bulması için yardımınıza ihtiyacımız var."Yukarıdaki mesajı aldım ve iki-üç kez okudum. Köydeki arkadaşımın endişesi nedir? Eski camiye ait el yazması Kur'anların emekli imam tarafından bir alıcıya yüksek kârla satılarak buradan gelecek parayı herhalde kendi hesabına geçirme olasılığı tehlikesidir. Bu durumda değerli iki eser de camiden uçup gitmiş olacaktır. Şimdi, emekli imamın ifadesini bilmiyorum ama yetkililer, "Bak böyle bir duyum var. Ne dersin?" diye kendisine sorsalar ne der acaba?"O adamın zaten bana karşı bir kızgınlığı vardı. Benden hıncını almak istedi. Size bu sebeple yazmıştır" gibi bir cevapla karşılaşabiliriz. Sabırlı Köyü'nde acaba neler ekilir, neler biçilir. Hayvancılık hangi seviyededir?Herkes olumlu bir faaliyet içinde olsa, gönüller umut dolsa, yarına güneş gibi bakılsa, acaba kimsenin aklına camiden Kur'anları alıp satmak gelir mi?Sabırlı köyünde her yıl Yoğurt Festivali olsa veya Peynir Yarışması gibi bir etkinlik yapılsa, Gülben Ergen ve Tarkan birlikte katılıp konserler verse, dış ülke peynir üretcilerinin de katıldığı Uluslararası Süt Ürünleri Fuarı yapılsa bu Kur'anlar yerli yerinde durur, kimse alıp satmaya yeltenmez, üstelik turistlere milli bir değer olarak gösterilir.Böyle olumlu gelişmişlik durumunda tüm Sabırlı Köyü sakinleri okuma yazma bileceğinden yok "idrarını bağlarım", yok "yıldız falı bakarım" martavallarına da kulak asmaz güler geçer! Geçim derdinden uzak, geleceği ve sıhhati garanti altında Sabırlı Köyü sakinlerinin yerinde olmak isteyecek çok insan olacaktır o vakit, çooooook! İnşallah, diyorum inşallah o günler de gelir.Mesajınızı yansıtıyorum kardeşim ama bu düzen böyle gittikçe benzer olaylar yaşanıp duracaktır diye ödüm kopuyor, ödüm!Dikkat... Dikkat...Bravo kaptan!Geçen gün bahçede oturuyordum. Çanakkale Şehitleri Abidesi önünden geçen bir koster, üç kez düdük çalıp şehitleri selamladı. Çok hoşuma gitti. Bravo zarif düşünceli kaptan diyorum. Güneşin doğusuyla batışı arasında tüm Türk bayraklı gemiler, kosterler aynı zerafeti gösterseler nasıl olur acaba? A.Ö.

Devamını Oku

Gelişmeyle kaybolan değerler!

6 Ağustos 2003

Ben, ilkokulu ABD'de bitirmiştim. 1950'lerde Amerikan toplumu bu kadar gelişmemiş, değişmemişti. Komşuluk ilişkileri çok sıcak, çok daha dostça ve sevecendi. Komşumuz, evinde bir kek pişirdiği zaman bize de 4-5 dilimi zarif bir tabak içinde gönderir, annem ise o tabağı geriye boş göndermezdi. Diğer komşumuz, buzdolabını altını süpürmek için çekeceği zaman ağabeyimden yardım ister, bizim çim biçme makinemiz bozulduğunda karşı komşumuz tamir ederdi.Kar yağdığında birbirimizin kapı önlerini kürekle temizler, aramızda hasta varsa, zincir takıp çarşıya giden komşumuz, ilaç alıp getirirdi.İki ev ötedeki komşumuz 6 yıllık, eskimiş otomobilini bir yenisiyle değiştirdiğinde hiç kimse bu durumu kıskanmaz, "Benim de olsun" hırsıyla kavrulup durmazdı.O tarihlerde anneler genelde çalışmaz, çocuklar okuldan eve dönünce, bir bardak sütle hazırlanmış sandviçlerini mutfakta yerlerdi.Yaz kampına mahalle arkadaşları hep birlikte katılır, aileler de kamp ziyaretlerini hep birlikte yaparlardı.Bence Amerikan toplumunun altın yılları işte bu dönemlere rastlar.Dün elime bir broşür geçti. Markasını vermek istemediğim bir spor motoru broşürü. Tanıtım cümlelerini okuyunca, Amerikan toplumunun gelişip zenginleştikçe o mutluluk dolu altın yıllarından ne kadar uzaklaştığının farkına vardım. Benzer broşür 1950'li yıllarda basılmış olsa, bugün çekici kabul edildiği için kullanılan ifadeler, katiyen kullanılmazdı.Bakınız motora müşteri cezbetmek için nasıl cümleler kullanılmış."En nihayet, ailenizle, aile zamanı gibi olmayan vakit geçirebilirsiniz! Çocuklarınızla en son ne zaman ailecek toplandınız?Amerika'nın yeni aile tatili biçimini sunuyoruz. Bu sizleri tekrar bir araya getirecek tatil imkânıdır!Birdenbire ailenin bir araya gelmesi hiç de fena olmayacak, birbirinize karşı olan kızgınlık, hiddet ve biriken hınçlar unutulacaktır.Çocuklar anne babalarını beğenmeye bile başlayacaklardır. (En azından onlan daha cool göreceklerdir!)"Gelişme ve zenginleşme! Evet ama hangi bedel ödenerek? Altın kaplı duvarlarla süslü yalıların da olsa, altında 2 motoryat, dört limuzin, iki uçağın da olsa istediğin an, istediğini alabilecek maddi gücün de olsa sadece aile ve dostların verebileceği o sıcak güven, takdir, saygı ve sevginin sağlayabileceği mutluluğu bulman mümkün değildir.Dıştan "fakir" gibi görünen, ama o ölçülü yaşamında nice milyonerden daha mutlu, daha özgür yaşayanlar durumlannı iyi takdir etsinler istiyorum.İleride kaçınılmaz biçimde bize de gelecek gelişme ve zenginleşme, şu an elimizde bulunan çok önemli değerleri alıp götürür diye de ödüm kopuyor.Okuyucu mektubuMüşteri memnuniyeti RODİ için önemlidir* İzmir Bornova'daki Öztuğba Giyim'den RODİ marka bir kot aldım. Kirlenince yıkadım. Kuruyunca, fermuarın üzerine gelen kumaş yağ içinde kaldı. Mağazaya götürdüm, hatalı yıkama olduğunu söylediler. Böyle bir şey ilk kez başıma geliyor. Pahalı malı alıyoruz ama bia pişman ediyorlar. Lütfen şikâyetimi duyurur musunuz? (Sibel Agi)* Şansınız var. Neden biliyor musunuz? RODl markasını üreten firmanın sahibi ve yöneticileri, müşteri memnuniyetinin ne kadar önemli olduğunu bilen insanlardır. Bir üretim hatası varsa, size yardım edeceklerdir, RODİ, bizimle iletişim kurarsa derhal sizinle irtibatlandıracagız.

Devamını Oku

"İstanbullu bilir" diyolar!

5 Ağustos 2003

"İsmet, dün çoluk çocuk denize girmeye gitti. İğdenin altına. Bir de ne görsünler? Deniz silme mavi mavi kenarlı denizanalarıyla dolmuş. Ama silme...""Sorma yahu Celal. Bizim Sevim'in kız kardeşine çarpmış be yahu. Nasıl yanmış bili misin? Sarı arı gibi yanmış, sarı arı gibi! Neyse bi şey olmamış ama kız yandı, yandı.""Zehirli mübarekler yahu. Eskiden böyle denizanaları olmazdı burlarda.""Nirden gelirler, nire giderler, bilinmez. Aynı balık sürüsü gibi mübarekler.""Bizim Erdoğan, fenerin açığında balığa çıktı dün gece. Ordu gibi açıktan akar giderlermiş.""Dün çoluk çocuk doğru düzgün bi yüzemediler be yahu. Bi suya dalmışlar, bi çıkmışlar." "Hava amma ısındı ha! Denize girmeden durmak zordur, zor." "İstanbul'dan Sevim'in bi akrabası gelmiş. Bakmış kızın bacağı yanıyo, ne demiş bili misin?""Nereden biliyim yahu." "Dimiş ki, ilaç yoksa çiş sürün dimiş, haaaaaa!""Çiş ne işe yarar be yahu." "Amonyak yerine geçer dimiş, amonyak.""Yahu, doktor muymuş o yahu? Çiş sürün mis sürün diyo.""İşte öyle diyomuş. İstanbul'dan gelmişler. İstanbullu bilir diyolar.""Sürmüşler mi bari?""Yok sürmemişler. Çünkü o sırada etrafta küçük çocuk yokmuş be yahu. Olsa yaptırıviricekler. Ama yok imiş!""Akşam saat 4'te bu denizanası ordusu geldiği gibi gitti, biliyon mu?""Hakkat gittiler. Neye geldiler, neye gittiler, anlamadık.""Saat dört buçukta bi dane arasan bulamadın denizde, bi dane.""Cehenneme kadar yolları va. Her şey değişiyo yahu, her şey değişiyo! Allah hayırlara erdirsin diyom ben.""Doğru diyon, doğru."Dikkat... Dikkat...Sanatçı arkadaşlarıma teşekkür ederimİl ve ilçelerden uzakta yaşadığım şu sıcak yaz günlerinde, sanatçı arkadaşlarımın belirli merkezlere gelerek tiyatro eserlerini sahneye koymalarının ve konser vermelerinin ne kadar önemli olduğunu anlamış bulunuyorum. Hemen hemen herkesin tatil yaptığı bu sıcak yaz aylarında, onlar ilçe ve illeri durmadan, dinlenmeden dolaşarak büyük kentlere uzak mesafelerde yaşayan vatandaşlarımıza hizmet vermekte olduklarının bilincinde olmalarını istiyorum. Örneğin Yılmaz Erdoğan ve Demet Akbağ Çanakkale'de "Bana Bir Şeyhler Oluyor" adlı eseri sahneye koyduklarında bizim köyden gelip izleyen birçok aile oldu. Konserler için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Bu arkadaşlarım bilsinler ki, onlar ertesi sabah ilden uzaklaştıktan sonra, izlenen veya dinlenen eserler haftalar boyu konuşuluyor. Vatandaşların vizyonları genişliyor, zevk alma standartları yükseliyor. Tüm sanatçı arkadaşlarıma, İzleyiciler adına teşekkür ediyorum. A.Ö.

Devamını Oku

Atatürk'ün torunları kalmadı mı bu ülkede?

4 Ağustos 2003

Kocaman tebrik ve teşekkürlerimiz, Vakıfbank eski Genel Müdürü Hasan Kılavuz'a! Yolsuzluk Komisyonu'na verdiği ifadeleri Milliyet'te okuduk ve söyleyeceklerini tahmin ettiğimiz halde tüylerimiz diken diken oldu!Geceyarısı saat 02.00 ve Başbakan'ın yanından telefon geliyor."Şu firmalara kredi ver CANIM!"Şu ifade tarzına bakınız! "Canım!" Yani? Yani, bu saatte benimle zıtlaşma, ne diyorsam onu yap! Çünkü beyefendiler sanki bankadaki KENDİ hesapları için talimat, emir veriyorlar! Demek Sayın Yılmaz ve arkadaşları o saatlerde bu planların içinde ve hesabındalar!Anadolu'da binbir zor şartların içinde inim inim inleyen vatandaşların yaşam koşullarını düzeltmek için mi toplantılar bu saatlere kadar devam ediyor? Hayır! Kimbilir hangi katakullili işlemler için bir araya geliniyor!Kılavuz itiraz ediyor. Çünkü kredi vermesi istenen firma zaten batmış! Batık, batık!!!"Veremem!" diyor. El cevap, biraz da kızgın ve açıklama istendiği için kırgın, 'Yahu (!) BİZİM için önemli!"Siz kimsiniz efendim? Biz bu ülkenin iktidardaki bir partisiyiz! Sizi oraya kim çıkardı? Kim olacak? Halkımızın oylarıyla çıktık!Elleyip faydalanmak istediğiniz paralar kimin? Sizin mi? Partinizin mi? "HIKKK, PIKKK..." Belli kızıyor. İki kaş arası çizgiler!Partiden kimi gönderip şu Kılavuz'u ikna edelim diye düşünüyorlar! Bu işi becerebilecek yetenekte çok kişi var! Eşyanın tabiatı, falan!Nihayet değerli bakanımız Eyüp Aşık'ta karar kılınıyor ve Aşık 2,5 saat dil döküyor Kılavuz'a! Hiçbir şey para etmeyince, son hamlesini yapıyor.Biraz da kızgın, biraz da kırgın, iki kaş ortada birleşmiş. Çizgi yerine yerleşmiş! "Yahu bırak! Eskiler (!) kullandı bu bankayı (Ne olur Eyüp Aşık, bize detayıyla açıklasanıza nasıl, ne kadar, kim, niçin kullandı?), biraz da biz kullanalım kardeşim!" (canım, burada kardeşim oluyor, taktik hep aynı!)M. Demirel, H. Özkan, Recep Önal hepsinin hikâyelerinin çok küçük de olsa bir dilimi açıklanmış gazetede.Vatandaş olarak tiksiniyorum. Daha konuşulmamış neler var kimbilir? Vatandaşın parasını kendisi için kurulmuş bir fon olarak gören bir zihniyet, yıllardır hakim. Sülük gibi, hepsi atar damarımıza yapışmışlar, em babam em! Soyulmuş özel bankalar yok mu acaba?Yolsuzluk Komisyonu'na girmeden, konuşacak MERT İNSANLAR YOK MU BU ÜLKEDE?Atatürk'ün torunları KALMADI MI BU ÜLKEDE? Kulaklarımızı diktik, bekliyoruz. Ama ÇABUK OLUN, LÜTFEN ÇABUK OLUN!Okuyucu mektubuAkıllara durgunluk verecek bir olay!* Ben, Erdek'teki bir kooperatifte daire sahibiyim. 70 yaşmda emekli memurum. Dairem, adını sanını bilmediğim kişilerce kapısı çilingirler tarafından kırılarak işgal edildi. Akıllara durgunluk verecek bir olay yaşıyorum, ilgili mercilere haber verdim ama şu ana kadar hiç bir cevap alamadım. Şaşkınım. (Mesut Çetin)* Böyle bir olay duymadım! İlgili makamlar nasıl sizin sorununuza çare bulamaz? Nasıl kayıtsız kalabilirler?Başka karışık durumlar yoksa, akıllara durgunluk verecek bir olayla karşı karşıyasınız. Belediye, jandarma o yörede çok mükemmel çalışır. Bence bu haberi okuduktan sonra derhal harekete geçeceklerdir.

Devamını Oku

Türkiye'nin mahrumiyet bölgeleri

3 Ağustos 2003

Öğretmenlerimiz olsun, doktorlarımız olsun T.C. haritasında şayet mahrumiyet bölgesi kabul edilen bir yöreye tayin edilirlerse kendilerine bir bakıma tazminat niteliğinde daha fazla para verilir. Mahrumiyet bölgesinde hizmeti kabul etmeleri için vatandaşlara adeta rüşvet verilir.Yüzünüzü kıpkırmızı kızartmaz mı bu gerçek?Mahrumiyet bölgesi, mahrumiyet bölgesi kabul edilmeyen yörelerdeki imkânlardan mahrumdur. Buraya hizmet vermeye giden kişi, bir an evvel yöreden kurtulmak için müsteşar veya bakanı tanıyan bir torpil arar kendisine. Doktor raporu alır. Uzun izinlere çıkar. Travmatik bir dönem geçirmektedir.Oysa o yöre insanı, doğumdan ölüme kadar, şayet Almanya'ya veya Fransa'ya İŞÇİ olarak kabul edilmemişse, büyük 3-4 kente göç etmemişse bu şartlara uyum sağlamaya mecburdur. Yani mahrumiyete katlanmaya mecburdur. Öbür tarafta kendi ülkesinde örneğin bir Amerikan bankasında, New York'ta çalışırken Türkiye direktörlüğüne atanan bir Amerikalı (veya İtalyan veya Fransız) Türkiye'ye gelince mahrumiyet bölgesine hizmet verdiği için kendi ülkesinde kazandığı paranın dört misli parayla donatılır. Onların durumu bizim memurlarımızdan iki yüz bin kat daha iyidir. Bu yabancılar, yaşamlarında hiç görmedikleri buralara tayin olmasalar, belki de hiç göremeyecekleri bir lüks standarda kavuşurlar.Evleri, at koşturacak büyüklükte salonlarla, hiç kullanmadıkları ekstra yatak odalarıyla doludur. Kentin en gösterişli köşelerinde otururlar. Arabaları son model olur. Şoför ve korumaları çifter çifterdir.Dolgun maaşEv yardımcıları; aşçı, bahçıvan, temizlikçi ve görkemli partilerde kullandıkları birçok garson ve barmen ordusundan müteşekkildir. Kira vermezler, benzin parası ödemezler, ev yakıt parası, emlakçı komisyonu, temizlikçiye giden elbiseler, salonlarını süsleyen çiçekler, içkileri, mutfak masrafları dahi şirketlerince karşılanır. Üstelik çok ama çok dolgun maaşla ödüllendirilmişlerdir. Neden? Çünkü örneğin Fransa'yı, Amerika'yı bırakıp mahrumiyet bölgesinde yaşamayı ve çalışmayı kabul etmişlerdir. İstanbul, İzmir veya Ankara'da oturan bu yabancılar, derhal çok zengin iş adamları camiasına girerler. Milyarlık yemekli, kokteyli! davetlere katılmaya başlarlar. Ülkelerinde iki espri yapmaktan dahi aciz olanları, burada zengin iş adamlanmızca el üstünde tutulurlar. Fırından alınan sıcak francalalarımıza ve mevsim kavunlarımıza bayılırlar.Yukarıda sıraladığım iki durum da mahrumiyet bölgesi statüsü dolayısıyla meydana gelmiştir.İlginç bir biçimde bu mahrumiyet bölgelerini daha çok Orta Doğu'da ve Afrika'da görmekteyiz. Ne T.C.'nin bugüne kadar gelmiş hükümetleri ne de gelişmiş yabancı ülke yetkilileri bu mahrumiyet bölgelerinin mevcudiyetinden bugüne kadar rahatsız olmuşlardır. Bugünkü hükümetimizin de böyle bir rahatsızlık duyduğunu ben şahsen hissetmiyorum.Şu anda benim hicap duyduğum ve hükümetten adım atılmasını beklediğim konu, T.C. coğrafyasındaki mahrumiyet bölgelerinin bir an evvel mahrumiyetten kurtulmuş bölgeler haline getirilmesi için alacağı önlemlerdir.Gördüğüm kadanyla bu istikamette adımlar atılmamaktadır. Duble yoldan bahsetmediğimi daha temel konulara değindiğimi anladığınızı ümit ediyorum.

Devamını Oku

Çalışkan çiftçimize minnettarız

2 Ağustos 2003

Sizleri üzeceğim belki ama elimde değil! Dün Eceabat pazarında alışveriş yaptım. Şu cetveldeki fiyatları kendi masrafınızla karşılaştırın isterim. 3 kilo domates= 1 milyon TL 3 kavun+2 karpuz= 1 milyon TL 2 kilo barbunya= 3 milyon TL 2 kilo salatalık=500 bin TL 10 köy yumurtası = 1 milyon TL 10 limon= 1 milyon TL 1 kg badem= 8 milyon TL Her hafta Haluk'la bu pazara gitmeye bayılıyoruz. Olağanüstü bir renk ve ses senfonisi yaşatıyor bize. Çok da hoş olaylar yaşıyoruz. Örnek vereyim: Pazarda gözüm barbunya fasulyelerinde geziyor. Baktım ayrı ayrı dört tezgahta barbunya var. Bunların üçü daha açık renk kabuklu, sanki biraz daha eski gibiama hanım olarak biliriz ki bunlar gayet güzel pişer lezzetli olur. Bir tezgahta ise daha pembe sanki daha yeni koparılmış yani diğerlerinden daha canlı bir barbunya var. Diğerlerinin fiyatı 1 milyon fakat bu pembe barbunyanınki 1.5 milyon TL. Haydi bu barbunyadan alayım dedim. İki kilo rica ettim. Etraf kalabalık ve tezgahın etrafı da doldu. Sebzeci bu kalabalığı görünce biraz reklam yapmakistedi. Hem tartıyor hem bağırıyor: "İşte televizyondan herkesin tanıdığı Ayşe Özgün de buradan alışveriş yapıyor. Gördük görmedik demeyin..." Bir hanım eğildi ve dedi ki: "Senin fiyatlar da bu yüzden mi yükseldi?" Belki şu anda size komik gelmeyebilir ama o anda bize son derece zeki bir espri olarak göründü bu cümle. Paylaşmak istedim.Bugünlerde taze mısırlara doyum olmuyor. Koçanından yeni koparıldığı belli, dişli ve sütlü mısırların 5 tanesi 1 milyon TL. Ey güzel Türkiye ve bu ülkenin muhteşem çiftçileri. Binbir zorluğa karşı durmaz oturmaz, her yıl vazifeni yaparsın, hem kendini hem de bizleri doyurursun. Sana minnettarız.

Devamını Oku

"Maskeli Patronluk" Recai Bey'e yakışmadı!

1 Ağustos 2003

Gitti Recai Kutan Bey'ın paraları gitti! Kanal 7'nin yüzde 33 hissedarı Recai Kutan Bey'e bir komplo kurulmuş da kendisi bundan 5 yıldır habersizmiş!Şöyle diyor Sayın Kutan:"Kanal 7'de hile yapıp, hisselerimi uçurdular!"Bu konuları hiç anlamam da ama "hisse uçurmak" acaba şöyle bir durum mu?Benim bir uçurtmam var. Hava da rüzgârlı ama başkan zora girdiğinden yardımıma ihtiyacı var. Gidiyorum. Arkadaşlarım geliyorlar, hem de en güvendiğim arkadaşlarım, benden habersiz benim uçurtmayı alıp uçuruyorlar. Sonra da telgrafın tellerine takıp parçalıyorlar ama bana da bir şey söylemiyorlar.Recai Bey bu uçurtmasına sanırım, bugünkü değeriyle 765 milyar ödemiş. Az para değil doğrusu. Neden ödemiş? Herhalde ticari hesaplarla ödemiştir. Kendi kendine demiştir ki:"Dur ben paramın bir bölümünü buraya yatırayım. Zamanla ikiye üçe katlar, kâr ederim."Beklenti bu olmalı. Yoksa niçin alın teriyle kazanılmış bunca lirasını Sayın Kutan Kanal 7'ye yatırsın?Bana, "Kanal 7'nin sahipleri sizce kimlerdir?" diye bir soru yöneltselerdi, inanın hayatta Recai Kutan'ın adı aklıma gelmezdi. Kanal sahipliğine özenenler profilini hiç andırmıyor.Sanki "gizlice" hiç "ses etmeden" bu işe soyunmuş da şimdi parası uçurulanca açıklamalar yapıyor. Neden o tarihlerde bunu açıklamadı? Veya neden başkasına derhal devretmedi? Saman altı misali, yüzde 33 ile parti başkanlığına devam etti? Bir kanalın önemli hissedarı ve aynı zamanda parti başkanı olması doğru mu? Besbelli kanal, durmadan o partinin propagandasını yapar. Eşitlik ortadan kalkar. Dürüstlük ve vicdan yok mu bu kişilerde anlamıyorum!"Bana hile yapıldı" diyor Recai Bey. Sanmam vallahi. Kanal 7'de ekrandan tanıdığım bir tek Ahmet Hakan kardeşim var. O da "hile" yapmaz bence.Sayın Recai Kutan'in avukatı Ünal Somuncuoğlu iyi bir adama benziyor. Deneyimliymiş. Süleyman Mercümek'in Bosna paralarını Amex bankasında takip edermiş. Bence harika bir deneyim bu. Bu davaya yeter de artar bile!Bir şey sormak istiyorum.(İddiaya göre) Recai Kutan Bey'in hakkını yiyen arkadaşlar hangi okullardan mezun olmuşlar? Hile, hurda, ahlâksızlıktan uzak durma, vicdanlı olma gibi dersler öğreten aile ve okullar kalmadı mı bu ülkede? İyice merak ermeye başladım.Dikkat... Dikkat...Tatile gidenlere bir uyarı da bizden!Her yıl yaz olduğu gibi bu yaz da en çok şikâyet turizm ve otobüs şirketleriyle otellerden geliyor. Örneğin, gazete ilanlarıda belirtilen şartlar, gittiğiniz otelde karşınıza çıkmayabiliyor. İlanda, "her odada TV, yüzme havuzu, telefon" denmesine rağmen otele vardığınızda odalarda bunların hiçbirisi olmadığı gibi klimanın da ücrete tabi olduğunu öğreniyorsunuz, ö zaman şaşırıp kalıyor ve hatta kendinizi kandırılmış hissediyorsunuz. Bu konuda gelen tüm şikâyetleri bu köşeye sığdırmamız mümkün değil. Lütfen bu üç kurumu seçerken çok ama çok dikkatli olunuz. A.Ö.

Devamını Oku