Türkiye'nin mahrumiyet bölgeleri

Öğretmenlerimiz olsun, doktorlarımız olsun T.C. haritasında şayet mahrumiyet bölgesi kabul edilen bir yöreye tayin edilirlerse kendilerine bir bakıma tazminat niteliğinde daha fazla para verilir

Haberin Devamı

Öğretmenlerimiz olsun, doktorlarımız olsun T.C. haritasında şayet mahrumiyet bölgesi kabul edilen bir yöreye tayin edilirlerse kendilerine bir bakıma tazminat niteliğinde daha fazla para verilir. Mahrumiyet bölgesinde hizmeti kabul etmeleri için vatandaşlara adeta rüşvet verilir.

Yüzünüzü kıpkırmızı kızartmaz mı bu gerçek?

Mahrumiyet bölgesi, mahrumiyet bölgesi kabul edilmeyen yörelerdeki imkânlardan mahrumdur. Buraya hizmet vermeye giden kişi, bir an evvel yöreden kurtulmak için müsteşar veya bakanı tanıyan bir torpil arar kendisine. Doktor raporu alır. Uzun izinlere çıkar. Travmatik bir dönem geçirmektedir.

Oysa o yöre insanı, doğumdan ölüme kadar, şayet Almanya'ya veya Fransa'ya İŞÇİ olarak kabul edilmemişse, büyük 3-4 kente göç etmemişse bu şartlara uyum sağlamaya mecburdur. Yani mahrumiyete katlanmaya mecburdur. Öbür tarafta kendi ülkesinde örneğin bir Amerikan bankasında, New York'ta çalışırken Türkiye direktörlüğüne atanan bir Amerikalı (veya İtalyan veya Fransız) Türkiye'ye gelince mahrumiyet bölgesine hizmet verdiği için kendi ülkesinde kazandığı paranın dört misli parayla donatılır. Onların durumu bizim memurlarımızdan iki yüz bin kat daha iyidir. Bu yabancılar, yaşamlarında hiç görmedikleri buralara tayin olmasalar, belki de hiç göremeyecekleri bir lüks standarda kavuşurlar.

Evleri, at koşturacak büyüklükte salonlarla, hiç kullanmadıkları ekstra yatak odalarıyla doludur. Kentin en gösterişli köşelerinde otururlar. Arabaları son model olur. Şoför ve korumaları çifter çifterdir.

Dolgun maaş
Ev yardımcıları; aşçı, bahçıvan, temizlikçi ve görkemli partilerde kullandıkları birçok garson ve barmen ordusundan müteşekkildir. Kira vermezler, benzin parası ödemezler, ev yakıt parası, emlakçı komisyonu, temizlikçiye giden elbiseler, salonlarını süsleyen çiçekler, içkileri, mutfak masrafları dahi şirketlerince karşılanır. Üstelik çok ama çok dolgun maaşla ödüllendirilmişlerdir. Neden? Çünkü örneğin Fransa'yı, Amerika'yı bırakıp mahrumiyet bölgesinde yaşamayı ve çalışmayı kabul etmişlerdir. İstanbul, İzmir veya Ankara'da oturan bu yabancılar, derhal çok zengin iş adamları camiasına girerler. Milyarlık yemekli, kokteyli! davetlere katılmaya başlarlar. Ülkelerinde iki espri yapmaktan dahi aciz olanları, burada zengin iş adamlanmızca el üstünde tutulurlar. Fırından alınan sıcak francalalarımıza ve mevsim kavunlarımıza bayılırlar.

Yukarıda sıraladığım iki durum da mahrumiyet bölgesi statüsü dolayısıyla meydana gelmiştir.

İlginç bir biçimde bu mahrumiyet bölgelerini daha çok Orta Doğu'da ve Afrika'da görmekteyiz. Ne T.C.'nin bugüne kadar gelmiş hükümetleri ne de gelişmiş yabancı ülke yetkilileri bu mahrumiyet bölgelerinin mevcudiyetinden bugüne kadar rahatsız olmuşlardır. Bugünkü hükümetimizin de böyle bir rahatsızlık duyduğunu ben şahsen hissetmiyorum.

Şu anda benim hicap duyduğum ve hükümetten adım atılmasını beklediğim konu, T.C. coğrafyasındaki mahrumiyet bölgelerinin bir an evvel mahrumiyetten kurtulmuş bölgeler haline getirilmesi için alacağı önlemlerdir.

Gördüğüm kadanyla bu istikamette adımlar atılmamaktadır. Duble yoldan bahsetmediğimi daha temel konulara değindiğimi anladığınızı ümit ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR