Dünya platformuna yalapşap işlerle çıkamazsınız

23 Temmuz 2003

"Tekstil ihracata nasıl gidiyor Mehmet? İşler iyi mi kötü mü?""Vallahi Ayşe Abla, kör topal gidiyor işte, kör topal gidiyor!""Neden?""Enflasyon artınca dolar düşünce başka ne olabilir ki? Avrupalı'ya Türkiye'nin özel durumunu kabul ettiremiyoruz. Adam, ben euro'ya bakarım diyor""En rahat kimlerle çalışıyorsunuz?""En rahat Kuzey Avrupa ülkeleriyle çalışıyoruz. Danimarka'ya ihracatımız çok. Rahat adamlar. Musevi veya İtalyanlar gibi değiller.""Ne fark var?""Musevi ile çalışınca adam, daha fazla nereden, nasıl kâr edebilirime bakıyor. Bunu elde edebilmek için de devamlı kurcalıyor. Onlarla konuşurken çok uyanık, yavaş konuşan, düşündükten sonra konuşan iş adamı olman gerekiyor. En ufak bir hatana veya dil sürçmene bile yapışabiliyorlar.İngiltere'ye de ihracat yapıyoruz ama onlara verilen mallar metal detektörden geçmek zorunda.""Neden?""Birkaç yıl önce bir hanım, küçük oğluna tişört almış. Penyenin içinde kırık iğne parçası varmış. Çocuğa batmış, damarda yürümüş, bir kanalı tıkamış ve firma, o bayana çok ama çok büyük bir tazminat ödemek zorunda kalmış. O gün bugündür İngiltere ve Amerika'ya yapılan tekstil ürün ihracatlarında metal detektörden geçiriliyor ithal mallar.Aynı durum Almanya, Fransa, Belçika için gerekli değil mesela.""Türkiye'ye rakip ülkeler var mı?" "Hem de nasıl var! Bangladeş, Pakistan ve tabii korkulu rüyamız Çin!" "Nasıl yani?""Amerika Çin'e, Most Favored Nation (En fazla tercih edilen ülke) statüsü verdi ya? Çin imal ettiği her malı, vergisiz, rüsumsuz, Amerikan pazarına sokabiliyor. Ya AB'de bugün Çin'e uyguladığı kotaları kaldırırsa diye düşünüyoruz ve ödümüz kopuyor. Çünkü Çin'le rekabet etmemiz olanaksız. Sadece biz değil, hiçbir ülke Çin'in düşük maliyetinde üretim yapamaz.""Bu bana neyi anımsattı bilir misiniz? Terlemeden, uğraşmadan sürprizlere yer bırakmadan dünya platformunda para kazanamazsınız. Hiçbir iş yalapşap olamaz. Ben yapüm oldu da gerilerde kaldı artık. Sistematik, detaylı, çağdaş ve doğru çalışma Türk sanayiini dünya platformuna çıkarabilir."Okuyucu mektubuNüfus planlaması için güzel bir öneri!* Çoğaldıkça fakirleşiyor, fakirleştikçe çoğalıyoruz. Bu durumda şöyle bir teşvik uygulamamız gerekir. Devlet, resmî nikahla evlenmiş, bir çocuk doğurmuş her aileye ayda 100 milyon destek versin. İkinci çocuk doğarsa bu yardımı geri çeksin. Böylece fakir ailelere o tek çocuğu iyi yetiştirme konusunda yardım edildiği gibi yasal olmayan evlilikler de en aza iner. (Fevzi Altun/Tokat)* Önerilerinizi uygulayacak zihniyet hükümette var mı dersiniz? Hatta bu durumu bile bile, inadına inadına oy avcılığı için, menfaat için, kandırmak için, halka "daha çok doğurun" diye tavsiyede bulunan, en azından Necmettin Erbakan'ın söylediklerini hatırlıyorum. Sayın Erbakan, siz Fevzi Altun kadar düşünemiyor muydunuz acaba? Ne dersiniz? Aklın yolu bir değil midir? Allah "aklını kullanmayana 'pislikler' yağar" demiyor mu? Teşekkürler.

Devamını Oku

Acaba roman yazarı mı olsam?

22 Temmuz 2003

Boş zamanlarda koltuğa yaslanıp hayal kurmaya bayılırım. Bakın geçenlerde nasıl bir hayal kurdum!Mesela ben gazoz kapağı yapan bir atölye sahibiyim. On yıldır 15 kişilik bir eleman grubuyla, suyun üzerinde kalarak, çok büyümeden ve tam batmadan işime devam ediyorum. Oysa etrafımda her şirket gelişiyor, taşınıyor, yeni bina yapıyor."Ayyy keşke ben de şirketimi büyütebilsem" diye düşünüyorum.Nasıl büyütürüm? Almanya'da kapak şirketleri yeni bir makine geliştirmiş. Bu makine, bizim şirketin üç günde yaptığı üretimi üç saatte yapıyor.Fiyatı ne kadar? 750.000 dolar. Nerede bende o para? Hay Allah! Ne yapsam! Bankadan kredi alsam.Şu bilmem ne bankasının bilmem ne şubesi müdürü Hulusi var ya. O benim ilkokul 3'ten arkadaşımdır. Yıllardır görmedim ama olsun. Ziyaret ediyorum."Ayşe nasılsın? Görüşmeyeli çok oldu. Hayrola bir ihtiyacın mı var?""Hulusi, ben Almanya'dan makine getirteceğim ama fiyatı 750.000 dolar. Bana kredi verebilir misin?""Ayşeciğim, sen emredersin de vermez miyim, tabii ki veririm. İpotek edeceğin bir yer var mı?"'Yok valla. Atölyem bile kiralık. Kaç paralık ipotek gerek?""Boşver üzme canını. Bak sana nasıl yardım ederim. Şu Tekirdağ-Keşan yolu üzerinde 15 dönüm arazi var. Kuş uçmaz kervan geçmez. Yolu bile olmayan, üstü fundalık bir dağdır. Değeri 5.000 dolar ama gel ben sana bunu 50.000 dolara satayım.""Hulusi bende öyle para yok.""Boşver ben sana 850.000 dolarlık kredi çıkarırım. Elli binini bu arsaya yatırırsın.""Ama hani değeri 5.000'di?""Canım aynı durumda birisine aynı arsayı aynı paradan 4 sene önce satıp, ipotek gösterip kredi verdik. Adam aldığını geri ödeyemedi. İpoteğin uydurma olduğu anlaşılmasın diye zaten bizim bu arsayı o fiyata satmamız şart. Onun için gel bu işi yapalım.""Peki ama neden 850.000 dolar?""Artık Ayşeciğim onu da seninle ben biraz kırışacağız be güzelim. Hayat her gün pahalılanıyor ama bizim maaşlar şinanay.""Ama Hulusi, müdürleriniz de çok gündemde ya birisi işgillenir, yaptığımızı farkederse?""Hiç merak etme, böylesine işlem dosyaları o kadar çok ki Türk bankalarında, üzümünü ye bağını sorma Ayşeciğim, sorma!"Hah hah! Öyle komik hayallere dalarım ki ben. Acaba hayali roman yazarı mı olsam?Okuyucu mektubuKürekçi kızımızdan anlamlı bir çağrı var!* Kızlarımdan biri Fethiye Belediyespor kürek takımında. Bizler böyle branşlara pek alışık olmadığımızdan gülüp geçmiştik. Fakat kızımın her antrenman dönüşü yaptıklarını neşeyle anlatması beni de mutlu ediyor. Belediye başkanımızın desteğiyle kısıtlı şartlarda çalışan çocuklarımız, Türkiye ve Gençler Şampiyonası'na hazırlanıyorlar. Ancak yarışacakları teknelerin çok eski olması çocukların hevesini kırabilir. Bir Fenerbahçe fanatiği olan kızım bana, "Baba, Türkiye'nin en büyük kürek takımı Fenerbahçe'de, Belki onlarda eski bir tekne vardır. Bize göndermezler mi acaba?" diye sordu. Ben de sizin vasıtanızla Fenerbahçe yetkililerine seslenmek istedim. Teşekkürler. (Ramazan Onay / Fethiye)* Fenerbahçe (veya Galatasaray veya Modaspor) yetkililerinden bir yardım eli uzatılırsa (ancak sekiz tek mi, dört tek mi, bilgi vermemişsiniz. Herhalde ne olursa olsun diyorsunuz) hemen sizinle irtibatlandıracağız. Kızınızın çok popüler olmayan, hatta ülke çapında pek bilinmeyen ama çok zevkli spor dalına yönelmesi çok hoş. Başarılar dilerim.

Devamını Oku

Songül Ömer Çabuk Hanım Türkmenleri temsil edecek!

21 Temmuz 2003

Irak'ı geçiş döneminde yönetmek üzere kurulan geçici konseyin tek Türkmen üyesi olan Songül Ömer Çabuk'un haberini okuyorum.Songül Hanım, beyanat verip kendisini tanıtıncaya kadar Türk medyasında aleyhinde demesek de hakkını veren yazılar çıktığını söylemek güç.Songül Hanım'ın ifadesine göre, kendisi Şengül isimli başka bir hanımla kanştırıldığı için böyle haberler çıktığına inanıyormuş.Olabilir. O hanım hakkında bilgi veren Songül Hanım, "Şengül, Saddam rejimi taraftarı, kötü bir kadın. Beni onunla karıştırmayın. O artisttir. Ben değilim" diye sözlerine devam ediyor.Şimdi özellikle burada birazcık durmak istiyorum.Bir yanlış anlama veya karıştırma varsa veya olsa bile bu açıklama sanki Songül Hanım'ın, Şengül Hanım'a biraz tepeden bakar bir halini yansıtmıyor mu?Bütün Türkmenleri temsil etmeye hazırlanan Songül Hanım'ın, Şengül Hanım'a da objektif yaklaşması gerekemez mi? İşinin ne kadar zor olduğunu anlamak mümkün. Allah da yardımcısı olsun diyorum.Yoksa bu temsilciliğe bir Türkmen hanımın seçilmiş olması, beni son derece memnun etti. Eminim Songül Hanım, bu güveni kazanmak için uzun yıllar Türkmen halkı için mücadele etmiştir. Bu tür vazifeler, öyle gümüş tepsiyle kimselere sunulmaz. Hakedilmesi gerekir.Türkmen Cephesi Başkanı Sanan Ahmet Ağa'ya da yardımcı olmak istediğini belirtmiş. Kerkük'te yaşanan olaylar zamanında, Sayın Gül ile irtibat kurarak durum hakkında bilgiler vermiş."Türkiye'nin benimle temas kurmasını istiyorum. Birlikte Türkmen halkının gelişmesi için çalışabiliriz" diyor Songül Hanım.Güzel ve yapıcı yaklaşımının Ankara'da yankı bulmasını ümit ediyorum. Irak halkının refaha erişip, bölgede istikrar unsuru olacağı günleri bizim gibi bütün dünya beklemektedir. Böylesine önemli bir göreve seçilmiş olmasından dolayı Songül Ömer Çabuk Hanım'ı tekrar tebrik ediyor, kadınlara mahsus çalışkanlığı, sorumluluk duygusu, sabır ve derin sezgileriyle birçok yetkili erkek arkadaşı arasında en güvenilir, Türkmenleri en güzel temsil eden, sağduyulu, çağdaş bir yönetici olarak görmemizi temenni ediyorum.Okuyucu mektubuBu gençlere destek vermemiz gerekiyor* Biz AFEM halk oyunları ekibi olarak İtalya'da düzenlenen bir festivale ülkemizi temsil etmek üzere gitmek istiyoruz. Ancak bu konudaki tüm çabalarımıza rağmen bizelere destek olacak birsponsor bulamadık. Bu nedenle size yazmayı uygun gördük. Sesimizi duyurun lütfen. Belki bir hayırsever vatandaşımız yardım elini uzatır, biz de gururla diğer ülke folklar gençliğinin arasına katılıp ülkemizi İtalya'da temsil edebiliriz. İlginize şimdiden teşekkürler. (Ayşe Eser)* Ayşe Eser'in telefonu bende. Yardım etmek isteyenler bana e-mail göndersinler lütfen.

Devamını Oku

Kainatın anahtarı belki de vücut mucizesinde gizlidir

20 Temmuz 2003

Çok sevdiğim birisi buradan ayrılırken bir pina alıp götüremediği için aklı geride kaldı. Ben de geçenlerde kendisine, sonra veririm diye pina aramak için flipper ve gözlüklerimle derinlere açıldım. 6-7 dakikalık esaslı bir yüzüşten sonra baktım, dipte kocaman ama kocaman bir pina yatıyor. Kontrol için daldım. Yanılmamışım. Ölü, yani içi boş bir pina. Hemen iki elimle aldım. Hem kıyıya yüzüyorum hem de içinde birikmiş kum tanelerini boşaltıyorum. Arkadaşım sevinecek diye ben de çok seviniyorum.Kıyıya yaklaşınca flipperlerimi ve gözlüğümü çıkardım, sandaldan cırt fermuarlı ayakkabılarımı alıp giydim. Yürüyorum sahile doğru... Bir elimde kocaman pina, diğerinde gözlük ve flipperler. Birinci basamağı çıktım. O esnada iki genç motorlarıyla benim koya gelmişler, motoru rölantiye almışlar sahilde balık yemi arıyorlar.Birden bire "paat" diye bir patlama oldu. Çok korktum. Geri döndüm, dengem gitti. Gerisin geriye taş ve kayaların üzerine kapaklandım. Dizimde bir acı hissettim. Kırık olmadığı belliydi."Ne oldu çocuklar?" diye sordum. "Afedersiniz Ayşe Teyze, egzoz patladı" diye cevap verdiler. Ayağa kalktım, merdivenleri yavaşça çıkarak rıhtıma geldim. Duşa doğru yürürken sağ dizimden kanlar akıyordu. Ama acı falan pek yok gibiydi.Koltuğa oturup hasara göz attım. Diz derimin büyük bir kısmı sıyrılmış gitmiş. Bir de vadi gibi bir kesik var.İşte o andan itibaren yaralarımı dikkatle izlemeye başladım.İnanılmaz bir sistemKüçükken bin kere başıma gelen bu olayın üzerinde hiç durmamıştım. Şimdi büyük gözüyle bir mucizeyi izlemeye başladım.Vücut, hasarı derhal onarmaya başlamıştı. Yani ambulans falan beklemeye gerek yok! Hani pantolonun yırtılır da yama yapmanız gerekir ya! Vücudum sıyrılan derilerin yerine derhal bir yama yapmaya girişti. Kanı yavaş yavaş ve nokta nokta dolduruyordu açılan bölgeye. Teşbihte hata olmazmış, digital noktalarla örtünüyordu açık bölgeler.Vadi gibi yarılan yere balon balon, yavaş yavaş kan hücrelerini doldurdu. Birden balonlar birleşip vadi derinliğini tıkadılar.Ne bir milim fazla kan hücresi vardı ne bir milim eksik. Ne fazlası aktı ne az geldi, inanılmaz bir matematik sistemiyle karşı karşıyaydım.İpince kabuklarım hazırlandı. Kurutuldu. Renk koyulaştı. Bu, vücut dışı etkenlere karşı korunma sistemiydi. O kabuğun altında muazzam bir çalışma başlamıştı. Yeni bir deri örülüyordu. Ordu gibi işçiler, hiç itiraz etmeden, miskinlik yapmadan, vazifelerinin başına üşüştüler.Yıllardır hiç bu kadar çalışmaları gerekmemişti. Ama işlerini hiç unutmamışlar, tam programlandıkları gibi gene çalışıyorlardı.Üç gün sonra, dizim tatlı tatlı kaşınmaya başladı. Demek kabuğu kendisi atamıyordu ve benim elimden yardım istiyordu. Hay hay hem de zevkle kaşıyarak kabuğu düşürdüm. Altından çıkan yeni derinin eskisinden hiç ama hiç farkı yoktu. Sanki kapaklanıp düşen ben değilmişim, iki gence rezil olan ben değilmişim, bu yaşadıklarım sadece bir hayalmiş gibi..Vücut mucizesinde belki de kainatın anahtarı gizli. Ancak görebilene dostlar, görebilene...

Devamını Oku

Hayvan sevgisinin böylesi!

19 Temmuz 2003

"İnanır mısın Ayşe, insan gibi?" Eşi doğruluyor: "Hakikaten insan gibi Ayşe. Görsen ikisi bir konuşuyorlar, eve gelip gören şaşırıyor.""Nasıl konuşuyorsunuz?" diye soruyorum."Mesela bu diyor ki: Hanimiş benim kızım? Nerdeymiş benim kızım? O da diyor ki: Mama, mama!""Arada bir yıkıyor musunuz?""Aaaaaa tabii! Özel şampuanı var. İlk önce onunla siliyoruz. Sonra suyla durulanmış bir bezle fırçalıyoruz. O kadar seviyor ki! Zaten elime bezleri alınca anlıyor ve koşarak geliyor. Tabii sonunda tüyleri pırıl pırıl oluyor.""Sana hiç kızıyor mu?""Kızdırmıyorum ki hiç. Ne isterse yapıyorum. Ama inanmazsın çok kıskanç.""Neyi kıskanıyor ki?""Şimdi ben kuşları da besliyorum. Özel bir kuş yemi var. Ondan alıyoruz. Hele kışın kar yağınca, pencerenin etrafına koyuyoruz, gelip bir yiyişleri var ki... Görmen gerek.""Kuşları beslemene mi kızıyor?""Hem de nasıl! Zaten kuşlar cama gelince alt çenesi titremeye başlıyor. Onları yakalamak için adeta can atıyor.""Hiç yakaladı mı?""Yok canım. Kuşlar da çok şekerler. Hele bir tanesi var. Gelip de maması konmamışsa, resmen camı tık tık gagasıyla çalıyor.""Hayvan sevgisi çok büyük sizde. Tebrik ederim.""Sade evdeki kedimizi değil, sokaktaki kedileri de besliyorum. Hele kış günleri. Göreceksin beni. Saat geceyarısı, benim elimde Whiskas marka kedi maması, gel pisi pisi, gel pisi diye sokakta arıyorum. Alıştılar artık hemen gelip yemeklerini yiyorlar.""Bu iş çok pahalıya mal olmalı.""Hem de nasıl! Bizimkinin her üç ayda bir doktor muayenesi var. Kilosu kontrol ediliyor. Normal maşallah. Tabii aşıları yapılıyor.""Kaç aşısı var ki?""Oooooohhh. Her üç ayda bir yapılıyor. Kanser aşısı bile var.""Ne diyorsun yahu? Demek kedilere yapılan kanser aşısı da var.""Var ya! Hepsini yaptırıyoruz. Şimdi 5 yaşında, inşallah uzun yıllar yaşar da beraber oluruz. Yalnız son zamanlarda sol tarafındaki tüyleri kırmızı oldu. Sanırım asabiyetten. Veya şampuandan. Bilemiyorum. Dönünce doktora göstermemiz lâzım.""Haydi bize müsaade. Kızımız bekliyordur.""Güle güle dostlar güle güle!"Okuyucu mektubuEğitim için yapılan yardım kutsaldır* Ben Mardin'den Mersin'e göç etmiş 12 çocuklu (9 kız) bir ailenin üçüncü büyük kızıyım. Dört yıldır üniversite sınavlarına girip kazanıyorum ama öğretmenliğe gidebilecek kadar puan alamıyorum. Ailem, iki kız kardeşimi, ben başaramadım diye dersaneye yollamayacak. Size yazdığım bu notumla Mersin'de bizlere yardım eli uzatacak bir dersane sahibine sesimizi duyurmanızı rica ediyorum. Teşekkürler. (Fatıma Turhan)* Derdinizi bizimle paylaştığınız için asıl ben size teşekkür ederim.Mesajınızı hemen köşemize alıyoruz. Mersin'de hayırseverlerin çok olduğu ve yardım elini şefkatle uzattıklarını tüm Türkiye bilmektedir. Derdinize en kısa zamanda derman bulunacağını ümit ediyor hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.

Devamını Oku

Acemi ressamlara bayılıyorum!

19 Temmuz 2003

Yağlıboya bir resim aldım, acemi ressamlara hayranlığım arttı. İmzası tam okunamayan bir Rus ressama ait bu tablo natürmort çalışması (Çoğu Rusların eserleri gibi). Şimdi size biraz tarif etmek istiyorum çünkü Haluk ile ben, devamlı bu tabloyu konuşuyoruz. Çözemediğimiz noktaları çözmeye çalışıyoruz. Av sonrası bir sahneyle karşı karşıyayız. Beyaz örtülü diktörtgen bir masanın sağ kenarında ölmüş bir keklik, bir bıldırcın ve bir ördek yatıyor. Ördeğin kafası bayağı kırılmış olmalı ki L harfi gibi duruyor. Bu üç kuşun tam altından bir ip çıkmış, masanın kenarına kadar gelip aşağıya sarkıyor. İyi güzel! Olabilir. Belki de tam ölmemiş ördeği bu iple mi hallederler? Hiç bilmediğim bir konu bu! Gene kuşların sol tarafından bir bez bükülüp masa kenarından aşağıya sarkıtılmış. Ancak bezin üstü, altın sarısı ince çizgili desenlerle kaplı. Desenli kumaşı büküp büküp koyarsanız ne olur? Bir sarı çizgi burada olur, diğeri başka bir hizada, v.s.Bu da iyi. Hiç itirazım yok.Ortada toprak rengi bir kase ve yanında aynı topraktan bir sürahi. Gayet hoş. Zaten resmi özellikle bu sürahi için aldım. Son derece tatlı bir taba renginde olan sürahinin doyurucu bir görünümü var. Tam bu ikilinin arkasında iskemleye dayanmış bir tüfek kabzası görünüyor. O da toprak rengine yakın ama çok acayip ve amatörce. Bunu boyamak için ressam olmaya hiç gerek yok gibi. Yani, belki ben de yaparım. (İmdat, Kenan Paşa! Hah! Ha!) Sürahinin yanında çok beğendiğim gümüş zarf içinde bir bardak. Belli ki eski bir usta elinden çıkmış. Harika. İçi sarı, parlıyor. Ya pirinç ya da zeytinyağı dolu. Bu da güzel. Bardağın önünde beyaz bir peçete. Dörde katlı. Yalın. Yansı masadan sarkıyor. Gölgelemeleri, kat yeri, dikiş izleri yerinde. Gelgelelim, o peçetenin arkasındaki eşyaya günlerdir, haftalardır, aylardır bakıyoruz ama Haluk ile o cisme hiç bir mana veremiyoruz. Haluk diyor ki: "Bu, bir beyaz kuşun tek kanadının koparılıp oraya bırakılmış olmasının resmidir." Ben katiyetle kabul etmiyorum ve diyorum ki: "Bu, esaslı bir baş sarımsaktır. Pişirilirken soyulup tencereye koyulacaktır." Haluk bu görüşü derhal reddediyor ve diyor ki: "Rica ederim Ayşe. Dikkatli bak. Bu aslında bir peçete halkası olabilir." "Ne peçete halkası Haluk, baksana bu dümdüz bir topaç, altından da bir meşin futbol pabucu çıkmış ve bize tekme atıyor." İşte resim bu minval üzerine bizleri durmadan konuşturuyor. Acemi ressam kardeş, öyle bir eser yaratmış ki her an o çözemediğimiz maddeyi konuşup duruyoruz. Acemi ressamlara bayılıyorum.

Devamını Oku

Böyle cimrilik duyulmamıştır

17 Temmuz 2003

"İnanın Ayşe Hanım, babam çok cimridir.""Kaç yaşında babanız?""94 yaşında. Ancak çok dinç ve enerjik. Ama gelgelelim çok cimri çok.""Örnek verir misiniz, nasıl çok cimri?""Her kuruşunu sayar, özellikle her gece yatağa girmeden evvel bütün banka cüzdanlarını masanın üzerine dizer. Eline kağıt kalemi alır ve her akşam aynı işlemi yapar. Yani bütün bakiyeleri toplar.""Bu işlemi yapmadan yatmaz mı?""Yatmaz değil, yatamaz. Alışkanlık işte."Eşi aramıza katılıyor."Bizim kayınpederi mi anlatıyor? O söyledikleri hiçbir şey değil. Bir bilseniz!""Neyi bilsem?""Bakın her sabah uyanınca ilk iş olarak ne yapar bilir misiniz? Daha elini yüzünü yıkamadan, dişlerini fırçalamadan, bodrum kata inip oradaki su ve elektrik saatlerinin sayılarını özel defterine kaydeder, düşünebiliyor musunuz?""Hele bir keresinde en yakın arkadaşını bütün gece uyutmamış.""Nasıl yani?""Şimdi bunlar iki arkadaş New York'a gidiyorlar. İlk gece, otelde aynı odada kalıyorlar. Babamın arkadaşı uyumak istiyor ama mümkün değil.""Niçin?""Çünkü babam uyuyamıyor. Neden bilir misiniz?""Anlatın, anlatın!""Babam yola çıktığından beri harcadığı paraları hesaplıyor, hesaplıyor ama bir türlü cüzdanındaki para ile harcadığı para eşit gelmiyor. Eksik var eksik!""Kaç para eksik?""50 cent eksik. Yani 50 kuruş deyin siz ona. Onu bulamıyor ya? Hiç uyuyamıyor. Arkadaşı anlattı.""Peki ihtiyacınız olunca size veriyor mu?""Küçük ihtiyaçlarım için bir kuruş vermez. Ama büyük bir ihtiyacım olduğu zaman çıkarıp vermişti. Diyor ki, acele etmeyin. Ben ölünce zaten hepsi sizin olacak, hepsi!""O kadar parası var ki, istese yaşamının sonuna kadar 5 yıldızlı bir otelde kalabilir. Ama yapamıyor. Elinde değil.""Anlıyorum, anlıyorum..."Okuyucu mektubuSağlık karnen yoksa muayene de yok!* Altınoluk'ta dinlenirken korkunç bir diş ağrısı başladı. Yanağım birden şişti. Yarı bilinçli koma halinde Edremit SSK Hastanesi'ne gittik. Durumun aciliyeti belli. Bakamazlarmış! Niye? Sağlık karnem yanımda değilmiş. Ama kardeşim bana verdiğiniz kapı gibi siyah kaplı tahsis numaramızı gösteren defter, yaşlılık yazan SSK'dan aylık alanlara mahsus özel belgemiz... Hayır, olmaz! Hükümetimize 135 milyon TL hediye etmek zorunda kaldım. Benim aylık maaşım 400 milyon TL. (Yusuf Kamil Türkeş)* Bu duruma gerçekten çok üzüldüm Yusuf Bey. Önce size geçmiş olsun diyorum. Her SSK hastanesinin bilgisayarında, her SSK üyesinin detaylı bilgileri olmalı ve buradan kontrol edilerek hastaya gerekli yardım ücretsiz yapılmalıydı. Acaba bu durumu suiistimal edenler olabilir mi? Yanlarında hüviyet taşıyan hiç kimse suiistimal edemez diyorum. O durumda ağrınızı mı düşüneceksiniz yoksa ödemede çok güçlük çekeceğiniz 135 milyon lirayı mı? ilgililerin dikkatini bu konuya çekmek istiyorum. Teşekkürler.

Devamını Oku

Kars'taki hanım heykelini hangi sebeple parçaladınız?

16 Temmuz 2003

Haberi Milliyet'de okuyorum. "Kars'a Fransa'dan getirtilen asırlık Dört Mevsim Kadın heykeli, kimliği belirsiz kişiler tarafından parçalandı." Bu işi yapan kardeşlerime seslenmek istiyorum. İnşallah gazete ve özellikle VATAN okuyorlardır. Bana yanıt vermelerini bekliyorum. Kardeşlerim. Sizleri anlamak istediğim için bu konuyu ele alıyorum. Ne yazık ki yolum Kars'a hiç düşmedi. Belki de dertler bundandır. Orhan Pamuk'un "Kar" romanından ve tarihi kitaplardan bilgi edinmişliğim vardır. Tabii yetersizdir. Bulunduğunuz kent tarihin çok öncelerinden beri biz Türkler gibi insanların yerleştiği, bir dönemde parladığı, ticaretin arttığı, gelir düzeyinin yükseldiği, süslenmiş şehir güzelliğinin dillere destan olduğu tarihi bir merkezdir. Belediye Başkanınız Naif Alibeyoğlu demiş ki: "Ellerinde başak, yaprak, üzüm ve odun olan kadın figürlü heykeli, iki yıl önce Fransa'dan sembolik bir fiyata aldık. Avuç dolusu nakliye ödeyip kente yerleştirdik. Ancak birileri heykeli parçaladı." Demek ki kardeşlerim, bu heykelin görüntüsü sizleri rahatsız etti. Demek bu heykele her baktığınızda ruhunuzu mutsuz kılan duygular yaşadınız. Demek o hanım heykellerinin orada gece gündüz durması, sizin canınıza tak ettirdi. Bir ihtimal, aynı duyguda birkaç arkadaş plan yaptınız. Etrafı kontrol ettiniz. Herhalde sabaha karşı bir saatte herkes uykudayken aldınız ellerinize baltalar, keserler, çekiçlerle gelip, vur Allah vur, patlat Allah patlat, indirip heykel hanımları bir güzel parçaladınız. Herhalde ruhunuz da artık rahatlamıştır. Şimdi kardeşlerim. Bu heykelin güzelliğine hiç itiraz edeceğinizi sanmam. Türk ulusu güzeli anlar. Bu kırılmış haliyle bile gazetedeki fotoğrafta çok güzel duruyordu. Benim anlamam gereken durum nedir bilir misiniz? Ruhunuzun nasıl ve ne şekilde rahatsız olduğunu anlamak istiyorum. Bunu açık bir biçimde anlatmanızı rica ediyorum. Neden biliyor musunuz? Bir de bakarsınız, başka yerlere başka heykeller koymaya kalkarlar. Bilmezler ki siz anlatacağınız sebepten rahatsız oluyorsunuz. Bilseler boşuna yapmazlar.Bir de heykellerin yok edilişini neye benzettim bilir misiniz? Anlayamadığım, bilemediğim, bana hiç kimsenin anlatamadığı sebeplerle öldürülmüş hanım arkadaşlarımın yok oluşlarına. Kimisi "töreler böyle" diyor, kimisi "haketmişti" diyor, kimisi de "yok canım, hiç haketmemişti ama gene de kıydılar" diyor. Ben de bunu konuşarak, dinleyerek, belki hak vererek, anlamak istiyorum. Lütfen biriniz bana faks veya e-posta ile bir cevap yazınız ve bu işi neden yapmak zorunda olduğunuzu anlatınız. Polise falan haber vermeyeceğim. Güvenin bana.

Devamını Oku