Ben iki haftadır gece gündüz düşünüyorum. Etrafa da pek belli etmek istemiyorum. Haluk bazen iki kaşımın birleşip, endişeli gözlerle akasya ağacının uzun ve sallantılı dallarına dalıp gittiğimi görünce...
"Aman Ayşe! Karadeniz'de gemilerin mi battı? Nedir bu dalgın, düşünceli ve üzgün hal?" diye soruyor.
"Ayyy, dalmış mıyım? Affedersin Haluk. Gene kendimden geçtim demek. İyi ki beni ikaz edip kendime getirdin. Ama bu, derdimin hallolması demek değil tabii!"
"Ayşe ne derdin var Allahaşkına? Söyle de birlikte düşünelim."
"Ahhh Halukçuğum! Anlamazsın bile. Çünkü seni hiç mi hiç ilgilendirmeyen bir konu da..."
"Yahu bir dene hele bakalım. Belki bir fikrim vardır."
"Peki, peki. Ben bu kış gardırobumu hangi renklerle donatacağım, bilemiyorum. Bu sezon etek ve bluzlarımı kırmızı mı alacağım, yeşil mi alacağım? Dünyadan haberim yok. Oysa moda merkezleri bu konuda aylardır hazırlıklar yapıyor, hanımları da haberdar ediyorlardır bile!"
"Hakikaten sana yardımcı olamayacağım bir konuya değindin. Üzgünüm! Gerçekten üzgünüm! Dur bekle bakalım. VATAN Gazetesi'nin pazar günleri çıkardığı Cafe Pazar'a bir göz at. Belki bir ipucu verirler."
Hiç yanılmadık. Geçen hafta aradığım bilgi, Cafe Pazar'ın kapak sayfasında başlıyor, dokuzuncu sayfasında devam ediyordu.
"Bu kış hiç düşünmeden siyah ve beyaz giyin!"
Ohhh bu başlık bile içimi gevşetti. Haber şöyle devam ediyor:
"Kılık kıyafette iki renk taşıyacağız üzerimizde (keşke başka bir şey isteseymişim Yarabbim), siyah ve beyaz. Yani en soylu renk kombinasyonu (bence de bence de!!!) Biri saflığın ve berraklığın rengi (tam ben, tam benim şahsiyetim!!!), diğeri ise şeytanlığın ve gizemin rengi (biraz korkuyorum ama giyebilir miyim bu şeytanlığı? Ya görürlerse?)."
Dokuzuncu sayfaya geçip yazının devamını bile okumama gerek kalmamıştı. Artık Ulus Pazarı'ndan almam gerekenler bir bir gözümün önünden geçiyordu. Bir kere beyaz bir mendil almalıydım. Hem tayyör cebime koyabilirdim hem de rüzgârlı havalarda saçımı bağlayabilirdim. O beyaz ise demek ceketim siyah olmalıydı. O siyah olunca da tabii ki eteğim beyaz olmalıydı! Bakınız ne kadar kolay işler! Bir mendille başlamak yeterli.
Sonra siyah konçlu bir beyaz soket çorap almalıydım güneşli havalar için. Bir de beyaz konçlu siyah soket çorap almalıydım, yağmurlu ve çamurlu havalar için. Bir siyah bir de beyaz ayakkabı işimi görürdü.
Elime, en değişiğinden zebra çizgili bir çanta almalıydım. Onun çizgileri soldan sağa gitmeliydi. Bir de sağdan sola giden zebra çizgili şemsiyemi elime aldım mı...
Hoşgelsin, "Var mı bana yan bakan? Beni bugün sokakta kapmazlarsa ben de ne olayım..." havalarım.
Yaşasın dünya modacıları, yaşasın Cafe Pazar!
Okuyucu mektubu
Anne babalara önemli bir uyarımız var!
* Radyoloji uzmanı doktorum. Adım Devrim Mert. Deterjan türü maddelerin çocuklar tarafından kazara içimi sonrası tehlikeli durumlara dikkat çekmek istiyorum. Bunları içen çocuklarda yemek borusu ve mide yanıkları ve daralmaları meydana geliyor. Ameliyatları aylar sürüyor. Lütfen büyükleri uyarınız. Bu tür ürünler ortalıkta bırakılmasın.
* Bu hatırlatmanızdan dolayı size çok teşekkür ederiz Sayın Mert. Kim bilir nasıl vakalara şahit oluyorsunuz! Çocuk, kola veya şurup şişesi sanıp renkli deterjanları rahatlıkla içebilir. Sorumluluk tamamiyle büyüklere aittir. Teşekkürler.
'Cafe Pazar' derdime derman!
Ben iki haftadır gece gündüz düşünüyorum. Etrafa da pek belli etmek istemiyorum. Haluk bazen iki kaşımın birleşip, endişeli gözlerle akasya ağacının uzun ve sallantılı dallarına dalıp gittiğimi görünce...
Haberin Devamı

