Bir kaşık çorba, arkadan bir kaşık dondurma!

"Hayrola Ayşe. Hâlâ uyumadın mı? Dönüp duruyorsun?" "Afedersin Haluk, seni de uyandırdım. Aklıma bir şey takıldı da..."

Haberin Devamı

"Hayrola Ayşe. Hâlâ uyumadın mı? Dönüp duruyorsun?"
"Afedersin Haluk, seni de uyandırdım. Aklıma bir şey takıldı da..."
"Gel bir çay içelim, anlat bana."

Kalktık. Gene birer sallandırma çay yapıp balkona geçtik.

"Nedir seni uyutmayan düşünce?"
"Şu düğün meselesi gene. Sen kalk 7000 kişi davet et. Bize bir davetiye bile gelmedi."
"Ne olur yani?"
"Gururum kırıldı Haluk. Bugüne bugün Allahıma şükür gazetede çok başarılı bir köşem var. Çok ince eleyip sık dokuyan bir sentez kabiliyetim var. Herkesten önce olaylara parmağımı cukka basıyorum. Artikülasyonum muhteşem. Kelime haznem 49."
"Artikülasyon dahil mi?"
"Onu da eklersek 50. Sonra ekonomik ve sosyal analiz kabiliyetim ömürlere bedel."
"Dur, dur, dur bakalım! Daha iki kızları var. Belki onlara davet ederler?"
"Ama dikkat et, bayan yazarlar hep görücü usulü konusunu ele alıp duruyorlar. Bu yaklaşımın tam tersi bir yaşam tarzı uygulayanları çağırıyorlar. Bir şey daha var. Mesela Sinyor Berlusconi salona girince Türk müziği susuyor, Ravarotti'nin eseri çalmaya başlıyor."
"Ne var bunda?"
"Bir şey yok. AKP iktidara geldiğinden beri adını koyamadığım bir duygu yaşıyorum. Sanki bir kaşık çorba, arkadan bir kaşık dondurma!"
"Sence neden?"
"Her Duruma Herkesi Alıştırma da denebilir belki."
"Olabilir."
"Bir de Arnavutluk Başbakanı Fatos Nano diye bir şahit varmış. Nereden çıkti? O salona girdiğinde Arnavut müziği çalındı mı bakalım?"
"Berlusconi epey hediye getirmiş."
"Acaba altın götüremeyeceğimizi anladıkları için mi bizi çağırmadılar?"
"Yahu köyden saatlerce yol gidip, İstanbul'da 15 dakikalık bir tören izlemek için seyahat mi edecektik yani?"
"Yok canım. Tabii ki gitmezdik ama gene de..."
"Canım, belki de davetiye gelip VATAN Muhaberat Şefi Tolga Bey'de bekliyordur. Hep oluyor ya? Biz uzun süredir İstanbul'dan ayrıyız ya?"
"Peki ama bir kaşık çorba, arkadan bir kaşık dondurma! Sana garip gelmiyor mu?"
"Bekleyip görelim Ayşe. Acele etme. Sabırlı olalım. Gel içeri girelim."
"Haluk çocukların ikisi de çok güzel ama değil mi? Doğruya doğru. Ben sevdim."
"Akılları güzel olsun! Tabii ki Allah da mesut etsin. Ben giriyorum içeri, geliyor musun?"



Okuyucu mektubu
Davayı kazanana referans vermiyorlar

* Son ekonomik krizde çok iş yeri kapandı ve 8 saatlik üç vardiyalı çalışma yerine 12 saattik iki vardiyalı sisteme geçildi İş Kanunu'nda yapılan son değişiklikle de işverenlerin istediği "ince ayar" yapıldı. 24 saatin 12'si iş yerinde, 1-2'si yolda, 8-9'u uyuyarak, 1-2'si de yemek, alışveriş gibi günlük işlerle geçiyor. Psikolojik bozukluklar baş gösteriyor. Oysa dünya, 8 saat çalışmayı yasal sınır kabul ediyor. Lütfen bu konuya eğilin. (Adı bende saklı bir okurum)

* 8 saatten sonra verilen hizmetin ücrete tâbi olduğu gelişmiş ülkelerde, hukukçuların "iş yeri stresi" adı altında çok yüklü davalar açtıklarını ve kazandıklarını biliyorum. Ancak emekçinin başka iş yerine girebilme şansı azalıyor çünkü dava edilen iş yerinden "referans mektubu" akmıyor.

DİĞER YENİ YAZILAR