Gelişmekte olan ülke piyasaları dendiğinde ilk akla gelen ülkelerin başında Türkiye ve Brezilya geliyor. Rusya ve Arjantinde bu gruba eklenebilecek önemli ülkeler. 1998'deki kriz sonrasında Rusya; iç borçlarını ödemediği için kısa süreli bu gruptan ayrılsa da, petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesinden sonra neredeyse bu ligden çıkacak duruma geldi. Arjantin ise konsolidasyon sonrası uzun süren IMF görüşmeleri neticesinde yeni bono ihracı ile biraz soluklanarak yeniden gelişmekte olan ülke piyasalarına döndü.Bu piyasaların son dönemlerine bakıp Rusya'yı olumlu, Arjantin'i ise olumsuz taraftan dışarıda bıraktığımızda geriye kalan yine Brezilya ve Türkiye oluyor. Türk piyasalarında işlem yapan hemen tüm katılımcılar Brezilya'daki hareketleri yakından izliyorlar. Gelişmekte olan ülke kategorisinde işlem yapan tüm yabancı katılımcıların bu iki ülkede yatırım yapmalarından dolayı da oldukça doğal bir davranış.Bu iki ülke ne kadar birbirine benziyor diye bakıldığında piyasa karakteristikleri benzemekle birlikte ekonomik yapılarında temel farklılıklar var.Brezilya uzun yıllar hiper enflasyonla yaşadıktan sonra enflasyonu yüzde 6 seviyelerine kadar indirebilmiş durumda. Bizdeki enflasyon seviyesi de benzer bir noktaya geldi ancak biz hiç yüzde iki-üç-binli hiper enflasyonu yaşamadık. Brezilya'daki sol eğilimli Lula iktidarı zorlansa da yoluna IMF'siz devam ediyor. Biz ise IMF şemsiyesi altında yaşamayı tercih etmiş durumdayız. Uluslararası piyasalardan borçlanmada IMF kredibilitesini kullanıyoruz.Brezilya'nın bize göre en önemli farklarından biri; onların dış ticaret fazlası, bizim ise açık veren bir ülke olmamızda ortaya çıkıyor. Brezilya aynı zamanda petrol ihraç eden bir ülke. Artan petrol fiyatları Brezilya'ya olumlu yansırken, petrol ithalatçısı durumundaki Türkiye içinse tam tersi. Yılın ilk sekiz ayında Brezilya 28.3 milyar dolar fazla verirken aynı dönemde biz 28.6 milyar dolar açık verdik. Sanay, malları üretimi de gittikçe artan Brezilya'daki dış ticaret fazlasının Brezilya Re-al'inin değerinin yükselmesine rağmen artarak devam ermesi de bizim için çalışılması gereken bir ders gibi görünüyor.Brezilya'da gecelik faiz oranları Çarşamba günü 50 baz puanlık (yüzde yarım) indirimle yüzde 19.50'den yüzde 19'a indirildi. Genelde bankalararası piyasa bizden farklı olarak Brezilya Merkez Bankası'nın (BMB) açıkladığı oranların yaklaşık yarım puan altından işlem görüyor. BMB'nin Ağustos enflasyon görünüm raporuna göre reel fazi oranları (piyasadaki forward işlemlerindeki faizlerle beklenen enflasyona göre) yüzde 12.5 seviyesini korumaya devam ediyormuş.Türkiye Merkez Bankası da gecelik oranlan 11 Ekim'de yüzde 14 seviyesine indirdi ki, yıllık bono faizlerini yüzde 14.75, enflasyon beklentisini de yüzde 6 kabul ettiğimizde bizdeki reel faizler yüzde 8.25'lere denk geliyor. Her iki ülke içinde yüksek bir oran ancak görünen o ki Brezilya'daki getiri halâ daha cazip.AB yolu belki de bizim açımızdan olumlu olan farkı açıklayabilecek tek unsur. Yine de önümüzdeki aylarda her iki piyasadan birinde ortaya çıkabilecek bir sorun diğerini etkilemeye devam edecek.
Büyük ihtimalle evet. Ryasa katılımcıları rekor cari açık rakamlarına rağmen dövizde ciddi endişeler taşımıyor görünüyorlar. Borsa cephesinde ise tüm gelişmekte olan ülke piyasalarında olduğu gibi bizde de satışlar sürüyor. Bir süre daha da devam edecek gibi görünüyor. AB hikayesinden ve özelleştirmelerden sonra piyasalarda pek de fazla bir beklenti kalmadı ve kâr satışları geliyor.Sadece bizim piyasalarımızda değil, diğer gelişmekte olan ülke piyasalarında da trendin sonuna gelinmiş gibi görünüyor. Son iki yılda yaşamış olduğumuz hızlı çıkışların ardında dünya likiditesindeki bolluğun önemli bir payı vardı. Her ne kadar bizdeki hareket önemli oranda AB üyelik görüşmelerine bağlansa da diğer gelişmekte olan ülkelerdeki benzer seyir uluslararası likiditenin etkisini ortaya koyuyor.Ancak geçen Cuma günü açıklanan Eylül ayı ABD tüketici fiyatlarında (TÜFE) yüzde 1.2 ile son 25 yılın en yüksek aylık artışı gerçekleşti. "Çekirdek enflasyon" rakamı ise yüzde 0.2 beklenirken 0.1'de kaldı. Bu data piyasaları bir parça rahatlatsa da ABD'de dün açıklanan üretici fiyat (ÜFE) endeksi de yüzde 1.9 ile son 15 yılın rekorunu kırmış durumda.Türkiye'de bile son iki yılda neredeyse şahit olmadığımız denli yüksek aylık artışların yanı sıra, ABD gayrimenkul piyasalarında yaşanan yükselişlerin de önümüzdeki aylardaki faiz kararlarında er ya da geç etkisi olacaktır. Şu anda yüzde 3.75 olan FED faizlerinde, bu yıl içinde 25 baz puanlık bir artış ve önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde de 25 ya da 50 baz puanlık bir artış konuşuluyor.Tüm bunlara rağmen dünkü Hazine ihalelerine gelen talep ilginçti. Hazine'nin 6.9 milyar YTL'lik itfasına karşın ihraç ettiği Ağustos 2010 vadeli değişken faizli bonosu için gelen "ortalamadan alırım" taleplerinin sadece yüzde 40'ı karşılandı. İhalenin yapıldığı saatlerde piyasada 107,050 lira fiyattan satış yapılan bu kağıtta ihale ortalaması 107,081 oldu.Eurobond'lardaki ve borsadaki satışlara rağmen bonolara olan bu talep, önümüzdeki yıl için bononun daha emin bir liman olacağına dair bir işaret olarak algılanabilir. MB'nin faizlerde sınırlı indirimlere gittiği göz önüne alındığında pek de yanlış bir yorum olmaz. Zira var olan reel faiz marjı bir anlamda sigorta sağlıyor.
Merkez Bankası yine "tutucu iyimser" bir tavırla faizleri 25 baz puan (yüzde 0.25) indirdi. Halbuki bu ayki PPK toplantısı öncesinde şartlar daha önceki toplantıların hiçbirinde olmadığı kadar iyimserdi. AB müzakerelerine başlanmış, enflasyon beklentilerinde altında gerçekleşmiş ve belki de en önemlisi büyük özelleştirmeler başarıyla yürütülmekteydi. Geçen ayki toplantının hemen öncesinde petrol fiyatları rekor seviyeler olan 67 dolarları görmüşken bu ayki toplantı öncesinde 60 dolarların altına inilmiş durumdaydı.Yine de MB bunların neredeyse tamamını göz ardı edercesine, piyasaların dört aydan sonra hiç değilse 50 baz puanlık indirim beklentisine karşın bunun yarısı ile yetindi. Neredeyse indirmeyecekti ama bonolar bu kadar inmişken de düşürmemezlik edemedi.'Eylül ayı Enflasyon ve Görünüm'raporunda yine petrol fiyatlarına ve bunların ikincil etkileriyle, hizmet sektöründeki özellikle kiralardaki artışlarına değinilmiş. Büyümenin ve iç talepteki artışların kontrollü olduğunun vurgulanmasına rağmen indirimin düşük tutulmasını anlamak pek mümkün değil. Sonuç olarak raporun iyimserliği faiz indirimine yansımamış durumda.Piyasa katılımcıları bile gecelik faizlerin 50 baz puan düşeceğine inandıkları için, gösterge bono faizlerini yüzde 14.50'lere kadar indirmişti, indirim sonrasında gecelik faizlerin bileşikleri yüzde 15.02 seviyesine denk geliyor ki bu cari bono faizlerinden daha yüksek. Piyasa katılımcıları MB'nın faiz indirim sezonunu açtığına, önümüzdeki iki ayda da 25 baz puanlık indirimle devam edeceğine ve yılı yüzde 13.50'ile bitireceğine inandıklarından fazla satış yapmadılar.Gerçi dün uluslararası piyasalarda gelişmekte olan ülke piyasalarına gelen genel satiş sonrasında bonolara da satış geldi. Gösterge bono faizleri yüzde 14.85'e kadar yükselse de yine de gecelik faizin bileşiğinin altında kaldı.Kira-Konut Kredisi-MB FaiziMB'nın son üç dört aylık görünüm raporlarında sık sık kiralardaki artışlara ve katılığa değiniyor. Yüksek kiraların ardında yaz-sonbahar dönemindeki tayin ve okul hareketlerinin yanı sıra özellikle son bir iki yılda hızla artan konut kredilerinin de payı var.Konut kredisiyle ev alan ve bu evi kiraya vererek kredi taksitlerini ödemek isteyen yatırımcıların, bu artışlarda önemli bir payı var gibi görünüyor. Zira gayrimenkule yatırım yapan bir çok küçük-orta boy yatırımcı aldıkları kira ile kredi taksitlerini ödemeyi amaçlıyor. Pek azı kira ile borç taksidi arasındaki farkı cebinden ödemeyi kabulleniyor.Hal böyle olunca da yüksek faizli kredilerin aylık taksitleri doğal olarak talep edilen kiraya yansıyor. Bu da kiraları, dolaylı olarak enflasyonu ve en nihayetinde de MB'nın faiz kararlarını etkiliyor.Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan ?
3 Ekim tarihi bir gün olarak anılacak. AB yolculuğuna başlama tarihi piyasalar açısından da tarihi bir gündü. Böylesi günlerdeki hareketleri izlemek, tarihe tanıklık etmek bile heyecan verici. Dün Lüksemburg-Ankara hattında gidip gelenleri tarih yazacaktır. Piyasalarda yaşananları da tarihe not düşmek açısından da özetlemekte fayda var.Pazar günkü yazımda görüşmelere her hal ve şart altında başlanacağına değinmiştim. Tarafların hiçbiri bu işe engel olan olmak istemediğinden dolayı bir orta yol bulunacaktı ki nitekim Avusturya'ya (belki de Almanya'ya) rağmen bu yol bulunmuş görünüyor. Her ne kadar bu yazı yazıldığı sırada Abdullah Gül uçağa binmemişti ama Luksemburg'da tören hazırlıkları başlamıştı.Bu yazıyı okuduğunuz sırada eğer Gül törene katılmış ise kurların 1.3300'ın altına doğru ve hatta Ağustos ayı başında görülen 1.3130 seviyelerine doğru hareket etmesi çok muhtemel. Keza bonolarda da daha önceden değinmiş olduğum yüzde 14.80 bileşik seviyelerinin test edilmesi ve hatta altını bile görmüş olmamız mümkün. Borsa cephesinde de 2.85 sent seviyesine doğru bir hareketin de hızlanması olası. Kurların 1.32 seviyesinde olduğu varsayımıyla borsada 36-37,000 endeks seviyeleri resmin içine giriyor.Gelişmekte olan ülke piyasalarındaki gelişmeler de bu beklentileri destekler nitelikte. Tüm koşullar bizim piyasaların lehine görünüyor.Dışişleri Bakanımız Gül eğer Lüksemburg'a gitmemiş ise, korkarım ben bu yazıyı ya boşuna ya da erken yazdım ya da sizler okuyarak boşuna zaman kaybettiniz.
3 Ekim'e beş kala, AB'den gelen haberler akılları karıştırıyor. Hırvatistan'ı himayesine aldığı görünen Avusturya'nın, kendi politikası için Türkiye'yi öne sürmesi gerginliği arttırıyor.Yine de İngiltere'nin dönem başkanı olması; hem Türkiye'nin üyeliğini destekliyor olmasından, hem de diplomasi konusundaki ustalıkları, görüşmelere başlama konusunda sorunların aşılabileceğini düşündürüyor. Diğer taraftan Sayın Erdoğan'ın 3 Ekim'de parti toplantısında olması da dikkati çeken bir konu. Bir kriz beklemiyor ki AB misyonu ile birlikte olmayacak.Görüşmelere her hal ve şart altında başlanacak görünüyor. Piyasaların inancı da bu yönde. Bence de başlanacak. Sonrası ise sürekli bıçak sırtında ve stres altında devam edecek. Piyasaların bu inancının devam ettiği dünkü bono ihalesinde de gözlendi.Hazine'nin bu günkü itfası 2.2 milyar YTL iken ihaleye gelen, sadece "ortalamadan alırım diyen" (ROT) tekliflerin toplamı 4.7 milyar YTL'ye ulaşü. Hazine ROT tekliflerin 2.7 milyarlık kısmını karşılarken, normal ihaleye gelen talep (nominal) 3.6 milyar YTL oldu. ihalede 958 milyon YTL satiş yapılırken gelen talebin ancak üçte biri ortalama yüzde 15.06 bileşikten karşılanmış oldu. Rekor düşük faiz!Her ne kadar Hazine'nin itfasından 1.2 milyar YTL fazla borçlanması para piyasalarında kısa süreli sıkışıklık yaratacak olsa da katılımcılar buna razı gibi görünüyor.Başarılı ihale döviz cephesinde de satış getirdi. Güne 1.3470 seviyelerinden başlayan döviz piyasası ihale öncesi gelen satışlarla 1.3405'lere kadar geriledi.Aslında diğer gelişmekte olan ülke piyasalarında da benzer hareketler görülüyor. Türk piyasasının neredeyse "ekürisi" olarak anılan Brezilya'da real Nisan 2002'den bu yana ilk kez 2.2470'lere inerken, Brezilya borsa endeksi Bovespa'da 31.000'in üzerine çıkarak yeni rekorlar kırıyor.Diğer bir deyişle iç piyasadaki hareketleri sadece AB'ye bağlamak da yanlış olacaktır. Dünya piyasalarındaki olumlu hava devam ettiği takdirde, AB ile müzakerelere başlanmasa bile iç piyasaya etkisi sınırlı kalabilir.Diğer bir bakış açısıyla da, diğer gelişmekte olan ülke piyasalarından bir çıkış yaşanacak olursa; AB ile müzakereler başlansa bile; Türk piyasalarının da bundan bağışık kalması mümkün olamayacaktır.Bu düşüncenin izleri borsada görülebiliyor. Geçtiğimiz hafta Perşembe günü 34.014 ile görülen en yüksek noktadan bu yana gelen satışlarla endeks geriledi. Gerçi endeksteki gerileme 1000 puanlık bir bant içinde kalsa da endekste ağırlığı olan kağıtların dışındaki satışlar daha dikkat çekiciydi.Borsa endeksi ile ilgili daha önceki yazılarımda 2.41 sent ve ardından da 2.85 sent seviyelerinin önemli olduğuna değinmiştim. 2.41 geçildi. Yeni hedef 2.85 sent. Ancak buraya ulaşabilir miyiz? Tahmin artık güçleşti. Brezilya'da gelen kâr satışları bize de sirayet ederse buraya yükselmekte zorlanabiliriz.Borsa yatırımcılan için önemli bir hatırlatma! Yunanistan, Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki borsalar da AB ile üyelik müzakerelerine başlayana kadar önemli oranda yükselmiş. Ancak müzakerelere başlandıktan sonra gelen kâr realizasyonlarıyla önemli gerilemeler yaşanmış. Gerileme ve ardından yatay seyirlerin süreleri de iki üç yıla kadar uzamış. IMKB'de de benzer bir harekete karşın dikkatli olmakta fayda var.
ABD'deki son 25 baz puanlık faiz artışıyla FED faizleri yüzde 3.75'e yükselirken, gösterge niteliğindeki 10 yıllık ABD tahvillerinin getirisinde önemli bir değişiklik olmadı. Yüzde 4.15-4.25 bandındaki seyrini korudu. ABD tahvil getirilerinin faiz artışlarına tepki vermemesi Uzakdoğu'dan gelen alımlara bağlanırken, bu piyasalardaki getirilerden memnun olmayanlar da gelişmekte olan ülke piyasalarına yöneliyor.Benzer seyir izleyen Brezilya ve Türkiye'de döviz girişleri nedeniyle kurlar ve bono faizleri gerilerken, borsalarda yeni rekorlar kırıyor. Benim tahminim borsalarda yavaş yavaş zirveye yaklaşıldığı yönünde. Buna bir başka yazıda değieceğim. Ancak Hazine bonolarında özellikle bu hafta yaşananlar dikkat çekiciydi.Bono faizleri 5 aydır değişmeyen Merkez Bankası gecelik faizinin bileşik eşdeğeri olan yüzde 15.30 seviyesini Mart ayından bu yana dördüncü denemesinde ilk kez aşağı kırdı. Pazartesi başlayan alımlardan sonra dün ilk kez yüzde 15.05 seviyesine kadar gelindi.Eylül ayı PPK toplantısı öncesinde MB'nin faizlerde 50 baz puanlık bir indirime gitmesi durumunda bonoların yüzde 15'in altını hedeflediğine değinmiştim. MB indirmeden de Ekim ayında indirim beklentileriyle indirimden sonraki muhtemel seviyelere yaklaşıldı.Ancak gün içinde gelen kâr satışlarıyla fazla kalamadı ve faizler bir önceki gününde üstüne çıkarak, yeniden yüzde 15.30 seviyesine yükseldi.Piyasalardaki beklenti Ekim'de 50 baz puanlık bir indirim. Bu indirim gelirse gecelik faizlerin bileşiği yüzde 14.74'e inecek. Benzer şekilde bonoların teknik analizi de yüzde 14.80'i işaret ediyor.Ekim'de MB'nin 50 baz puan değil de 25 baz puan indirmesi durumunda bu seferde bileşikler 15.02'ye gelecek ki bu da dünkü dip olan 15.05 neredeyse denk geliyor. MB 25 baz puan indirebileceğini veya hiç indirim yapmayabileceğin! öngören bazı katılımcılar dip noktasında satış yaptılar. Haksız da sayılmazlar. Zira en azından 2 hafta sonra görülebilecek muhtemel seviyeye şimdiden ulaşılmış durumda ki kârlarını cebe koymakta bir sakınca görmediler.Tam bu noktada MB'nin gecelik faizlerinin önemi bir kez daha öne çıkıyor. MB'nin görece olarak yüksek kalmış gecelik fazileti muhtemel düşüşlerin önünde bir engel olarak duruyor. İlk kez 9 Mart'ta yüzde 15.6 bileşik seviyesi denemişti. O tarihten bu yana neredeyse altı ay geçti ve faizler ilk kez MB'nin faizinin altına inebildi. Yine de burada fazla kalamadı. Zira parayı bonoda tutmaktansa MB vermek daha kârlı katılımcılar için.Faiz kararlarında sürekli olarak önümüzdeki dönemi göz önünde bulundurduğunu yineleyen MB, umarım geçtiğimiz altı ayda haklı çıkmıştır. Ve umanm Hazine'nin borçlanmalarındaki altı aylık yüksek faiz farkı enflasyonla mücadeledeki küçük bir maliyet olarak kalır.
Geçtiğimiz hafta Cuma günü yayınlanan yazımda 50 baz puanlık (0.5 puan) bir indirimin beklendiğine değinmiştim. Uzun zamandan beri değindiğim radikal indirimler olmasa bile, Merkez Bankası'ndan (MB) gelen sinyallerden de 50 olmasa bile, 25 baz puanlık bir indirimin olabileceği düşünülüyordu. Ancak MB yine bir sürpriz yaparak faiz oranlarını değiştirmedi.Bu kararının ardındaki sebepleri de her Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı sonrasında olduğu gibi 'Enflasyon ve Görünüm' raporunda açıkladı. Bu raporda dikkati çeken noktaların başında petrol ve tütün ürünlerindeki fiyat artışlarının enflasyon üzerindeki etkileri geliyor. Petrol hepimizin bidiği gibi sadece bizim problemimiz değil. Ancak MB'nin de değindiği gibi buradaki fiyat artışlarının 2006'yı da etkilemesi muhtemel. Diğer taraftan tütün fiyatlarındaki artışın temel sebebi; MB'nin de geçici bir etki olarak gördüğü; vergilerdeki yükseliş. MB raporuna göre vergi etkisi arındırıldığında, Ağustos ayı enflasyonu Temmuz ayının altında kalıyor. Temmuz ayında hizmet sektöründe ve kiralardaki artışlar MB'nin önümüzdeki dönemdeki enflasyon için tehdit olarak gördüğü temel konuların başında geliyor. Rapordaki bir diğer önemli nokta da 2005 yılı hedeflerinin tutturulmasının mümkün olduğu ve alınmakta olan kararların önümüzdeki yıla dönük olduğunun hatırlatılması. Temel olarak faizlerde bir değişikliğe gidilmemesinin ardındaki faktörler olarak bunlar sıralanmış durumda.Raporda öne çıkarılan bu noktaların faizlerin aynı kalması için yeterli sebepler olduğuna ben ikna olamadım. Hizmet sektörü fiyatlarında Fi faktörü, kiralarda da tayinlerin ve okulların açılacak olmasının payı var. Bunların geçici ve mevsimsel olduğunun da akılda tutulmasında fayda var.Diğer yandan yine aynı raporda 2005 yılında iç talebin kontrollü geliştiğine, hem konut kredilerinin aylık artışlarında bir azalış hem de kredi kartı yükümlülüklerinde bir azalıştan söz ediliyor. Bir başka deyişle daha önceki görünüm raporlarında endişe edilen talep artışlarına dönük MB endişeleri de azalmaya başlamış durumda.Görünüm raporundaki açıklamalar dikkate alındığında faiz indirimini de ve aynı kalmasını destekleyen unsurlar bulmak mümkün. Bence faizlerin Haziran ayından bu yana aynı kalmasının ardında MB'nin IMF programı konusundaki endişeleri önemli yer tutuyor. Gözden geçirmelerindeki sorunlara önümüzdeki dönemde yenilerinin eklenmesinden endişe eden MB, olması gerekenden de temkinli davranıyor. Bir anlamda hükümetin yavaş davranması MB'nin da faizleri indirmekte yavaş davranmasına neden oluyor.MB 2006'yı düşünürken, yüksek faizler nedeniyle 2007'de oluşabilecek bütçe açıklarını gözden kaçırıyor. Diğer taraftan da 2005'i kurtarmaya çalışan hükümet de faiz dışı fazla ve bütçe hedefleri için petrole arka arakaya zam yapıyor. Bu ikilem yaşanırken de bizler, petrolde dünyanın en yüksek fiyatlarının olduğu bir ülkede yaşamaya mecbur kalıyoruz. Faiz indirimi için önce IMF gözden geçirilmelerinin başarıyla sonuçlanmasını ardından da 3 Ekim'de bir kaza olmamasını umacağız. Ancak bunlar olduktan sonra MB ikna olacak galiba!
Son iki gündür bono piyasalarında gelen alımlardan sonra faizlerde önemli sayılabilecek düşüşler oldu. AB daimi temsilcilerinin toplantısından (Coreper) özellikle Kıbrıs konusunda olumsuz maddeler çıkabileceği endişesiyle gerileyen piyasalar, net bir sonuç çıkmaması üzerine rahatladı.Döviz cephesinde son iki haftadır süren TMO'nun satışlarıyla hareket sınırlı kaldı. Merkez Bankası toplantısından bir faiz indirimi bakleyen piyasa katılımcıları önceki gün alımlara başlamıştı. Dün Unakıtan'ın yabancıların çifte vergilendirmeden yararlanabileceği yorumuyla alımlar hızlandı.Gösterge bonoların bileşik faizleri; Haziran ve Temmuz aylarındaki Merkez Bankası (MB) toplantıları öncesinde görülen yüzde 15.60 seviyelerine kadar geriledi. Faiz indiriminin cazibesi, şimdilik vergideki belirsizliklerin kulak ardı edilmesine neden oluyor. MB toplantısından 25-50 baz puan (yüzde 0.25-0.50) arası bir indirim bekleyen katılımcılar bu fırsattan yararlanmayı tercih ettiler.Özellikle 10 Şubat 2010 vadeli sabit kupon faizli bonodaki alımlar dikkat çekiciydi. 24 Ağustos'ta 100 YTL nominal değerli bononun işlem fiyatları 99 YTL ve bileşik faiz getirişi yüzde 15.91 seviyesindeyken, dünkü işlem fiyatları 104.3'e yükselirken, faiz getirişi de yüzde 14.4'e kadar geriledi.Sabit kuponlu bu kağıdı bir kenara bırakırsak, gösterge bonoların faizlerinin 15.47 bileşiğin altına sarktığı takdirde ilk hedef yüzde 14.80 olarak görünüyor. Bir sonraki hedef seviye ise yüzde 13.60'ta. Ancak buraya daha çok var zira MB'nın faiz kararları bonolardaki harekette nerdeyse tek belirleyici. Bir sonraki hedef için yine MB'nın faiz kararları beklenecektir.50 baz puanlık bir indirim olduğu takdirde yeni faiz oranı 13.75 olacak ki bunun da bileşik karşılığı 14.74'e denk geliyor. Bu faiz indirimi de bonoların teknik analizinde karşımıza çıkan yüzde 14.79 ile uyumlu.Piyasa katılımcılarının dün açıklanan yıl sonu gecelik faiz beklentileri yüzde 13.51'e geriledi. Bonoların teknik analizindeki ikinci hedef seviyenin de gecelik karşılığı 12.75 faize denk geliyor. Özelleştirmeler, bütçe rakamları iyi gidiyor. Talep tarafında MB'nın endişe ettiği kadar önemli bir kıpırdanma olmadığı enflasyon rakamlarından izlenebiliyor. Enflasyonun geçen ay beklentilerin üzerinde çıkmasında aşın yükselen; sadece bizim sorunumuz olmayan; petrol fiyatları ve F1 vardı.Bu etkilerin kalıcı olmadığı varsayımıyla, kurların da sakin seyrettiği bu dönemde MB acaba 50 baz puandan fazla bir indirim yapar mı? Yıl sonu hedefi olan 12.75'e bir anda inilebilir mi?Gönül isterdi... Ancak MB'nın izlemiş olduğu politikaları da hatırladığımızda 50 baz puana da razı oluncak gibi. Bu yazı okunduğu sırada hep beraber öğrenmiş olacağız.