Rusya ve Güney Kore, 2004'ten bu yana IMF'e olan borçlarını erken ödeyerek kapattılar. Bu ay içinde de önce Brezilya 15 milyar dolarlık IMF kredisini erken ödeyeceğini açıkladı. Ardından geçtiğimiz hafta da Arjantin; IMF'ye borçlu olduğu toplam 9.8 milyarı ödeyeceğini ve yoluna kendi başına devam edeceğini açıkladı.Erken ödeme Rusya için hiç sorun değildi, zira artan petrol fiyatları işi çok kolaylaştırdı. Brezilya açısından da sorun büyük değil. Zira Brezilya hem uluslararası piyasalardan rahatlıkla borçlanabiliyor hem de cari fazla veren bir ülke konumunda. Keza rezervleri de Arjantin'e oranla hayli yüksek. Arjantin'in rezervleri 27 milyar dolarken bu rakamın üçte birini kullanarak borçlarını kapatma kararı ilginç.Denebilir ki IMF borçlarının faizleri, piyasa faizlerinden daha yüksek olduğundan bu karar alınmış olabilir. Zannetmiyorum. Zira Arjantin henüz daha 2001 krizinin etkilerinden kurtulabilmiş, borçlanma yapısını rayına oturtabilmiş değil. Uluslararası işlem gören tahvillerinin getirileri hâlâ daha yüzde 25'lerin üzerinde. Doğal olarak IMF'in faizleri bunun altında. Üstelik eski borçlarla ilgili geçen yıl sonunda ortaya konan anlaşma planını kabul etmeyenlerle ilgili sorunlar sürerken daha iyi koşullarda yeni borçlar alması zor görünüyor.Yine de Arjantin bu karan almış durumda. Büyük ihtimalle daha çok politik bir karar. Zira 2001 krizinin sorumlusu olarak IMF'i gören Arjantin devlet başkanı Kirchner, politik bir başarı kazanmış olmak adına bu kararı almış olabilir.Peki biz IMF'den vazgeçebilirmiyiz? Kısa vadede zor! Biz Arjantin gibi politik bir tercih kullanacak duruma henüz daha gelemedik. Her ne kadar bizim rezervlerimiz Arjantin'in nerdeyse iki kati olsa da, rezervlerin bu amaçla kullanılması çok da akılcı olmaz. Diğer yandan biz cari açık sorunu yaşayan bir ülke konumundayız. Diğer bir deyişle yorganımız ayağımıza kısa geliyor, aradaki farkı "ödünç battaniye" ile kapatıyoruz.Ödünç almanın karşılığında da bizden ücret olarak faiz talep ediliyor. Piyasa faizleri de henüz daha IMF faizlerinin altına inebilmiş değil.Bizim uluslararası piyasalardan daha kolay borçlanabilmemizin en önemli nedenlerinden biri de IMF'in kredibilitesini arkamıza almış olmamızdır. IMF programı olmasaydı, borçlanma maliyetlerimizin ne kadar yüksek olabileceğini kestirmek zor, ancak faizini versek bile borç bulabilme imkanlarımızın daha kısıtlı olacağı açıktır.FED'in 11 Eylül olayından sonra dünya piyasalarına enjekte ettiği likiditeden tüm gelişmekte olan ülkeler nasibini aldılar. Son birbuçuk yılda gelen faiz artışlarından sonra bu likiditede bir daralma olur ise borçlanma konusundaki muhtemel sorunları IMF'in kredibilitesi ile daha az hissedebiliriz. Umarım program gerekleri zamanında yerine gelir ve bizde tekrar kendi yolunu kendi çizebilen bir ülke konumuna geliriz.
Uzun zamandan beri beklenen not artışı nihayet geldi. Not artışları konusunda oldukça cimri davranan Moody's Türkiye'nin uzun vadeli notunu B1'den Ba3''e yükseltti. Bu olumlu haber piyasalarda umulan etkiyi yaratmadı. Aslında not artışı beklentisiyle alımlar daha önceden yapılmıştı. Daha önceden pozisyon almış olanlar 'bekledikleri' bu haberden sonra, kârlarının bir kısmını realize etme fırsatını buldu.Daha önceki yazılarımda yabancıların satış yapmak, kârlarını realize etmek için böylesi ortamları beklediklerine değinmiştim. Zira ellerinde tuttukları büyük pozisyonları kötü havada değil, tam tersine borsa yukarı çıkarken, iyi havada satabilirlerdi. Nitekim onlar da bunu yaptılar.Bu not artışı aslında çok da önemli bir artış değil. Zira henüz daha "investment grade'e -yatırım yapılabilir" seviyeye gelmemiz için üç not artışına daha ihtiyaç var. Moody's derecelendirmesine göre yatırım yapılabilir seviyeBaa3. Bundan sonra sırasıyla; Ba2,Ba1 ve en sonunda da Baa3 seviyesine gelmemiz gerek. Bu da zaman alacaktır. Araştırmalarına güvendiğim kişiler, IMF ile uygulanan programın sonlarına doğru ancak bu seviyeye ulaşabileceğimizi tahmin ediyorlar. Ancak bu da yaklaşık iki sene demektir ki o zamana kadar 'köprünün altından çok sular akacak'.Bu kadar beklemeyip, yıl kapanmadan kârlarını cebine koymak isteyenler sadece IMKB'de satmadılar. Dün bir diğer not artış haberi de Rusya'dan geldi. S&P Rusya'nın kredi notunu BBB-'den BBB'ye yükselti. Bu haberde Rusya'da borsalara satış getirdi. Keza diğer piyasalarada benzer satışlar geliyor.Geçtiğimiz hafta Avrupa borsalarının kritik seviyelere geldiğini ve bu borsalarda da satışların gelebileceğine değinmiştim. Nitekim kritik seviyeler aşılamadı ve sınırlı da olsa gerilemeler başladı. Malum yıl sonu. ikramiyeler hesaplanmaya başladı, yılbaşı tatili de yaklaşıyor.Euro cephesi karışıkHafta başında FED'den gelecek faiz kararını ve özellikle 'yorumunu' bekleyen uluslararası döviz piyasalan, faiz artışlarının sonuna yaklaşıldığı beklentisiyle euro almışlardı. 1.18'lerde başlayan alışlarla önce 1.1950 ardından da 1.2000 geçildi. Bu seviyenin aşılması halinde 1.2080'in ikinci seviye olduğuna değinmiştim. Ancak bu seviye şimdilik geçilemedi ve en yüksek 1.2062 görüldü. Şimdilik bu seviye tutuyor görünüyor. Zira faiz 'yorumunu' ılımlı bulan ABD tahvil yatırımcılarının alımlarıyla gösterge niteliğindeki ABD 10 yıllık tahvil getirileri bir ara 4.54'ten 4.42'ye kadar geriledi. Bu, euronun çıkışındaki önemli etkenlerden biriydi. Ancak tahvil getirileri yeniden 4.50'ye gelince euroya da satış geldi. Eğer 1.2080-1.2120 bandı yukarı doğru aşılır ise 1.2370-1.2400 bandı görülebilir. Aşılamaz ise yakın zamanda 1.1640'ın altında yeni bir dipten de konuşuyor olabiliriz.
ABD'de faizlerin artmasına neden olan enflasyon endişesi, beraberinde altını da etkiledi. Bu endişe sadece ABD'de değil diğer gelişmiş ülkelerde de oluşmaya başlayınca, "değer" korumak amacıyla altına olan talep de ciddi oranda arttı.1988 yılında 503 dolar seviyelerine kadar çıkan altın fiyatları; 1999 yılında; başta Rusya olmak üzere; merkez bankalarının altın satmaları fiyatların 253 dolarlara kadar gerilemesine neden oldu. O dönemlerde altın çıkarma maliyetleri 265 dolar seviyelerinde olduğundan, fiyatların bu denli gerilemesi altın çıkarma işini durduracak noktaya getirmişti. Fiyatların daha da düşeceğinden endişe eden altın madeni sahibi şirketlerin türev piyasalarındaki vadeli satışları da altın fiyatlarının uzun yıllar düşük seyretmesine neden olmuştu. Özellikle ABD'deki 2001'deki 'muhasebe skandalları' sonrasında ortaya çıkan 'güven erozyonu' altını tekrar vitrine çıkardı. "Değerlerini" döviz ya da menkul kıymet şeklinde tutmak istemeyenlerin ilk aklına gelen, tarihte de olduğu gibi altın oldu. Bu talebin üzerine dünyadaki ve özellikle Çin'deki ekonomik büyümenin eklenmesiyle oluşan değerli metal talebi, altın fiyatlarının yükselmesine daha da yardımcı oldu.Bundan sonrası?Kısa zamanda yaşanan hızlı yükselişler güç kaybedecektir. Kısa vadede 550 dolar seviyesi görülebilecek en yüksek nokta gibi görünüyor. Buranın ilk denemede aşılması kolay değil. İlk deneme ya da sonrasında bu seviye aşılırsa altında tarihi zirve 605 dolar seviyelerinde oluşabilir. ABD'de son günlerde yapılan bir araştırmaya göre altın alım satımıyla uğraşanların yüzde 90'dan fazlası, altının bugünlerdeki seviyelerinden daha da yukarı gideceğini düşünüyormuş. Eğer herkes daha da yukarı gideceğini düşünerek altın pozisyonu almış ise yeni alıcı kim olacak?Diğer yandan altın kontratlarının işlem gördüğü bazı borsalarda alınan işlem marjlarının artırılması gündeme gelmiş. Bu denli tarihi yüksek fiyatların kısa sürede aşağı dönmesi durumunda zorlanacağını düşünen borsalar, marjları arttırarak böylesi bir çöküşe karşın önlem almaya çalışıyorlar.Benzer hareketler gümüşte de izlenebiliyor. Altında belki de 12 Aralık'ta zirveyi gördük. Ancak teknik olarak bunu teyit etmek henüz mümkün değil. 541 dolar seviyesini zirve kabul edersek; buradan sonra yaşanan hızlı çıkışa benzer, hızlı bir düşüş şaşırtıcı olmamalı. Düzeltme sırasında 430-450 seviyelerine kadar gerileme de mümkün görünüyor.
Hatta Şubat başındaki toplantıdan da çıkacak 25 baz puanlık arüş hemen hemen fiyatların içine girmiş durumda. Ancak piyasaların asıl beklediği, bu artışlara rağmen FED'den artışların sonuna gelindiği yönünde bir "yorum".Avrupa Merkez Bankası'nın geçtiğimiz hafta 25 baz puanlık artışının ardından bu beklenti, dün özellikle dolar-euro paritesinde etkisini gösterdi. Güne 1.1790 seviyelerinden başlayan euro, günün ilk yarısında gelen alımlarla önce 1.1850 seviyelerini kırdı. Ardından gelen 1.1900 seviyesi önemliydi. Bu seviyenin de kırılması; stop loss'ların devreye girmesine ve alımların daha da hızlanmasına sebep oldu. Euro 1.1977 seviyelerine kadar (yazı yazıldığı sırada 1.1955) yükseldi.Ekim 2000'de görülen 0.8227 ve Aralık 2004'te görülen 1.3668 seviyelerinin ideal düzeltme seviyelerinden ilki 1.1580-1.1600 bandıydı. Ancak 1.1638'e kadar gerileyen euro, faiz beklentileriyle bu seviyelerden yukarı dönmüş görünüyor.Önümüzdeki ilk kritik seviye 1.2000 ve ardından da 1.2080 seviyeleri. Bu seviyelerin aşılması kısa vadeli yeni bir yukan trend işareti verecektir. Bu durumda 1.2230, 1.2370 ve 1.2480 seviyeleri gündeme gelecektir. Ancak orta vadeli 1.2530 seviyelerinin kırılması pek mümkün görünmüyor.Paritede bu değişiklikler olurken YTL kurlarının da; tam olmasa da; benzer hareketleri izlemesi mümkün. Dolar-YTL'de 1.3460-80 alış seviyelerinin görülmesi büyük olasılık. Ardından da 1.3300 resmin içine girecektir ki, bu seviye MB'nin önceki müdahale seviyelerine yakın. Gerçi nominal olarak bu seviyelere gelinse de yukandaki muhtemel parite hareketlerinden dolayı euro kurları da artmış olacak. Bu durumda da MB'nin izlediği varsayılan; l dolar+0.77 euro sepetinde bir sorun olmayabilir.Görüldüğü gibi FED kararı ve özellikle ardındaki 'yorumlar' tüm piyasalar için önemli. Faiz artışlarının sonuna gelinme olasılığı borsaları da olumlu etkileyecektir. Gerçi önceki yazılarımda da değindiğim gibi bu 'olumlu haberin' bir kısmı halihazırda fiyatlara girmiş durumda. Çok net 'olumlu bir yorum' olmadığı takdirde piyasalarda çok da önemli hareketler olmayabilir.Yine de 2006'nın ilk toplantısının sonuçlarını ve yorumlarını izlemek bu arada da FED yetkililerinden Moscow'un "Enflasyon artarken, faizlerin artmayacağını beklemek mantıklı olmaz" mealindeki son açıklamalarını da akılda tutmakta fayda var.
Merkez Bankası (MB) "temkinli duruşla" faizleri 25 baz puan indirdi. Görünüm raporunda da belirtildiği gibi Kasım'da TEFE yıllık bazda yüzde 7.61, ÜFE ise yüzde 1.6 oldu.Kasım'da TEFE beklentilerin üzerinde yüzde 1.4 artarken, ÜFE beklentilerin aksine yüzde 0.95 düştü. Ekim'de yıllık bazda yüzde 2.57 olan ÜFE'deki azalıştaki en önemli faktör, petrol fiyatlarındaki yüzde 12.02'lik gerileme. MB raporunda da belirtildiği gibi, tüketici enflasyonu yüksek. Buna bakarak faizin düşmemesi hatta artması gerektiği savunulabilir. Nitekim raporda "kısa dönemde sabit kalma olasılığının güçlendiğine" değiniliyor.TEFE'nin yüksek olması yerine acaba üretici fiyatlarının düşük olduğu söylenebilir mi? Bence içinde bulunduğumuz ortamda daha doğru bir saptama olur. Üretici fiyat endeksinde petrol fiyatlarının önemli bir yeri var. Yılbaşındaki 40 dolar seviyelerinden 67 dolara çıkan ve yıl ortalaması 55 dolara yakın seyreden petrol fiyatlarına rağmen ÜFE rakamı yüzde 1.6'da kaldı.Eski bir araştırmadan hatırladığım; petrol fiyatlarında yüzde 10'luk artış enflasyona yüzde l yansıyor. Bu yılbaşında 40 dolar olan petrolün yıl ortalaması 55 dolar civarında. Bu da yaklaşık yüzde 37'lik bir artışa, enflasyona da yüzde 3.7'lik bir yansıma anlamına geliyor ki, ÜFE'deki artiş sadece yüzde 1.6 ile sınırlı kalmış durumda. Petroldeki artışın etkilerini en aza indiren temel unsur kurların neredeyse yılbaşına göre aynı kalması. Hatta reel faizler dikkate alındığında, değerlenmesi de cabası. Dolayısıyla ÜFE'nin TEFE'ye göre düşük olmasının ardındaki temel faktör kur. Kurun düşük seyretmesinin ardındaki etken faiz.MB önceleri faizleri daha fazla düşürmüş olsaydı kurlar bu denli düşmezdi, MB de altı defa müdahale etmek zorunda kalmazdı. Denebilir ki o zaman da enflasyon bu seviyelere kadar düşmeyecekti. Diğer yandan bu kez de cari enflasyon seviyelerinin sürdürülebilirliği sorusu gündeme geliyor. Faizdeki son indirime rağmen kur problemi sürecek görünüyor. Kurların düşük gitmesiyle sağlanan enflasyondaki basan, yurtdışından gelebilecek herhangi bir olumsuz etki nedeniyle sekteye uğrarsa; bu sefer hem enflasyonla, hem de herkesin 'üzerine yattığı' cari açıkla uğraşmak zorunda kalacağız. Yapılması gereken çok daha önceleri faizlerin hızlı düşürülmesiydi. Bundan sonra yapılabilecek en akılcı hareket, bir miktar daha düşürüldükten sonra faiz farklarının azalmasını beklemek olmalıdır.
Dünün önemli haberi, Fitch derecelendirme kuruluşundan gelen "görünümün durağandan pozitife" çevirdiği haberiydi. Bu bir not artışı anlamına gelmiyor. Sadece notun yanındaki 'alt notun' bir kademe iyileşmesi demek. Bundan sonraki adım notun kendisinin artırılması olabilir. Zira alt notların negatif, durağan ve pozitif sırası tamamlanmadan bir üst notun verilmesi sürpriz olurdu.Bundan sonra Moody's ve S&P'den gelecek haberler beklenecek. Moody's diğer iki kuruluşa göre daha 'eli sıkı' davrandığından, bir sonraki haber S&P'den gelebilir. Yine de ufukta herkesin beklediği not artışı var gibi görünüyor. Ancak bu olumlu beklentilere ve Fitch'den gelen habere borsa pek sevinemedi. Güne satış ağırlıklı başlayan borsada ikinci seans öncesi gelen not haberi, kısa süreli bir yukarı hareket yaratsa da daha sonra gelen satışlarla endeks günü 212 puanlık kayıpla kapattı.Borsada alım yapan yabancılar kârlarını nasıl realize edecekler, bu mallarını kime satıp çıkacaklar diye sıkça sorulan sorunun cevabı da bu not artışlarında yatıyor bence. Zira yabancı yatırımcıların elindeki hisseleri; daha önceki yıllarda hem sermayesini, hem de borsaya güvenini kaybetmiş yerli yatırımcılara satmaları oldukça zor.Fonlama açısında rahat olanlar uzun vadeli olarak bu pozisyonlarını taşıyacaklar. Fonlama veya vade açısından rahatsız olanlarda not artışlarını gözleyecekler. Zira not artışlanyla yatırım yapılabilir seviyeye ulaşılması durumunda, daha önceden Türkiye'ye hiç bir zaman yatırım yapmamış olan yabancı yatırımcılar da piyasaya gireceklerdir. Bugüne kadar pozisyon almış ve taşıyor olanlar da o zaman bu pozisyonlarını yeni girenlere devrederek hem kârlarını realize edebilecekler, hem de yüksek fiyatlı risklerinin bir kısmını azaltabilecekler.Bunun ilk denemesi dün yapıldı gibi. Geçen haftaki yazılarımda 2.86 cent seviyesine gelineceğinden ve bu seviyenin önemli olduğundan söz etmiştim. Ufak bir farkla 2.89 cent seviyelerine gelindi. Son üç günde de yukarıya doğru 'şimdilik' aşılamadı. Aşılma çabalarının ortasında gelen 'görünüm' haberi de yukan çıkışı destelemeyince satışlar geldi.Aslında satış yapmak isteyenlerin de beklediği böylesi bir haberdi. Hem endekste aşılması görece olarak zor bir seviyeye gelindi, hem de 13 Aralık'taki FED toplantısından olumsuz bir haber çıkma ihtimaline karşı satışın gelmesi normal karşılanmalı.Eğer borsa bir önceki zirvesi olan 3.77 cent seviyelerine doğru yeni bir hareket yap(a)maz ise, önümüzdeki yıl beklenen not artış(lar)ında da dün yaşanan benzer günler görebiliriz. Zira olumlu haberler; bazıları için alım sebebi olduğu kadar, o haberler için pozisyon almış olan bazıları için de satım sebebi oluşturuyor.
2006 yılının enflasyon hedefi yüzde 5, 2007 ve 2008'de yüzde 4 olarak belirlenmiş durumda.Bu hedefler "nokta hedef" olarak açıklanırken; yüzde 2'lik aşağı ve yukarı doğru hareketlenmeler kabul edilebilir sınırlar olarak belirlenmiş durumda. Bir anlamda "bant" olarak algılansa da, bu uygulama diğer merkez bankaları tarafından da benimsenmiş durumda. Piyasa katılımcıları açısından bakıldığında, bu bantlar içinde kalındığı sürece sorun olarak algılanmayabilir.Aslında algılamanın nasıl olacağı daha çok içinde bulunulan piyasa şartlarına göre değişecektir. Piyasanın genel havası bugünlerde olduğu gibi olumlu ise, bantın üst sınırında olmak çok da rahatsız etmeyebilir. Tersine piyasadaki hava olumsuz, dünya piyasaları da iyi gitmiyorsa enflasyon bantin altında bile seyrediyor olsa yine de olumsuz algılanabilir. Sadece bu nedenle bile MB'yi yeni dönemde zorlu bir sınav bekliyor.Merkez Bankası; bağımsızlığı ve şeffaflığı konusunda son birkaç yıldaki özeni göstermeye devam eder, özellikle de uluslararası piyasalarda ani şoklar ortaya çıkmaz ise yeni dönemde de başarılı olabilir. Önümüzdeki yılınilk çeyreğinde MB Başkanı'nın değişmesi bu durumu ne kadar etkiler? Bu sorunun cevabı atanacak isme ve piyasaların o isme ne kadar güven duyacağıyla doğrudan ilintili.Dünkü açıklamalarda dikkat çeken önemli noktalardan bir diğeri de Para Politikası Kurulu'nun rolü ve toplantı tarihlerindeki değişiklikler. Karar verici konuma gelen Kurulu'un yeni dönemdeki toplantıları ayın ikinci yarılarında yapılacak. Her ayki toplantının tarihi bugünden belli. Toplantılar iki aşamalı olacak. İlk aşamada MB ve Hazine PPK'ya bilgi verecek, ikinci aşamada da Kurul kararlarını alacak. Toplantı sonuçları ve faiz kararları saat 17:00 ile 19:00 arasında kamuoyuna açıklanacak.Toplantıların ay sonlarına alınması, MB'nin enflasyon verilerini oluştuğu ve bazı toplantıların beklenti anket tarihlerine yakın olmasından dolayı olumlu bir yaklaşım. Daha da önemlisi; bu yıl içinde PPK ile ilgili bazı yazılarımda değindiğim gibi; faiz kararları ertesi gün yerine aynı gün açıklanacak. Piyasaların kapanmasından sonra açıklanacak faiz kararları olumsuz sürprizleri azaltacağı gibi, katılımcıların kararı yorumlamak için zamanları olması açısından önemli.Yeni dönem sadece MB için değil, piyasa katılımcıları içinde zorlu, anlaşılması ve alışılması zaman alacak bir dönem olacak gibi görünüyor.
Frankel'e göre; bir ekonomi aynı anda hem kurda istikrar, hem bağımsız bir para politikası uygulayıcısı (faiz veya fiyat kontrolü) hem de fınansal serbestiye (kambiyo rejimi) sahip olamaz. Para otoritesi bu hedeflerden en az birini bırakmak zorundadır." Atilla Çifter'in bir araştırmasından aldığım "imkânsız üçleme" olarak adlandırılan bu paragraf, bir arada gerçekleşmesi zor seçenekleri anlatıyor.Son günlerde dünya piyasalarında yaşananlar yukarıdaki "imkânsız üçlemeye" benziyor. Hatta aynı anda gerçekleşenlerin sayısı üçten çok fazla. Gelişmelere baktığımızda; tüm dünya borsaları yukarı çıkıyor. Aynı zamanda hem Avrupa'da hem ABD'de faiz artıyor. Dolar, diğer önemli paralara karşın değer kazanıyor. ABD başta olmak üzere, enerji fiyatlarının yüksekliği nedeniyle bir çok ülkede enflasyon yukarı çıkıyor. Enflasyon endişesiyle de altın fiyatları dünyada rekor kırıyor.İlk bakışta bunların hepsinin aynı anda olması "imkânsız üçleme" gibi geliyor. Aslında "son bakıştaki" analiz de ilkinden farklı değil. ABD'de faizler yüzde l'de iken yüzde 4'e çıkacak diye panikleyen dünya piyasalan; artışlar kademeli olduğu için faiz artışının etkisini neredeyse hiç yaşamadı. Piyasalar son FED toplantısının ardından; belki artışlara ara verilir, belki de yüzde 4.5'e çıkar ancak orada kalır düşüncesiyle faiz korkusunu üstünden atmaya çalışıyor. Bu durum da borsalara yansıyor. Hadi diyelim bununla borsalan açıkladık.Peki altına ne oluyor? 1998-2001 arasında merkez bankalarının alün rezervlerini satmaları sebebiyle 250 dolarlara kadar düşen altının onsu 505 dolara çıkü ki nerdeyse son 20 yılın rekoru.ABD'deki menkul piyasalarına güven yeniden oluştu ki, Eylül ayında 66 milyar dolarlık cari açığa karşın sermaye piyasalarına 100 milyar dolarlık giriş oldu. Bu girişlerin önemli kısmının Çin kaynaklı olduğu konuşuluyor. Cari açığını Çin'e karşı veren ABD'nin açığı sürdürmesinden memnun olan Çin, adeta ABD'yi "finanse" ediyor.Bu durum dünya piyasalarında "farklı dengelerin" oluşmasına neden oluyor. FED faizleri artıyor, 10 yıllık ABD bonoların getirilen düşüyor. Anlamak da zorlaşıyor. Eskiden olduğu gibi sadece "faiz artınca borsalar düşer, vergi ve faiz düşünce de borsalar çıkar" diyerek yeni durumu açıklamak pek mümkün olamıyor.Son aylarda dikkati çeken bir başka nokta da ABD'den gelen haberlerin "ağırlığının" azalması. Evet faiz artışları tüm dünya için önemli. Ancak artışların durabileceği ihtimali herkesin daha çok "aldığı" bir haber oluyor. FED yetkililerinden Moskow'un "fiyatlar (enflasyon) artmaya devam edecekse, faiz artışlarının da sürmesi beklenmeli" sözlerini herkes gözardı ediyor.Yılbaşı yaklaşıyor. Herkes bu yılı kazasız belasız atlatmak, bilançolarını daha parlak kapatmak arzusunda. "Eh Noel'e surda kaldı üç hafta. Arkası yılbaşı. Yeni yılda bakarız duruma" deniyor olabilir.Ben de bu süre zarfında bu "imkânsız çoklamayı" çözerim belki...