Huzurun kaynağı Allah'a imandır!

27 Mayıs 2003

Soru: Sayın hocam, adım Murat Artan, 18 yaşındayım ve öğrenciyim. Namaz kılıyorum. Rüyamda Peygamber Efendimiz'i gördüm. Camide onun sağında namaz kılıyordum. Bir arkadaşım bana, dünyadaki şeylerin mesela bir bitkinin kendiliğinden oluştuğunu söyledi. Bunu inkâr ettim tabii ama yine de aklıma takıldı. Düşündüm, "olamaz, her şeyi Allah yarattı" dedim fakat bu saçma düşünce içime girdi. Söküp atamıyorum. Aklım "Allah var" diyor, buna rağmen kalbime söz geçiremiyorum. Saçma düşünceler içimi kemiriyor. Allah'a sığınıyorum, rahatlıyorum ama bir türlü kurtulamıyorum. Niye böyle oldum, bilmiyorum. Sanki içimde başka biri var gibi kalbime söz dinletemiyorum. Ağlıyorum, üzülüyorum. Ders çalışamıyorum. Ne yapacağım? O arkadaşımla bütün ilişkilerimi kestim. Lütfen bir yol gösterin. (Murat Artan)Cevap: Değerli Murat, sonsuz evreni düşün. İçinde milyarlarca güneş sistemleri, her güneşin çevresinde dönen uydular. Dünyamız da bizim güneş sistemimizin uydularından biri. Bir atomun yapısından, güneş sistemlerinin ve uydularının muntazam dönüş hareketlerini, Dünya'nın Güneş'e karşı konumunu ve eğimini, mevsimlerin oluşumunu, vücudumuzun mükemmel çalışma sistemini, spermle yumurtanın birleşmesinden insanın yaratılış aşamalarını düşün. Bunlar tesadüf eseri olabilir mi?İlim ve hikmetin sonucuSuyun kaynaması, maddelerin yapısı, fizik kanunları hep ince yasanın, ilim ve hikmetin sonucu değil mi? Bunlar tesadüfen olacak şeyler midir? Tesadüfte kanun olmaz ki! Tesadüf değilse bu kanunları koyan ve bu evreni, bu mükemmel düzende yaratan bir varlık var. İşte biz ona Allah diyoruz. Adı dillere göre ne olursa olsun, her şeyi yaratan ve yöneten bir kudret var. Bakın siz de Hz. Peygamber'in yanında namaz kılmışsınız.Peygamber sana değer vermiş, lütfedip sana görünmüş, seni yanına almışken bir şeytan ruhlu kişinin saçma düşüncelerine niçin kafanı takıp da inançlarında kuşkuya düşüyorsun? Sanki inkâr edersen rahat mı edeceksin? Vicdanın sana sormayacak mı? Peki, Allah yoksa bu evren nasıl kendi kendine oldu? Nasıl insan böyle mükemmel yaratıldı? Nasıl oluyor da hayvanların yavruları doğar doğmaz annelerinin memesine yapışıyor?Onları, süt kaynağına yönelten nedir? İnsanın bir yeri kesilse, vücut hücre üreterek yarayı kapatır. Yara kapanınca hücre üretimi durur. Boşluğu doldurmak için hücrelere çoğalma emrini, onarım tamamlanınca dur emrini veren beyni kim bu zekâda yarattı? Bu bir tesadüf olabilir mi? Tüm bu soruların cevapları sizi Allah'a teslimiyete götürür. Tek huzur kaynağı Allah'a imandır. Sakın imanında kuşkuya düşme. O zaman felâket olur. Bitki gibi olmak istiyorsan, o da senin seçimindir. Doğru yolda başarılı olmanı diliyorum.

Devamını Oku

Hz. Muhammed örnek insandır

26 Mayıs 2003

Peygamber, Zeynep ile Zeyd'in geçinemediklerini anlamıştı. Fakat birdenbire ailenin yıkılmaması için de Zeyd'e, "Karını yanında tut, Allah'tan kork" diyordu. Kendi emriyle Zeyd ile evlenmekle mutsuzluk içine giren Zeynep'in ve ailesinin daha perişan olmaması için de Zeyd'den ayrıldıktan sonra onunla evlenmeyi içinden geçiriyordu. Peygamberimizin Zeynep ile evlenmeyi düşünmesi, Allah'ın takdiriyle ve O'nun hikmeti uyarınca meydana gelmiştir.Zeynep Zeyd'den ayrılıp iddetini tamamladıktan sonra Allah'ın Elçisi onunla evlenmiştir. Tâ ki kendisi bu davranışıyla müminlere örnek olsun ve bundan böyle gerektiğinde müminler, evlatlıklarının boşanmış karılarıyla evlenmekte bir güçlük çekmesinler. Olayı Allah'ın bu hikmetine dayandıran Ahzâb 36'ncı ayetin sonunda Allah'ın emrinin mutlaka yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Değerli okurum, bunda ne var? İki insan evlenmiş, geçinemeyip ayrılmışlar. Peygamber de ayrılan kadının hem kendisinin, hem de ailesinin onurunu tamir etmek için bizzat onunla evlenmiştir.Önemli olan Peygamber'in 1400 yıl önce falan veya filan kadınla evlenmiş olması değil, insanlığa getirdiği mesaj, mutluluk reçetesidir. Peygamber'le evlenmiş olan bu kadın, durumundan şikâyet mi etmiş? Yoksa Peygamber onunla gizli bir aşk mı yaşamış? Evlenmesinin amacı da gayet açık. Bu evlilik, Zeyd ile Peygamber arasında herhangi bir kırgınlığa da sebep olmamış.Kimse kuşku duyamazZeyd her zaman Peygamber için canını feda etmeye amade bulunmuştur. Nitekim Peygamber'in emriyle Mu'ta Savaşı'nda komutan olan Zeyd, orada şehit düşmüştür. Peygamber, Zeyd'in oğlu Üsame'yi de çok severdi. Hz. Ömer, kendi oğluna şöyle demiştir: "Allah'ın Elçisi, Üsame'yi senden çok severdi, onun babasını (Zeyd'i) de senin babandan çok severdi!"Bu olayda Peygamber (selâm ona), iki batıl geleneği yıkmıştır: Bunlardan biri toplumdaki fakirlerin, soylulara denk olamayacağı, onlarla evlenemeyeceği şeklindeki düşüncedir. Evvela kendi halasının kızını, azatlı kölesi olan uşağıyla evlendirerek toplumdaki sınıflaşmayı kaldırmış, bütün Müslümanların birbirlerine eşit olduğunu göstermek istemiştir.İkincisi de evlatlığın boşanmış veya dul kalmış karısıyla evlenmeme geleneğidir. Bu geleneği de bizzat kendi ailesi içinde uygulayarak kaldırmıştır. Zaten o, önemli hükümleri önce kendi aile fertlerine uygulardı. Nitekim faiz haram kılınınca önce kendi amcası Abbâs'ın faiz alacaklarını lağvederek Allah'ın emrini uygulamıştır. Yine kan gütme yasağını da önce amcası Haris'in kan davasında getirmiştir.İşte olayın içyüzü budur. Peygamber'in evlilikleri, elli yaşından sonra ve büyük ölçüde siyasi ve toplumsal nedenlerle olmuştur. O, toplumun her zaman model insanıdır. Hiç kimse onun tertemiz sîretine gölge düşüremez. Onun hakkında kuşku duyan kendi sonunu berbat eder.

Devamını Oku

Hz. Muhammed eşitlik istiyordu

24 Mayıs 2003

Soru: Sayın hocam, duyduğuma ve bir kitapta okuduğuma göre Peygamberimiz eski bir köle olan Hz. Zeyd'i âzâd ederek onu manevi oğlu olarak himayesine almış ve daha sonra beyaz, kültürlü, güzel bir kız olan Hacer (doğrusu Zeynep) ile evlendirmiştir. Ancak aralarında geçimsizlik baş gösterince boşanmışlar. Peygamberimiz, gelen bir vahiy üzerine manevi oğlunun karısını üzerine alıp kendisine eş etmiştir. Ben bu olayın doğruluğuna inanmıyorum. Hem benim için hem de benim gibi yanlış tarafa saptırılmak istenen insanlara sizin yazacaklarınız bir kılavuz olacaktır. (Ayşin Varlı / Antalya)Cevap: Duyduklarınız ve okuduğunuz yüzeysel şeylerdir. Hz. Peygamber'in evlendiği kadının adı Hacer değil, Zeynep'tir. Peygamberimizin evlatlık edindiği zat aslında köle çocuğu değil, hür bir Arap'ın çocuğuydu. Çocukluğunda annesiyle birlikte akrabasını ziyarete giderken yolda kaçırılıp Mekke'de köle olarak satılmıştı. Bu çocuğu satın alan Hakim, halası olan Hatice'ye hediye etmişti.Ahzab Suresi'nin 37. AyetiHatice de Hz. Muhammed'le evlenince bu kölesini, kocası Hz. Muhammed'e düğün hediyesi olarak vermişti. Henüz peygamber olmayan Hz. Muhammed, bu çocuğu azad edip evlatlık edindi. Zeyd büyümüş, Hz. Muhammed de peygamber olmuştu. Hz. Muhammed, sevdiği Zeyd'i, akrabası olan Zeynep ile evlendirmek istedi. Zeynep de beyazdı, Zeyd de... Bu evlilik, batıl bir geleneği kaldırmada öncülük etme amacına yönelikti. Hz. Peygamber, Zeynep ile evlenmek için kendisine vahiy geldiğini söylememiştir. Hanımlarıyla da vahiyle değil, kendi seçimiyle evlenmiştir. Ahzâb Suresi'nin 37'nci ayetinde, Peygamber'in, Zeyd'in boşanmış karısıyla evlenmesinin, Allah'ın emriyle olduğu belirtilmektedir.Ailesi de razı olmamıştıSurenin baş tarafında evlatlığın, insanın gerçek oğlu olmadığı, oğluyla baba arasındaki hükümlerin, evlatlıkla evlat edinen arasında da aynen yürümeyeceği belirtilmişti. O zamana dek evlatlık, kişinin kendi oğlu sayılır, ona varis olur, bunlar birbirlerinin kız veya karısıyla evlenemezlerdi. Bu câhiliyye geleneğinin İslâm toplumundan kaldırılması gerekiyordu. Tâ ki boşama veya ölüm halinde gerekirse evlatlık, evlat edinenin veya evlat edinen, evlatlığının karısıyla, kızıyla evlenebilsin. Peygamber Zeyneb'i Zeyd'e almak istediği zaman Zeynep'in ne kendisi, ne de annesi ve kardeşi buna razı olmamışlardı. İnsanları eşit yapmak isteyen Peygamber (s.a.v.)'in ısrarı üzerine bu evlenmeye boyun eğmişlerdi. Fakat sert karakterli olan Zeynep, kendisini kocasından şerefli görüyor, söz ve davranışlarıyla onu incitiyordu. Geçimsizlik gittikçe büyümüş, çekilmez bir durum almıştı.* Bu yazıma yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Dr. Ataman'a cevabımdır!

23 Mayıs 2003

Sayın Dr. Necdet Ataman'ın bana gönderdiği nazik mektubu dün bu köşede açıklamıştım. Nezaketlerinden dolayı kendilerine teşekkür ederim. Dr. Ataman bir yazımdaki, "peygamberlerin de ayak sürçmesi olabilir ama onlan vahiy düzeltir" cümlesine takılmakta ve bu ifadenin yanlış anlaşılabileceğini çünkü Allah'ın, peygamberlerin hep hayırlı insanlar olduklarını vurguladığını, özellikle Peygamberimiz hakkında daha itinalı konuşmak gerektiğini belirtmektedir.Ben yanlış bir şey söylediğimi kabul etmiyorum. Peygamberlerin hayırlı insanlar olması, hatasız olmalarını gerektirmez. Peygamberler de insandır. Kasıtsız olarak bazı yanılgılara düşebilirler. İslâm literatüründe bu kasıtsız hatalara zelle denilir. Zelle, ayağın kayması demektir ki Türkçede buna ayak sürçmesi deriz.Hz. Adem'in, cennetteyken yasak meyveden yemesi hata değil mi? Kur'ân, şeytanın Adem ile eşinin ayağını kaydırdığını belirtiyor: "Şeytan onların ikisinin de ayağını kaydırdı da içinde bulunduktan cennetten çıkardı."Hz. Musa'nın henüz peygamber olmadan önce kendi kavminden yana olup vurduğu bir yumrukla Mısırlıyı öldürmesi hata değil mi?Hz. Yunus'un, kavmini davetten usanıp kaçması, bu yüzden denize atılıp balığın karnında kalmış olması bir hatasının sonucu değil mi? Kur'ân, "Şayet Yunus, tesbîh edenlerden olmasaydı, (insanların) yeniden diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalırdı. (Ama balığın karnında bizi andı, tesbîh etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık" buyurmaktadır (Sâffât: 143-145).Bazı kasıtsız yanılgılarTabii bazı peygamberlerden bu tür hataların çıkması, bütün peygamberlerin mutlaka hata yapıyor olmalarını gerektirmez.Yazımda hiç peygamberimizden söz etmedim. Ama Kur'ân, onun dahi bazı kasıtsız yanılgılarına işaret etmekte fakat Allah'ın onu bağışladığını vurgulamaktadır.Mesela, "Allah seni affetsin, kimin yalana, kimin doğru olduğu belli olmadan niçin senden izin isteyenlere hemen izin verdin?" ayetinde Hz. Peygamberin özrü olmayanların, yalandan özür belirtmelerine inanıp izin vermiş olmasını eleştirmektedir. Elbette bu davranış onun safiyetini gösterir ama Kur'ân bunun bir yanılgı olduğuna da işaret eder. Yoksa, "Allah seni affetsin" demez.Sözün özü: Kusursuz kul olmaz. Kur'ân, peygamberleri hatasız, kusursuz göstermez. Elbette onlar sıradan insanlar gibi günahlara batıp çıkmazlar ama onlarda da yanılgı olabilir. Fakat onlar hatalarının farkına vardıkları anda içtenlikle Allah'tan af dilerler. Ayrıca vahiy onların yanılgılarını düzeltir.Şunu belirtmeliyim ki bizim görevimiz, asıl Kur'ân dininden, zaman içinde çöreklenmiş olan hurafe ve baül gelenek tortularını temizleyip an duru İslâm'ı ortaya koymaktır. Kur'ân ve sağlam sünnet ne söylemiş ise İslâm odur.

Devamını Oku

Dr. Ataman'dan gelen mektup...

22 Mayıs 2003

Sayın Hocam, siz bu ülke için çok kıymetli bir alimsiniz. Sizi her zaman sevmiş, saymış ve sizden feyz almışımdır. Yazılarınızı aksatmadan okuyorum. Ben bir kulak-burun-boğaz hekimiyim. Evde eşim de çocuklar da yazılarınızı severek takip ediyor ve pek çok şey öğreniyorlar. Ben de doğru bilgilerle zihinlerinin dolması ve baüla sapmamaları için VATAN gazetesi alıyor, sizin yazılarınızı takip etmelerini sağlıyorum. Ancak sizden bir istirhamım olacak.Bu, nefsimle ilgili bir konu değil. "Kur'ân ile aydınlığına koşalım" başlıklı yazınızdaki bir cümle içimi burktu. Kendi kendime, "Sayın hocam böyle demek istememiştir. Ancak herhalde gözünden kaçmıştır" dedim.Fakat sonra vicdanım el vermedi, kendi kendime konuşmak yerine size bunu bildireyim, o da gözünden kaçtığı için hemen telafi eder diye düşündüm ve bu mektubu kaleme aldım. Bahse konu yazınızda, "peygamberlerin bile ayak sürçmeleri olabilir" şeklinde bir tabir kullanmışsınız. Elbette ki burada ne kastettiğiniz anlaşılıyor. Gerçekten bu mübarek insanların Kuran-ı Kerim'de anlatılan bazı konuları var. Nitekim Cenab-ı Allah onları hemen bu konuda uyarmış, onlar da bu hatalarını düzeltmişlerdir. Bunda hemfikiriz çünkü onlar da imtihan olan varlıklardır.Peygamberdeb söz ederken...Bize göre çok üstün insanlar, ancak imtihan şartlarında onların da kusurlu hareketleri olabilir. Ne var ki sayın hocam bu durumu, bu cümleyle, bu şekilde ifade etmek pek iyi olmamış. Mübarek peygamberlerimize karşı daha güzel, daha seçici, daha saygılı bir üslup kullanmakta fayda var diye düşünüyorum.Böylesi Allah'ın da daha çok beğeneceği bir hareket olacaktır. Unutmayınız ki sizi her kesimden, her yaş grubundan, her kültürden insan okumakta. Dolayısıyla onlar sizin söylediğiniz sözün zahirine bakarlar ve sizi örnek alırlar. Bu sefer onlar da daha ileriye gidebilir, sizi emsal göstererek peygamberler hakkında daha rahat konuşabilirler. Fakat bu yakışık almaz. Böyle bir şeyi ifade ederken de daha itinalı, daha titiz olunması gerektiği kanaatindeyim. Nitekim Allah, Kur'ân-ı Kerim'de peygamberlerden övgüyle söz etmekte ve onların hayırlı insanlar olduğunu şöyle bildirmektedir: "Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u hatırla (38/45), 7s-mail'i, Elyesa'ı ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır (38/48)."Bu mübarek insanlar hakkında konuşurken bizlerin de çok itinalı olması gerektiği açıktır. Affınıza sığınarak bunları yazdım ancak söylediklerim vicdani kanaatimdir ve söylediklerimde ısrarlıyım. Herhalde samimi niyetimi ve söylediklerimin önemini size hissettirebilmişimdir. (M. Necdet Ataman)* Okurumun sorusunu yarınki yazımda cevaplayacağım.

Devamını Oku

Önemli olan zarf değil, içeriktir...

21 Mayıs 2003

Hacettepe Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. A. Yüksel Bozer bana gönderdiği mektupta, "Kur'ânda Peygamberler Tarihi" adlı eserimiz hakkında lütufkâr değenlendirmeler yapıyor. Ancak Sayın Bozer eserin kâğıdını, cildini ve küçük puntoyla yazılmış olmasını eleştiriyor. Kendileri değerlendirmelerinde haklıdırlar. Ancak önemli olan zarf değil, içeriktir.Prof. Bozer, kendisinin yazıp bastırmış olduğu ve benimkiyle hemen aynı ismi taşıyan "Kur'ân'daki Peygamberler" adlı eserini de bana göndermiş.Küçük boy 128 sayfalık eserde, Kur' ân' da anılan 25 peygamberin kısa öyküleri anlatılıyor. Şafak Matbaacılık' ta 2001 yılında basılmış olan eser, özlü biçimde peygamberleri tanıtması bakımından yararlıdır. Ancak Prof. Bozer, bazı peygamber kıssalarında anlatılagelen hurâfî menkabelere yer vermeseydi daha isabetli olurdu.Mesela: "İslam inanışına göre Allah, kâinatı yarattıktan sonra Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail isimli meleklerinden sırayla yeryüzünden bir avuç toprak getirmelerini istedi. Diğer meleklerine yeryüzü toprak vermediği halde Azrail zorla bir avuç toprak aldı. Allah bu toprak üzerine günlerce yağmur yağdırdı, melekler yoğurdu, Allah şekil verdi. Bu balçık 80 yıl şekilsiz, 120 yıl da ruhsuz bekledi. Sonunda Allah bu balçığa üfledi, ona ruh kazandırdı. Ve bu şekilde Hz. Adem yaratılmış oldu (Mü'minun: 12-14)" (Kur'ân'daki Peygamberler, s. 11).Sayın Bozer'in parantez içine koyduğu nottan sanki Kur'ân'da böyle yazıldığı anlaşılır. Oysa ne Kur'ân'da, ne de sağlam hadislerde böyle bir şey yoktur. Bu tamamen uydurma, hurafedir. Bu asla bir İslâm inanışı (yani itikadı) değildir. Sayın Bozer bilimin, akıl ve mantığın kabul etmediği bu tür tutarsız rivayetlere yer vermeseydi, bu kitap sade diliyle daha güzel olurdu. Ama kitabın okunmasında yarar vardır.İstemek için Tel: 0312 - 441 87 51 Faks: 0312 - 441 87 54Tevrat ve Zebur'un Türkçe çevirileri!Soru: Sayın Süleyman Ateş, Kur'ân-ı Kerim ve İncil'in Türkçe'ye çevirilerini okudum. Ancak birçok kitapçıda aramama rağmen Tevrat ve Zebur'un Türkçe'ye çevirilerini bulamadım. Bunları nasıl temin edebilirim? Lütfen yardımcı olun. (O. Kurhan)Cevap: Değerli okurum, benim elimde bulunan Kitabı Mukaddes'te Tevrat ve İncil'in çevirileri bir aradadır. 1972 basımı. Şimdi daha yenileri çıkmıştır muhakkak. Şu adrese başvurabilirsiniz:Kitab-ı Mukaddes Şirketi 489 İstiklal Caddesi İstanbul

Devamını Oku

Vücuttan kan akınca abdest bozulur mu?

20 Mayıs 2003

Soru: Sayın Süleyman Ateş, eserlerinizi ve köşe yazılarınızı uzun zamandır okuyorum. Sizi gerçekten çok takdir ediyorum. Cevaplamanızı rica edeceğim bazı sorularım var. Kan ve kusmuk abdesti bozar mı? Farzla vacip aynı anlama mı geliyor? Bir mezhebe bağlı olan kişi, herhangi bir meselede başka bir mezhebin görüşüne uyabilir mi? (Ümit Çalışkan)Cevap: Fıkıh kitaplarında abdesti bozan şeylerin şunlar olduğu belirtilir: 1) Büyük veya küçük tuvalet, 2) Vücuttan kan, irin, san su, kanla karışık su akması, 3) Ağız dolusu kusmak (balgamla abdest bozulmaz), 4) Ağızdan tükürüğe eşit veya daha fazla kan gelmesi, 5) Yatarak veya dayanarak, dayandığı şey alındığı zaman düşecek derecede uyumak. Diz üstü veya bağdaş kurarak oturup uyumak abdesti bozmaz. Namazdayken ayakta veya oturduğu yerde uyumak da abdesti bozmaz, 6) Bayılmak, 7) Sarhoş olmak, 8) Rükû ve sücûdu olan bir namazı kılarken yanındakilerin işiteceği kadar gülmek.Bunlar, fıkıhçıların, bazı zayıf rivayetlere dayanarak verdikleri hükümlerdir, Kur'ân'a dayanmaz. Kur'ân'a göre abdesti sadece büyük veya küçük tuvalete çıkmak bozar. Bilindiği üzere bedenden kan çıkmasının, abdesti bozup bozmayacağı ihtilaflı bir konudur. Ama Kur'ân'da hiç bundan söz edilmez.Yapılması gerekli olanHz. Peygamber'e dayandırılan rivayetler de değişik, hatta çelişkili olduğundan kimi bilginlere göre kan çıkması abdesti bozar, kimine göre de kan akıp gitmedikçe bozmaz. Uyumanın abdesti bozduğu görüşü, Hz. Peygamber'in uygulamasına aykırıdır. Çünkü o uyuduktan sonra abdest almadan namaz kılmıştır. Gelelim diğer sorunuza. Vacip tabiri, yapılması gerekli olan şeydir. Vacaba aleyna, "Bize gereklidir, bunu yapmamız gerekir" demektir.Farz da aynı anlamdadır. Kur'ân ve hadis kullanımında vacip, farzdan ayrı bir hüküm veya kategori belirtmez. Ama sonradan fakihler (fıkıh bilginleri, İslâm hukukçuları) delilini veya delilinin manaya delaletini kuşkulu buldukları hükme vacip demişlerdir. Gerçekte delili kesin olmayan hüküm farz değil, uygulanan bir şey ise sünnettir.Şimdi de son sorunuzu cevaplayayım. Bir mezhebe tâbi olan kişi, herhangi dini bir meselede başka bir mezhebin görüşünü daha kanıtlı ve isabetli bulursa o görüşü benimseyip uygulayabilir.Mezhep din değildir. İnsanı bağlayan sadece Allah'ın ve Elçisi'nin sözleridir. Mezhep bazı din bilginlerinin içtihat ve yorumlarıdır. İnsanların içtihadı başkalarını bağlamaz. Çünkü içtihat sahipleri peygamber değillerdir. Kendileri, görüşlerinin bağlayıcı olduğunu söylememişlerdir. Kaldı ki Kur'ân ve sünnetten hüküm çıkaracak bilgiye ve yetkiye sahip olan kişinin, herhangi bir mezhebe tâbi olması da zaten caiz değildir. Mezhepsizlik iddiaları gelenekçiliğin savunmasından başka bir şey değildir.

Devamını Oku

Bu rüya yoruma 'muhtaç' değil!

20 Mayıs 2003

Soru: Sayın hocam, yazılarınızı takip ediyorum ve okudukça dinim hakkında bilgilerimin arttığını hissediyorum. Size bir sorum olacak. Umarım cevaplarsınız ve senelerden beri süre gelen merakımı ve endişemi giderirsiniz. Çünkü kimse bana aşağıda anlatacağım rüya hakkında gerçek bir yorumda bulunamadı.35 yaşındayım. 17 sene önce, bir gece rüyamda kendimi ölmüş gördüm. Çok üzgündüm ve etrafımda melekler vardı. Onlara, "Ne olur beni almayın, arkadaşlarımla ve ailemle biraz daha kalmak istiyorum" diye yalvarıyordum. Onlarla kalmam için izin verdiler ancak, "Bir saat vaktin var, sonra Hikmet seni gelip alacak. Sakın geç kalma. Hikmet çok kızar" dediler. Ben de kabul ettim.Sonra kendimi o zamanki okuduğum lisede, sınıfımda buldum. Arkadaşlanmla beraberdim. Onlar konuşuyor, eğleniyor, öğretmenler gelip gidiyordu. Ama kimse beni görmüyor, duymuyordu. Bana verilen süreyi unutmuştum. Birden sınıfımızın kapısı tarif edemeyeceğim bir gürültüyle açıldı. Hikmet gelmişti. Bana, "Sana geç kalmamanı söylemiştik, nerdesin sen?" diye kızıyordu. Çok korkmuştum ve devamlı özür diliyordum. Hikmet, "Tamam, vakit geldi, gidiyoruz" dedi. Ben de, "Gidelim" dedim. Hikmet beni koltuğunun altına aldı ve gökyüzüne doğru uçmaya başladık.Işığa bakamıyordumÇok güzeldi. Her yer mavi ve beyazdı. Ne kadar uçtuk, bilmiyorum. Sonunda Hikmet bana bir yer gösterdi ve "Burada otur bekle, yüce Rabbim şimdi gelip seninle konuşacak, sevabın günahın belli olacak" dedi. (Hocam hâlâ anlatırken korkuyorum ve tüylerim diken diken oluyor.) Gösterdiği yere oturdum ve beklemeye başladım. Bir müddet sonra uzaktan bir ışığın bana yaklaştığını gördüm.Işık o kadar güçlüydü ki gözlerim acıyordu. Bu ışık topu bir çığ gibi büyüyordu. Donup kaldım. Artık bakamıyordum. Hiçbir insan ona bakamazdı. Ben, "Allahım ne olur gelme artık bakamıyorum, korkuyorum. Ne olur gelme yüce Rabbim" diye yalvarmaya başladım.Tam o sırada uyandım, çok korkmuştum ve ağlıyordum. Ağlarken ezan okunmaya başladı. Dua ettim ve tekrar uyudum. Evet sayın hocam böyle bir rüya gördüm. Rüyamı anlattığım kişilerden kimileri, "Allah seni çok seviyormuş, yanına almak istemiş ama sen istemeyince vazgeçmiş" derken bazıları da, "Böyle bir rüya asla anlatılmaz, niye anlattın ki... Bak bir daha Allah sana böyle bir rüya göstermez" yorumunu yaptı. Neye inanacağımı şaşırdım. Bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Saygılarımla. (Filiz Taşyumruk)Cevap: Bu güzel rüya, yoruma muhtaç değil. Yüce Allah seni seviyor ki sana manevi bir seyahat yaptırmış. Bu rüya, peygamberlerin miracına ve velilerin yücelme vizyonlarına benziyor. Bu yoldan ayrılmayın ve gece namazlarına devam edin.

Devamını Oku