Organ bağışı büyük sevap!

19 Mayıs 2003

Soru: Organ bağışında bulunmak dinimizce caiz midir? (Mahir Nazlı)Cevap: Organ bağışında bulunmakta din açısından bir sakınca yoktur. Bunun haram olduğunu söyleyenler kanıtsız konuşmaktadırlar. Bir baba, böbreği çalışmayan bir yakınına, meselâ evladına bir böbreğini vermez mi? İcabında insan çocuğu için canını bile feda eder. Vatan için can feda etmek de öyle. Birkaç yıl önce Adana'da ailesiyle birlikte pikniğe giden bir kamyon şoförü, çocuklarıyla yemek yerken birden freninden kurtulan kamyonun, çocuklarının üzerine geldiğini görünce hemen kamyonun önüne atılıp kendi vücudunu tampon ederek çocuklarını kurtarmış, kendisi hayatını kaybetmişti. Kişi öldükten sonra zaten çürüyecek olan bir uzvunu, bir başkasının yaşamasına katkıda bulunsun diye bağışlarsa bu günah değil, sevaptır sevap! Nitekim bir Diyanet işleri Başkanımızın da ölümü halinde gözlerini bağışladığını basın yazmıştı.Bırakın artık bunları lütfenSoru: Hocam, ağzımda diş dolgusu var ve duyduğuma göre benim gibi olanların abdesti, gusulü geçerli olmuyormuş. Maliki mezhebini taklit etmek lazımmış. Bunun aslını sizden öğrenmek istiyorum. Eminim ki benimle birlikte aynı düşüncede olan insanlar çok fazladır. (Fatma)Cevap: Diş dolgusu abdeste, gusule engel değildir. Bir kere Kur'ân'da abdest alırken ağzın değil, yüzün yıkanması emredilir. Ağzın yıkanması sadece sünnettir. Abdest ve gusülden maksat temizliktir. Diş dolgusu neden temizliğe engel olsun? Niçin falan veya filan mezhebi taklit edelim. Kur'ân'ın buyruğuna uysak yetmez mi? Niçin mezhepleri din haline getiriyor insanlar bilemiyorum. Bu zamanda hâlâ diş dolgusunun abdeste, gusule mani olduğunu söylemek dine hizmet değil, baltalamak olur. Bırakın bu ham düşünceleri.Batıl inançlardan sakının!Soru: Eşim rüyasında Hasan Sezai Hazretleri'ne gitmiş (Edirne'deki evliyalardan), orada kalabalık varmış. İçlerinden biri, "Bu taşın üzerine çık, dileğin gerçekleşecek" demiş ve o anda önünde bir kuzu belirmiş. Bir başkası, "Kuzuyu kesersen dileğin gerçekleşir" demiş. Bu kuzuyu kessem hayırlı olur mu? Ama adak gerçekleşmedi.Cevap: Ancak peygamberlerin rüyaları tam doğru olabilir. Eşiniz peygamber değil. Gördüğü rüyayla kuzu kesmek gerekmez. Eğer kuzu adamış ise o zaman kesmesi gerekir. Rüyayla amel edilmez. Rüyanın bin türlü yorumu olabilir. Geçen yıllarda birisi de gördüğü rüyayla oğlunu kesmeye kalkmıştı. Bunlar batıl şeylerdir. Sakınılması gerekir.

Devamını Oku

Çocuk sahibi olamamak kader midir?

17 Mayıs 2003

Soru: Kur'ân'ın bazı ayetlerinde ve çeşitli hadis-i şeriflerde evlenmemiz, çocuk yapmamız ve aile olmamız önerilerek bunların hikmetleri sayılmıştır. Ancak pek çok insan istediği halde çocuk sahibi olamamaktadır. O zaman bu onlara kısmet olmadıysa (bu bir kader midir yoksa sizin bir yazınızda belirttiğiniz gibi bir seçim midir?) bunlar hem analık ve babalık zevkinden hem de kendi soylarını sürdürmek isteğinden mahrum kalmış ve istekleri dışında önerilere uyamamışlardır.Bundan nasıl sorumlular? Ayrıca, "Cennet, anaların ayaklan altındadır" deniyor. Ana olamamış bir kadının günahı nedir? Bu hakkı Allah ona vermediyse cennete girmekten mahrum mu olacak? Eğer erkeğin veya kadının çocuğu olmuyorsa, mutlu bir evlilik olduğu halde sırf çocuk olması için taraflar (olan taraf) bu haklarını kullanmalı mıdır? (B. D.)Cevap: Evlenmenin temel amacı neslin devamı ise de tek amaç bu değildir. Evlenmekte huzur vardır. Çiftler bir araya gelince Kur'ân'ın tabiriyle adeta birbirlerinin giysisi olur, birbirleri yanında huzur ve sükun bulurlar. Eşler birbirlerinin dert ortağıdır.Çocuk da evliliğin meyvesidir. Kişi çocuk yapmak ister ama herhangi bir sebeple çocuk olmazsa bu ya erkek veya kadında bulunan bir fonksiyon eksikliğinden ileri gelir. Eşler bakarlar, eğer bu kusur tedavi edilecek türden ise tedavi olurlar ama imkânları yoksa elbette kaderlerine razı olmaktan başka çare yoktur.Allah'a bağlılığın ödülüÇocuk olmaması kendilerine takdir edilmemişse eşler niçin sorumlu olsunlar ki? Tam tersine durumlarına sabrederlerse hem bu dünyada hem de ahirette ödüllendirilirler. "Cennet anaların ayaklan altındadır" hadisinin amacı, anneye itaat ve onu hoş tutmaya teşviktir.Ödüle layık olacak insan, annenin kendisi değil, annesine güzel hizmet eden evlattır. Anne olmamış kadın, Allah'a bağlılığının ödülünü Allah'tan alacaktır. Bu kadın, anne olan kadından manen aşağıda kalmaz. Nice evlenmeyen kadın var. Peygamberimizin en sevdiği zevcelerinden Hz. Ayşe de anne olmamıştır.Kadının çocuğu olmamışsa günahı ne? Hiç günahı yoktur. Günah, bile bile çocuk yapmamak veya döllenmiş bir çocuğu zorunlu bir neden yokken aldırmaktır. Çiftlerden herhangi birinin çocuğu olmuyor, diğerinin oluyorsa çocuğu olan erkek, karısının rızasıyla başka bir kadınla evlenip çocuk sahibi olabilir. Kadın razı olmazsa kendi iradeleriyle ayrılabilirler. Şayet kusur erkekte ise kadın da boşanıp evlenme hakkına sahiptir. Ama eşler, durumlarına razı olup sevgilerini, çocuğa tercih ederlerse bu daha iyidir. Şunu iyi bilmek gerekir ki: "Allah, hiç kimseyi, gücünün üstünde bir şeyle yükümlü ve sorumlu tutmaz" (Bakara: 285).

Devamını Oku

Sünnet namazı kılmayan mümin günaha girmez

16 Mayıs 2003

Soru: Zaman zaman aklıma takılan sorular oluyor. Bunlardan birini sizinle paylaşmak istedim. Namazlarımın farz ve sünnetlerini kılıyorum fakat yorgun olduğum zamanlarda yatsı namazımın farzını ve Salat-i Vitr namazını kılıyorum. Sadece farzların kılınmasının yeterli olduğunu biliyorum ancak sünnetleri kılmamamın herhangi bir sakıncası var mı? (Aykut Küçükuysal)Cevap:Sünnet namazlar, Peygamberimizin kendi kendine kıldığı nafile ibadetlerdir. Bunların kılınmasında sevap vardır, kılınmamasında günah yoktur. Sünneti kılmamakla günaha girmiş olmazsınız. Sünneti kılmayanın, Hz. Peygamber'in şefaatinden mahrum kalacağı söylentisi vardır. Bu doğru değildir. Peygamber'i inkâr etmeyen, onun getirdiği dine uyan kimse onun şefaatinden mahrum kalmaz. Farzları kılmak da Peygamber'e inanmanın bir sonucu değil mi? Peygamber'e inanmayan onun tebliğ ettiği dinin ne farzını, ne sünnetini, ne de herhangi bir hükmünü yapar.Hasılı sünneti kılmak daha iyidir. Yorgunluk gibi bir sebeple kılamayan günahkâr olmaz. Zaten Peygamberimiz sünnet namazlarını her zaman kılmazdı ki. Onun çoğu kez kılıp bazen terk ettiği sünnet namazlara müekked sünnet, çoğu kez kılmayıp bazen kıldığı sünnet namazlara da gayri müekked sünnet denilir. Görüldüğü üzere Peygamberimiz, kuvvetli sünnetleri de zaman zaman terk ederdi. Demek ki sünneti bazen kılmamak da sünnettir.Kabe İslam'ın kıblesidirSoru: İslam dininde inanç özgürlüğü vardır. Fakat geçmiş yıllarda Kabe'ye girilerek putların kırılıp yıkılması, o putlara inananların inançlarına bir nevi saygısızlık olmuyor mu?Cevap: İslâm dinide inanç özgürlüğü vardır. Kimse inanç veya din değiştirmeye zorlanamaz. Ancak Kabe İslâm'ın kıblesidir. Müslümanlar oraya yönelerek namaz kılarlar. Şimdi orası putlarla doluyken Müslümanlar Kabe'ye mi yönelsinler? Kabe bir tevhîd yani Allah'ın birliği inancının sembolüdür. Eğer Kabe'nin içinde putların da kalmasına müsaade edilse o zaman İslâm ile şirk birbirine karışır.Ayrıca Hz. Muhammed, tarihte en büyük devrimcidir. İnsanları taşa toprağa, elle yapılan heykellere putlara tapmaktan yüceltip Allah'a kul yapmaya çalışmıştır. Bütün peygamberlerin de çabası budur. Yine bir tevhîd önderi Hz. İbrahim Aleyhisselâm da putçu kralın putlarını kırmamış mıydı? Putçuluk insanı küçültür, buna müsaade edilmez. Ama insan herhangi bir Tanrı Elçisi'nin dinine uymakta serbesttir. Kur'ân, Kitap Ehline, Yahudi, Hıristiyan ve Sabiîlere özgürlük tanımıştır. Kudüs'ü, Mısır'ı fetheden Hz. Ömer oradaki Kitap Ehline din özgürlüğü tanıdığı gibi Sultan Fatih de İstanbul'daki Hıristiyanlara din özgürlüğü tanımıştır.

Devamını Oku

İnsanların cennetteki durumu!

15 Mayıs 2003

Soru: Sayın hocam bir kızı seviyorum. Nasip olursa evlenmek isterim tabii ki. Eğer bu dünyada birbirimize kavuşamazsak ahiret hayatında birlikte olabilecek miyiz?Cevap: Bu genç, Allah'ın bileceği bir şeyi benden soruyor. Eğer sevgiye şehvet karıştırmaz, iffetinizi korursanız, o hal üzere Allah'a gittiğiniz takdirde cennette birleşmeniz umulur. Ahirette ihtiyarlık yoktur. Cennette her insan, gençliğinin doruğunda, en güzel ve güçlü çağında olacaktır. Ayrıntıyı bilemem. Sadece cennetliklerin bulunacağı durumu canlandıran şu ayetleri anımsatmak isterim:Yasin Suresi'nin 55-58'inci ayetlerine göre cennete girenler, bir işte, eğlencededirler. Hiç canları sıkılmaz. Boş değillerdir, işleri vardır ama bu iş yorucu, can sıkıcı değil zevk verici, eğlendiricidir. Yalnız da değillerdir, eşleri de kendileriyle beraberdir. Eşleriyle birlikte gölgeler altında bahçelere konulmuş divanlara, koltuklara yaslanırlar. Önlerinde meyveler, canlarının çektiği her şey vardır. Bunlardan daha üstün olarak da çok merhametli Rab onlara sözle (fi'len) selam verir. Yahut bu durum, Allah'ın dünyada onlara söz verdiği esenliktir.Güzel sohbet bulsunlar"Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşâ etmişiz, 36- Onları bakireler yapmışızdır. Hep yaşıt sevgililer, sağın adamları (eylem tutanakları sağ yanlarından verilmiş olanlar) için!" Vakıa: 35-38'inci ayetlerde, kitapları sağ tarafından verilen iyi insanların cennetteki durumları canlandırılmaktadır. Vakıa 35-37'inci ayetlerde, cennette dünya kadınlarının yeniden bir güzel inşâ edildikleri ve eşleriyle yaşıt dilberler yapıldıkları belirtilmektedir.Bu ifadeden cennet hurilerinin, aslında dünya kadınları olduğu, bunlar ruhsal alemde yeniden yaratılınca öyle güzel vasıflar kazandıkları anlaşılmaktadır. Nitekim oradaki müminler de yeniden yaratılmış insanlardır. Daha doğrusu kadınlar da erkekler de dünyadan ruhsal aleme geçmiş canlardır. Ruhsal aleme geçince hepsi taze, genç delikanlılar ve kızlar olmuşlardır.En güçlü çağları olacak"Biz onları bakireler, yaşıt sevgililer kıldık": Dünyadayken bu kadınlar bakireliklerini yitirmiş, çoğu çocuk yapmış, letafetleri gitmişti. Allah onları yeniden yaratınca bakire, urub (sevgili ve kocasına aşık) ve etrâb (kocasıyla yaşıt) yapar.Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadise göre cennet halkı tüysüz, 33 yaşında, en güçlü çağlarında olacaklardır. Bu ifadelerden müminlere verilecek eşlerin, kendilerine yaşıt olacağı anlaşılmaktadır. Daha doğrusu müminler, ahirette birer genç delikanlı, eşleri de birer huri olur.Hz. Peygamber'in huzuruna bir ihtiyar kadın (ki kendi halasıdır) gelmiş: "Ey Allah'ın Elçisi, Allah'a dua et, beni cennete soksun." Peygamber (s.a.v.), "Cennete ihtiyar kadın girmez ki" demiş. Kadın ağlayarak dönünce Peygamber (s.a.v.), "Ona söyleyin, kadın cennete girerken ihtiyar olmayacak çünkü Allah, 'Biz onları bir güzel inşâ etmişiz, onlan bakireler yapmışızdır' buyuruyor" demiştir.

Devamını Oku

İmanda asla şüphe olmaz

14 Mayıs 2003

Soru: Enfal 2'nci ayeti açıklar mısınız?Cevap: Ayetin anlamı ve açıklaması şöyledir: "Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler. Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) harcarlar. İşte gerçek müminler onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler, bağışlanma ve tükenmez rızık var" (Enfal: 2-4).Bu ayetlerde müminlerin nitelikleri anlatılıyor. Allah anıldığı zaman yürekleri titrer, Allah'ın ayetlerini duyunca imardan artar, Rablerine tevekkül ederler, namazlarını kılarlar, Allah'ın verdiği nzıktan Allah uğruna harcarlar. İşte böyle gerçekten inanmış insanlara Allah, yüksek dereceler ve büyük ödüller verecektir.2'nci ayet, Allah'ın ayetlerinin, onlan okuyan müminlerin imanlarını artıracağını söylüyor. Bazı alimlere göre iman, esasında ne artar, ne eksilir çünkü imanın eksilmesi, imana şüphe girmesi demektir. İmanda şüphe olmaz. Buradaki artma, imanın sıfatına aittir.İmanın kökleşmesi, kalbe yerleşmesi anlamınadır. Allah'ın, "İnanmadın mı?" sorusuna Hz. İbrahim, "Hayır, inandım ama kalbim iyice kuvvet bulsun diye" cevabını vermişti. Demek ki imanın artması, kalpte itmi'nân (huzur ve istikrar) bulması, yerleşmesi anlamınadır. İmam Buhârî, Şafiî ve İbn Hanbel gibi bazı alimler de imanın artip eksileceğini söylerler ve bunu ispatlamak için bazı hadisler zikrederler:Psikolojik bir olgu"İman, yetmiş küsur ya da altmış küsur daldır. Bunların en üstünü, 'lâilâhe illallah: Allah'tan başka tanrı yoktur' sözü, en aşağısı da yolda gelip geçenlere eziyet veren şeyleri gidermektir. Utanma da imanın bir dalıdır".Biz de imanın dereceleri olduğuna kaniyiz. Herkesin inanış gücü bir değildir. Bazı kimseleri Allah sevgisi öylesine sarar ki yürekleri yufkalaşır, Allah'ın ayetlerini duyunca ağlarlar.İmanın artması, hiç şüphe bulaşmayacak bir güce, itmi'nâna erişmesidir. Bu, psikolojik bir olgudur. Bazen insanın elinde olmadan imanına şüphe girebilir. Böyle şüpheler gelip geçicidir, münafıklık değildir. Bazen de insanın imanı, canının her zerreciğini saran bir aşk, bağlılık, derin bir heyecan halini alır. Kelâmcılar ne derlerse desinler, yüce Allah, imanın derin bağlılık ve aşk halini almasını, imanın artması olarak nitelendirmiştir.Rivayete göre Hasan-ı Basrî, "Sen mümin misin?" diye soranlara şöyle cevap vermiş: "İman iki türlüdür. Eğer bana Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inandığımı soruyorsan, evet ben müminim. Fakat bana, 'Müminler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler' ayetinden soruyorsan, ben o müminlerden olup olmadığımı bilmiyorum."

Devamını Oku

Neden camilerde hep yaşlılar var!

13 Mayıs 2003

Soru: Sayın hocam size iki sorum olacak.1- Kelime-i şahadet getiren cennete girer mi?2- Neden camilerde hep yaşlı insanlar namaz kılıyor? Neden gençler çok az? (Sıddık)Cevap: 1- Şahadet kelimesi, Allah'ın birliğine inandığını dille söylemektir. Bunu yürekten söyleyip gereğince hareket eden cennete girer. Peygamberimiz, "Allah'tan başka Tanrı olmadığını söyleyen cennete girer" buyurmuşlardır. Ancak Allah'ın Tanrılığını kabul eden O'na kulluk eder, emirlerini tutup, yasaklarından kaçar. Aksi takdirde bu kelime, sadece ağızdan çıkan bir nefes şekillenmesinden ibaret kalır.Hz. Ebubekir, İslâm'ın bir gereği olan zekât vermeyenlere karşı savaş açmış, kendisine, bu savaş açtığı kimselerin aslında şahadet getirdiklerini ve namaz kıldıklarını söyleyerek itiraz eden Hz. Ömer'e, "Kelime-i şahadet getirmek ancak gerçek manada söylenmelidir.Bunlar gerçekten kelime-i şahadet getirseler, dinin gereği olan zekât vergisinden kaçınmazlar. Zekâtın tek kuruşunu dahi vermedikçe yakalarını bırakmam" demiştir. Sevgili okurum, İslâm, bir tek kuru sözden ibaret değildir. İslâm, dürüstlük, güzel ahlâk ve melek gibi barışık yaşama düzenidir.2- İnsanlar genelde yaşlandıkça ölümden sonrasını daha çok düşünmeye başlarlar. Bu da onları dine yöneltir. Camilere gençlerden çok yaşlıların gelmesi genel bir yargı değildir. Bütün İslâm dünyasında gençlerde daha çok dine yönelim görülmektedir. Camiye gelenler arasında gençlerin oranının, yaşlılara göre daha az olması, gençlerin dindar olmadığı anlamına gelmez. Gençler, yoğun işleri dolayısıyla yaşlılara oranla camiye gitme fırsatı daha az bulabilirler.Bu yüzden vakit namazlarında belki gençlerin sayısı az olabilir ama Cuma namazlarında dikkat ediniz, gençlerin sayısı yaşlılardan fazladır. İşte asıl ölçü böyle toplu namazlardır. Buradaki oran gençlerdeki din eğiliminin derecesini daha iyi gösterir."Allah sizi seçti ve dinde size güçlük yüklemedi!"Soru: Ayakkabımın üstünü meshedip abdest aldıktan sonra oturduğum koltukta namaz kılıyorum. Bu yaptığım caiz midir? (Hüsnü Er)Cevap: Temiz ayakkabının üstü meshedilerek namaz kılınabilir. Ayakta namaz kılmanız için bir engel varsa oturduğunuz yerde namaz kılabilirsiniz. Sandalyede oturuyorsanız belinizi kademeli olarak eğmek suretiyle namaz kılabilirsiniz. İslâm'da güçlük yoktur. Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi" (Hac: 78). "Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez" (Bakara: 185). Namazın özü Allah'ı gönülden anmaktır. "Beni anmak için namaz kıl" (Taha Suresi). Zorunlu hallerde namazın belli formları düşer ama özü olan zikir hiçbir suretle düşmez. Ayakta kılamayan oturarak, oturarak kılamayan yattığı yerde okuyarak, zikrederek namazını kılar.

Devamını Oku

Kurân'da 61 gün oruç tutma diye bir kefaret yok!

12 Mayıs 2003

Soru: Sayın hocam aşağıdaki sorularımı cevaplarsanız sevinirim.1- Niyet edilip bozulan birden fazla orucun her biri için ayrı ayrı kefaret ödenmesi mi gerekir? Yoksa hepsi için bir defada ödenmesi yeterli midir?2- Diş dolgusu bulunan bir kişinin aldığı abdestlerin geçerli olmadığı söyleniyor acaba bu doğru mu?3- Namaz borcu olan bir kişi bu borçlarının yerine şimdi kıldığı namazların sünnetlerini farz olarak niyet edip kılarsa bu borçları ödemiş sayılır mı? (Volkan Dinçsoy)Cevap: 1- Orucun kefareti, onu gününe gün kaza edip Allah'tan özür dilemektir. Kur'ân'da 61 gün oruç tutma şeklinde bir kefaret yoktur.2- Diş dolgusu olanların abdestlerinin geçerli olmadığını söyleyenler, çağın gerisinde kalmış, dinin ruhunu bilmeyen insanlardır. Bu tür fanatik düşünceler dine aykırıdır.3- Namaz borcu diye bir şey olmaz. Namazı kasten terk etmek vardır ki bu, çok büyük günahlardan biridir. Bundan tevbe etmek gerekir. Sünnet yerine kaza kılmak da Peygamberimizin bir sözüne veya Kur'ân'a dayanmaz. İnsanların kendi yorumlarıdır. İnsanların yorumu din olmaz. İstediğin kadar namaz kıl, farzın dışında niyet sözleri önemli değildir. Namaz Allah'a yaklaşma, O'nunla iletişim kurmadır. Bunda niyet, O'na içtenlikle yönelme olmalıdır. Çeşidini, sevabını O değerlendirir.Kendinizi gelistirirseniz geleceğiniz parlak olurSoru: Hocam ben lise öğrencisiyim. İlahiyat Fakültesi'ne gitmek istiyorum. Fakat aklımda birçok soru var. Acaba üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulabilir miyim? Nasıl bir meslek sahibi olabilirim? İş imkânları ne? Bunun için bilgi alabileceğim kimse yok. Size başvurmayı uygun gördüm.Cevap: Evladım, eğer siz İlahiyat'ı çok seviyorsanız, oraya girmek için kendinizi hazırlayınız. İlahiyat Fakültesi'nde kendinizi iyi yetiştirirseniz iş bulma imkânınız vardır. Öğretmen, vaiz, imam, müftü, herhangi bir dairede memur ve popülerseniz milletvekili, bakan olabilirsiniz. Avrupa'da kendinizi gelistirirseniz gelecek daha parlaktır.Ama şunu iyi bilmek gerekir ki insan, ilmi dünyada iş bulmaktan ziyade içini aydınlatmak için tahsil eder. İş, para tali derecede kalır. Allah herkesin rızkını verir.Size ezelde taksim edilen rızıktan fazlası veya eksiği gelmez. Kültür açısından düşünülecek olursa İlahiyat Fakültesi, çok iyi bir fakültedir. Her türlü genel bilgilerle ve özelde de ruhani bilgilerle insanı teçhiz eder. Başarılar dilerim.

Devamını Oku

Abdest ayetinin doğru manası!

11 Mayıs 2003

Soru: Sayın hocam, VATAN gazetesindeki yazılannızı her gün takip etmeye çalışıyorum. Size ne kadar teşekkür etsek azdır. Bizleri bilgilendiriyorsunuz. Ancak beni tereddütte bırakan bir durum var. Şöyle ki: Siz, "abdest alırken Kur'ân'da ayakların meshedileceği yazılı" diyorsunuz. Abdest hakkındaki Maide Suresi 6'ncı ayet, "topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın" diyor. Elimde iki ayrı meal var, her ikisi de, "ayaklar topuğa kadar yıkanır" diyor. Sizin söylediğiniz mesh konusu hangi ayette yazılı. Teşekkürlerim ve saygılarımla. (Nilüfer Göztaş)Cevap: Maide Suresi'nin 6'ncı ayetinde abdest alırken başın ve ayakların yıkanması değil, meshedilmesi emredilmektedir. Maalesef Kur'ân-ı Kerim meallerinin büyük çoğunluğunda abdest ayetinin manası, geleneğe göre çarpıtılmıştır. Ayetin doğru manası şöyledir:"Ey inananlar, namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yıkayınız: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi; meshediniz: başlarınızı ve aşıklara kadar ayaklarınızı. Eğer cünüpseniz tam temizlenin. Hasta, yahut yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, ya da kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz toprağa teyemmüm ediniz; ondan yüzlerinize ve ellerinize sürünüz. Allah size güçlük çıkarmak istemiyor fakat sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz."Vahiyde değişiklik söz konusu olamazSoru: İhlâs Suresi'ni namazlarımızda okuyoruz ancak başlangıçta "kul" demezsek olmaz mı? "De ki" anlamındaki bu kelime yerine direkt Besmele'den sonra "Huvallahu ahad" diyebilir miyiz?Cevap: Hiç kimse ayeti değiştiremez. Ayet, "Kul: söyle" diye başlıyor. Bu insan sözü değil, vahiydir. Vahiyde değişiklik yapmak değil sıradan insanın, Peygamber'in bile yetkisi dahilinde değildir.Siz Mehmet Akif'in bir şiirinden, mesela İstiklal Marşı'ndan bazı kelimeleri atarak okursanız şiirin ahengini bozmaz mısınız? Sevgili kardeşim, bu iddia yeni değil, Kazzafî'nin iddiasıdır. Ama o, sözünü kendisi dahi dinlemedi. Böyle şeylerden kimseye hiçbir hayır gelmez.Size başarı diliyorumSoru: Sayın hocam sizin gibi üstatlar oldukça cahiliyet azalacaktır. Bu nedenle siz ve sizin sınıfınıza girmeye çalışıp da giremeyen üstatlarımız olduğu için önümü aydınlık görüyorum. (Abdurrahim Cudi)Cevap: Sayın Abdurrahim Cudi'ye teşekkür eder, işlerinde başarılar ve yaşamında mutluluklar dilerim.

Devamını Oku