Okurumuz Mustafa Acar, dinimiz hakkında bir araştırma yaptığını bu nedenle bana gönderdiği sorulan cevaplamamı istiyor. Ben de yerimizin el verdiği ölçüde sorularını cevaplıyorum.Soru 1: Kağıtla taharet alınır mı?Cevap: Tuvalette temizlenmek için su şart değildir. Kâğıtla da temizlik yapılır. Fıkıh kitaplarında bu temizliğin adı istincâdır. İstinca, tuvaletini yaptıktan sonra taşla, kesekle, su veya herhangi bir şeyle silinmek, temizlenmek demektir. Suyla temizlenmek şart değildir. O zaman tuvalet kağıtları yoktu. Suyla temizlenmek daha iyidir. Ama kağıtla güzelce silinmek de yeterlidir. Kur'ân'da tuvalet temizliği için su şartı getirilmemiştir. Su, abdest için gereklidir.Soru 2: İçki haram kılınmış mıdır?Cevap: Kitabımızda içki haram kılınmıştır. İçki içmek isteyenler, "Kur'an'da içkinin haram olduğuna dair bir ifade yoktur" gibi bahaneler bulmaya çalışabilirler. Kur'ân uzmanı olmayanlar, bu tür düşünceler ileri sürebilirler. Bu savlar tutarsız, yanlış savlardır. Kur'ân'da yasak olan şeyler sadece "Haram kılındı, haram etti" sözcüğüyle belirtilmez. "Şu işe yaklaşmayınız, şundan kaçınınız ki felah bulaşınız" ve benzeri, bir işten uzak durmayı bildiren söylemler hem haram hem de haram bildiren sözcüklerden daha güçlü bir yasak bildirmektedir. Mesela, "Zinaya yaklaşmayınız" ifadesi, zina eylemini kesinlikle yasaklamaktadır. "Haksız olarak cana kıymayınız" ifadesi de kesin yasak bildirir. Haksız olarak cana kıymak, adam öldürmek, zina etmek kesinlikle yasaktır.Açıkca vurgulanıyorİçkiye gelince Kur'ân, Maide Suresi'nin 90'ıncı ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Ey inananlar; şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz." Bu ayette, içki ve kumardan kaçınılması, felaha ermenin şarti kılınmıştır. Ayrıca içkinin haram olduğu, "Haram" sözcüğüyle de pekiştirilmiştir. Araf Suresi'nin 33'üncü ayetinde, "De ki: Rabbim fuhuşları, gerek açığını, gerek kapalısını, ismi (günahı) ve haksız yere saldırmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemenizi kesinlikle haram etmiştir" buyurmaktadır. Bu ayette Allah'ın, ismi haram kıldığı vurgulanmaktadır. Bakara Suresi'nin 139'uncu ayetinde içki ve kumar hakkındaki soruya yanıt olarak, "O ikisinde büyük ism (günah) ve insanlara bazı yararlar vardır. Fakat onların ismi (günahı) yararından büyüktür" buyurulmaktadır. Bir önce yazdığımız ayette, ismin haram olduğu belirtilmişti. Bu ayette de içki ve kumarda büyük ism olduğu vurgulanmaktadır. Madem ki bunlarda büyük ism vardır, öyle ise bunlar haramdır. Çünkü Allah ismi haram kılmıştır. Böylece içki ve kumarın haram olduğu, açıkça haram sözcüğüyle de vurgulanmıştır. (DEVAM EDECEK)
Soru: Sayın Süleyman Ateş, VATAN gazetesindeki yazılarınızı sürekli okuyorum.Yazdıklarınızdan çok istifade ediyorum. Size sağlık ve afiyetler dilerim. Sayın hocam, bir Kur'ân mütercimi hakkında bilgi almak istiyorum. Elimdeki Kur'ân-ı Kerim iyi durumda fakat ne zaman ve nerede basıldığını bilmiyorum. Mütercimi Cemil Sameyd (Samed). Tercüme, eski yazıyla yazılmış olmasına rağmen Arapça kelimeler adeta hiç yok ve sade bir Türkçe kullanılmış. Bu muhterem zat hakkında nasıl bilgi edinebilirim? (Dündar Renda / İstanbul)Cevap: Hakkımızdaki iltifatkâr sözleriniz için teşekkür ederim. Mümin, müminin aynasıdır. Siz kendi hüsni zannınızı bizde görmüşsünüz. Maalesef bu Kur'ân mütercimi hakkında bilgi sahibi değilim. Ama bu konuda bilgilenmek zor bir şey değildir. Üsküdar Bağlarbaşı'nda İSAM (İslâm Araştırmalar Merkezi) var. Gerekli bilgi onlarda mevcuttur.Örtülerini üstlerine salsınlarSoru: Kur'an'da kadın örtünmesiyle ilgili ayetlerin mealleri nasıldır? (Salih Dalma)Cevap: Örtünmeyle ilgili ayetlerin mealleri şöyledir: "Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar, onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Ahzâb: 59). "İnanan kadınlara da söyle: Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç." (Nur: 32).İslam'da medyumluk yokturSoru: İslam'da medyumluk var mıdır?Cevap: İslam dininde medyumluk diye bir şey yoktur. Allah ile kul arasında aracı olan Allah Elçisi'dir. Başka aracı yoktur. Medyumlardan haber alınmaz ve öyle şeylere de bel bağlanmaz. Medyumluk iddiasında bulunanlar, kendi düşüncelerini sergilerler. Onların iddiaları başkalarını bağlamaz. Ve onlar asla din uzmanı olarak görülmemelidir.Duyarlılığınıza teşekkürler!Geçenlerde yazdığım kaçak elektrikle ilgili yazım üzerine bir mektup aldım. Aynen aktarıyorum: "Sayın hocam, en içten saygılarımı sunarım. Kaçak elektrikle ilgili yazınızı okudum. Duyarlılığınıza gerçekten çok teşekkür ederim. Ben, Başkent Elektrik'te çalışıyorum. Vatandaş olarak bu konuda çevremdekilere duyarlı olmaları için telkinde bulunuyorum. Sizin de açıkça belirttiğiniz gibi kaçak elektrik kullanımı, açıkça hırsızlıktır. Çağdaş hukuk sisteminde cezası, İslam'a göre de haram olması nedeniyle insanların buna kesinlikle yeltenmemesi gerekir. Bu tür davranışların hiç bir mazereti olamaz."
Soru: Sayın Ateş, fahişeliğin iki anlamını (zina ve edepsizliği) kadına göre açıklıyorsunuz. İslam'da erkeğin zinası ve edepsizliğiyle ilgili yaptırım yoktur, olanlar da sizlerin zorlama yorumlarınızla ihdas edilmiştir. Karısından mutlaka ayrılmaya karar veren kişinin, karısını perişan edip sokağa atmasının doğru olmadığını anlatıyorsunuz. Elbette doğru değil ama kadının ayrılmaya karar verme hakkı var mı?İslam'da kadın, kocası istemedikçe ondan kolay kolay ayrılamaz ama koca "boşsun" demekle ayrılabilir. Onu perişan edip sokağa atabilir ama kadın, ne kadar ahlâksızlık ve zulmetse de kocayı sokağa atamaz. Bütün bunları erkeğe göre açıklayıp, genelde kadınların haklannın İslam'da eşit olduğundan dem vurabiliyorsunuz. Dilerim artık bunları kadınlar sorgulasın ve anlasınlar. (Nuri Doğan)Cevap: Şu mantığa bakınız: "Fahişeliğin iki anlamını (zina ve edepsizliği) kadına göre açıklıyorsunuz. Böyle açıklamak zorundasınız. Zira İslam'da erkeğin zinası ve edepsizliğiyle ilgili yaptırım yoktur. Olanlar da sizlerin zorlama yorumlarınızla ihdas edilmiştir."Bu mektubu yazana göre Kur'ân'da kadın-erkek eşitliği yoktur. Zira Kur'ân'da fuhuş yapan kadına ceza belirtilmişken erkeğe böyle bir ceza belirtilmemiş ancak din uzmanlarının yorumuyla bu ceza konmuştur.Okuyalım zina cezasını belirten ayeti:Ayet, gayet açık ve net!"Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz sopa vurun. Allah'a ve ahiret gününe inananlarsanız Allah'ın cezasını uygulamada sizi, onlara karşı acıma duygusu tut(up engellemesin)masın. Müminlerden bir grup da onlara yapılan azaba şahit olsun." (Nur: 2).Ayet, gayet açık değil mi? Kendini allâme gören mektup sahibi diyor ki: "Karısından mutlaka ayrılmaya karar veren kişinin, karısını perişan edip sokağa atmasının doğru olmadığını anlatıyorsunuz. Elbette doğru değil ama kadının ayrılmaya karar verme hakkı var mı? İslam'da kadın, kocası istemedikçe ondan kolay kolay ayrılamaz ama koca 'boşsun' demekle ayrılabilir..."Mektup sahibinin ifadesinde önyargı var. İslâm'ın kadına getirdiği hakları, 15 asır önce kadınlar hayal bile edemezlerdi. İslâm'da erkeğin kadına zulmetme hakkı yoktur. Kur'ân'ın bu konudaki ayetlerini yazdım. Buna rağmen karısına kötülük yapan olursa kadın mahkemede dava açabilir ve hakim bu eşlerin boşamasına karar verebilir.Biz sorunu erkeğe veya kadına göre açıklamıyoruz, Kur'ân ne diyorsa bu sütuna onları yansıtıyoruz. Sizin amacınız nedir, bilemem. Kadınları tek dayanakları olan inançtan, dinden soğutmak ise bunu yapabileceğinizi sanmıyorum. Yüce Allah, "Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz" buyurmaktadır. Siz de bir gün taşlamaya çalıştığınız dininize muhtaç olacaksınız.
Soru: İsra Suresi 16'ncı ayette "Biz bir ülkeyi / medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşılarına emirler yöneltiriz / onları yöneticiler yapanz da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke / medeniyet aleyhine hüküm hak olur, biz de onun altını üstüne getiririz" diyor. Acaba ülkemizdeki kötü yönetimler ve yöneticiler bizim için ceza olabilir mi? (Önder Özer)Cevap: Elbette ülke halkı kötü insanlan seçerse onların kötü yönetimi bir cezadır. Bu cezayı kendi kendilerine vermişlerdir. Gelelim yazdığınız ayetin açıklamasına: "Biz bir kenti helak etmek istediğimiz zaman onun varlıklılarına emrederiz, orada kötü işler yaparlar, böylece o ülkeye (azap) karar(ı) gerekli olur, biz de orayı darmadağın ederiz" (İsra: 16). Bu ayette yüce Allah'ın bir kenti helak etmek dilediği zaman, ileri gelen zengin, nimetle ve servetle şımarmış takımlarının fısk etmelerini emredeceği, onlar yoldan çıkınca da azabı hak ettikleri için o ülkeyi yıkıp harap edeceği bildirilmektedir. Allah'ın bir yasasını haber vermekte olan bu ayetin anlamı şudur: Allah, bir ülkeyi suçsuz yere cezalandırmaz. Allah'ın cezalandıracağı ülke, ileri gelen zengin, hakim, yönetici kesiminin yoldan çıktığı, azgınlık ve taşkınlık yaptığı ülkedir. Zengin şımarıklar, yöneticiler fısk ve fücura dalmak isteyince Allah onlara istediklerini yapma gücü verir. Allah'ın buyruğu, yani Allah'ın yasalarıyla bu varlıklı, yönetici takım fısk, fücur, haksızlıklar yaparak azarlar, adaletten ayrılırlar. Fakat yaptıkları bu işler yavaş yavaş o ülkenin gerilemesine, yıkımına sebep olur. Çünkü zulüm, isyan ülkede karışıklıklara yol açar. Adalet, iyilik ise toplumu mutlu, toplumsal hayatı düzenli, dengeli kılar. Burada emir, yöneltmek veya çoğaltmak anlamındadır. Yani helak etmek istediğimiz ülkenin varlıklılarını yöneltiriz veya çoğaltırız demektir. Aslında bu ve benzeri ayetler, insanların psikolojik durumlarını ve bu durumların, ilâhî yasalara göre oluştuğunu anlatmaktadır. İnsanların kötülük istemeleri ve buna alışmaları, içlerinde kötülüğe karşı büyük bir eğilim doğurur ki bu hal, Allah'ın yasasından başka bir şey değildir. İnsanın içinde oluşan bu yasa, Allah'ın emri olarak ifade edilmiştir. Çünkü her şey O'nün yasası çerçevesinde olur.Kimse din hükmü koyamazSoru: Hocam, bir yazınızda saç boyasının ve ojenin abdestle gusule mani olmadığını belirtmişsiniz. Bu, dini kaynaklar göre yanlış bir bilgi değil midir? (Mehmet Ali Aslan)Cevap: Hiç kimse kendi kendine din hükmü koyamaz. Yazdıklarım hangi ayete aykırıdır da yanlış olduğunu söylüyosunuz. Kur'ân'da, "Allah size kolaylık ister, çetinlik istemez" buyurulmaktadır. Sizin düşünceniz dini zorlaştırmak değil mi? İnsanların düşünceleri din değildir. Din, vahiyle konulan emir ve yasaklardır.
Soru: Hocam, ben Eskişehir'de öğrenciyim. Bilimle ilgilenmeyi çok seven, özellikle dil konusunda titiz bir insanım. Vakit buldukça okumaya çalışıyorum. Geçen gün, Yaşar Nuri Öztürk'ün anadilde ibadet hakkındaki kitabı elime geçti. Sizin için kitapta ilk önce anadilde ibadeti savunduğunuz daha sonra tam tersini istediğiniz yazıyor. Bu doğru mu?Cevap: Yaşar Nuri hocanın hakkımdaki iddiası doğru değildir. Bundan on beş yıl önce neyi söylediysem şimdi de onu söylüyorum, önceki söylediklerime ters bir şey söylemiyorum. Bir şeyin veya düşüncenin yanlışlığını anlarsam elbette hatadan dönerim. Hatadan dönmek fazilettir. Ama ben önce Türkçe ibadeti savunuyormuşum, sonra bunun tersini istemeye başlamışım. Böyle bir şey yok. Ben Arapça'yı bilenlerin Arapça orijinalinden Kur'ân okuyup namaz kılacaklarını, bilmeyenlerin ve ileri yaşlan dolayısıyla öğrenemeyecek olanların da kendi dilleriyle Kur'ân meali okuyup namaz kılabileceklerini söylemiştim. Yine de öyle söylüyorum. Esas olan Arapça orijinal diliyle namaz kılmaktır. Ama hiç bilmeyen ve dili dönmeyen insanlar, Türkçe mealinden de okuyup namaz kılabilirler.Bu, elbette cemaat namazlan için değil, bireysel namazlar içindir. Vaktiyle kitaplarımızdan hayli yararlanmış olduğunu belirten sayın Yaşar Nuri Öztürk, şimdilerde kitaplarında aleyhimize sözler söylüyormuş. Ben şimdiye dek onun herhangi bir kitabını okumadığım için hakkımda neler yazmış olduğunu bilmiyorum. Ama insanların orijinal fikir üretecekleri yerde birbirlerini kınamalarını ilmin vakarına aykırı bulurum, ona da yakıştırmam. Hepimizin amacı yüce dinimize hizmet; sözlerimizin amacı insanların beğenisini değil, Allah'ın beğenisini kazanmak olmalıdır. Çünkü yerin altı da vardır.Hurafelerden uzak durunSoru: VATAN gazetesindeki yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum. Bu yazılar gerçekten hem eğitici hem de bilgilendirici. Sizden bazı dini konular hakkında bilgi almak istiyorum. 4444 kere okunan Salat-ı Cevriyye duasının anlamını ve önemini açıklar mısınız? Ayrıca kaza namazı kılmaya başlarken nasıl niyet etmeliyim? (Yasemin Erbaş)Cevap: Sevgili Yasemin hanım, ben ne Salat-ı Cevriyye diye bir şey biliyorum, ne de herhangi bir duanın 4444 kere okunacağı hakkında bir ayet veya hadis biliyorum. Böyle bir ayet ve hadis olmayınca bu Salat-ı Cevriyye de, bu 4444 rakamı da koskoca bir yalandır. Böyle hurafelerden uzak durmak gerekir. Kaza namazı kılmaya başlarken sadece içinizden hangi namazı kıldığınızı geçireceksiniz. Dışarıdan birisi size, "Ne yapıyorsun?" diye sorarsa ona cevap verirken, "Öğle namazını veya ikindi namazını kaza ediyorum" seklinde bir bilince sahip olmalısınız, işte niyet budur. Bunun başka formu sünnet değildir.
Soru: Sayın Süleyman Ateş, Kur'ân'ın bir çok yerinde geçen, "Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu?" hükmü gereği insanların eşit değerde olmadığı, bilgililerin daha üstün olduğu anlamı çıkıyor. Buradaki bilgiden kasıt nedir? Ansiklopedik bilgiyle mücehhez olmak yeterli midir?Nice malumatfuruş kişiler var ki, onlarla ne konuşmak mümkün, ne de dert anlatmak. Kasıt herhalde o değil. Peki o zaman kıstas ne olacak? Peki kıstası bulduk diyelim, değerlendirmeyi kim yapacak? Rütbe ne olacak? Bu konuyu biraz açar mısınız?Bir de İslam aleminin kullandığı Ay takviminin Allah'ın emri olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Ay takvimi çok zahmetli bir yaşam yaratıyor. Zahmeti doğuran husus Ramazan orucudur. Güneş takvimi kullanıyor olsaydık ve Ramazan ayını da mart veya eylüle denk getirseydik (takvimler itibari şeyler olduğuna göre hiçbir mahzuru yoktur) o zaman dünya küresinin her yerinde (kutuplar dahil) gündüz ve gece süreleri aynı olduğundan hiçbir sıkıntı doğmayacaktı. (Çetin Kotevoğlu)Cevap: Kur'ân'ın kastettiği bilgi, insanı Allah'a götüren derin bilgidir. Evreni, yaratılışı düşünen, bu akıl ermez inceliklerin kendiliğinden olamayacağını anlar ve bunlan yaratana hayran olur. Kur'ân şöyle diyor: "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârlan ve yerle gök arasında emre hazır bekleyen bulutlan evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır" (Bakara: 164).Sağduyu sahipleri için..."Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sahipleri için ibretler vardır. Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru." (Bakara: 190-191).Birinci sorun iyiydi ama ikinci sorun karıştıcı. Din öyle bireylerin düşüncelerine göre şekillenmez. Vahiyle belirlenir. Kur'ân, Ay takviminin kullanıldığı bir ortamda gelmiş ve Peygamberimiz de Ramazan'ı, dini günleri yılı devreden Ay takvimine göre uygulamıştır. Yalnız İslâmda değil, Yahudilikte ve Hristiyanlıkta da dini günler Ay takvimine göredir.Bunun bir hikmeti de her yıl Ramazan takriben 11 gün öne geldiğinden, bütün senede oruç ayının yaşanmasıdır. Kur'ân da, "Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah'ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram(ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve (Allah'a) ortak koşanlar nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın ve bilin ki Allah korunanlarla beraberdir" ayetiyle Ay takvimine göre haram aylarını belirlemiştir (Tevbe: 36).
CEVAP: Dünkü yazımda okuyucum Sayın Celal Güner'in "Seleme" olayı ile ilgili sorusunu vermiştim. Bugün Celal beye cevap veriyorum. Olayın kahramanı olarak anlatılan kişi Seleme değil, Sa'lebe'dir. Bu kişinin karısıyla birlikte tek bir giysilerinin olduğu, birisi o giysiyle namazını kıldıktan sonra çıkarıp ötekine verdiği, kendisinin yatağa girdiği, ötekinin de bitirip eşine verdiği böyle tek elbiseyi nöbetleşe giyip namaz kıldıkları olayı koskoca kuyruklu bir yalandır. Hiç öyle şey olur mu? Kadın ev işini yapabilmek için kocasının soyunmasını mı bekliyordu? Yoksa bunların ömrü hep yatakta mı geçiyordu? Bu ne mantıktır, nasıl bir yalandır. Allah bu yalanı anlatanları ıslah etsin, onlara akıl ve izan versin. Güya Sa'lebe, Hz. Peygamber'den zengin olması için dua istemiş. Peygamber dua ettikten sonra Sa'lebe'nin aldığı bir tek dişi koyun o kadar üremiş ki Medine'ye sığmamış. Daha sonra zekât ayeti inince Peygamber'in tahsildarı, Sa'lebe'den sürülerinin zekâtını isteyince Sa'lebe, "Bu haraçtır" demiş ve vermek istememiş. Sonra pişman olup zekâtını getirmiş ama Hz. Peygamber almamış. Daha sonra Ebubekir de Ömer de onun zekâtını kabul etmemişler. Sa'lebe, Osman zamanında ölmüş. Yahu zekât, hicretin ikinci yılında farz kılınmıştı. Peygamber eğer Sa'lebe'ye dua etmişse, en erken Hicret'in birinci yılında dua etmiştir. Peki bir yıl içinde bir tek koyundan, Medine'ye sığmayacak kadar koyun ürer mi?Keyfi hareket olmazAyrıca zekât, devlete verilen bir vergiydi. Vergi, şahısların keyfine bırakılmaz. Vergisini vermeyenden zorla alınır. Bu adam eğer vergisini vermemişse Peygamber onu keyfi hareketine bırakır mı? O aynı zamanda devlet başkanıdır. Yasaları uygulamakla yükümlüdür. Zekât vergisini vermeyenden zorla zekât alınır. Yasaya uymayana ceza uygulanır. Aksi takdirde anarşi olur. Nitekim Hz. Ebubekir, zekâtlarını vermeyen kabilelere karşı savaş açıp zorla zekâtlarını almıştır. Böyleyken zekât vergisini nasıl bu adamın keyfine bırakır? Ne Peygamber, ne Ebubekir ne de Ömer bunu yaparlar. Bu Sa'lebe olayı kuyruklu bir yalandır. Güya bununla Peygamber duasının bereketi, sabırla geçirilen fakirlik durumunun, şükrü eda edilmeyen zenginlik durumundan daha hayırlı olduğu mesajı verilmek istenmiştir. Ama temeli doğruluk olan din, yalan üzerine bina edilemez. Vahşi meselesine gelince, Hz. Peygamber onu öldürtebilirdi ama öldürtmemiş, atfetmiştir. Fakat, "Bana görünme" demiş olması muhtemeldir. Zaten âlemlere rahmet olması dolayısıyla onu öldürtmemiştir. Onun Müslümanlığı ise kurtuluş için başka çare kalmadığındandır. Hz. Peygamber, herhalde amcasını arkadan hunharca vurmuş olan birine sempati duyacak değildi. Ben bile o isimden hâlâ nefret ederim.
Soru: Sayın Süleyman Ateş, VATAN Gazetesi'ndeki yazılarınızı takip etmeye gayret ediyorum. Eminim ki birçok kişi bilgilerinizden faydalanmaktadır. Bundan hiç kuşkum yok. Ben, defalarca dinlediğim bir olayı burada dile getireceğim. Hadise şu:Seleme, fakir bir sahabedir. Sabah namazına en erken o gelip en erken o gitmektedir. Sebebi sorulduğunda, karısıyla beraber bir elbiseleri bulunduğunu, eve çabuk giderek elbiseyi namaz kılabilmesi için karısına vereceğini söyler.Seleme, Peygamber Efendimiz'den kendisine mal mülk vermesi için dua etmesini ister. Efendimiz, şimdiki durumunun kendisi için daha hayırlı olduğuna ikna etme çabası yeterli olmayınca Allah'a dua eder ve Seleme gerçekten zengin olur. Ancak bu zenginlik Seleme'yi o kadar çok değiştirir ki camiye bile gelmez olur. Efendimiz bu durumdan kaygılanmaktadır.En çok da kendisine gönderdiği zekât memurlarının ellerinin boş dönmesine üzülür. "Şeytan, sizi hayır etmede fakirlikle korkutur" ayetinde olduğu gibi Seleme şeytanın tuzağına düşer.Ancak bir müddet sonra Seleme iradesine kavuşur, hatasını anlayarak Efendimiz'e gelir (herhalde), "Ey Allah Resulü, ben bir hata ettim tam batağa gömülürken son anda hamdolsun Allah elimden tuttu kurtardı. Zekâtımı getirdim. Affedin ve lütfen kabul buyurun" der.Borçtan kurtulmuş mu?İşte sayın hocam mesele burada başlıyor. Allah Resulü bu hadiseye göre kapısına gelen bu insanı reddediyor, zekâtı kabul etmiyor. Allah'ın bütün üstün sıfatlarını verdiğini kabul ettiğimiz Peygamberimiz eğer böyle davranmışsa, bizim anlayamadığımız bir hikmet var deyip kabulleniriz. Ama nerede kaldı hoşgörü, nerede kaldı merhamet, nerede kaldı affedicilik?Bu olay ne kadar doğrudur? İnsanlara ne anlatılmak istenmektedir? Peygamberimizin vefatından sonra Seleme, zekâtı Hz. Ömer'e vermek ister. O da, "Allah Resulü'nün kabul etmediğini ben de kabul etmem" der ve Seleme'yi reddeder. Seleme, zekâtını başkalarına verip borçtan kurtulmuş mudur? Yoksa başka imkân bulamayıp Allah huzuruna borçlu mu gitmiştir?Sayın hocam, Peygamber efendimize atfedilen bir hadise daha var. O hadise ise şudur: Efendimiz'in, amcası Hz. Hamza'yı şehit eden vahşiye, "Seni gördükçe Hamza'yı hatırlıyorum. Bana görünme" demiş. Peygamberimizin söylediği bu söz doğru mudur? Beni bu konularda aydınlatmanızı rica ediyorum. Şimdiden teşekkürlerimi iletiyorum. (Celal Güneri)* Bu okuyucumun sorusunu yarınki yazımda cevaplayacağım