Kitap önerileri: Şiirle anlatılan kent: Harput

11 Haziran 2003

Emekli başmüşavir, Elazığ eski Belediye Başkanı Sayın Orhan Gökçe, yayınladığı Şiirlerle Harput adlı manzum eserinde, şimdiki adıyla Elazığ, eski adıyla Harput'un iz bırakmış âlimlerini, şairlerini ünlü tarikat şeyhlerini, türbelerini, kendine özgü güzel üslubuyla anlatmaktadır. İki ciltten oluşan eserin 2000 yılında basılmış birinci cildi 216 sayfadan oluşmaktadır. Biyografilerini anlattığı bilginler arasında benim hocalarım da vardır. Orhan Bey kitabını takdim ederken, "Bu kitapta tüm Harput evliyaları, müderris ve müftülerin belirgin olanlarını, Harput'ta belli başlı mutasavvıf ve türbelerin tanıtımıyla şehit türbeleri ve Harput'la ilgili genel konularda şiirler okuyacaksınız" demektedir. Savcılıktan avukatlığa, sonra Elazığ İmam Hatip Okulu öğretmenliğine geçen, en sonunda Beyoğlu Müftülüğü'nden emekli olan merhum hocam Ömer Naîmî Efendigil'in dedesi Abdulhamîd Efendi'yi şöyle tanıtmaktadır:Hafız Abdulhamîd Hamdi Efendi Harput'ta doğup da ilim öğrendi Hocası da Nazmı Müftü Efendi İsmiyle medâr-ı iftihar dendi.Hafız Kemâlzâde Haa Tevfîkler Seyfî Efendiler, Alhanzâde'ler Medresede türlü dersler verdiler On üç eser, bir de dîvân yazdılar.Bu münasebetle ben de bir anımı anlatmak isterim: Abdulhamîd Efendi'nin torunu Ömer Naîmî Efendigil, benim hocamdır. O zamanki medrese usulüyle okuyup icazet almış olan bu değerli insan, Cumhuriyetten sonra Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirip uzun zaman savcılık yaptıktan sonra Elazığ'da avukatlık yapardı. Sonra imam hatibe öğretmen olup Arapça ve din dersleri okuttu. Ben okul derslerinden ayrı olarak evine de gider, özel dersler alırdım. İşte Ömer Naîmî Efendigil, henüz 3-4 yaşlarında bir çocukken babası onu tanıtacak iki dize yazmış:Ömer namım, Naîmî mahlasımdır Kemaleddîn babam Hacı amimdir (amcamdır).Çocuk Naîmî, dedesi Abdulhamîd Efendi'nin yanına varıp ezberlemiş olduğu bu dizeleri okuyunca çok keyif alan Abdulhamîd Efendi, "Ya, öyle mi? O zaman söyle" der:Dahî Abdulhamîd Hamdı dedemdir, Huda beş, mâsivâ cümle ademdir. (S. Ateş)Hocam Muharrem Hilmî Efendi'yi de şöyle tanıtmaktadır:Sanlı'da doğmuş Sipahigil'den Gurbet Mezraa'ya göçmüş eskiden Ona müjde Ahmet Zeyneddin'den Hu çekerdi çocuk olduğu günden. Hicaz'da Makam'a girenlerdendir Bu mutluluğa az erenlerdendir O makama şiir verenlerdendir Gül bahçesinde gül derenlerdendir.Tasavvuf-Ferâiz-Vaaz eseri Paha biçilmez eşsiz beheri Kadirî usulde çoktur değeri Bazen de Nakşı risaleleri.İsteme adresi: Nailbey Mahallesi Yenice Sokak No: 14/B ELAZIĞ

Devamını Oku

Kitap önerileri: Şiirler, gerçek hayatı anlatıyor

10 Haziran 2003

Bugün size iki ayrı kitabı daha tanıtmaya çalışacağım. Ancak dün de sizlere duyurduğum gibi bana gelen tüm kitapları tek tek okuyup değerlendirmem, zaman açısından mümkün değil. Okuyup yorumladıklarımı sizlere tavsiye etmeye çalışacağım.Cemal Özgen kardeşimiz Hayatın Gerçekleri adını verdiği kitapta şiirlerini bir araya getirmiş. Kitapta Yalancı Dünya, Uçan Ömür, Tanrının Nimetleri, Kader, İmanın Şartları, Abdest, Namaz, Zekât, Kur'ân, Kelime-i Şahadet, Bahtı Karalar, Vurdumduymaz, Münâcât başlıklı şiirler yer almaktadır. Şair Cemal Özgen kardeşimiz, Kibir ve Övünme adlı manzumesinde bakın ne diyor:İnsanları hor görüp sakın yüzün çevirme Kendi azametinle hiçbir zaman övünme Yoksul, kimsesizlerin haline sakın gülme Allah bunları sevmez, sakın aklından silme. Herkese dostluk göster, hiç kötü söz söyleme Güzel ve doğru konuş, kimseyi asla üzme Biri selâm verirse, selâmını hoşça al Bütün yaptıkların, olacak sana helâl.Kitabın şiir yönü pek güçlü sayılmasa da samimiyetle gerçeklerin anlatılmış olması, kitabı tavsiyeye değer kılmaktadır.Hayatın Gerçekleri adlı eseri temin etmek isteyenler (0216) 265 10 26 nolu telefondan bilgi alabilirler.Antalya Tarihi'ni okumalısınız...Sayın Cahit Akıncıoğlu'nun yazdığı iki ciltlik Antalya Tarihi okunmaya değer bir kitaptır. Yazarımız sekiz bölüme ayırdığı birinci cildinde Antalya'nın genel tarihini, denizcilik tarihini inceledikten sonra Antalya'da yetişen âlimlerden söz etmekte, Antalya'nın kurtuluşunu, kurtuluş kahramanlarını, Antalya garnizonuyla askeri birlikleri anlatmakta, Antalya'dan çıkmış devlet adamlarında söz etmektedir. İkinci ciltte de Antalya "Solimkent" tarihinden, Antalya'nın mitolojiyle ilgisinden, atlı kültürden, benzeri konulardan ve kişisel öykülerden söz etmektedir. Böylesine değerli konuların yer aldığı bu kitabı okumalısınız.İsteme adresi: Konyaaltı Caddesi Ş. Göksoy Apt. No: 40-49 ANTALYATel: (0242) 241 26 30Aynı yazarın İlk Denizciler Türkler ve İslam'da Deniz ve İç Barış İçin Hizmet Yolu adlı eserlerinin okunmasında da yarar olduğunu sizlere iletmeliyim...* Kitap tavsiyelerine yarınki yazımda da devam edeceğim.

Devamını Oku

Ulaş Belediye Başkanı'nı kutluyorum!

9 Haziran 2003

28 Mayıs günü sabah haberlerinde Sivas'ın Ulaş Kazası Belediye Başkanı'nın önerisiyle Belediye Meclisi'nin, Sünnî - Alevî mezarlıkları arasındaki duvarın kaldırılmasına karar verip bu mezarlıkları birleştirdiklerini dinledim. Gerçekten çok sevindim, insanları dünyada bölmemiz yetmiyormuş gibi ölümden sonra da bölmüşüz. Mezarlıkların ayrılmasının ne anlamı var? Kabre konulan cesettir, ruh kabre girmez. Önce Allah'ın huzurunda hesabını verir sonra ya iyi ruhlar arasına katılıp cennet gibi bir ruhani zevk âleminde yasar, ya da günahlarla kirlenmiş ise temizlenmesi için bazı azap aşamalarından geçirilir. Hiç kimsenin nereye gideceğini Allah'tan başka kimse bilemez. Ruh eğer günahkâr ise cesedi nereye gömülürse gömülsün, onu değerlendirecek olan ruhaniler şaşırmazlar. Her ruh cennetini veya azabını beraberinde götürür. Cehennemin ateşi odundan, kömürden değil, insanların kendilerinden oluşur. Kur'ân, cehennemin yakıtının insanlardan oluştuğunu bildirmektedir. Şairin dediği gibi: "Cehennem dediğin dal odun yoktur, İnsan ateşini bile götürür." Niçin Sünni mezarlığı, Alevi mezarlığı diye ayırım yapmışız? Allah'ın vereceği hükmü biz vermişiz. Bölünmeyi ölümden sonrasına kadar uzatmışız. Bunlar, insanlan dost yapmak amacını güden İslâm'a aykındır. Artik bölünmeleri geride bırakıp birleşelim, "Gelin canlar bir olalım!" Birlik yönünde güzel bir adım atmış olan Ulaş Belediye Başkanı'nı ve meclis üyelerini tekrar gönülden kutluyorum.Kitap önerileriKopyalamanın dini ve ahlâki boyutu...Okuyuculardan bana bazı kitaplar geliyor. Bunların hepsini tanıtmam mümkün değil. Çünkü bizim asıl görevimiz dini konularda halkı aydınlatmak, gerçek İslâm'ı anlatmaktır. İncelemediğim veya inceleyip de katılmadığım kitabı tanıtmak da prensiplerime uymaz. Burada bazı kitaplara tavsiye mahiyetinde işaretler yapmak istiyorum.Bilim adına büyük bir gelişme olan genetik kopyalamanın toplumsal, ahlâki ve dini boyutu da vardır. Doç. Dr. Hidayet Aydar'ın bu çerçevede araştırıp yayına hazırladığı "Kopyalama ve Kur'an" adlı kitap, kopyalamanın Kur'ân açısından değerlendirmesini ele alan kapsamlı bir eserdir. Kitapta genetik şifrenin çözümü ve kopyalama alanında meydana gelen gelişmeler, Kur'ân-ı Kerim'in verilerine göre değerlendirilmektedirİsteme adresi: Klodfarer Cad. Nüzhetbey Apt. No: 18/2 Çemberlitaş - İSTANBULTel: 0212 638 18 51 - 638 23 58* Kitap tavsiyelerine yarın da devam edeceğim.

Devamını Oku

Yüzü kapatmak şart değildir (3) Örtünme dışı tutulan yerler

8 Haziran 2003

Zînet, süs demektir. Kadınların taktıkları altın, gümüş gibi süs eşyasına zînet denmekle beraber kadının cazip yerlerine de zînet denebilir. Tefsirlere göre ayette 'zînet'le takılan süs eşyasından çok, bu eşyanın takıldığı zînet yerleri kastedilmiştir. Çünkü zînetin gösterilmesi haram olmakla zînetin takıldığı yerin gösterilmesi de haram olur. Vücudun adeten görünen yerleri dışındaki yerlerin gösterilmesi yasaklanmıştır. Bu adeten görünen yerler, yüz ve eller olarak tefsir edilir.Şayet zînetle giyilen elbise, yapılan süs, takılan süs eşyası kastedilmiş ise kendiliğinden görünen zînetler bunun dışında tutulmuştur. Tefsirlere göre bunlar, sürme, kına, yüzük, bilezik gibi şeylerdir. Gizlenmesi gereken zînet eşyası da halhal, küpe, bilezik ve üstü örtülmesi emredilen göğüs yırtmacı altındaki yerlerdir. Bunun dışındakiler ise namazda açılması ve yabancılara gösterilmesi mubah olan yerlerdir.Humur, kadınların baş örtülerine denir. Ayette geçen cüyûb ise ceyb'in çoğuludur. Ceyb, gömleğin göğüs yırtmacına denir ki normal olarak bunun arkasından ten görünür. Aynı ayetteki, "illâ mâ zahara minhâ:" "Ondan, kendi kendine görünen hariç" kaydıyla açığa çıkan, kendiliğinden görünen zînet eşyası veya zînet yerleri örtünme dışı tutulmuştur. İbn Abbâs, bu cümleyle yüz ve iki avucun ve yüzüğün kastedildiğini söylemiştir.Peçe içine soktularYüz ve el haram olsaydı, namazda örtülmesi emredilirdi. Namazda yüzü ve elleri örtmek gerekmez. İhramda yüzü örtmek ise haramdır. Hac zamanında herkesin yanında açılması gerekli olan yer, diğer zamanlarda niçin örtülsün? Yabancı bir erkeğin, kadının yüzü ve elleri dışındaki yerlerine bakması helâl değildir. Ancak tedavi için doktor, kadının her yerine bakabilir. Ayette sayılan mahremleri için kadının avreti, sadece göbekle diz kapağı arasıdır.Mahremi olan erkek, kadının başına, saçına, kulaklarına, göğsüne, pazusuna, memelerine, bacağına ve ayağına bakabilir. Çünkü Çenâb-ı Hak, "Zînetlerini göstermesinler, ancak kocaları, babalarına... hariç (bunlara gösterebilirler)" ayetiyle kadınlara, zînetlerini erkeklere göstermeyi yasaklamış, ayette sayılan mahrem erkekleri bu yasağın dışında tutmuştur. Kendi kocasına ise her tarafı helâldir.Bazı kimseler, sonradan kadının yüzünün de haram olduğunu söylemişler ve kadını peçe içine sokmuşlardır. Oysa Kur'ân-ı Kerîm'de Peygamber (s.a.v.)'e, bundan böyle güzellikleri hoşuna gitse de mevcut eşlerinden başka bir kadınla evlenemeyeceğini, bu eşlerini başka kadınlarla değiştiremeyeceğini bildiren ayetten de yüzün haram olmadığı anlaşılır. Çünkü eğer yüzü göstermek haram olsaydı, Hz. Peygamber, kadının güzel olup olmadığını bilemez ve onun güzelliği de hoşuna gitmezdi. Bundan da kadının yüzünün haram olmadığı anlaşılır.

Devamını Oku

Yüzü kapatmak şart değildir (2) Gözler harama bakmamalı

7 Haziran 2003

Hz. Ömer bir gün çarşıda yürürken pazarda yaban merkeplerinin yanında duran kulağı yarık bir kadına rastladı. Ona çubukla vurdu. Kadın, Peygamber (s.a.v.)'e gelip bir suçu olmadığı halde Ömer'in kendisini dövdüğünü söyledi. Allah'ın Elçisi Ömer'i çağırtarak, "Neden amcanın kızını dövdün?" dedi. Ömer şöyle cevap verdi: "Ey Allah'ın Elçisi, amcamın kızı kendisini belli etmedi. Ben üzerinde çarşaf görmeyince onu velîde (cariye) sandım."Hz. Ömer'in, çarşaf giymeden çarşıda dolaşan hür kadının bu davranışını geleneklerine aykırı bularak onu dövdüğü rivayeti de hür kadınların çarşaf giymelerinin, o toplumun geleneklerinden olduğunu gösterir."Evli veya bekâr cariyenin üzerine örtü alması gerekir mi?" sorusuna Zührî, "Evli ise başına baş örtüsü (eşarp) alır. Ama çarşaf giymesi yasaklanır. Çünkü onların hür kadınlara benzemeleri mekruhtur" cevabını vermiştir.Ahzâb Suresi'nden epey sonra inmiş ve iniş tarihi bakımından 102'inci sure olan Nur Suresi'nin 30'uncu ayetinde de mümin erkeklere, bakışlarından bazılarını yumup ırzlarını korumaları, ruhen temiz kalmaları için böyle yapmalarının daha iyi olduğu buyuruluyor.Şehvet düşüncesinin ilk etkeni gözdür. Göz görünce şehvet düşüncesi uyanır, kabarır, sonunda insanı zina yollarına sürükleyebilir.Toplum temiz kalmalıGözü kötü bakıştan korumakla gönül de kötü düşünceden korunmuş olur. Bunun için ayette gözleri harama bakmaktan, ırzı zinadan korumak emredilmiştir. Göze çarpmak haram değildir. Haram olan döne döne bakmaktır.31'inci ayette de inanmış kadınlara, bakışlarından bazılarını yani harama bakışları yumup ırzlarını korumaları, kendiliğinden görünenler dışında kalan zînetlerini göstermemeleri, baş örtülerini göğüs yırtmaçlarının üstüne koyup tenlerini örtmeleri, kocalarına, babalarına, öz ve üvey oğullarına, kayınbabalanna, erkek ve kızkardeşlerinin oğullarına, kadınlarına, kölelerine, erkekliği kalmamış erkek hizmetçilerine, henüz kadınlara istek duymayacak yaştaki çocuklara zînetlerini gösterebilecekleri, elbise altında kalan zînetlerini belli etmek için ayaklarını yere veya birbirine vurmamaları buyurulmakta ve felaha ermeleri için inananların tevbe etmeleri yani aksine hareketlerden dönmeleri gerektiği vurgulanmaktadır.Toplumun kötü düşüncelerden uzak, temiz ve nezih kalması için önce erkeklere, sonra kadınlara bakışlarını harama yummaları, namuslarını korumaları emredilmiş ayrıca kadına, mahrem olmayan erkeklere, zînetlerini göstermemeleri, elbiselerinin, teni gösteren yırtmaçlarını örtmeleri ancak adeten görünen zînet ve zînet yerlerinin örtünmesine gerek olmadığı buyurulmuştur. (Devam edecek)

Devamını Oku

Yüzü kapatmak şart değildir (1)

6 Haziran 2003

Soru: Sayın hocam, Nur Suresi'nin 24/31'inci ayetini, Ahzab Suresi'nin 33/55-59'uncu ayetlerini açıklar mısınız? Kişiler tarafından farklı yorumlandığından dolayı bu merakımı bağışlayın. (İsmet Benal)Cevap: "Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar, onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Ahzâb: 59).Cilbâb, himâr (yazma, eşarp) üzerinden örtülen bir giysidir ki Türkçe'de çarşaf dediğimiz bu giysiye şimdi Araplar "abâye" derler. İbn Abbâs'ın talebesi İkrime, "Boğazının çukurunu cilbâbıyla kapatır ve aşağıya salar" demiştir ki bundan cilbâbın, boyundan aşağı salınan ve dış elbiseyi örten bir örtü olduğu anlaşılır. Yüzü kapatmak şart değildir.Çünkü Nur Suresi'nde açıklandığı gibi yüz, avret sayılmaz. Nur Suresi'nde baş örtüsünün, yırtmaçlar üzerine salınıp boyun ve göğüsteki açıklıkların kapatılması emredilmişti. Burada da çarşafın boyundan aşağı salınıp iç elbisenin kapatılması emredilmektedir. Ayette belirtildiği gibi bu kıyafeti giymekten gaye de düşük karakterli fasık erkeklerin sataşmasından, eziyetinden korunmaktır. O zamanki toplumda hür kadınlar böyle giyerlerdi. Ama mutlaka çarşaf giymek şart değildir.Onları takip ederlerdiKur'ân'ın tanımladığı biçimde vücudu örten her kıyafet de giyilebilir. Mümin kadının, sokağa çıkarken kendisine söz getirecek, dikkatleri çekecek kıyafetlerden uzak, sade bir kıyafetle çıkması gerekir.Peygamber hanımlarına ve diğer hür kadınlara, tanınmaları ve sataşmalardan korunmaları için cilbâblarını üstlerine almalarını emreden bu ayetlerin şu münasebetle indiği rivayet edilir:Birtakım ahlâksız kimseler, geceleri tuvalet için dışarı çıkan kadınları izlerlerdi. Onların asıl amacı cariyelerdi. Kadının üzerinde çarşaf olursa onun hür olduğunu bilir, ardına düşmezlerdi. Ama çarşaf olmazsa cariyeden ayıramadıkları için ardına düşer, ona sataşırlardı. İşte bu durum, Allah'ın Elçisi'ne anlatılınca 59'uncu ayet indi. Süddî şöyle diyor:"Medine fasıklarından bazıları, gece karanlık basınca Medine yollanna çıkar, kadınların yolunu keserlerdi. Medine'nin evleri dardı. Gece olunca kadınlar tuvalet için yollara giderlerdi. O fasıklar da onları takip ederlerdi. Kadının üzerinde cilbâb görürlerse 'bu hürdür' deyip onu izlemekten vazgeçerlerdi. Ama kadının üzerinde cilbâb görmezlerse 'bu câriyedir' deyip üzerine atılırlardı."Bu rivayet, Arap toplumunda hür kadınların çarşaf giydiklerini, bunun eski bir gelenek olduğunu gösterir.(Devam edecek)

Devamını Oku

Kimler ebedi mutluluğa erer?

5 Haziran 2003

Soru 6: Kur'ân'da farz kılınan namazların şekli ve kaç rekat olduğuna dair bir emir yok. Farz rekatlar nasıl belirlenmiştir?Cevap: Kur'ân'da farz olan namazın şekli ve rekat sayısı belirtilmiştir. Siz eksik okumanızla hemen peşin fetva vermeye kalkmayın. Evvela Kur'ân, "Ey inananlar, rükû edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki umduğunuza eresiniz" (Hac: 77) ayetiyle namazın rükûlu ve secdeli bir ibadet olduğunu belirtir. Başka ayetler de var bu konuda.Ayrıca sefer esnasında Hz. Peygamber'e, askerlere namaz kıldırmasını emreden ayetten de farz namazların ikişer rekat olduğu açıkça anlaşılır. Ayet şudur:"Sen de içlerinde bulunup onlara namazı başlattığın zaman, onlardan bir bölük seninle beraber namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. (Namazda olanlar), secde edince arkanıza geçsinler, bu kez namaz kılmayan öteki bölük gelsin, seninle beraber namaz kılsınlar, korunma(tedbir)lerini ve silahlarını da alsınlar. İnkâr edenler istediler ki siz silahlarınızdan ve eşyanızdan gaflet etseniz de birden üzerinize bir baskın yapsalar.Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur. Ama korunma tedbirinizi alın (uyanık bulunun). Allah, kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır" (Nisa: 102).Rahat namaz kılmak içinSoru 7: Peygamberimiz 23 yıllık peygamberliğinde sadece 3 mescit yaptırmıştır. Buna göre günümüzde adım başı cami yaptırmak yanlış değil midir?Cevap: Hz. Peygamber, 10 yıllık Medine döneminde üç mescit yaptırmıştır. Bu demek değildir ki Peygamber'in yaptırdığı mescitler dışında mescit yoktu. Medine varoşlarında ve taşra köylerde oturanların mescitleri vardı. Peygamber dönemindeki mescitleri üçe indirgemek yanlıştır. Ayrıca soru da son derece yönlendirici ve önyargılıdır.Adım başına mescit yaptırmak gereksizdir ama insanların rahatlıkla cemaatle namaz kılabilecekleri mesafelere mescit yaptırmak çok makbuldür. Hz. Peygamber, "Her kim bir mescit yaptırırsa Allah ona, buna karşılık cennette bir saray yapar" buyurmuştur. Mescit yaptıranlar, hastane ve okul yapılmasına engel olmazlar ki. Onlara da yardım ederler.Cami, okul, hastahane ve yol. Bunlar hep sadak-i cariyedir. Kur'ân, bir canın yaşamasına sebep olan kişinin, bütün insanlığı yaşatmışçasına sevap alacağını buyurur. İşte hastahane yaptıranlar da nice insanın hayatının kurtarılmasına, ıstırabının dinmesine yardım ederek ebedi mutluluğa ererler.Soru 8: Bugün bankaların verdikleri faize haram denmesi doğru mu?Cevap: Avrupa standardında banka faizine haram demek Kur'ân'ın ruhuna uymaz. Bu düşüncenin değişmesi gerekir. Bunu birçok yazımızda vurguladığımız için burada yinelemek istemiyorum.

Devamını Oku

İnançsız insanlar cennete giremez

4 Haziran 2003

Soru 3: Kur'ân'a göre çalışıp hayırlı işler yapanlar cennetliktir. Buna göre insanlığa olağanüstü yararlılıklar sağlamış olan Pastör, Röntgen, Aristo, Arşimet gibi Müslüman olmayanlar da cennetlik midir?Cevap: Bu soruda, sapla saman birbirine karıştırılmıştır. Kur'ân'da genel anlamda "çalışıp hayırlı işler yapanlar cennetliktir" diye bir ifade yoktur. Kur'ân, cennete girmeyi iman şartına bağlar. İnançsız insan, dünya dolusu hayır da yapsa cennete giremez. İmanla birlikte yapılan güzel işler insanı cennete götürür. Yoksa, "O inkar edenler var ya, eğer yeryüzünde olanlann hepsi ve onun bir katı daha kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için (bunları) fidye verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır. Ateşten çıkmak isterler ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azap vardır." (Maide: 36-37).Kur'ân böyle söylerken, kendi önyargılarımızı ve kabullerimizi Kurân'a yükleyemeyiz. İman, Allah'ın birliğine, ahiretin varlığına inanmayı, herhangi bir Tanrı Elçisi'nin yolunda gitmeyi gerektirir. Pastör, Röntgen Hıristiyandırlar. Kur'ân, kitapları uyarınca hareket eden Kitap ehlinin cennetlik olduğunu vurgular. Aristo, Arşimet gibi Yunan bilim adamları da eğer Allah'ın birliğine inanıyor idilerse ki kanıtlar bunun gösteriyor, onlar da cennete giderler.Akıl ve mantık kurallarıAma putlara tapıyor idilerse onların cennetlik olduğunu söyleyemeyiz. İşlerini Allah'a havale ederiz. İşlerin içyüzünü Allah bilir. İnsanların sonucu hakkında kesin yargı Allah'a aittir. Şunu da belirtmek gerekir ki fetret döneminin insanları dinin hükümlerinden sorumlu değillerdir. Yunan filozofları döneminde oraya bir peygamber geldiğinden söz edilmez. Peygamber mesajını duymayan insanlar da akılla Allah'ın varlığını anlamakla birlikte dini hükümlerinden sorumlu olmazlar. Onlar akıl ve mantık kuralları uyarınca toplum yasalarına uymakla yükümlüdürler.Soru 4: Hasta ve borçlu olanlar da hacca gidiyorlar. Bu, onlar için bir gezi mi oluyor?Cevap: Kişi niyetine göre karşılık alır. Zengin olana hac farz, zengin olmayana farz değildir. Ama zengin olmayan veya hasta olan kimse hacca giderse haccı niçin bir gezi olsun? Bu ne biçim önyargılı değerlendirmedir? O kişi Allah'ın evini ziyaret etmek aşkıyla, zorlanarak hacca gitmişse bence zenginden veya sağlam kişiden daha çok sevap alır.Soru 5: Kurban kesenler etin birçok kısmını israf ediyorlar. Bazıları çoğunu kendisi yiyor. Bu tür kesim kurban olur mu?Cevap: Kurban etini israf etmek doğru olmaz. Dinde israf haramdır. Makbul olan, kurban etini üçe bölmek, bir kısmını kendisinin yemesi, bir kısmını eşe dosta dağıtması, bir kısmını da yoksullara vermesidir. Kişi fakir ise hepsini kendisi de yiyebilir. (Devam edecek)

Devamını Oku