Soru: Sayın Süleyman Ateş, Kur'ân'ın bir çok yerinde geçen, "Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu?" hükmü gereği insanların eşit değerde olmadığı, bilgililerin daha üstün olduğu anlamı çıkıyor. Buradaki bilgiden kasıt nedir? Ansiklopedik bilgiyle mücehhez olmak yeterli midir?
Nice malumatfuruş kişiler var ki, onlarla ne konuşmak mümkün, ne de dert anlatmak. Kasıt herhalde o değil. Peki o zaman kıstas ne olacak? Peki kıstası bulduk diyelim, değerlendirmeyi kim yapacak? Rütbe ne olacak? Bu konuyu biraz açar mısınız?
Bir de İslam aleminin kullandığı Ay takviminin Allah'ın emri olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Ay takvimi çok zahmetli bir yaşam yaratıyor. Zahmeti doğuran husus Ramazan orucudur. Güneş takvimi kullanıyor olsaydık ve Ramazan ayını da mart veya eylüle denk getirseydik (takvimler itibari şeyler olduğuna göre hiçbir mahzuru yoktur) o zaman dünya küresinin her yerinde (kutuplar dahil) gündüz ve gece süreleri aynı olduğundan hiçbir sıkıntı doğmayacaktı. (Çetin Kotevoğlu)
Cevap: Kur'ân'ın kastettiği bilgi, insanı Allah'a götüren derin bilgidir. Evreni, yaratılışı düşünen, bu akıl ermez inceliklerin kendiliğinden olamayacağını anlar ve bunlan yaratana hayran olur. Kur'ân şöyle diyor: "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârlan ve yerle gök arasında emre hazır bekleyen bulutlan evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır" (Bakara: 164).
Sağduyu sahipleri için...
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sahipleri için ibretler vardır. Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru." (Bakara: 190-191).
Birinci sorun iyiydi ama ikinci sorun karıştıcı. Din öyle bireylerin düşüncelerine göre şekillenmez. Vahiyle belirlenir. Kur'ân, Ay takviminin kullanıldığı bir ortamda gelmiş ve Peygamberimiz de Ramazan'ı, dini günleri yılı devreden Ay takvimine göre uygulamıştır. Yalnız İslâmda değil, Yahudilikte ve Hristiyanlıkta da dini günler Ay takvimine göredir.
Bunun bir hikmeti de her yıl Ramazan takriben 11 gün öne geldiğinden, bütün senede oruç ayının yaşanmasıdır. Kur'ân da, "Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah'ın katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram(ay)lardır. İşte doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve (Allah'a) ortak koşanlar nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın ve bilin ki Allah korunanlarla beraberdir" ayetiyle Ay takvimine göre haram aylarını belirlemiştir (Tevbe: 36).
Ay takviminin hikmeti nedir?
Din öyle bireylerin düşüncelerine göre şekillenmez. Vahiyle belirlenir. Kur'ân, Ay takviminin kullanıldığı bir ortamda gelmiş ve Peygamberimiz de Ramazan'ı, dini günleri yılı devreden Ay takvimine göre uygulamıştır
Haberin Devamı

