Soru: Rahman Suresi'nde bahsedilen iki cennet nedir? Kimlere mahsustur?Cevap: "46- Rabbinin divânında dur(up hesap ver)mekten korkan kimseye iki cennet var. 47- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 62- Bu ikisinin ötesinde iki cennet daha var. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 64- Yemyeşildirler. 65- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 66- İkisinde de fışkıran iki kaynak var..." (Rahman: 46-47, 62-66).Rahman 46-78'inci ayetlerde, şirkten ve günahlardan korunan müminlerin durumunu gösteren iki kıyamet sahnesi sunulmaktadır. Ancak hitap hep tesniye (ikil) şeklinde cinlere ve insanlara yapıldığından, burada Rablerinden korkanlara iki cennet verileceği buyurulmaktadır. Bunlardan birinin cinlere, birinin de insanlara mahsus cennet olması muhtemeldir. Sözün akışından bu anlaşılıyor. Râzî'nin işaret ettiği bir ihtimale göre de bu cennetlerden birisi maddi, diğeri de ruhani cennettir.Bu yoruma göre cennetlerden biri Müslümanların eline geçecek olan Filistin, Irak, İran, Anadolu gibi cennet ülkeler, diğeri de ahirette verilecek olan ruhani cennettir. Bir ihtimale göre de bunlardan biri yapılan güzel işlerin karşılığı, öteki de Allah'ın lütfudur. Ayetlerin bulunduğu Rahman Suresi'nde, bunlardan önceki ayetlerde suçluların iki azâb arasında; ateşle kaynar su arasında dolaştıkları buyurulmuştu. Onunla uyumlu olarak korunanlara da iki cennet verilmekte, onlar da iki cennet arasında dolaşmaktadırlar.Rahman Suresi 62-78'inci ayetlerde de önceki iki cennetin dûnunda olan iki cennet canlandırılmaktadır. Dûn; ötesi, başkası veya aşağısı anlamına gelir. Yani müminlere, bu iki cennetin ötesinde yahut derece bakımından bunların altında kalan iki cennet daha vardır. Bu iki cennet de koyu yeşildir. Bunlarda da ağaçları sulayan iki akarsu, çeşitli meyveler, çadırlarda yalnız kocalarına özgü ve hazır bulunan, kocalarından başkasına bakmayan iri gözlü, güzel kızlar vardır. Müminler bu bahçelerde yeşil yastıklara ve olağanüstü güzel işlemeli sergilere yaslanırlar.Huzur için Allah'a yönelSoru: Hocam, düşündüklerim beni korkutuyor, çıldıracak gibi oluyorum. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Lütfen yardımcı olun.Cevap: Evladım, sana yardım senin kendi elindedir. Allah'a yönel. Her sabah kalkınca düşüne düşüne Kur'ân meali oku. Mesnevi'yi oku, Yunus'u oku. Açık havaya çık, göğe bak, yıldızları düşün. Ağaçları, çiçekleri, ırmakları, balıklan, kuşları düşün. Bunların nasıl bir uyum içinde yaşamlarını sürdürdüklerini düşün. İçinde Allah sevgisi kıpırdar. Gönlün huzura kavuşur. Kur'ân, ancak Allah'ı anmakla gönüllerin huzura ereceğini belirtmektedir.
Soru: Sayın hocam, bazı dini kitaplardaki, "şu veya bu duaları bilmem kaç kez okursanız dileğiniz olur" tarzındaki yorumlar ne derece doğrudur? (Kemal Oral)Cevap: "Şu duayı bilmem kaç kez okursanız duanız kabul olur, dileğiniz yerine gelir" tarzındaki söylemlerin hiçbiri Hz. Peygamber'e dayanmaz. Önemli olan, bir dua formunu belli bir sayıyla söylemek değil, gönülden söylemektir. Dilin söylediğini kalbin duymasıdır. İbadette ve duada sayı değil, dil ve gönül birliği önemlidir. Sözünü ettiğiniz biçimde sayılara dayalı yorumların aslı yoktur. Hz. Peygamber, "Allah, kalbin dışından gelen yani gönülden gelmeyen duayı kabul etmez" buyurmuştur. Meşhur bir fıkra vardır: "Hz. İsa bir dua okuyunca hasta iyileşir, ayağa kalkarmış. Bir gün çömezi de öğrendiği aynı duayı okumuş ama hasta iyi olmamış. Onun üzerine denilmiş ki: Dua, o dua ama okuyan İsa değil."Bu fıkrada anlatılan şudur: Önemli olan dua formu veya sayısı değil, okuyanın ihlâsıdır (içtenliği).Tanrıtanımaz birinin ahirette cezası nedir?Soru: Hiç günah işlememiş, kendini iyiliğe adamış, takva sahibi bir insan var. Fakat bu kimse ateist ise ölünce cezası ne olur?Cevap: Daha önce bir soru üzerine verdiğim cevapta ahiret ödülü için imanın esas olduğunu belirtmiştim. Ateist, 'Tanrı'ya karşı', 'Tanrı tanımaz' demektir. Bu insan ahlaken iyi de olsa dünyada yaptığı iyiliğin karşılığını alabilir ama ahirette cehennemle uyarılmıştır. Böyle olmakla beraber onun sonucu hakkında kesin yargı Allah'a aittir. Allah kendisine ortak koşanı affetmeyeceğini söylüyor ama dilerse affeder. Kur' ân' da Allah'a ortak koşanlara şu hitap yöneltilir:"Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size acır, dilerse size azap eder. Biz seni, onların üzerine vekil göndermedik" (İsrâ: 54).Ayette belirtildiği üzere hiç kimse Allah'ın vekili değildir.İslam, insan doğasına uygun ve sade dindir!Soru: Değerli hocam, Allah'a yönelmeyi arzulayan biriyim. Bunu bir nebze de olsa başardığıma inanıyorum. Ama yine de bazı konularda nefsimi yenemiyorum. Neler yapmam gerekiyor?Cevap: Allah yolunda yürümek istiyorsanız Kur'ân'ın dediklerine göre hareket edersiniz. Her şeyin başında irade gelir. Sağlam karar verin ve devam edin. İslâm'ı yaşamak zor değil kolaydır. İslâm insanın doğasına uygun, sade, kolay dindir. Her gün iki sayfa düşüne düşüne Kur'ân meali okuyun.
Soru: Sayın Hocam, VATAN gazetesindeki yazılarınızı okuyorum. Doğru bir şekilde bilinçlenmenin mutluluğu içersindeyim. Benim de sizden öğrenmek istediğim bir konu var. Bir apartman dairesinde oturuyoruz. Ufak tefek bazı şeyleri silkeliyorum. Bu beni vicdanen rahatsız ediyor. Her ne kadar istemesem de yapmak mecburiyetinde kalıyorum. Bunun dini açıdan günahı var mı? Bir diğer sorum da şu: Geçenlerde televizyonda sohbet programına katılan bir hoca, sünnet namazı yerine kaza namazına niyet ederek namaz kılmakla sünnetin de eda edilmiş olacağını söyledi. Sizce bu doğru mudur? Nasıl niyetlenmemiz gerekir? Saygılarımla. (Semiha Şipal)Cevap: İslâm'da zarar vermek olmadığı gibi zarar görmek de yoktur. Balkondan halı veya sofra silkelemek bizzat günah değil ama başkasını rahatsız etmek, zarar vermek ve çevreyi kirletmek yasaktır. Yasağı işlemek de günah olur. Hz. Peygamber, "Müslüman o kimsedir ki, Müslümanlar (insanlar) onun elinden ve dilinden zarar görmezler" buyurmuştur.Ayrıca temizlik İslâm'ın şiarıdır. Temizlik, imanın bir parçasıdır. Halıyı silkelemek gerekiyorsa aşağıya inip silkeleyiniz veya komşuların rızasını alarak, onların kapı ve pencerelerini kapatmalarını söyleyerek bu işi yapınız ki silkintiler, kırıntılar başkalarının penceresinden içeri girmesin, balkonuna dökülmesin.Tevbe etmek gerekiyorTelevizyondan izlediğiniz zatın anlatımı, herhangi bir kitaba dayanmaz, şimdilerde bir cemaatin görüşüdür. Namaz eğer hastalık, savaş, soğuk, korku gibi bir özür dolayısıyla bir veya birkaç vakit kılınamamış ise sırasıyla kaza edilir. Onlar kılınmadan günlük namaz kılınmaz. Ama yıllarca kasten terk edilmiş ise onun kazası falan yoktur. Tevbe edip Allah'tan af ve mağfiret dilemek gerekir. Aylarca yıkanmamış olursanız, banyo yapmak istediğiniz zaman yıllarca yapmadığınız banyoları kaza mı edeceksiniz?Üç gün yıkamadığınız ellerinizi yıkayacağınız zaman elinizi eskileri kaza için 15-20 kere mi yıkayacaksınız? Namaz da bir ruh yıkamadır. Kasten kılınmayanlar geçmiştir. Onların ruhta bıraktığı kirlenme ancak tevbeyle temizlenir.Farz olmayan namazlarNamaz maddi bir borç değil, ruhu temizleme yöntemidir. Namaz kılınmayınca ruhta kirlenme ve katılaşma olur. Bunun telafisi tevbedir, bir daha namazı bırakmamaktır. Ama engel yok, istediğiniz kadar nafile namaz kılarsınız.Farz olmayan namazlar ya sünnet veya müstehabdır. Namazda niyet, hangi namazı kıldığını içinden geçirmektir.Dil ile ".....namazını kılmaya niyet ettim" demenin anlamı yoktur. Siz evden çıkarken, "Niyet ettim işime gitmeye" veya "Niyet etttim okula gitmeye" der misiniz? Hayır. Okula veya işe gitmek amacıyla evden çıkarsınız. Yolda birisi size nereye gittiğinizi sorsa, işe gittiğinizi söylersiniz. İşte insanın yaptığı işi bilinçli olarak yapması niyettir. Niyet gönülde tutmaktan, düşünceden ibarettir. İşin aslı budur.
Soru: Hocam, size birkaç sorum olacak.1- Sabah ezanı okunur okunmaz hemen namaz kılınır mı? Yoksa 30 dakika gibi bir zaman mı geçmeli?2- Sabah namazı, öğle vaktine kadar kılınabilir mi? Kılınırsa nasıl niyet edilmeli?3- Elde, kolda, yüzde yara bandı varken abdest sırasında buralar yıkanabilir mi?4- Saçta jöle veya briyantin bulunduğu halde abdest alınabilir ve namaz kılınabilir mi?Cevap: 1- Şafak attıktan itibaren sabah namazı kılınabilir. Ama ortalığın biraz daha aydınlanmasını beklemek daha iyidir. Fakat güneşin doğmasına 45 dakikadan daha az bir süreye kadar namazı ertelemek uygun değildir. İşine gitmek zorunda olan hemen şafak atınca sabah namazını kılıp çıkabilir.2- Güneş doğmadan kılınmayan sabah namazı, öğle vaktine kadar kılınabilir. Henüz üzerinden yeni bir vakit geçmediği için sünnetiyle birlikte ve sabah namazı niyetiyle kılınır. Her zaman vurguladığımız üzere niyet, hangi namazı kıldığını, ne yaptığını içinden geçirmektir. Başka bir niyet formu gerekli değildir.3- Abdest uzuvlarından birinde yara veya sargı varsa, bandı ve sargıyı çözmek yaraya zararlı ise bandın veya sargının üzeri ıslak elle meshedilir. Bant veya sargı çözülmez.4- Saçta bulunan jöle veya briyantin abdeste zarar vermez. Çünkü abdestte saçın sadece bir kısmının üzeri meshedilir. Mesih, sembolik bir yıkamadır. Jöle veya briyantin abdeste, temizliğe engel değildir. Böyle kılı kırk yarmak da dinin özüne aykırıdır. Kur'ân, ayrıntıyla uğraşılmamasını vurgular. Önemli olan özdür, ayrıntı değil. Kur'ân'da başın meshedilmesi emredilir. Saçtan veya jöleden söz edilmez. Saçta briyantin olunca baş, baş olmaktan çıkıyor mu? Kaldı ki hadislere ve büyük fıkıh bilginlerine göre baş üzerine sarılı giysinin, sarığın üzerine de meshedilebilir. Sarığı çözmeye gerek yoktur. Ayak üzerine giyilen giysi de öyle. Onun üzerine de meshedilebilir.Okumaya susamış bu yürekleri sevindirelimSoru: Kayseri'nin Bünyan ilçesine bağlı küçük bir kasabada öğretmeniz. Okulumuz bünyesinde bir kütüphane oluşturmaya çalışıyoruz. Ancak kütüphanemiz çok yetersiz. Eğitimin önemine her zaman inandığını bildiğimiz şahsınızın yapacağı her türlü yardımı, okumaya susamış yüreklerin isteği olarak sizlere iletiyoruz. (Mustafa Boyarbay, Beşir Elibol)Cevap: Mustafa Boyarbay ve Beşir Elibol öğretmenlerin çabalarını takdir ediyorum. İlme, eğitime hizmet insana yatırımdır. En kârlı yatırım, insana yapılan yatırımdır. İmkânı olanların, kurulan bu okul kütüphanesini desteklemelerini tavsiye ederim.
Nureddin Şehîd'in sorguya çektiği adamlar, Mağrib tarafından geldiklerini, Peygamber'in naaşını alıp Mağrib'e götürmek için bu lağımı kazdıklarını, çıkan toprağı geceleri torbalara koyup gündüzleri ziyaret bahanesiyle gittikleri Baki Kabristanı'na döktüklerini itiraf ederler.Devamla derler ki: "Hz. Peygamber'in kabrine yaklaştığımızda geceleyin gök gürlemeleri ve şimşekler bizi o kadar korkuttu ki aklımız başımızdan gitti. O sabah da sizin burayı teşrif ettiğinizi duyduk."Bu sözleri duyunca göz yaşlarını tutamayan Nureddin, adamların boyunlarını vurdurur ve hemen Peygamber kabrini çevreleyen derin bir hendek kazdırıp içini kurşun eriyiğiyle doldurtmak suretiyle Kabr-i Şerifi muhafaza altına alır. (Eyüp Sabri Paşa, Mir'âtu'l-Haremeyn, S. 684-686, İst. 1304)Haram olan davranış2- "Yavuz Sultan, neden Peygamber'in kabrini İstanbul'a getirtmemiştir?" sorusu ise garip bir sorudur. Hiçbir samimi Müslüman böyle bir şey düşünemez. Neden Peygamber'in kabri o mukaddes bölgeden çıkarılıp İstanbul'a getirilsin? Bu, Peygamber'i putlaştırmak, insanları onun kabrine taptırmak anlamı taşımaz mı? Bu, onun naaşını dünya çıkarına alet etmek olmaz mı?Zorunlu bir neden yokken hiçbir kabir açılmaz ve kimsenin naaşı bulunduğu yerden taşınmaz. Böyle bir şey haramdır. Yavuz sadece Türklerin değil, bütün Müslümanların halifesi olmuştur. Bölgesel değil, evrensel düşünmüştür. Müslümanların kutsal mekânı iki harem, Mekke-Medine'dir. Kimse bunu değiştiremez. Bunu değiştirmeye kalkmak bölücülüktür.Medeniyetin başkenti3- "Hilâfet bize ne kazandırdı" meselesine gelince, çok şey kazandırdı. Hilâfet, Türkleri İslam âleminin manevi lideri kıldı. Papalık, İtalya'daki Vatikan'a ne kazandırdıysa Hilâfet de Osmanlılara öyle manevi bir değer kazandırmış, İstanbul dört asır İslam kültür ve medeniyetinin başkenti olmuş, Türklerin yurdunu asırlarca güneşin batmadığı şaşaalı bir imparatorluk haline getirmiştir. Ama zamanla ruhunu kaybettiği, artık devrini doldurduğu gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin manevi kişiliğiyle birleştirilerek kişisel halifelik kaldırılmıştır.
Soru: Sayın Prof. Dr. Süleyman Ateş, selam ve saygılarımı sunuyorum. VATAN gazetesindeki yazılarınızı hemen hemen hiç kaçırmadan okuyorum. Bizlere vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı size teşekkür ediyorum. Cevabını öğrenmek istediğim soruları aşağıda belirtiyorum. Size şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.(Hüseyin Yıldız / Yalova)1- Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kabrini açıp kemiklerini kaçırmak isteyenlerin kimler olduğunu, bunu ne amaçla yapmak istediklerini ve isimlerini açıklar mısınız?2- Yavuz Sultan Selim, oraları fethettiği zaman Resulullah'ın kabrini, her imkâna sahipken İstanbul'a niçin getirmemiştir?3- Yalnız hilâfeti alıp getirmek biz Türklere ne kazandırmıştır?Cevap: 1- Sabri Paşa'nın Mir'âtu'l-Haremeyn'de yazdığına göre Mağrib (Fas) müşriklerinden (putataparlardan) iki kişi, zâhid derviş kıyafetine bürünerek Medine'ye gelip Peygamber Mescidi'nin yakınında bir yerde ikamet etmeye başlarlar. Bunların amacı, Hz. Peygamber'in naaşını çalıp Mağrib'e götürmektir.Rüyasında 3 kez görür557 Hicrî (1161 M.) tarihinde Suriye hükümdarı olan Türk Atabeklerinden Nureddin Şehîd (Mahmud ibn Zengî), gece kalkıp teheccüd namazını kıldıktan ve virdini yaptıktan sonra uyuduğunda üç kez rüyasında gördüğü Hz. Peygamber, kendisine iki suratsız kişiyi göstererek, "Ey Nureddin, beni bunlardan kurtar" der.Şehîd uyanınca veziriyle de istişare ettikten sonra, yanına yirmi muhafız alarak Medine'ye gider. Halka para dağıtacağını, herkesin hükümdarın huzuruna gelmesini ilan ettirir. Herkes gelir ama rüyada kendisine gösterilenlere rastlamaz."Onlar sadaka almaz"Bunun üzerine, "Henüz gelip sadakasını almayanlar var. Onlar da gelip sadakalarını alsınlar" der. "Gerçi Peygamber'in kabrinin kıble tarafına düşen Ali Ömer yurdunda oturan iki mücavir derviş varsa da onlar fakirliği yeğleyen zâhidlerdir. Sadaka almazlar" diye cevap verirler.Ancak Nureddin Şehîd, mutlaka onların da getirilmelerini emreder. Getirilenlerin, rüyada kendisine gösterilen kişiler olduğunu anlayan Nureddin Şehîd, adamların kaldığı odaya girer. Odanın içinde nefis kitaplar ve değerli eşyalar görür. Zemindeki hasırı kaldırınca, Peygamber'in kabrine doğru giden bir lağım bulur.* Bu okuyucumun sorularının cevabını vermeye yarın da devam edeceğim.
Soru: Hocam ben bir üniversite öğrencisiyim ve size bazı sorular sormak istiyorum. Yardımcı olursanız sevinirim.1- Vehhabîlik, Teymiyyecilik türü şeyler doğru mudur? Bunlar hak mıdır?2- Mevdudi ve Seyyid Kutup hakkında farklı görüşler var. Hangisi doğudur? Bunların ehli sünnete yaklaşımları nasıldır? Gerçekten İslamiyet'e zararları da olmuş mudur? (Hilmi Güneş)Cevap: 1- İbn Teymiyyecilik diye bir şey yoktur. Bu sözü cahil yobazlar ortaya atarlar. İbn Teymiyye, Hanbelî mezhebine mensup büyük bir alimdir. Dini iyi bilir. Hadislere son derece bağlıdır. Hanbelî mezhebinin biraz katı ve akılcı bir uygulayıcısıdır. Bid'atlara karşı çıkışı, bazı gelenekçileri rahatsız ettiği için hayatının büyük bir kısmı zindanlarda geçmiştir.Kusursuz kişi olmaz!2- Vehhabîlik de Suudi Arabistan'ın Necid bölgesinde yetişmiş olan Muhammed ibn Abdulvahhab'ın yorum ve anlayışlarını anlatır. Bu zat, Hanbelî ve İbn Teymiyye'nin yorumlarına bağlı bir kişidir. Ne İbn Teymiyye, ne de Muhammed ibn Abdulvahhab, bir mezheb veya fırka kurmuş değillerdir. Her ikisi de Hanbelî mezhebi mensubu, bid'atlara karşı olan, Peygamber'in sünnetine son derece bağlı insanlardır.Onları sanki sapık mezhep kurucusu insanlarmış gibi göstermek iftiranın ta kendisidir. Asıl onlara sapık diyenler sapık ve çıkarcı, hurafecidir. Bu sözlerimden, bu insanların kusursuz kimseler oldukları manası anlaşılmasın. Kusursuz insan yoktur. Ben İbn Teymiyye'nin bazı yorumlarını katı bulurum. Ama kati çizgide oluşlarında, yaşadıkları çağlardaki bid'at furyalarının, şirke sapan din uygulamalarının büyük rolü vardır.Tasavvufa saygılıdırİbn Teymiyye'nin tasavvuf düşmanı olduğu söylenir. Bu doğru değildir. O, hurafe ve bid'at düşmanıdır. Zühd ve takva yolundaki tasavvuf mensuplarına saygılıdır. Cü-neyd-i Bağdadî'yi, Abdulkadir-i Geylânî'yi över. Ama bid'atçıları eleştirir. Mevdudi de Seyyid Kutup da İslâm'ın yayılması için çalışmış insanlardır. Seyyid Kutup'un düşüncelerinin biçimlenmesinde Mevdudi'nin büyük etkisi olmuştur.Bunların samimiyetinde ve İslâm'a bağlılıklarında kuşku yoktur. Ama bunlar da insandır. Bunların her yorumlarının doğru olması da gerekmez. İnsan, yorumunda hata da etse, samimi ise Allah katında sevap alır. Muhammed Abduh'u, Mevdudî'yi, Seyyid Kutup'u ve çağımızda yetişmiş olan samimi din alimlerini kötüleyenler, çıkarcı, dar kafalı insanlardır. Onların dine zararı, yararlarından çoktur.
SORU: Sayın hocam, siz ve Yaşar Nuri Öztürk, ayakların meshedileceğini belirtmektesiniz. Bu görüşlerinizi Diyanet İşleri Başkanlığı'na e-mail yoluyla sordum. Bana verilen ayrıntılı cevapta sizlerin (isim zikredilmeden) Kur'ân-ı Kerim'i yanlış yorumladığınız belirtildi. Bir yazınızda ise "gelenekleri Kur'ân'in anlamı üstünde tutarsam hak üzerime kalır" diyorsunuz. Bu durumda ben kime inanıp dinimi yaşayacağım. Diyanet neden böyle değerlendirme yapıyor? (Aydın Ezel)CEVAP: Diyanet, size benim saydığım delilleri zikrederek mi cevap verdi, yoksa kulaktan dolma fetvayı mı yineledi. Önce onlardan bunu sorun. Ben size ayaklara meshedilmenin delillerini zikrettim. İmam Taberî ve İmam Kasimî gibi imam müfessirlerin meshi öngördüklerini belirttim. Diyanet eğer bunların Kur'ân'ı anlamadıklarını iddia ediyorsa asıl anlamayanın kendileri olduğunu ortaya koymuş olur. Bu işler körü körüne taklitle olacak şeyler değildir. İnceleme, araştırma ve özgür düşünce ister. Siz kime isterseniz ona inanınız. Kimseyi bizim yazdıklarımıza inandırmak zorunda değiliz. Bir okurum, çorap üzerine meshedilebileceğini açıklayan yazım üzerine şu maili göndermiş: "Sayın hocam, VATAN gazetesindeki yazınızı okudum. Teşekkür ederim. Bizi aydınlattınız. İşim dolayısıyla sık sık Özbekistan'a giderim. Orada da çorap üstüne meshetmektedirler. Saygılarımla. (Ali Narin)" Okuruma ilgisi için teşekkürler.Allah'ın kanunları, iyiye yönelene yardımcı olurSORU: hocam, Enfal Suresi'nin 53'üncü ayetinin anlamını öğrenmek istiyorum.CEVAP: Enfal Suresi'nin 53'üncü, Ra'd Suresi'nin ll'inci ayetlerinde, "Bir millet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez" buyurulmaktadır. Bu ayetlerde şu toplumsal bir kural dile getirilmiştir: Bir toplum, kendindeki güzel ahlakı ve meziyetleri değiştirmedikçe Allah onların ellerindeki nimetleri almaz. Yahut daha genel bir deyişle bir toplum, kendi kendini bozmadıkça Allah onların iyi hallerini kötüye çevirmez. Ama toplum kendini bozarsa Allah onların ellerindeki nimetlerini alır, iyi hallerini kötüye çevirir. Başlarına felaket gelir. Sıkıntılar, ıstıraplar, yoksulluklar, anarşiler içinde kalırlar. Allah kullarına zulmetmez. Allah'ın kanunları, toplumun davranışlarına göre kendini gösterir. Kötülük edenler yaptıklarının kötü sonuçlarıyla karşılaşırlar. Başkalarına el açar duruma düşerler. Kendilerini düzeltip uslananların hallerini de Allah düzeltir. İşlerinin iyi gitmesine yardımcı olur. Hasılı Allah'ın kanunları iyiye yönelenlere o yönde yardımcı olur. Kötüye meyledenlere de o yönde tecelli edip onları bozar. Her ikisi de Allah'ın yasalan gereğidir. Allah'ın şu dünyadaki yasası böyledir.