Dinde esas olan Kur'an'ın açık buyruklarıdır

14 Haziran 2005

SORU: Bazı olaylar, Kur'ân'da sade bir şekilde anlatılmışken din kitaplarında ayrıntıya boğulmuştur. Mesela Kur'ân'da belirtilen abdestin gereklilikleri dört adetken, bir ilmihal kitabına baktığınızda bu rakam 25-30'lara kadar çıkıyor ve bunların peygamberimizin sünneti olduğu ifade ediliyor. Buna göre Kur'ân'-ı Kerim'de olmayan ve bu şekilde farklılaşan noktalar dikkate alındığında Kur'ân'a ek olarak görülebilecek her madde sünnet midir?CEVAP: Dinde esas olan Kur'an'ın açık buyruklarıdır. Hadisler de Kur'ân vahyinin yönetmeliği durumundadır. Peygamberimiz, kendi uygulamalarıyla vahye açıklık getirmiştir. Çünkü Kur'ân'ı açıklama (tebyîn) görevi ona verilmiştir. Peygamberimiz, Kur'an'ın emrettiği namazlardan ayrı olarak kendiliğinden iki namazı daha cemaatle kıldırmıştır. Bunlar öğle ve ikindi namazlarıdır. Bunları ayrı ayrı kılmak daha makbul ise de birleştirilerek de kılınabilir. Çünkü bu da Peygamber'in bir uygulamasıdır. Tevatüren gelen bu namaz rivayetleri dışında esas olan Kur'an'ın buyruklarıdır. Bir iki kişinin rivayeti durumunda bulunan ve birbiriyle çelişkili hadis rivayetleriyle haram sabit olmaz.Hadis rivayetleriPeygamberimizin buyurdukları gibi helal olan, Allah'ın kitabında helal kıldıkları, haram olan da Allah'ın kitabında haram kıldıklarıdır. Bunların dışında kimsenin ilave haramlar koymaya hakkı yoktur. İlave haramlar koyan hadislerin bağlayıcı din hükmü olduğu kanısında değilim. Çünkü bu rivayetlerin, gerçekten Peygamber sözü olduğu garantisi yoktur.Ayrıca Kur'ân, insanların kendi nitelendirmesiyle şu helaldir, bu haramdır diyerek Allah'a yalan iftira etmemelerini vurgulamıştır (Nahl Suresi). Öyleyse Kur'ân'a ilave yasaklar koymayan, sadece Kur'an'ın emirlerini açıklar nitelikte bulunan, senet zinciri de sağlam olan hadisler, Kur'ân'dan sonra ikinci din kaynağıdır. Bu vasfı taşımayan hadisler din hükmü değildir. Çünkü zaten bu hadis rivayetlerini bütün sahabiler bilmiyor ve uygulamıyorlardı. Birinin duyduğu bir sözü öteki duymamış ve uygulamamıştı. Hz. Ömer, Allah'ın kitabı bize yeter gerekçesiyle Peygamber'in hasta yatağında yazmak istediği vasiyete de gerek görmemiş, bu yüzden Peygamberimiz de vasiyet yazmaktan vazgeçmiştir.

Devamını Oku

Kur'an'da anlatılana inanırız

13 Haziran 2005

SORU: Kur'an'da yer alan cennet ve cehennem tasvirlerinden çoğu kişi bu iki mekânın maddi boyutta olduğunu, özellikle erkekler kendilerine hurilerin verileceğini, cennette sütten ırmaklar olacağını düşünüyor. Bu bakış açısıyla cehennem tasvirlerine bakarsak insanın sürekli yanacağını anlarız.Ben cennet ve cehennemi mekân değil, bilmediğimiz boyutlar olarak düşünüyorum. Bence cennet, bu dünyada Allah'ın takdirini kazanıp, diğer bir boyutta varlığımızı sürdürmek, cehennem de bir üst boyuta geçemeyip, dünyevi varlık olarak hayatımıza son noktanın koyulmasıdır. Bundan büyük bir ceza olabilir mi? Böyle farklı düşünmek insanı günaha sokar mı?CEVAP: Biz Kur'ân'in anlatımlarına inanırız. Ancak Kur'ân, cennet nimetlerinin ve cehennem azabının, dünya nimet ve azabından çok farklı olduğunu vurgular. Bakara Suresi'nin 25. ayetinde, "Cennetteki rızkların dünyadakilere benzer verildiği" belirtilmektedir.Kur'ân yorumcularının bir kesimine göre ahirette verilecek rızıklar, meyveler, şekil ve ad bakımından dünyadaki meyvelere benzer fakat tat ve lezzetleri değişiktir. Ayetin içeriğinden, bu açıklamanın daha güçlü ve tutarlı olduğu anlaşılmaktadır. İnsanlar, ancak alışık oldukları şeyleri kavrayabilirler."Dünyadakine benzemez"Başka ayetlerde de cennet hep nar, hurma, kuş eti, birbirine girmiş ağaçlar, zencefil, kâfur, misk, divanlar, yastıklar, dolaşıp hizmet eden güzel kızlar ve delikanlıların bulunduğu bahçe şeklinde tasvir edilir. Ibn Abbâs, "Cennette bulunan şeylerin, isimlerinden başka hiçbir şey, dünyadakine benzemez" demiştir. Cennetteki nimetlerin mahiyeti başkadır. Onlar saf nimettir, dünyadakilerin hakikatidir. Dünyadaki meyveler, onların gölgesi durumundadır. O meyveler, insanın hakikatine verilmektedir. O bahçeleri ve meyveleri, insanın amelleri yapmıştır. Aynı zamanda orada inananlara, tertemiz eşler vardır. O güzel kızların ahlâkları da en yüksek ahlâktır.Kur'an'da bir erkeğe 70 veya bilmem kaç huri verileceğinden söz edilmez. Ancak cennetliklere, kendileriyle yaşıt eşler verileceği belirtilir. Cennetlik erkekler çoğul olarak anıldığı için onlara verilecek huriler de çoğul yapılmıştır. Bu, tıpkı "uzaylılar ve hanımları" ifadesine benzer. Bu cümle bir uzaylının birkaç hanımı olduğu anlamına gelmez, her uzaylı ve hanımı anlamına gelir. Burada erkeklerle kadınlar arasında bir adaletsizlik yok, tam denge vardır. Erkeklere ayrıcalık yoktur. Cehennem ateşi de dünyadaki yakıtlardan değil, insanın kendi eylemlerinden oluşan, mahiyetini bilmediğimiz ateştir. Pir Sultan'in dediği gibi: "Cehennem dediğin dal odun yoktur, insan ateşini bile getürür."

Devamını Oku

Enflasyonun geleceği ve reel faizlerin yönü

11 Haziran 2005

Çarşamba günü Merkez Bankası 'ndan faiz indirimi beklemediğimi, eğer indirim olursa bunun para politikasında önemli bir değişiklik anlamına geleceğini yazmıştım. Merkez Bankası faizleri indirerek beklentimi boşa çıkardı. Ancak çok sınırlı bir indirim yaptı; sadece, 25 puan. Faiz indiriminden söz ederken zımnen en az 0,5 puanlık bir indirimi kastediyordum. Bu temkinli indirim nasıl yorumlanabilir?Faizlerin yüzde 14'ün üzerinde olduğu bir ekonomide 0.25 puanlık indirim ancak yüzde 1,7'lik değişim ediyor. Bu boyuttaki bir değişimle beklenen reel faizi hissedilir şekilde etkilemek olanaklı değil. Bu bakımdan indirimin para politikasında önemli değişiklik anlamına geldiği söylenemez.. Değerli TL'ye devam diyebiliriz.Merkez Bankası'nın davranışının nedenini "beklentilerin yönetimi" alanında aramak daha doğru olur. Bana kalırsa indirim uygun görülmüyordu. Ancak bu davranışın piyasalar tarafından olumsuz sinyal gibi algılanma ihtimali ciddiye alınmış olmalı. Uzun süredir Merkez Bankası düşen enflasyona ve düşen risk primine paralel olarak faizleri düzenli olarak indiriyordu. Bu kez indirim yapmamak beklentilerde yersiz bir bozulmaya neden olabilirdi. MB'nin ekonominin temel gidişatında sorun olmadığının altını çizmek istediğini tahmin ediyorum.Enflasyonda kritik eşikÖnümüzdeki sonbahar enflasyonla mücadelede kritik bir eşik oluşturacak. 2006 hedefi yüzde 5. Bu iddialı hedef kronik enflasyonun sonunun başlangıcı olarak kabul edilebilir. Başarı bir dizi politikanın sürdürülmesiyle mümkün. Birincisi emeklilik ve vergi reformu. Çünkü mali disipline uzun vadeli güvence getirecekler. Niyet mektubuna göre her iki reform da sonbaharda tamamlanmak zorunda.İkincisi gelirler politikası. Hükümet halen enflasyonun üzerinde zam yapmamakta kararlı. 2006 bütçesi yapılırken de aynı kararlılıı gösterecek mi? Üçüncüsü bütçe açığı. Son rakamlar gerçekten etkileyici. Faiz dışı fazlada hedefin yüzde 60'ı ilk beş ayda gerçekleşti. Enflasyondan arındırılmış bütçe açığı sıfıra gidiyor. 2006'da da bu eğilimin devam edeceğinin bilinmesi gerekiyor.Reel faizde düşüşReformlar gerçekleşir, 2006 bütçesi sıkı bağlanır, bir de üzerine, tüm belirsizliklere rağmen, AB ile müzakerelerin start alması eklenirse, sonbaharda Merkez Bankası'nın reel faizde esaslı bir düşüş sağlayacak kadar faiz indirimine gitmesi gerekecek. Uzun süredir yüzde 9 civarında seyreden reel faizin 0,25 puanlık indirimle düşecek hali yok. Yukarıda anılan gelişmeler ve yüzde 5'lik enflasyon hedefi çerçevesinde reel faizin yüzde 5-6'ya doğru düşürülmesi amaçlanmalıdır. Aksi takdirde ekonomi aşırı sıcak paranın altında kalarak sapıtabilir.Dış ve iç şoklara bağlı olarak enflasyon dinamiğinde beklenmedik bir gelişme olmazsa MB'nin ekim-kasıma kadar 0.25 puanlık indirimlerle idare edeceğini tahmin ediyorum. Ama tablo netleştiğinde, gecelik faizleri kısa sürede 2 puan kadar indirmesi gerekecek. Talebin yüzde 5-6 düzeyindeki reel faize göstereceği tepki, kapasite yatırımlarının seyri, büyüme, cari açık ve tüm bu değişkenlerin enflasyona etkisi ayrı bir tartışma konusu.

Devamını Oku

Evlatlık almanın dinen ölçüsü nedir?

11 Haziran 2005

Soru: Evlatlık almak isteyen bir aileyiz. Ne yapmamızı tavsiye edersiniz? Evlatlık almanın dinen ölçüsü nedir? (Selda Uzunoğlu)Cevap: Kimsesiz bir çocuğu alıp büyütmek, tahsilini yaptırıp onu topluma kazandırmak çok büyük sevaptır. Peygamberimiz, dünyada bir yetime bakan kişinin, cennette kendisiyle yan yana olacağını buyurmuş ve evlerin en hayırlısının, içinde yetime iyilik ve ikram edilen ev olduğunu buyurmuştur.Kimsesiz çocuğu himaye etmenin manevi durumu budur. Ancak İslâm'da evlatlık kaldırılmıştır. Evlat edinenle evlatlık arasında, öz çocuklarda olduğu gibi bir yasak söz konusu olmaz. Yani kişi isterse evlatlık edindiği bir kızı, kendi oğluyla evlendirebilir veya kendisi bu kızla evlenebilir. Kur'ân'dan önceki dönemde evlatlık, aynen öz evlat gibi kabul edilirdi. Fakat Kur'ân bu uygulamayı kaldırmış ve evlatlıkların, gerçekte evlat edinenin değil, kendi öz babalarının evladı olduklarını belirtmiştir."Allah, bir adamın (göğüs) boşluğunda iki kalp yaratmadı ve zıhâr yaptığınız (sen bana, annemin sırtı gibisin dediğiniz) eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmadı, evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir. Onları babalarının adına bağlayarak çağırın. Bu, Allah yanında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak yaptığınızda size bir günah yok fakat kalplerinizin bile bile yaptığında günah vardır. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (Ahzab: 4-5)."Gerçek Din Bu"Soru: Geçenlerde elime Turan Dursun'un "Din Bu" adlı kitabı geçti. Daha önce Dursun'un "İslâm Ansiklopedisi" adlı yayınlarından "Dua" ve "Allah" adlı kitapları okumuştum. Gayet normal ve aydınlatıcı kitaplardı. Ancak "Din Bu" adlı kitapta bazı ilginç noktalar var. Örneğin Hz. Muhammed'in Hz. Ayşe ile olan durumu, Kur'ân'in ilk baştaki gibi kalamadığı ve daha niceleri. Bunlan kısaca açıklarsanız veya bir kaynak önerirseniz sevinirim. Yüce Allah her şeyi gören ve bilendir. Beni, doğruluğundan şüphe duyulmayacak sağlam kaynaklara yönlendireceğinize kuşkum yoktur. Turan Dursun'un kitabında sürekli kaynak verilmiş ve üstelik Arapçaları da açıklamaların üzerlerine yazılmıştı. (Gökhan Oygun)Cevap: Sayın Gökhan Oygun, sorduğunuz konunun izahını, Turan Dursun'un, söz konusu kitabına cevap olarak yazdığımız "Gerçek Din Bu" adlı eserimde bulacaksınız. O eseri okumanızı tavsiye ederim.

Devamını Oku

Ezan, sadık bir rüyayla öğretilmiştir

11 Haziran 2005

Soru: Ezan, vahiy midir? Değilse sözleri kime aittir? (Hüsamettin Sayram)Cevap: Ezan namaza çağrı, müezzin de bu çağrıyı yapan kimsedir. Ezan, Medine devrinde meşru olmuştur (yasalaşmıştır). Ezan vahiy değil, sadık bir rüyayla öğretilmiş bir namaza çağrı nidasıdır. Olay şöyle olmuştur: Hz. Peygamber namazı, vakti içinde bazen geç, bazen erken kılardı. Cemaatle namazın kılınacağı vakti kestiremediklerinden sahabilerden kimi erkenden gelip bekler, kimi de geç gelir, namaza yetişemezdi. Peygamber (s.a.v.) bunu bir düzene sokmak için namaz vaktini ilan etmeyi düşündü ve namaza nasıl çağrı yapılacağı konusunu arkadaşlarına danıştı.Elinde bir çan vardıKimi ateş yakmak, kimi boru çalmak, kimi nâkus (üzerine bir odun parçasıyla vurulan uzun bir odun parçası. Doğu Hıristiyanları, ibadet vakitlerini böyle bir yöntemle duyururlardı. Daha sonra çan geliştirilmiştir) tarzını, kimi de bayrak dikmeyi önerdi. Bu yöntemlerin hiçbiri Peygamber'i tatmin etmedi. O, tamamen Müslümanlara özgü, orijinal bir çağrı yöntemi düşünüyordu. Meclis, karara varmadan dağıldı.Abdullah ibn Zeyd adında Ensarlı bir sa-habi, o gece bir rüya gördü. Rüyasında üzerinde iki yeşil elbise olan bir adam gelmiş, bir duvar parçası üzerinde durmuştu. Elinde bir çan vardı. Zeyd sordu:- Onu bana satar mısın?- Ne yapacaksın?- Namazımızın vaktinde çalarız.- Sana daha iyisini göstersem olmaz mı?Hz. Ömer de görmüşSonra kıbleye karşı durup, "Allahu ekber" diye başladı ve ezanı baştan sona kadar okudu. Bitirince yeniden başlayıp okudu, sonuna yakın "kad kameti's-salâh" kelimelerini ekledi. Abdullah hemen Peygamber'e koşup olayı anlattı. Peygamber, "Rüyan gerçektir. Bilâl'e öğret, okusun. Çünkü onun sesi seninkinden gürdür" dedi. Peygamber'in emri üzerine Abdullah, ezanı Bilâl'e öğretti ve Bilâl bir evin damına çıkıp ezanı okudu.Ezanı duyan Hz. Ömer, yatağından fırlayıp gömleğiyle koştu, geldi ve "Ya Resûlallah, seni Peygamber olarak gönderen Allah'a andolsun ki, bunun gördüğü rüyayı ben de gördüm ama o, benden önce gelmiş" dedi (Müslim, Salât: 1, 2; İbn Mâce, Ezan: 1). O gece ashabdan yedi kişinin aynı rüyayı gördükleri rivayet edilir. Böylece ezan, Peygamber'in emriyle uygulanıp sünnet olmuştur.

Devamını Oku

Başkasının hayatını kimse zorlaştıramaz

9 Haziran 2005

Soru: Alkollü içki üreten bir yerde çalışanların aldığı para helal midir?Cevap: Alkollü içki üretip Müslüman'a satmak haramdır. Ancak Serahsî'nin de belirttiği üzere alkollü içki, gayrimüslim için değerli bir maldır. Çünkü onlar içkinin haram olduğuna inanmazlar. İçkiyi üretenlerin bunları kime sattıkları çalışanları ilgilendirmez. Çalışanlar bir iş yerine emeklerini satarlar. Çalışmalarına karşılık bir ücret alırlar.İçki üretilen veya satılan yerlerde çalışanların, verdikleri hizmetleri karşılığında aldıkları ücret helâldir. Bugün iş bulmak kolay değildir. Zorunluluklar, yasakları mubah kılar. Çoluk çocuğunun geçimini temin için böyle yerlerde çalışmak zorunda kalanların aldıkları ücreti haram saymak Kur'anî bir delile dayanmaz. Öyle bir iki kişinin aktardığı haberlerle de kesin yasaklar, haramlar konamaz. Hiç kimsenin, hayatı zorlaştırmaya hakkı yoktur.Kabirde yatan cesettirSoru: Kabir azabı var mıdır? Varsa, Kur'ân'da hangi surede, kaçıncı ayettedir? Siz, "Kabirde yatan ruh değil, cesettir" diyorsunuz. O zaman bu sorgular ve azaplar, bedenimizin kapladığı toprağın altında mı, yoksa ruhumuzun gideceği âlemde mi olacak? (Birsen Emiroğlu)Cevap: Kabir azabı doğrudur. Fakat kabirde azap çekecek olan beden değil, ruhtur. Bu konuyu ayrıntısıyla daha önceki bir yazımda açıklamıştım. Aynı şeyleri yinelemekte yarar görmüyorum. Bunun için "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimizin ikinci cildine bakınız."Akîka kurbanı" nedir?Soru: Çevremden duyduğuma göre yeni doğan çocuklar için kurban kesmek gerekiyormuş. Eğer çocuk erkekse kurban sayısı iki olmalıymış. Bu düşünce doğru mudur? (İsmail Cem Çetin/Bursa)Cevap: Çocuk için kesilecek kurbana akîka kurbanı denilir. Akîka, çocuğun başındaki tüyün adıdır. Hanefî mezhebine göre yeni doğan çocuk için kurban kesmek mubah, diğer üç mezhebe göre sünnettir. Yani çocuk için kurban kesmek gerekli değil, uygun veya sünnettir. Akîka kurbanı, çocuğun doğumundan ergenlik yaşına gelinceye kadar kesilebilir fakat doğumunun yedinci günü kesmek efdaldir.

Devamını Oku

Hz. Muhammed ideal bir toplum kurmuştu

8 Haziran 2005

Düşünce ayrılıklarını sınırlamak, düşmanlık sınırına vardırmamak için herkesin Allah'ın sınırlarında durması, Allah'ın kitabına sarılması, o genel prensiplerin dışına çıkmaması gerekir. İnsanlar o genel prensipler içinde kaldıkça dost olurlar. Aralarında bazı düşünce ayrılıklarının olması, birbirlerini sevmelerine, anlayışlı davranmalarına engel olmaz. Hz. Muhammed Aleyhisselâm, Kur'ân ile böyle düşmanlarına karşı cesur, birbirlerine karşı şefkatli, birbirlerini seven ideal bir toplum kurmuştu.Savunma yasal bir haktırKur'ân her zaman böyle bir toplumun kurulmasını sağlamaya kadirdir. Yeter ki insanlar onun genel prensiplerine gönülden sarılsın, o prensiplerin dışına çıkmasınlar. Kendini savunma yasal bir haktır."Allah, kendisine haksızlık edilen dışında (hiç kimse tarafından) açıkça kötü söz söylenmesini sevmez. Doğrusu Allah, işitendir, bilendir. Bir iyiliği, açığa vurur veya onu gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz (bilin ki) Allah da affedicidir, güçlüdür" (Nisa: 98/148-149).Adaletin gereği yapılmalıdırBu ayete göre her ne suretle olursa olsun açıkça kötü söz söylemek, alay ve hakaret etmek ya da yapılmış kötü bir işi açığa vurmak, başkalarının kusurunu ortaya dökmek Allah'ın sevmediği çirkin işlerdir. Ancak yapılan haksızlığı reddetmek, kendini savunmak meşru haktir. Buna rağmen intikam gücü varken affetmek daha iyidir.İnsanın, kendisine yapılmış herhangi bir dil hakaretini affetmesi, hayırlıdır. Ancak affetmek, başkalarına da hakaret etme cesaretini verecek ve bu tür hakaretlerin, haksızlıkların topluma yayılması sonucunu doğuracak olursa doğru değildir. O zaman adaletin gereği yapılmalıdır.Allah'tan gizleyemezsinizBir hadise göre hakarete, sövmeye ilk başlayan kimse günahkâr olur. Diğeri haddi aşmadıkça karşılık vermekle günah kazanmaz. Ayette, "kötü sözü açıkça söylemeyi Allah sevmez" buyuruluyor. Bundan, kötü sözü gizlice söylemenin sakıncasız olduğu anlamı çıkmaz. Kur'ân-ı Kerîm'in birçok yerinde günahın açık ve gizlisinden menedilmiş, bu surenin 108'inci ayetinde de günah bir sözün, insanlardan gizlense bile Allah'tan gizlenemeyeceği, Allah'ın her yapılanı bildiği açıklanmıştır. Kur'ân'a göre kötü sözü açık veya gizli söylemek, başkalarına karşı kötü niyetler beslemek günahtır.

Devamını Oku

Sadece Kur'an'a sarılın, bölünüp ayrılmayın

8 Haziran 2005

"Hiçbir kötülüğü olmasa dahi kişinin, Müslüman kardeşine hakaret etmesi kendisine yeter. Her Müslümanın diğerine kanı, malı ve namusu haramdır" (Müslim, Birr: 32; Ebû Dâvûd, Edeb bâbu men redde muslimen), "Müslümanın, Müslüman kardeşiyle üç günden fazla küs tutması helal değildir. Öyle ki, birbirleriyle karşılaşırlar, biri bu tarafa, öbürü öbür tarafa bakıp geçer (birbirlerine selam verip konuşmazlar). Onlann en hayırlısı, ilk selam verendir" (Buharı, Edeb: 57, 62, İsti'zân: 9; Müslim, Birr: 25; Tirmizî, Birr: 21).Allah kalplerinizi uzlaştırdı"Topluca Allah'ın ipine yapışın, ayrılmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) kalplerinizi uzlaştırdı, O'nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz bir ateş çukurunun kenarında bulunuyordunuz, Allah sizi ondan kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki yola gelesiniz" (Âl-i İmrân: 94/103). Ayet, müminlere Allah'ın ipi olan Kur'an'a sarılmalarını, bölünüp ayrılmamalarını emrediyor. Ve daha önce, düşmanlığın körüklediği ateş çukurunun içine düşmek üzere olduklarını ancak Kur'an'a sarılmaları sonucu bu düşmanlık durumundan kurtarıldıklarını anımsatıp bir daha öyle bir duruma dönmemelerini öğütlüyor.Nefret ve düşmanlık ateşiGerçekten Allah'ın ipi olan Kur'an'a sarılanlar birleşirler. Daha önce birbirine düşman olan Medine toplumu, nefret ve düşmanlık ateşiyle dolu bir çukurun kenarında bulunuyordu. Neredeyse düşmanlık ateşi içine düşüp mahvolacaklardı. Allah, hidayetini lütfedip onları helakten kurtardı. Şimdi hidayete gelip kardeşlik içine girdikten sonra tekrar eski düşmanlık durumlarına dönmek yakışır mı? İnsanlar arasında düşünce ayrılıklarının olması doğaldır. Bu, Allah'ın yasası gereğidir.Düşünce ayrılığı normaldir"Rabbin dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı. Ama ihtilâf edip durmaktadırlar" (Hûd: 52/118). Allah insanları zeka, düşünce ve yetenek bakımından farklı yarattığına göre onlar arasında düşünce ayrılıklarının olması da doğaldır. Fakat bu ayrılıkların, düşünce düzeyinde kalması, büyüyüp düşmanlığa dönüşmemesi gerekir. Çünkü düşünce farkı, bir ölçüde insanları rekabete, ilerlemeye sevk ederken bunun büyüyüp düşmanlığa dönüşmesi yıkıcı olmaktadır. (Devam edecek)

Devamını Oku