Soru: Başı açık namaz kılınır mı? Müslüman olmayan, ancak İslâm'a uygun yaşayanlar "namaz ve oruç" ibadetlerinden sorumlu olur mu? Zahiri âlemde adaletsizlikler var. Zengin-fakir, güzel-çirkin, engelli-engelsiz gibi... Ancak ben, inanan bir kişi olarak adaletin olduğuna inanıyorum. Sizden bu adaletin ne şekilde olduğunu öğrenebilir miyim? Bu dengenin altında adalet nasıl sağlanıyor? Çünkü yukarıda yazdığım konu, reenkarnasyona inananlar, yeniden bedenlenmeyi bu görünürdeki durumları örnek gösteriyorlar. (Hayriye Özel)Cevap: Erkek için namazda kapatılması gereken kısım, ihtilaflı olmakla beraber göbekle diz kapağı arasıdır. Kadında ise yüz, el ve ayaklar dışında bütün beden organlandır. Ancak bunlar fıkıh kitaplarındaki hükümlerdir. Bu hükümler Kur'ân'a değil, bazı hadis rivayetlerine dayanır. Kur'ân'da kadınların başlanın ve gerdanlarını örtmeleri emri namazla ilgili değil, mahrem olmayan erkeklerle ilgilidir. Kadınların, mahremi olmayan erkeklere karşı yüz, el ve ayaklar dışındaki kısımlarını örtmeleri emredilmiştir. Ama fıkıh uzmanları namaz kılabilmek için de bu şekilde örtünmek gerektiği yargısına varmışlardır. Kur'ân'ın getirdiği İslâm'a uygun yaşayanlar, namaz da kılarlar, oruç da tutarlar. Aksi takdirde nasıl İslâm'a uygun yaşamaktan söz edilir? Ama kastınız, kitaplarının hükümlerine göre yaşayan kitap ehli ise onlar kendi dinlerinin ibadetlerinden sorumludurlar."Siz de ölçüyü tam yapın"Herhangi bir ilahi dine bağlı olup, o dinin kitabının hükümlerine göre yaşayanlar, Kur'ân'ın açık beyanına göre cennete gideceklerdir. Bizler, hayatın sadece görünen kısmına bakıp bazı olaylarda adaletsizlik olduğu yargısına varırız. Bize ters gelen olayların iç yüzünü bilsek, her şeyin yerli yerince olduğunu anlarız. Uzaydaki dengeyi düşününüz. Birazcık dengesizlik olsa evrende düzen kalır mı? Evreni düşünmemizi, dikkatle yıldızlara bakmamızı emreden Kur'ân, evrende en küçük bir kusur, çatlak ve dengesizlik bulunmadığını vurgular. "Farcii'l-basara hel terâ min fütur? O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka tabaka yarattı, Rahman'in yaratmasında bir aykınlık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner" (Mülk Suresi: 3-4).Allah'ın yaratışında tam bir denge, yani adalet vardır. Evrende egemen olan dengeyi insan bozmaktadır. Onun için Kur'ân, "Siz de ölçüyü tam yapın, dengeyi bozmayın" buyruğunu vurgulamaktadır. (Devam edecek)
Soru: Kur'ân'da geçen, "Ey Ademoğulları" hitabının anlamı nedir? Tevrat da İncil gibi değiştirildi mi? Ayrıca günümüzdeki incili, havarilerin yazdığı belirtiliyor. O zaman günümüzdeki İncil hâlâ kutsal mı? Türk Diyanet Vakfı Yayın No: 86 Kur'ân tefsirinde, cennete ancak son peygambere inanılırsa girileceğini yazıyor. Aynı kitabın 8'inci sayfa 2'nci paragrafında Kur'ân tercümesiyle namaz kılınmaz diye yazıyor. İnanışta neden birlik sağlanamıyor? En büyük kaynak Kur'ân'da, farklı yayın evlerinden çıkmış yayınlarda farklı açıklamalar oluyor. Acaba sizin yardımınızla bu konuda ilim yapmış kişiler bir araya gelip, bu yayınlar düzeltilemez mi? (Hayriye Özel)Cevap: İlahi kitaplarda Adem, insanlığın ilk babası kabul edilir. "Ey Ademoğulları" hitabında bir yanda insanların, Adem'in çocukları olduğu, ondan türedikleri belirtilir, diğer yanda da insanların hepsinin aynı babadan geldikleri, dolayısıyla temelde kardeş oldukları, kardeşçe dayanışma ve barış içinde yaşamaları gerektiği anlatılır. Kimin tarafından yazılmış olursa olsun Kur'ân, kendi zamanında mevcut Tevrat'ı ve İncil'i doğrulamakta ve ona saygı gösterilmesini, emirlerinin uygulanmasını istemektedir. Din tekelciliğinin yaran yok, zararı çoktur.Diyanetçiler "olmaz" diyorKur'ân, dinlerinin özüne bağlı kitap ehlini cennetle müjdelerken hâlâ kitap ehlinin cehennemlik olduğunu söylemek, cenneti tekelleştirmek olur. Oysa Allah sadece Müslümanların değil, hatta sadece insanların da değil, bütün âlemlerin Rabbidir. Rab ne demek? Koruyan, yetiştiren, besleyen, eğiten, yöneten. Allah'ın merhameti, insanların merhametiyle mukayese edilemeyecek kadar geniştir. Hâşâ O, kullarını sonsuzca yakmaktan yücedir. Ne diyelim, Allah gönül gözümüzü açsın o bol, geniş rahmeti görelim de dar görüşlülükten kurtulalım.İslâm dünyasının bir Rönesans'a ihtiyacı vardır. Bu Rönesans'ın ışıkları da görünmeye başlamıştır ama bazı önemli dini mevkilerde bulunanlar maalesef prestij kaybına uğrama korkusuyla hâlâ o ilk kafada devam etmekte ve belirmeye başlamış olan Rönesans'ı, yenilenmeyi geciktirmeye çalışmaktadırlar. Bu yenilenmenin önünde kimse duramaz. Kur'ân'ın an duru yüzü er geç ortaya çıkacaktır. "Aynı kitapta Kur'ân tercümesiyle namaz kılınmaz diye yazıyor" diyorsunuz. Selma-ı Farisî, Habîb-i Acemî, İmam-ı Azam herkesin kendi diliyle namaz kılabileceğini söylüyor ama Diyanetçiler olmaz diyor. Din, kimsenin babasının malı değil. İnsanların yargıları da din değil.
SORU: Bundan 4 yıl kadar önce bir bayram namazı vaazında, Vakıa Suresi'nin maddi olarak da bir anlamı olduğunu duymuştum. Her gece yatmadan önce bu sureyi okuyan kişi, maddi sıkıntı çekmeyebilirmiş. Ben de bunu öğrendikten sonra her gece okumaya başladım. Ancak Kur'ân okumayı bilmediğimden Türkçe'sini okuyorum. Bu kabul olur mu? (Emre Subaşı)CEVAP: Surelerin faziletleri hakkındaki rivayetlerin çoğu uydurmadır. Kur'ân sureleri birbirine denktir. Hepsi de vahiydir. Kur'ân, insanların gönül dertlerine, hidayetlerine şifa olmak üzere indirilmiştir, insanlara maddi servet sağlamak üzere değil. Siz Vakıa Suresi'ni okumayı alışkanlık haline getirmişsiniz. Bunda bir sakınca yok ama bunu sünnet gibi düşünürseniz hata yapmış olursunuz. Çünkü Peygamberimiz böyle bir şey yapmadı, istediğiniz kadar Kur'ân okuyunuz. Hangi sureyi okusanız makbuldür. Ama işiniz dolayısıyla veya herhangi bir nedenle okuyamadığınızda günah yoktur.Birleştirilecek namazlar aynı vasıfta olmalıdırSORU: Cem edilen namazlardan vakit namazını imama uyarak, diğer namazı da ara vermeden bireysel olarak kılmamızın sakıncası var mı? (Aydın Ezel)CEVAP: Aslında birbirleriyle birleştirilecek namazların aynı vasıfta olması gerekir. Cemaat namazıyla münferit namaz, fazilet bakımından farklıdır. Fakat işin özü bakımından bunda bir sakınca yoktur. Cemaat namazına başlarken siz namazı cem edeceğinize niyet edersiniz. Selamın ardından müteakip namazı bir kametle cem edersiniz.Uydurma şeyleri din haline getiriyorsunuzSORU: Satın aldığım iki ayrı Yasin Suresi kitapçıklarında, Mübin dualarının birbirinden çok farklı olduğunu gördüm. Gerçeği hakkında bilgi verir misiniz? (Nehir Erbil)CEVAP: Ne gerçeği arıyorsunuz? Mübin duası diye bir dua yok ki. Uydurma şeyleri din haline getiriyorsunuz ve din satıp para kazananlara çanak tutuyorsunuz. Ne Mübin duası? Kim yapmış bu duayı? Lütfen bu tür hurafeleri bırakın, onlara kesinlikle inanmayın. Mübin duası diye bir dua satın almayın. Bir bidati dine sokmakla hata işliyorsunuz.
SORU: Kur'ân'dan önceki kutsal kitaplardan Tevrat, Zebur ve İncil'in akıbeti ne olmuştur? Bu kutsal kitaplar insanlar tarafından tahrif edilmiş midir? (Özden Tok)CEVAP: Kur'ân, kendinden önceki kutsal kitapları doğrulamakta ve kendisinin anlattıklarının, Tevrat ve İncil'de de mevcut olduğunu belirtmektedir. İnanmayanlara Tevrat'a bakmalarını, bu anlatılanların o kitapta da bulunduğunu bildirmektedir. Ayrıca Tevrat bağlılarının Tevrat'ın, İncil sahiplerinin de İncil'in hükümlerini uygulamalarını, kitaplarının hükümlerini uygulayanlann mutluluk, bolluk ve bereket içinde yaşatılacaklarını, kitaplarının hükümleri uyarınca giden kitap ehlinin de cennete gideceğini bildirmektedir. Kur'ân bu kadar açık biçimde o kitapları doğrularken ve bağlılarına, kitaplarının hükümlerini uygulamalarını vurgularken o kitapların tahrif edildiğini söylemek Kur'ân'in söylediğini kabul etmemek olur.Nitekim İbn Haldun da Tevrat ve İncil'in tahrif edildiğini söylemenin küfür olacağını ifade etmiştir. Kur'ân o kitapları değil, yorumlarıyla o kitapların özünü çarpıtmış, dine, tevhide aykırı inançları sokmuş olanların davranışını kınamaktadır. Kur'ân'in temel misyonu, önce muhatabı olan ve bir kitapları bulunmayan Araplara ilahi mesajı iletmek, sonra önceki kutsal kitapların çarpıtılmış yorumlarını, onların ruhuna aykırı inançlan düzeltmektir. Ama dinlerinin ruhuna bağlı iyi niyetli kitap ehlinin cennete gideceğini her vesileyle vurgulamaktadır. Bu konuda ayrıntı için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizde "Tahrif" maddesine bakınız.Kimsenin insan sağlığıyla oynamaya hakkı yokturSORU: Erkeklerin, kadın doğum doktoru olması caiz midir? Tıbben zorunluluk yokken, ailenin isteği üzerine kürtaj yapan doktor günaha girer mi? (Emrah Yıldız)CEVAP: Doktor için yasak yoktur. Erkekler de kadınlar da doktorluğun her dalında uzmanlaşabilirler. Kadın hasta, erkek doktora haram değildir. Kimsenin insan sağlığıyla oynamaya hakkı yoktur. Ancak doğum yapacak bazı kadınlann psikolojik olarak rahat etmesi açısından doğum doktorunun kadın olması daha uygun olur. Zorunlu bir gerekçe olmadan aile istedi diye asla kürtaj yaptırılamaz. Durup dururken kürtaj yapmak, cinayet işlemektir. Çocuğu diri diri toprağa gömmeyle eş bir günahtır.
Soru: Ben 83 yaşında, kroner kalp hastasıyım. Dini vecibelerimi elimden geldiğince yerine getirmeye çalışıyorum. Ameliyat riskli olduğundan ilaç tedavisi uygun görüldü. Mübarek Ramazan geliyor. Orucumu tutmak istiyorum. Kriz geldiği zaman İsordil adlı dil altı ilacını almak zorundayım. Bildiğiniz gibi bu ilaç yalnız kalbe oksijen veriyor. Açlığı veya susuzluğu giderici hiçbir etkisi yok. Bunu kullanırsam orucum bozulur mu? (Latif Çıra)Cevap: Latif Bey'in oruç tutması gerekmez. Her gün için bir fidye vermesi yeterlidir. Ama kendileri koca bir ömür boyu alıştığı orucunu bırakmak istemiyorsa, dil altı ilacını alması, orucunu bozmaz. Çünkü fıkıh kitaplarına göre oruçlu birinin, ağzına aldığı susam tanesi kadar bir şeyi çiğneyip yok etmesi ve boğazında tadını duyması, orucunu bozmaz. Buna göre kalp hastalarının, dil atlına koydukları küçücük İsordil'in, kılcal damarlarca kendiliğinden emilmesi, orucu bozmaz. Çünkü orucu bozan, boğazdan mideye giden gıdalardır. Kılcal damarlarca emilen ilaç mideye değil, hücrelere, özellikle kalp damarlarına gider. Ancak ilacı yutmamak gerekir. Yutulduğu takdirde oruç bozulur. İslâm, insan sağlığına zararlı bir hüküm getirmemiştir.Sizi doğruya yönlendiren babanızı dinleyin lütfenSoru: Çocuklarını Kur'ân öğrenmeye yönlendiren okurum Mehmet Şemsettin Koyuncu, bu konudaki çabasını anlattıktan sonra diyor ki: "Çocuklarım sizi çok sever ve sayarlar. Oğlum Mehmet Çan Koyuncu, geçen gün size bir mail gönderdi ve bu konuyu sordu. Eğer cevap verirseniz tahmin ediyorum ki hem oğlum hem de ablası hemen Kur'an'a başlayacaklar." (Mehmet Şemsettin Koyuncu)Cevap: Sayın Mehmet Şemsettin Koyuncu'yu kutluyor ve yavrularına diyorum ki: Her Müslüman'ın, Kur'ân'ın orijinalinden öğrenmesi idealdir. Çünkü namazda dualar Türkçe okunabilir ama İslâm birliğinin korunması için namazda okunacak Kur'ân'ın Arapça orijinalinden okunması gerekir. Arapça Kur'ân okumayı hiç bilmeyen, öğrenmeye çalışır ama öğreninceye kadar namazını Türkçe mealden okuyarak kılar. Kur'ân, Hz. Muhammed'e vahyedildiği gibi bize kadar gelmiştir. Bu bakımdan Kur'ân metnini okumanın zevki ve sevabı başkadır. Haydi yavrularım, zor bir şey değil, sizi doğruya yönlendiren değerli babanızı dinleyin ve Kur'ân'ı orijinalinden okumayı öğrenin. Zor değil, karar verdiniz mi 10-15 günde öğrenebilirsiniz. Haydi göreyim sizi. Bakın sonunda çok büyük haz duyacak, mutlu olacaksınız.
Adana'dan yazan Turgut Haseki'nin, Diyanet işleri Başkanlığından bir ricası var: "Cuma günleri, cemaat namazdan bir saat önce camiye gelmeye başlıyor. Adana'da merkezi sistemle verilen vaaz bütün camilere aktarılıyor fakat cemaat, içeriye girmeyip cami avlusunda oturuyor, geziniyor, sohbet ediyor. Oysa içeride güzel sesli, eda bilir bir hafız Kur'ân okusa, halk huşu içerisinde bunu dinleyecektir. Vaaz da verilsin ama bu bir saatin hiç değilse 15-20 dakikası Kur'ân okumaya aynisin. Halk bundan memnun olacaktır."Turgut Haseki'nin önerisi uygundur. Gerçekten namazdan önce bir saat vaaz veriliyor ama bu vaazların çoğu uydurma hikâyelerle doludur. Bu uydurmalarla cemaatin kafasını doldurma yerine insanlara Kur'ân'ın yalın bilgisi verilmelidir. Onun için önce güzel sesli bir hafız, bir sayfa Kur'ân okumalı, ardından kendisi, doğru bir mealden, okuduğu Kur'ân'ın yalın manasını ama güzel bir üslupla okumalıdır. Sonra diğer sayfaya geçilmeli, orijinalinden okunan her sayfanın manası da okunmalı, böylece cemaat Kur'ân ile tanıştırılmalıdır. Camilere 15 milyon insan gidiyor. Maalesef dinlediğim vaazların çok az bir kısmı hariç, ciddiyetten, sıhhatten uzaktır. Dinimizi, Kur'ân çizgisine çekmenin, hurafelerden arındırmanın en kestirme yolu, halkımızın Kur'ân ile tanıştırılmasıdır. Bu hususta Diyanet İşleri Başkanlığı'na çok iş düşmektedir, çok! Bakalım bu yönde olumlu bir adım atılacak mı?Beton kabre cenaze defni caiz değil mi?Soru: Bir yakınım vefat ediyor. Daha önce mezarı yaptırılıyor. Cesedi gömecek hoca, "Bu mezar betondan yaptırılmış. Ceset toprağa değmiyor" diyerek her şeyi orta yerde bırakıp gidiyor. Başka bir hoca gelip cesedi gömüyor. Burada cesedi bırakıp giden mi, yoksa gömen mi yanlış yapıyor? Cesedin betona değmesiyle kaba toprağa değmesi arasında dinimizce nasıl bir sakınca olabilir? (Sebahattin Aykın)Cevap: Kur'ân'da cenazenin, mutlaka toprağa konacağı şeklinde bir hüküm yoktur. Ancak sünnet olan, toprağa verilmesidir. Kayalıklı yerlerde açılan kabirlere cenaze gömüleceği gibi taştan, tuğladan, betondan yapılmış kabirlere de gömülür. Beton veya tuğladan yapılan kabirler masraflıdır. Nasıl olsa ruhunu yitiren beden çürüyecektir. Öyle ise ona betondan kabir yaptırmanın hiçbir yararı yoktur. Bu bakımdan sünnet olan, doğrudan toprağa vermektir. İşte fıkıh kitaplarındaki hüküm: "... cenazeyi, demirden dahi olsa tabutuyla beraber defnetmede bir sakınca yoktur."
Soru: Çocukluğumdan beri büyüklerimden duyanm: "Bir gün gelecek, camiler cemaatle dolacak ama o gün bir Müslüman'a rastlanmayacak." Acaba bugünkü halimiz, o günün geldiğini mi hatırlatıyor? (Hamit Onar)Cevap: O tür söylentilere bakmayın. O sözü 1200 yıl önce yaşamış insanlar da söylemişler ve kendi zamanlarının o gün olduğunu sanmışlardır. Zamanındaki insanların davranışından memnun olmayanlar, böyle söylentiler çıkarmışlardır. Çünkü onlar, camiye gelip namaz klan Müslümanlarda düşündükleri İslâm anlayışını veya davranışını bulamadıkları için o insanları gerçek Müslüman saymamışlar ve bu yargılarını aynı düşüncedeki kişilerin ürettikleri bu tür söylentilere dayandırmışlardır.Kur'ân'ın ifadesine göre gaybı, yani geleceği Allah'tan başka kimse bilmez. Asırlarca sonra olacak olaylan, vahyin bildirmesi dışında hiç kimse bilemez. Peygamberimiz de böyle sözler söylemekten münezzehtir. Eğer öyle ise yani o tür Müslümanların gelmesi ezelden planlanmış ise o zaman o insanları suçlamanın ne mantığı var? Madem Allah öyle programlamış, O'nun programı olur. Planlayan O ise sorumlu kimdir? insanın elinden geldiğince kendisini ve çevresini düzeltmeye çalışması gerekir.Boş şeylere itibar etmeyinSoru: Bir dileğim için Salât-ı Terfîciyye duasına başladım. Bu duayı 4444 defa okumak gerekiyormuş. Henüz 250 kez okuyabildim. Tamamlayamazsam günaha mı girerim?Cevap: Salat-i Tefrîciyye denilen şey, ayet de değil, hadis de değil. Hz. Peygamber herhangi bir duayı 4444 kere okuma gerektiğinden söz etmemiştir. Bunlar boş, uydurma şeylerdir. Allah ve Elçisinden başka insanların görüşleri ve sözleri bağlayıcı din olmaz. Hatta onları bağlayıcı din hükmü sanmak, buna inanmak Allah'a eş koşmakla eştir. Zira Kur'ân, "Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği hükümler koyan tanrıları mı var?" buyurmaktadır. Allah'tan başka yasaklar, hükümler koyanların, Allah'a ortak, yani put olduklarını kınayıcı bir üslupla belirtmektedir.Bir hanımefendinin iltifatı"Bilim ve ilim adına her gün bıkmadan usanmadan bizleri bilgilendirmek için yazan ellerinizden öperim. Allah sizi her zaman güzelliklerle onurlandırsın. Sizin gibi birinin hizmet ettiği bizler çok şanslıyız. Allah sizden razı olsun. Yazılarınızdan çok şey öğreniyorum ve öğrendiklerimi de çevremdekilerle paylaşıyorum. Saygılanmla... Melek Yiğitdoğan"* Melek Yiğitdoğan'a teşekkür ederim.
Soru: Şafii mezhebinde namaz nasıl kılınıyor, abdest nasıl alınıyor? Ayrıca Suudi Arabistan'ın mezhebi nedir?Cevap: İslâm'ın temel hükümleri açısından Şafii mezhebiyle Hanefi ve diğer mezhepler arasında önemli bir ayrılık yoktur. Sadece ayrıntı meselelerde bazı görüş ayrılıkları vardır. Bütün mezheplerde namaz aynıdır. Yalnız Hanefiler namaza başlarken elleri kulaklara götürürler ama diğer mezheplerde rükû tekbirinde de eller kulaklara götürülür. Caferiler ve Malikiler namazda elleri göbek üstünden bağlamaz, yana salıverirler. Hanefilere göre bedenden çıkan kan, çıktığı yeri geçerse abdesti bozar, Şafiilerde bozmaz. Bunlar ayrıntıya ilişkin görüş farklarıdır, esasa ilişkin bir fark yoktur. Suudi Arabistan'da halkın büyük çoğunluğu Hanbeli mezhebine mensuptur."Düşünün ve ders alın"Soru: Kur'ân-ı Kerim insanlara sürekli, "aklınızı işletin, düşünün ve ders alın" diyor. Bazı konularda insanoğlunun aklını da kullansa veri-bulgu eksikliğinden dolayı bir takım noktalarda yanılabileceğini düşünüyorum. Eğer aklımızı kullanıp eksik enformasyondan dolayı dinen yanlış bir noktaya varırsak yine de günah işlemiş olur muyuz?Cevap: Kur'ân, "yanılarak yaptığınızdan ötürü size bir günah yok fakat bile bile yaptığınızdan ötürü günah vardır" (Ahzab: 4) buyurmaktadır. Bu ve benzeri ayetler, hatayla yapılan yanlışların insanı sorumlu kılmadığını bildirmektedir.Önemli olan temizliktirSoru: Misvak kullanmak ayrı bir sevap mıdır, yoksa önemli olan dişleri temizlemek midir? Fırça da misvak yerine geçer mi?Cevap: Misvak kullanmaktan maksat dişleri temizlemektir. O zamanın dişi temizleme aracı doğal fırça olan misvaktı. Ayrıca misvakta diş etlerini güçlendiren bir özelliğin bulunduğu da söylenir. Önemli olan ağız ve diş temizliği olduğuna göre modern fırça da misvak kadar makbuldür.Sigara orucu bozar mı?Soru: Kur'ân'da orucu bozan şeyler net olarak nelerdir? Sigara orucu bozar mı?Cevap: Orucu bozan şeyler sadece yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktır. Sigara da tiryakiler için bir çeşit yeme içme sayıldığından fıkıhçıların çoğunluğunca oruç bozucu sayılmıştır. Çünkü içenler için tatmindir. Bazılarına göre de sigara, besin değildir.