Bu geçici hayat için dargın durmaya değmez

7 Haziran 2005

SORU: Kur'ân-ı Kerim'in Hucurat Suresi'nin 10'uncu ayetinde Cenabı Hakk'ın, "Müslümanlar ancak kardeştir" buyurmasına rağmen Müslümanlar arasında miras, namus, alacak, kul hakkı, hırsızlık, kan davası, ticaret, hıyanet ve hakaret gibi sebeplerden dolayı dargınlıkların yıllardan beri var olduğu bir gerçektir. Ayrıca Peygamber Efendimizin, "Müslümanların birbirlerine karşı üç günden fazla küs durması caiz olmaz" hadisi şerifini de biliyorum. Bir Müslüman'ın, hangi şartlarda başka bir Müslüman kardeşine dargın durması caizdir? Ve hangi şartlarda caiz değildir? Dargınlık halinin giderilmesi için taraflar neler yapmalıdır? islâm dinine göre dargın durmanın fıkhi hükmü nedir? (Hüseyin Haksız/İstanbul)CEVAP: İnsanlar maalesef dünya malına tutkundur. İnsanın doğasında mal sevgisi vardır. Mal ve mevki için birbirlerini kırarlar. Babasından biraz fazla mal almak için kardeşlerine hile yapanlar mı dersiniz, kız kardeşlerine mal vermeyip tehditle onların miras haklarını ellerinden alanlar mı dersiniz? Hem bunu dindar olduklarını söyleyenler de yapıyor. Niçin bunlar? Dünya kime kalacak? O mirasa konan sanki ebedi mi ona sahip olacak?Binanın taşları gibi...O tarla, bahçe, para daha önce başkasınındı, şimdi ona geçti, sonra bir başkasına geçecek. Nitekim çok iyi tanıdığım biri, tehditte kız kardeşlerinin hakkını kendi üzerine geçirdi. Çok geçmeden feci bir hastalığa yakalanıp, bir yıl sonra babasının öldüğü zamanda ahirete gitti. Istırap içinde kıvranan insanlar ne malı hatıra getirirler, ne de herhangi bir dünya varlığını. Mal mülk, sağlık olursa kıymetli görünür. Ama hastalık gelip çatınca, hele ölüm gelince hiçbir şeyin değeri kalmaz. İnsan dünyaya çıplak gelir yine çıplak gider. Tıpkı Allah'ın dediği gibi: "Siz bize, ilk yarattığımız zamandaki gibi tek olarak geldiniz." Öyleyse şu geçici hayat için gönül kırmaya, insanlan incitmeye, küs ve dargın durmaya değmez.Peygamber (s.a.v.), "Müminler, bir binanın taşlan gibi birbirini tutar" deyip parmaklarını birbirine geçirmiştir (Buhârî, Salât: 88; Müslim, Birr: 65). "Birbirinize haset etmeyiniz, birbirinizin satışına engel olmayınız, kızmayınız, sırt çevirmeyiniz, ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu rüsvay etmez, ona hakaret etmez diyen Peygamber (s.a.v.), üç defa 'takva buradadır' diyerek göğsüne işaret etmiştir" (Buhârî, Nikâh: 45; Edeb: 57-58, 62; Müslim, Birr: 30-32).DEVAM EDECEK

Devamını Oku

İslâm, eşcinsellere nasıl bakıyor?

6 Haziran 2005

SORU: İslâm dini, eşcinsellere nasıl bakıyor? Bu insanlar gerçekten cehennemlik mi? Bu eğilim onların genlerinde mi var? (Buğra Öztoprak/Adana)CEVAP: Kur'ân'da erkek erkeğe ve kadın kadına eşcinsellikten söz edilir. Her ikisi de haramdır. Bunu yapanlar büyük günah işlemiş olurlar. Eşcinselliğe aşırı tutkun olan Lut kavmi, bu yüzden bir felâketle helak edilmiştir. Kur'ânda onların büyük bir depremle ve başlarına yağan lavlarla helak edilişleri, ibret için anlatılmaktadır.Eşcinsellik büyük günah olmakla beraber Allah, günahtan dönen herkesin tevbesini kabul edip, dilerse günahını bağışlar. O, kendisine yönelen, özür dileyip tevbe eden her kulunu bağışlar. Elbette eşcinseller de insandır. Zaten insan olmasalar sorumlu da olmazlar. Ama yaptıktan, bütün dinlerde büyük günah kabul edilen bir eylemdir. Çünkü bu, doğaya aykırıdır. Kadın - erkek ilişkisinin temel nedeni, neslin devamıdır. Eşcinsellik yaygınlaşırsa nesil devam eder mi?"Genlerinde bu eğilim varsa" diyorsunuz. Olabilir ama insan, güzel düşüncelerle bu eğilimini baskılayabilir. Düşüncesini üstün şeylere yöneltebilir. İnsanın doğasında harama, çalmaya ve şehvete de eğilim vardır. Ama insan aklını kullanarak, Allah'ın yasaklarını düşünerek bu kötü eğilimini engelleyip iyiye yönlendirir. İşte insanın değeri de kötü eğilimlerini güzel yönlere kanalize ede-bilmesindedir.Bayanlar âdet halinde ibadet yapabilir mi?SORU: Bayanların âdet halindeyken (evli ya da bekâr) oruç tutup tutamayacağı ayrıca tırnakları ojeliyken namaz abdesti ve gusül abdesti alınıp alınmayacağı konusunda açıklayıcı bilgi verir misiniz? (Sibel)CEVAP: Âdet halinde bulunan kadınların, isterlerse oruç tutabileceklerini, isterlerse yiyip sonra kaza edeceklerini ama her namaz vakti için bir abdest alıp namazlarını kılmaları gerektiğini bu köşede defalarca yazdım. Daha geniş bilgi için "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eseri okumanızı tavsiye ederim.İnternet site adresimSORU: Sayın Süleyman Ateş, internette sizin Kuran-ı Kerim meali ve tefsirinizin olduğu bir site var mı? (Gökmen Akbulut)CEVAP: Bana ait sitede kitaplarımı tanıtan bilgiler var ama mealim ve tefsirim yok. internet site adresim: suleyman-ates@hotmail.com

Devamını Oku

"Allah'a güzel bir borç veriniz"

4 Haziran 2005

Soru: "Allah'a güzel bir borç vermek" ne anlama geliyor? (Şafak Memişoğlu)Cevap: Müzzemmil Suresi'nin 20. ayetinde, "Allah'a güzel bir borç veriniz" buyurulmakta ve Allah için verenlerin, Allah yoluna yardım edenlerin, Allah katında, verdiklerinin çok daha iyisini ve fazlasını bulacakları vurgulanmaktadır. Müzzemmil Suresi, iniş tarihi bakımından üçüncü sure ise de üzerinde durduğumuz ayetin iniş tarihi daha geçtir. Medine döneminde inmiş olan bu ayet, savaşla ilgilidir. Ve savaş masraflarına katkıda bulunmayı öğütlemektedir.Allah için borç verme deyiminin ilk Mekke surelerinde yer almış olması, ilk anda sanki Mekke'de savaşa teşvik gibi görünebilir ama gerçekte öyle değildir. Çünkü surenin bu ayeti, üslubundan da belli olduğu üzere Medine'de inmiştir. "Allah için borç verme" deyimi, fiili savaş döneminin başladığı Medine döneminde inen ayetlerde yer almaktadır.Bu ayette namaz kılmak, zekât vermek ve Allah için güzel karz (borç) emredilmekte, Allah için yapılan yardımların zayi olmayacağı, Allah katında böyle yardım yapanlara, fazlasıyla karşılık verileceği vurgulanmaktadır. Savaş, mali güce de ihtiyaç gösterir. İşte Medine'de inen surelerde halk, yapılacak savaşlara katkıda bulunmaya teşvik edilmekte ve bu konuda yapılan yardımların, Allah'a verilmiş borç olduğu vurgulanır.Karşılığını fazlasıyla verirBu ifadeyle istenen yardım, fakirlere yardımdan, yani Allah için sadaka vermekten çok, yapılan saldırılara karşı konulması ve Allah'ın dininin yücelmesi için yapılan savaşlara katkıdır. Bu yardımlar, Allah'a verilen borç kabul edilmiştir. Borç verilen kimse güvenilir ise borcun geri alınacağından endişe edilmez. Burada borcu alan Allah'tır. Artık O'na verilen borcun ödeneceği hususunda hiç kaygı duyulur mu? Yüce Allah, kendi rızası için fakir kullarına veya kamu yararına yapılan yardımları kendisine verilmiş ödünç kabul eder ve onların karşılığını kat kat fazlasıyla verir. Verilen sadaka, malı eksiltmez, bereketlendirir."Eğer Allah'a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah, karşılık verendir, halimdir (hoşgörülüdür)" (Teğâbün: 107/17). İnsan, gerçekte mülkiyeti geçici olarak elinde bulunan malı Allah yolunda harcarsa, gerçekte kendi malını değil, Allah'ın malını harcamakta, O'nun adına, O'nun yoluna vermektedir. Mülkün gerçek sahibi Allah olduğuna göre neden Allah'ın malını, Allah'ın emrettiği yere harcamaktan çekinir, niçin bu mutluluktan geri kalır?

Devamını Oku

Kur'ân-ı Kerim yoksul olanların ezilmesini önler

4 Haziran 2005

Soru: Bankalardan aldığımız paralara ödediğimiz faiz veya bankalardaki paramıza aldığımız faiz haram mı? Hazine bonosu ve tahvilin alınması haram mı? Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, eğer banka faizi ve hazine bonoları haram değilse, Diyanet ve hükümet bunu duyurup, "yastık altı" tabir edilen tasarrufları ekonomiye kazandırabilirler. (Bekir Sertelli)Cevap: Benim kanaatime göre yasayla belirlenmiş oranda banka faizi, Kur'ân'ın haram kıldığı riba değildir. Ama hiç ihtiyaç yokken yatırım amaçlı olarak yüksek oranlı faizlerle kredi almak, haram riba sınırına girer. Çünkü bu para üretilen mala yansır, sonunda dar gelirliler daha düşük fiyata mal edilecek malı, alınan kredi faizi bindirilmiş olarak daha yüksek fiyatla alacak ve zarar edecektir. Bu bakımdan yatırım amacıyla sağlanan yüksek faizli kredilerin helal olduğu kanısında değilim.Yeni iş yerleri kuruluyorAma zorunlu ihtiyaç için Avrupa standardında alınan borçlara ödenen düşük miktardaki faizlerin, özellikle devletin sağladığı teşvik amaçlı kredilerin meşru ve helal olduğu görüşündeyim. Çünkü bu tür kredilerle iş yerleri kurulacak, işsizlere iş imkânı doğacak, ekonomi canlanacak, üretim artacaktır. Üretime katkı sağlayan makul düzeydeki kredilerle devletin çıkardığı hazine bonosu ve tahvilin haram olduğu kanaatinde değilim. Çünkü bu, devlete yardım sayılır. Bu suretle devlet, millet hayrına yapacağı yatırımları rahatça yapma imkânı bulur. Dünya ekonomisi böyle yürüyor. Banka sistemini dünyada kaldıramazsınız. O faizsiz çalıştıklarını söyleyen birçok kuruluş da gerçekte faizle çalışıyorlar.Yaşlı ve zayıfları koruyorBanka faizini haram sayıp televizyonlarda şov yapanlar, pekâlâ emekli maaşı alıyorlar. Emekli Sandığı, SSK ve Bağkur gibi sosyal yardım kuruluşları, kendisine bağlı sigortalıların maaşlarını nereden veriyor? Devletin tanıdığı banka faizini haram sayarsanız, milyonlarca insanı açlığa mahkûm edersiniz. Ribayı yasaklayan Kur'ân'ın amacı ekonomiyi dondurmak mı, yoksa yoksulların ezilmesini önlemek mi?Devletin bu müesseseleri, Avrupa'daki benzerleri gibi kamu yararına kuruluşlardır. Bunlar halkı ezmiyor, yaşlıları, zayıfları koruyor. Halk memnun. Alan memnun, veren memnun. O zaman nedir bu, "haram" tafraları? Kim dinler bu sözleri? Lütfen uygulama imkânı olmayan ütopyalardan vazgeçelim. İslâm'ı da çağın dışında kalmış bir din olarak göstermeyelim.

Devamını Oku

Fenâ fillah, "Allah'ta yok olma" demektir

3 Haziran 2005

Soru: Gülşen-i Raz kitabında, "Gerçek küfür kime yüz gösterirse o kimse mecazi Müslümanlıktan usanır bıkar" deniyor. Doğru mu?Cevap: Tasavvufta küfür, basit inkâr anlamında değil, Allah'tan başka tüm varlıkları inkâr, O'ndan başka varlık tanımamaktır ki, bu anlamıyla cühûd (küfür) tevhidin zirvesi sayılır. İşte kendisi de dahil, tüm varlıkları yok bilip sadece Allah'ın varlığında yaşayan, kendisini görmeyen insan artık o halde kendi bilincinde olmadığı için dinin şekli hükümlerini yapamaz olur. Buna fenâ fillah (Allah'ta yok olma) denilir. Ama Allah, insanlara yol gösterecek kamilleri o halde bırakmaz, onlara o hali yaşattıktan sonra tekrar kendi beşer varlıklarının bilincine getirir ki insanlara ışık olsun, yol göstersinler. O halde kalmak bir sarhoşluk halidir. Kemal hali, o hali yaşadıktan sonra fark makamına geçerek insanlara örnek olmaktır.Kopya program kullanmak haram mı?Soru: Orijinal bilgisayar programları çok pahalı. Bunların kopyalarını kullanmak günah mı? Yoksa, "Hepsi Amerikan malı. Onlara ekonomik destek sağlayacağıma kaçağını kullanırım daha iyi" mi demeliyiz? (Erol Pakdemir)Cevap: Kopya bilgisayar programı kullanmak, birinin emeğini çalmak demektir. Ama programları üretip pazarlayan büyük firmalar da çok insafsız. Bir program 50 - 70 dolar olsa insanlar yasal yoldan satın alıp gönül rahatlığıyla kullanır. Ancak çok pahalıya satılıyor. Bu durum insanları yasal olmayan yollara yani kopya programlara yöneltiyor. Bu durumdan kopya programları kullananlar kadar, onları bu yola zorlayan programcılar da sorumludur.Hamile kadınlar oruç tutmak zorunda mı?Soru: Bazı arkadaşlarla 1.5-2 aylık hamile bayanların oruç tutmalarının sağlık açısından bebeğin gelişiminde olumsuz etki yaratıp yaratmayacağını tartışıyoruz. Tıp doktorları bunun olumsuzluklar yaratabileceğini ve normal olarak tutmamaları gerektiğini söylüyorlar. Sizin düşünceniz nedir? (Hüseyin Uysal)Cevap: Bu konuda kararı ben değil, hamile bayanla onun doktoru verecektir. Eğer doktor, hamile bayanın oruç tutmasının, bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğini söylüyorsa o zaman oruç tutmaması uygundur. Kur'ân, o tür insanlara ruhsat vermiştir. Hz. Peygamber, sefer esnasında bazı kimselerin oruç tuttuklarını duyunca herkesin içinde bir bardak su alıp içmiş ve seferde oruç tutmanın iyilik olmadığını buyurmuştur.

Devamını Oku

Kur'an'da yasak olan tefeciliktir

2 Haziran 2005

Soru: Amerika'da yaşayan bir Türküm. Buradaki birikimimi Türkiye'ye yatırım olarak getirdim. Bir ticarethane kurdum. Ancak ülkemizdeki haksız rekabetin yanında para kazanmamız çok zordu. Bu nedenle ağabeyim ve ben hazine bonosu aldık. Bu, bana çok dokunuyor. Nereden bakarsanız bakın sonuçta faiz alıyoruz. Siz ve Sayın Nuri Öztürk, bu tür kazançların haram olmadığını söylüyorsunuz. Kaynağınız nedir? (Talih Öztürk)Cevap: Kanaatime göre Kur'ân'ın yasakladığı riba (reel faiz), ihtiyaç sahibi insana verilen ödünçten alınan fazlalıktır. Hazine bonosunu devlet çıkarıyor, bankalar ise kanunla kurulmuş kâr amaçlı kurumlardır. Bunlar ihtiyaç sahibi değiller. Hazine bonosu, devletin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak, yatırım yapmak için çıkarılır. Banka da mudilerinden topladığı parayı çalıştırır, kredi verir, ondan kâr sağlar.Hazine bonosu almak bir yandan da yatırımların hızlanmasına, iş alanlarının açılmasına, yolların yapılmasına, fabrikaların kurulmasına yardım eder. Şimdi bu durum ülkenin aleyhine midir, lehine midir? Herhalde bunun ülke aleyhine olduğu söylenemez. Bana kaynağımı soruyorsunuz. Kaynağım Kurân'dır. Kur'ân'ın yasakladığı riba sistemi yoksulları ezen tefeciliktir. İşte ayet: "Ey inananlar, kat kat riba yemeyin, Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz" (Nisa: 98/130)."Sadaka olarak bağışlayın"Bu ayet kat kat ribayı, yani tefeciliği yasaklamaktadır. Bakara Suresi'nin 280. ayetinde, eli darda olan borçluya süre tanınması, hatta borcun, o kimseye sadaka olarak bağışlanması öğütleniyor. Ribanın haram kılınmasındaki temel amaç, yoksulu ezilmekten korumaktır.Bu ayetler indiği zaman zengin para babalan, bir ihtiyaçlarını karşılamak üzere kendilerinden ödünç alanlara büyük oranda faiz koyarlardı. Süre dolunca borç ödenmezse süre artırılır fakat faiz de artırılırdı. Böylece kısa bir zaman içinde verilen ödünç paranın faizi, ana parayı geçer, ana para birkaç kez katlanırdı. Bu ise yoksulları eziyordu. İşte yoksulların ezilmesini önlemek için Kur'ân ribayı kaldırmıştır.Ama modern ekonomilerde bankalar ekonominin vazgeçilmez unsurları olarak karşımızdadır. Bunların mudilerine verdikleri faiz miktarı yıllık yüzde 3 civarındadır. Şimdi bunu 1500 yıl önceki tefecilikle aynı tutmak gerçekçi olmaz. Siz faiz haram diye paranızı yastığın altında bekletirsiniz, bu para çalınabilir, telef olabilir. Çalıştırılan para ise bankadan veya devletten düşük faizle kredi alır, fabrika kurar, bir iki yıl içinde borcunu öder. Bunlar kendi görüşlerimdir. İçine sinmeyen hiç faize bulaşmasın.

Devamını Oku

Hayat baştan başa sınavdır (Dünden devam)

1 Haziran 2005

48- İkisinin de çeşitli ağaçları, meyveleri var. 49- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 50- İkisinde de akıp giden iki kaynak var. 51- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 52- İkisinde de her meyveden iki çift var. 53- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 54- (Orada) Astarları kalın atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır. 55- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?56- Onlarda bakışları kısa (yalnız kocalarına bakan) öyle dilberler de var ki, bunlardan önce onlan ne insan, ne de cin kanatmamıştr. 57- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 58- Sanki onlar yakut ve mercandırlar. 59- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 60- İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir? 61- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 62- Bu ikisinin ötesinde iki cennet daha var. 63- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 64-Yemyeşildirler. 65- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 66- İkisinde de fışkıran iki kaynak var. 67- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 68- İkisinde de meyve, hurma ve nar var. 69- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 70- Onlarda da iyi huylu, güzel kadınlar var. 71- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 72- Çadırlara kapanmış huriler. 73- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 74- Bunlardan önce onlan ne insan, ne de cin kanatmamıştır. 75- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 76- (Cennettekiler) Yeşil yastıklara ve harikulade güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar. 77- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 78-Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir (Rahman: 37-78).Din, akla hitap ederOkurumun son sorusu, "Ruhsal hastalıkları olanlar da ahirette hesaba çekilecekler mi?" şeklindeydi. Ruhsal hastaların bir kesimi akıl nimetinden yoksundur. Çocuk gibidirler, bunlar din hükümleriyle yükümlü değillerdir. Çünkü din, akla hitap eder. Bunlar, cennetin en alt düzeyinde bulunurlar. Yalnız kesin hüküm Allah'a mahsustur. Kim bilir belki deli denilen insana bu dünyada sıkıntı çektirilmek suretiyle ruhu olgunlaştırılır, açıktan deli görünse de içinden velidir. Bir kısım ruh hastası da vardır ki sadece bunalımlıdır. Bilerek yaptıklarından sorumlu olurlar. Hayat baştan başa sınavdır. Nice deli sanılanlar velidir."Hârâbat ehline hor bakma Şakir,Defineye malik viraneler var."

Devamını Oku

Ruh bedenden alınırken insan acı çekiyor mu?

31 Mayıs 2005

SORU: Azrail, ruhu bedenden alırken ıstırap var mı? Kabir ve cennet hayatı nasıldır? Ruh hastalan da ahirette hesap verecek mi?CEVAP: ölüm meleği ruhu bedenden alırken kimi acı çeker, kimi çekmez. Ama can verirken fiziksel acılar, kişinin ahiretteki yerini ve değerini göstermez. Melekler, iyi insanların canlarını alırken onlan selamlayıp okşarlar. Kötüleri de azarlarlar. Bu konuda ayetler şöyle diyor: Nahl: 28-29'uncu ayetlerde inkarcıların, dünyadan ahirete geçiş halleri canlandırılır.İnkâr etmekle dünyada canlarına yazık etmiş olanlar, canlarını almaya gelen meleklere teslim olurlar. O zaman gerçeği anlarlar: "Biz, kötülük yapmıyorduk" derler. Çünkü onlar iyi yaptıklarını sanıyorlardı. Fakat melekler, "Hayır, Allah sizin ne yaptığınızı gayet iyi biliyor" der ve sürekli kalacaktan cehennemin kapılarından girmelerini emrederler. Bu sahne, kibirlilerin kalacaktan yerin kötülüğü vurgulanarak kapatılır. Şimdi bunun karşıtı bir ölüm hali canlandırılıyor: "Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere de, 'Selam size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin' derler" (Nahl: 32).Nahl: Müşrikler (Allah'ın yanında aracı tanrılara da tapanlar), ömürlerini kötülük ve şirkle bitirirken müminler ömürlerini imanla ve güzel işlerle bitirmişlerdir. Melekler, bu güzel halde buldukları müminlere, "Yaptığınız iyiliklere karşılık cennete girin" derler. Kötülük edenlerin canlarını alırken onlan azarlayan melekler, iyilik edenleri tatil selam ve müjdeleriyle okşarlar.Kabir ve cennet hayatıKabir hayatı hakkındaki sorunuza gelince. Bu konuda Soru ve Cevaplarla İslâm adlı eserimizin birinci cildinde yeteri kadar bilgi verilmiştir. Cennet hayatı ise en geniş haliyle Kur'ân'da anlatılmaktadır. Bunun izahı bu sütunun boyutlarına sığmaz. Yalnız Rahman Su-resi'ndeki anlatımı aynen aktarıyorum:37- Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman... 38- Şimdi Rabbini-zin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 39- O gün ne insana, ne de cine günahından sorulur. 40- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 41- Suçlular, simalarından tanınır, alınlar(ın)dan ve ayaklar(ın)dan tutulur. 42-Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 43- "İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir." 44- Onunla kaynar su arasında dolaşırlar. 45- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? 46- Rabbinin divanında dur(up hesap ver)mekten korkan kimseye iki cennet var. 47- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? (DEVAM EDECEK)

Devamını Oku