Önce farz olan görevi yerine getirin sonra yardım edin

29 Mayıs 2005

SORU: "Hacca gidecek birinin akrabaları ve komşuları arasında ekonomik olarak ihtiyaç sahibi kimsenin bulunmaması gerekir" hükmü doğru mu? Bayanlarda boyalı saçın örtülmesi gerekir mi? (Sedat Kaya)CEVAP: Hacca gitmenin farz olması için üç şart gerekir: Sağlık, yol güvenliği, ekonomik yeterlilik ve ergenlik çağına ermiş olmak. Buna göre sağlığı yola gidip gelmeye elverişli, ekonomik durumu uygun olan ergin kimseye hac farz olur. Gidip gelme süresince kendisinin ve bakmak zorunda bulunduğu ailesinin geçimlerinin de sağlanmış olması gerekir. Bunun dışında bir şart yoktur. Sizin değiğiniz gibi "Akrabaları ve komşulan arasında ihtiyaç sahibi bulunan kimselere hac gerekmez" diye bir hüküm yoktur. İnsan sadece ailesinin ve ana babasının geçimini sağlamakla yükümlüdür.Diğer akrabası içinde muhtaç kimseler varsa onlara bakması güzeldir ama kişi bununla yükümlü değildir. Dilerse onlara yardım eder, dilerse etmez. Ama hac farz olmuşken akrabası arasında fakir var diye hacca gitmemek olmaz. Önce kendisine farz olan görevi yerine getirir, sonra elinden geldiğince, ihtiyaç sahibi yakınlarına ve diğerlerine yardım edebilir.Gelelim diğer sorunuza. Baş örtüsünün esprisi ne? Ziyneti saklayıp karşı cinste şehvet duygusu uyandırmamak. Boyalı saç, boyasız saçtan daha çekici, daha bir ziynet olmuyor mu? Öyleyse böyle hileli yollarla hüküm değişmez. Kişi başını örter örtmez, o kendi bileceği iştir. Ama boyamakla saç, örtünme dışına çıkarılamaz. Yalnız bunun bir yolu var: Saçı kökünden usturayla tıraş etmek. O zaman olmayan saç gösterilmeyeceği için baş örtüsüne gerek kalmaz. Nitekim yakınlarda Fransa'da bir öğrenci bu yola başvurmuştu. Bunun kaynağı da aslında İncil'dir. Pavlos, yazdığı bir mektupta, "Kadın, kocasından başkasına saçlarını gösteremez. Yabancı erkeklere karşı ya saçlarını kapatır veya kökünden tıraş eder" demektedir.Karar kendisine aittirSORU: Elinde bir miktar parası olan ama çalışmayan bir tadığım var. Kendisine şöyle bir teklifte bulunmuşlar: "40 milyar para yatıracak, sigortası ödenecek. Emekli olduktan sora da parasını, geçen süre içindeki euro ortalaması üzerinden alacak." Arkadaşım faiz kokusuyla teklife sıcak bakmadı, doğru mu yaptı?CEVAP: Eğer olay, kâr ortaklığına göre değerlendirilirse bir sakınca yok. Ancak arkadaşınız, yatırdığı paranın zararına da katlanmayı taahhüt ederse faiz değildir. Seçim kendisine aittir. Herkes önce kendi vicdanına danışmalıdır.

Devamını Oku

Mecdelli Meryem İsa'nın karısı değil

28 Mayıs 2005

Soru: Da Vinci'nin Şifresi adlı kitapta, "anlatılan olay ve mekânlar gerçektir" ibaresi yer alıyor. Kitapta Hz. İsa'nın Magdanalı (Mecdelli) Meryem ile evlendiği ve çocuklarının dahi olduğunu yazılmakta, Vatikan'ın bu bilgileri sakladığı vurgulanmaktadır. Daha sonra Vatikan tarafından yazdırıldığı söylenen "Da Vinci'nin Şifresi'nin Kırılması" adlı bir eser yayınlandı. Sizin bu konudaki yorumlarınız nelerdir? Kitapta anlatılanların doğruluk payı var mı? Yoksa bunlar sadece hayal ürünü mü? Köşenizdeki bir yazınızda loto oynamanın haram, piyangonun ise mubah olduğunu yazmıştınız. Ancak piyangonun haram olduğu kanısı yaygın. Beni aydınlatır mısınız? (Onur Esen)Cevap: Sözünü ettiğiniz kadın Mecdelli Meryem (Maria Magdalena)'dir. İncil'de bu adın verilebileceği üç kadından söz edilir: Günahkâr kadın, Beytanyalı Meryem ve Mecdelli Meryem. Bunların tek kişi olduğu kabul edilebilir. Daha önce cinler gören Maria Magdalena'nın, İsa'nın etkisiyle Hıristiyan olduğu, sonra azizeler arasına karıştığı, İsa'nın hayatinin ve ölümünün en önemli aşamalarında hazır bulunduğu, İsa çarmıha gerilince üç gün boyunca çarmıhın dibinden ayrılmadığı İncillerden anlaşılmaktadır.Hepsi spekülasyonHıristiyanların inancına göre İsa çarmıha gerilip defnedildikten sonra İsa'nın kabirden kaldırılmış olduğunu ilk gören, Mecdelli Meryem'dir. Hz. İsa, hayatında bu kadından yedi cin çıkarmıştı. Bu kadının İsa'nın karısı olduğu hakkındaki savlar hep spekülasyondur. Bilimsel bir yanı bulunmamaktadır.Bu tür savları ileri sürenlerin kanıtlarını getirmeleri gerekir. Kanıtsız savlar, boş iddialardan, karalamalardan öteye geçmez. Ne İncillerde, ne de Kur'ân'da Hz. İsa'nın karısı veya çocuğu olduğundan hiç söz edilmez. Hıristiyan kaynaklarına göre İsa odunculuk yaparak geçimini sağlardı. Tek başına yaya olarak dolaşırdı. Özellikle Hz. Yahya'nın kafası kesilerek idamından sonra göze görünmemek için uzlette, köylerde yaşamış.Diğer sorunuza gelince. Piyango haram değildir. Piyangoyu kumar saymak doğru olmaz. Çünkü kumardaki illetler (düşmanlığa sebep olma, insanı meşgul edip namazdan, Allah'ı anmaktan alıkoyma) piyangoda yoktur. Fakat loto, toto gibi şeyler, insanları hem çok meşgul ediyor hem de ailelerde huzursuzluğa neden oluyor. Bunlar bir iptila halini alıyor. Bazıları her hafta loto, toto doldurmak için maaşlarını yatırıyorlar, ailelerini perişan duruma sokuyorlar. Bunlarda tam kumar olmasa da kumara yakın günahtır. Benim kanaatim budur.

Devamını Oku

Ezan, bütün Müslümanların ortak değeridir

27 Mayıs 2005

Soru: Adak, yoksul olan yakın akrabalara dağıtılabilir mi? Eğer dağıtılırsa paylaşımı nasıl olmalıdır? Ezan neden Türkçe okunamaz? (O. Undur)Cevap: Adak, herhangi bir iş olduğu takdirde yerine getirilmesi üstlenilen, ibadet türünden bir şeydir. İşi olduğu, dileği yerine geldiği takdirde kurban kesmeyi adamış olanın, adadığı kurbanı kesmesi veya kestirmesi gerekir. Dileği olduğundan itibaren verdiği söz, üstünde borç olarak kalır. Elbette bir an önce dediğini yapması iyidir. Söylediğini yapmadan ölürse Allah'a borçlu gider.Adak kurbanını adayan kimse, onun çocukları ve anne babası yiyemez. Adak, kişinin geçimini sağlamak zorunda olmadığı akrabaya dağıtılabilir. Dağıtım, kişinin isteğine bağlıdır. İsterse sadece bir kişiye verir, isterse birkaç kişiye paylaştırır. Fakat en güzeli bu kurbanı olduğu gibi yoksullara vermektir. Daha geniş bilgi için "Yeni İslâm İlmihali" adlı eserimizde "Adak" bahsine bakabilirsiniz.Aynı kalıpta okunurGelelim diğer sorunuza. Ezanın Türkçe okunduğu zamanlar oldu ama halk benimsemedi. 1950'de orijinal haline döndürülünce bütün Türkiye'de kurbanlar kesildi. Halkın benimsemediği bir şeyi siz din olarak kabul ettiremezsiniz. Zorla din olmaz.Ayrıca orijinal haliyle ezan, İslâm birliğinin simgesidir. Dünyanın her yanında ezan aynı kalıplarla okunur. Her ülke ezanı kendi diline çevirse o ülkede bulunan yabancı Müslümanlar anlamazlar. Esasen camide ve ezanda gözü olanlar böyle uçuk fikirleri düşünmüyorlar. Ezanla ve namazla ilgisi olmayanlar bu tür şeyleri ortaya atıyorlar. Sanki Türkçe okunsa camiye mi koşacaklar?İnsanı kalpten yakalarEzan, namaza çağrıdır. Onu duyan herkes namaza çağrı olduğunu anlar. İstiyorsa camiye koşar. Hıristiyanlar çan çalıyorlar. Söz yok. Ama ezan, eğer eda bilir güzel sesli kişiler tarafından okunursa insanı kalbinden yakalar. Ezan, bütün Müslümanların ortak değeridir. Türk milletinin de bayrak gibi istiklal simgesidir. İşte M. Akif İstiklal Marşı'nda bunu anlatmıştır:"Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli!"Uçuk fikirlerle milletin birliğini, bütünlüğünü bozmaya kimsenin hakkı yoktur.

Devamını Oku

Reenkarnasyon inancı İslâm için geçerli mi?

26 Mayıs 2005

Soru: "Karanlık + Aydınlık = Tanrı" formülü ne ifade ediyor, açıklar mısınız? Reenkarnasyon inancı İslâm dini için geçerli midir? (Hayriye Özel)Cevap: Bu sözün anlamı şudur: Evrende ışık ve karanlık vardır. Aslında bütün evren enerjiden oluşur. Enerji de bir bakıma nurdur (ışık). Işığın olmadığı yer karanlıktır. Yani bu sözü söyleyenler batıdaki panteizmi kastediyor, evrenin Tanrı olduğunu söylemek istiyorlar. Maddeyi tanrılaştırıyorlar. İslâm tasavvufunda Vahdet-i Vücut (Varlık Birliği) vardır ama bu Allah'ı kaldırıp evreni O'nun yerine koyma şeklinde değil, Tanrıyı gerçek varlık, evreni de gölge varlık olarak tanıma biçimindedir. Yani gerçekte var olan Allah'tır.Evren, Allah'ın isim ve sıfatlarının görüntüsüdür. Evrenin varlığı gerçek değil, gölge varlıktır. Diğer sorunuza gelince. Reenkarnasyonun gerçek olup olmadığı tartışma konusudur. Eğer bir şey gerçek bir vakıa ise İslâm onu reddetmez. Çünkü İslâm, gerçeklere ters hükümler getirmez. Reenkarnasyon anlamına gelebilen ayetler vardır. Ancak İslâm bilginlerinin çoğunluğu reenkarnasyonu kabul etmezler. Bu konuyu daha önce defalarca açıkladığım için yeniden aynı şeye dönmek istemiyorum. Ayrıntılı bilgi için "Soru ve Cevaplarla İslâm" ve "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserlerimize bakabilirsiniz.Kur'an-ı Kerim ne diyorsa din odurSoru: Kur'ân-ı Kerim'in Arapça okunması zorunlu mudur? Okuduğum bir kitap, "Kur'ân-ı Kerim okumuş olan kimseler cennette belli derecelere yükselirler" diyor. Bu doğru mu? (Şükrü Kaynaş)Cevap: Arapça bilen, Kur'ân'ı orijinalinden okur. Bilmeyen mealini okur. Meali de Kur'ân sayılır. Allah kimseyi gücünün üstünde bir şeyle sorumlu tutmaz. Temel, Kur'ân'dır. Kur'ân ne diyorsa din odur. Kur'ân, Allah'ın herkese kendi anlayacağı dille vahiy indirdiğini, ilk muhatabı olan Arapların anlaması için de Kur'ân'ın Arapça indirildiğini bildirmektedir. Kur'ân okumaktan amaç da Allah'a yönelmektir. Allah'a yönelen herkes cennete gider. "Kur'ân okumasını bilmeyen ümmî müminler cennete girmeyecek mi?" Bu tür rivayetler, insanları Kuran okumaya teşvik için üretilmiş sözlerdir.

Devamını Oku

'Gelin dost olalım bu dünya hepimize yeter'

25 Mayıs 2005

Hz. Ebubekir 634 tarihinde vefat etmiş, Yezid ise 642-648 yılları arasında, yani Ebubekir'in ölümünden 10-15 yıl sonra doğmuştu. Babası Muaviye'nin 680 tarihinde ölümü üzerine haksız olarak halifelik makamına geçmiş, Hz. Hüseyin'i katlettiren kişi olarak bütün Müslümanların lanetini kazanmıştır.634 yılında ölmüş olan Hz. Ebubekir, kendisinden 10-15 yıl sonra doğan Yezîd ile nasıl işbirliği yapmış olabilir? Böyle bir mantıksızlık düşünülebilir mi? Ebubekir zamanında Yezîd değil, babası Muaviye'nin bile esamisi okunmazdı. Hz. Ebubekir niçin bunlarla işbirliği yapsın ki? Kendisi zaten hükümdardı, sahabilerin büyük çoğunluğunun oyuyla iktidara gelmişti. Onun, Emevî ailesine hiç ihtiyacı yoktu.Kimseye yararı olmazBırakalım bağnaz düşünceleri, yalanları da gerçeklerin içinde kalalım. Ebubekir'e düşman olmak kimseye bir şey kazandırmaz. Biz Peygamber'in dört yarine dil uzatma hakkına sahip değiliz. Kıyamete kadar Peygamber'in Dört Halifesi, Müslümanlar tarafından saygı ve rahmetle anılacaktır, anılmaya da layıktırlar. Allah onlardan razı olsun!Kaldı ki artık bu olaylar tarihin derinliklerinde kalmıştır.Bunlarla uğraşıp durmanın kimseye bir yararı olmaz. Artık ne Hz. Ebubekir geri gelir, ne de Hz. Ali. Onlar 1.5 milenyum'dan beri cennette, Hz. Peygamber ile beraberdirler. Onların hepsine sevgi, saygı beslemekle biz Allah'tan ve Peygamber'den feyiz alırız, huzur buluruz.Dostluk ağacı dikelimÇünkü nefret, öfke, merhumlara küfür ve lanet asla huzur getirmez, tersine insanları birbirine düşürür. Biz, kalbimize düşmanlık tohumları ekme yerine dostluk ağacı dikmeli, ruhumuzda sevgi gülünü yetiştirip koklamalıyız.Bizi birleştirecek o kadar çok şey varken ne diye hiç kimseye yarar sağlamayacak ayrılık noktalarına takılıp kalalım ki! İşte Kur'ân-ı Kerim, işte Peygamber'in arı duru yolu! Bunlar bütün Müslümanların ortak değerleridir.Gelin bu değerlerde birleşip kardeşçe, dostça yaşayalım. Yunus'un dediği gibi: "Gelin dost olalım, bu dünya hepimize yeter."

Devamını Oku

Hz. Muhammed'in teçhiz ve defni

24 Mayıs 2005

Peygamber'in vefat ettiği pazartesi günü, Ebûbekir halife seçildikten sonra salı günü Peygamber'in teçhiz ve defnine başlandı. Peygamber'in ev halkı sayılan damadı Ali ibn Ebîtâlib, amcası Abbâs, amcası oğlu Fadl ibn Abbâs, Kuşem ibn Abbâs, Üsâme ibn Zeyd ve Allah Elçisi'nin mevlası Şükran, Peygamber'in evinden ayrılmamışlardı. Bunlar onu yıkadılar. Peygamber'in giysisi üstünden çıkarılmadı. Hz. Ali, Peygamber'in naaşını göğsüne dayadı. Abbâs, Fadl ve Kuşem naaşı sağa sola çevirirken Üsâme ve Şükran su döktüler. M, dökülen suyla Peygamber'i, giysisinin altında ovuyor, su Allah Elcisi'nin vücuduna değdikçe Ali, "Oh, sağlığında da ölümünde de ne güzel kokuyorsun" diyordu.Allah'ın Elcisi üç kumaşa sarılarak kefenlendikten sonra, nereye defnedileceği konusu gündeme geldi. Ebûbekir, "Ben, Allah Elçisi'nin, 'Her peygamber, öldüğü yere def-nedilmiştir' dediğini işittim" deyince Peygamber'in yatmakta olduğu yatak kaldırılıp altı eşildi. Daha sonra halk, grup grup içeri girerek herkes ayrı ayrı Peygamber'e namaz kıldı. Allah'ın Elçisi karşısında biri imam olup namaz kıldıramadı. Erkeklerden sonra kadınlar ve çocuklar da girip namaz kıldılar.Bunun ardından Peygamber, salıyı çarşambaya bağlayan gecenin ortasında, hastayken yattığı yatağın altında eşilmiş olan kabre defnedildi. Hz. Peygamber'i, Ali, Fadl, Kuşem ve Şükran kabre indirdiler. Peygamber'in naaşına en son eli değen, mevlası Şukrân'dır. Şükran, Hz. Peygamber'in giymekte olduğu kadifeyi onun naaşının üstüne örtüp, "Senden sonra bunu kimse giyemez" dedi.Yezid kim oluyor ki?Bir başka kişi, bana gönderdiği e-mailde şahsıma hakaret yanında Hz. Ebubekir'e de çok saygısız iftiralar atmaktadır. Aşırı mezhep taassubuyla Hz. Ebubekir'in, en son Müslüman olan bir kişi olduğunu, Peygamber evladına zulmettiğini yazacak kadar tarih bilgisinden yoksun bu kişi şöyle diyor: "Hz. Ebûbekir sonradan Müslümanlığı seçen biri olarak en son halife olması gerekirken, zorbalıkla halife olmuş ve Allah'ın Elcisi'nin aile bireylerine türlü zulümler yapmış ve Yezid'le birlik olup, Allah'ın Aslanı'nın canına bile kastetmiştir."Bu adam bilmiyor ki, yetişkin erkekler içinde ilk Müslüman olan Hz. Ebûbekir, kadınlardan Hz. Hatice, çocuklardan Hz. Ali'dir. Ebûbekir mevki ve mal sevdalısı olsaydı, Fedek hurmalığını kamulaştırmaz, kendi ailesine mal eder, kendisinden sonra oğullarından birini hükümdar yapardı. Ebûbekir zamanında Yezid kim oluyor ki Ebûbekir onunla birlik olup Hz. Ali'nin canına kastetsin? (DEVAM EDECEK)

Devamını Oku

Bir konuyu açıklığa kavuşturma

24 Mayıs 2005

Bir okuyucumdan gelen, "Peygamberimizin cenazesinde, vasiyeti üzerine imam Ali ve yakınlarından başka diğer halifelerin bulunmadığı doğru mu?" şeklindeki soruya, bu köşede verdiğim kısa yanıtta, bunun doğru olmadığını belirtmiştim. Orada, "Hz. Peygamber'in cenaze namazının Hz. Ebubekir tarafından kıldırıldığı" ifadesi yer almıştır. Bir dalgınlık sonucu olan bu yanılgının düzeltilmesi gerekir.Ayrı ayrı namaz kıldılarGerçekte, saygıya aykırı olacağını düşündükleri için hiç kimse imam olup Peygamber'in cenaze namazını kıldıramamış, herkes ayrı ayrı namaz kılıp dua etmiştir. İşin aslı şöyledir: Hz. Peygamber'in vefatı haberi, herkeste şok etkisi yapmıştı. Peygamber'in Medine'ye gelmesinden önce birbirine rakip ve düşman olan Medine'nin iki kabilesi Evs ve Hazrec, İslâm kardeşliğiyle dost oluvermişlerdi.Naaşı yerde duruyorduPeygamber'in vefat haberi duyulunca Medine yerlisi Ensâr Benî Sâide gölgeliğinde Sa'd ibn Ubâde'nin başına, Muhacirler de Abdu'l-Eşhel Oğulları Mahallesi'nde Ebubekir'in başına toplanmışlardı.Allah Elçisi'nin naaşı henüz yerde duruyordu. Fakat sahabiler arasında bölünme işaretleri başlamıştı bile. Önce Muhacirler ve Ensâr rekabeti, sonra Ensâr arasında Hazrec ve Evs rekabeti görülüyordu. Her biri Peygamber'in yerine kendilerinden birinin geçmesini istiyordu. Bu durumu gayet iyi fark eden Ömer, Ebûbekir'e şöyle dedi:İktidar kavgası önlendi"Ensâr kardeşlerimizin yanına gidelim." Oraya vardılar ki, halk Sa'd ibn Ubâde'yi emir (başkan) seçme çabasında. Ebubekir bir konuşma yaparak, "Ey Ensâr, siz her türlü takdire layıksınız. Ama Araplar, emirliği Kureyş'in hakkı bilirler. Çünkü hem neseb, hem yurt bakımından Kureyş, Arapların en üstünüdür. Şimdi şu iki kişiden birine bey'at ediniz" diyerek Ömer'le Ebû Ubeyde'nin elini tuttu. Fakat Ömer, Ebûbekir'e, "Elini uzat" dedi ve elini uzatan Ebûbekir'e bey'at etti. Ardından Muhacirler, onların ardından da Ensâr bey'at ettiler. Böylece Peygamber'in arkadaşları arasında çıkması muhtemel bir iktidar kavgası önlenmiş oldu.(DEVAM EDECEK)

Devamını Oku

Kadınlar haklarını camide de aramalı

22 Mayıs 2005

Soru: Kanlıca'da bulunan İskenderpaşa Camii, Mimar Sinan'ın eseridir. Anneannem de annem de namaz kılmak için caminin aynı kapısından erkeklerle birlikte girmişler ve daha sonra kadınlar mahfiline geçmişlerdir. Ben, 25 yaşıma kadar aynı şeyi gördüm. Ancak günümüzde bazı kimseler, kadınlarla erkeklerin aynı kapıdan girmelerinin günah olduğunu söyleyerek onlar için ayrı bir kapı açtılar. Daha sonra da sanki çok kadın cemaat varmış gibi bir kapı daha açtılar. Caminin yapıldığı yıllardan itibaren erkek ve kadınların aynı kapıdan girmeleri yanlış mıydı? Bu kimseler asırlarca günah mı işlemişlerdi? (Turan Tören)Cevap: Son zamanlarda öyle insanlar türedi ki, kendi zanlarını din sandılar. Peygamber döneminde kadınlar da erkeklerin mescidine gelir namaz kılarlardı. Aynı kapıdan girerlerdi. Mescidin arka tarafında namaza dururlardı ama erkeklerle kadınların arasını ayıran bir bölme veya duvar yoktu. Peygamberimiz, o zaman hoparlör olmadığı için erkeklere yaptığı bayram konuşmasını duyamayan kadınların yanına da gelir, onlara da öğütler sunardı. Bu ayırım kayırımlar şimdilerde iyice koyulaşmaya başladı. Bid'at üzerine bid'atlar işleniyor.Peygamber döneminde ne minare vardı, ne kandil, ne de kandil geceleri veya kutlamaları. Ama şimdi kandil geceleri minareler aydınlatılıyor. Bu bid'attir ama dinin özüne zarar veren bir bid'at değil. Fakat cami girişlerinde tanık olduğunuz bu uygulama katiyyen Peygamber döneminden gelmiş değildir. Onun dininde kadınlar toplum dışına atılmamıştır. Bu iş bizim yazmamızla olmaz. Kadınlar haklarını camide de savunacaklar. Camiye gidecekler, ibadetlerini yapacaklar, kendilerine engel olanlara müsaade etmeyecekler. Bakın Sultanahmet'te, Süleymaniye'de böyle engellemeler var mı?Bozulan tevbenin tevbesi kabul edilir mi?Soru: Bir hata işlesem, sonra içten tevbe etsem, birkaç gün sonra nefsime hakim olamayıp aynı hatayı bir kez daha işleyip tekrar tevbe etsem kabul olur mu? (Murat Kaya)Cevap: Allah, can boğaza gelinceye dek kulunun tevbesini kabul eder. Hz. Mevlânâ'nın deyişiyle, "Yüz bin kez tevbeyi bozsan yine gel." Ne güzel söylemiş Süleyman Celebi: Bir kez Allah dese aşk iyle lisan, Dökülür cümle günâh misl-i hazân Ancak günaha dalan kimse, tevbeye fırsat bulmadan birden nefesinin gidebileceğini düşünmeli. Allah kulunu affeder ama kul kendi kendini kirletmişse tevbe suyuyla yıkanıp arınmamışsa azaptan kurtulması kolay olmaz.

Devamını Oku