Allah'ın emirlerini gönül hoşluğuyla yapmak gerekir

1 Eylül 2005

Soru: Dinde zorlama olmadığını biliyorum. Ancak çoğumuz Allah'ın emirlerinin bazılarını cezalandırılmaktan korktuğumuz için yapıyoruz. Yorgun olduğum zaman namazımı isteksiz kılıyorum. Bu gibi durumlarda içimizdeki şeytana müsaade etmememiz gerektiğini biliyorum ama yaptığımız ibadet ne derece kabul olunuyor? (Sadiye Bulut)Cevap: Allah bizi, kendisini tanıyıp kendisine kulluk etmek için yaratmıştır. İbadetimiz bizim ruhumuzu arındırıp yüceltmek içindir. Yoksa Allah'a bir yarar sağlamak için değil. Asıl ibadet, zevkle, bütün gönülle yapılan ibadettir ki, Kur'ân böyle ibadet edenleri kanitîn olarak tanımlar. Ama her zaman insan bu haleti ruhiye içinde olmayabilir. İstemeyerek de olsa ibadet yapmalıdır. Bir gün ruh ona alışır ve iba-detsiz duramaz olur.Rüyasında ibadet ettiğini, namaz kıldığını, iyilik yaptığını görür olur. İşte bu hal, ruhun eğitilmesidir. Allah için atılan her adım, ruh defterimizde bir iz bırakır. Bizim görevimiz Hakk'ın emrini yapmaktır. Değerlendirmek bizim işimiz değil, Allah'ın işidir."Zenginlik mal çokluğuyla olamaz"Soru: Emekli ikramiyemi ve ailemden kalma birikimimi bankada değerlendirerek bununla geçimimi sağlıyorum. Ancak aldığım faizin bir kısmını ana paraya katıyorum. Acaba bu paradan zekât vermem gerekir mi? (Naci Aklan)Cevap: Paranız, zorunlu ihtiyacınızdan fazla olarak dinen zenginlik ölçüsüne varıp, üzerinden bir yıl geçince onun kırkta birini zekât olarak vermek gerekir. Zorunlu ihtiyaç, kişinin evi, meslek aletleri, dükkanı, binek arabası gibi şeylerdir. Bu zorunlu ihtiyaçlardan fazla olarak 2-3 milyar parası olan kişinin, zekât vermesi gerekir. Kişi kendi kendisine din hükmü koyamaz.Ayrıca insanın ne olacağı da belli olmaz. Fakir olurum korkusuyla zekât vermeyenler, bir gün ansızın ömrünü tüketir ve Allah'ın huzuruna borçlu olarak giderler. İnsanın mayasında hırs vardır, cimrilik vardır. Kur'ân, nefsinin cimriliğinden korunanların felaha ereceklerini vurgulamaktadır (Haşr Suresi). Peygamberimiz, "Zenginlik mal çokluğuyla olmaz. Asıl zenginlik gönül zenginliği (göz tokluğu)dur" buyurmuştur.

Devamını Oku

Allah kullarına huzur versin

31 Ağustos 2005

Henüz Peygamberlik gelmeden önce namazın farz olması söz konusu olamaz bir. Allah'ın emrettiği bir şeye Musa gibi yüce bir Peygamber'in karşı beyanda bulunması asla kabul edilemez iki. Ruhani âleme yücelirken normal fiziksel düşüncesini ve yetilerini tamamen ilahi irade içinde eritmiş, beşeri varlığından geçmiş olan Hz. Muhammed'in beşer düzeyinde adeta Allah ile pazarlığa girmesi akıl ve mantığın kabul edeceği bir şey değildir üç. Kur'ân'da yüce Allah, "Benim katımda söz değiştirilmez" (Kaf: 29) buyurduğuna göre Allah, emrettiği bir şeyi daha tebliğ edilmeden geri almaz, değiştirmez, zaten değiştireceği bir şeyi de emretmez, dört.Yüce Allah kullarının bir şeyi yapıp yapamayacağını bilmez mi ki onların yapamayacağı bir şeyi emretsin, beş. Rivayete göre Peygamber her defasında başvurduğunda 50 namazın şatrı yani yarısı atılmıştır. 50'nin yarısı atılınca 25 kalır. Onun yansı atılınca 12,5 kalır. Onun yarısı atılınca 6,25 kalır. Nasıl 5 oldu? Bu da altı. Namaz 5 vakit ise Kur'ân'ın neresinde böyle bir emir vardır? Dahi emirler Kur'ân vahyi ile sabit olur. Kur'ân'da 3 namaz vakti belirtilmiştir. Öğle ile ikindi Peygamberimizin kendi ictihatıyla kıldırdığı namazlardır.Ruhani vizyonlarÖzetle: Peygamberimiz, içinden taşan ilahi feyzin etkisiyle geceleyin kalkıp Mescid-i Aksâ'ya gelmiş ve oradaki bir ağacın yanında tarifi mümkün olmayan, lezzetine doyulmaz ruhani vizyonlara ermiştir. Miraç'ın Hz. Peygamber'in, henüz kendisine peygamberlik görevi verilmeden önce Kabe'nin yanında uyurken gördüğü bir rüya olduğu rivayeti yanında peygamberlik geldikten 18 ay, yahut 5 yıl, yahut 7 yıl, yahut 12 yıl sonra vuku bulduğu rivayetleri de vardır. Hadisçilere göre Miraç'ın vaktini gösteren rivayetler, Hz. Peygamber'in kendi sözü değildir. Hz. Peygamber'in kendisi ve sahabileri, "Miraç Gecesi" diye bir gece kutlamamışlar ve o geceye özgü ibadetler yapmamışlardır.Görüldüğü üzere isrâ ve Miraç olayının kesin vaktini saptamak mümkün değildir. Öyle ise Recep ayının 27'nci gecesini bu olayın anısına kutlamak ne Kur'ân'a, ne sünnete dayanır. Kur'ân'da geçen tek kandil vardır ki o da Kur'ân'ın inmeye başladığı Kadir Gecesi'dir.Dini bir delile dayanmasa da Müslümanların çoğu bazı geceleri, kandil gecesi olarak kutlamaktadırlar. Bu da güzel bir şeydir. Çünkü hiç değilse insanlar o gece Allah'a daha çok yönelirler, dini bir heyecan duyarlar. Gönül ister ki her gece, kandil geceleri gibi kutlansın. Allah, kullarına barış ve huzur versin!

Devamını Oku

Bu gece Miraç Kandili

30 Ağustos 2005

İslâm âleminin bir çoğunda, Recep ayının 27'nci gecesi, Miraç Kandili olarak kutlanır. Miraç; merdiven, yükseğe çıkma anlamına gelir. Peygamberimizin mana âleminde yükselip ruhani âlemleri dolaşması vizyonuna Miraç denmiştir. Kur'ân'da Miraç'a işaretler bulunmakla beraber açıkça Miraç'dan söz edilmez. Ancak isrâ olayının büyüklüğüne dikkat çekilir: "Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki kulunu, gecenin bir vaktinde, ayetlerimizden bir bölümünü kendisine göstermemiz için Mescid-i Harâm'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya yürüttü. Gerçekten O, işiten, görendir" (İsrâ: 50/1).Ayette Allah'ın, kulunu geceleyin Mescid-i Harâm'dan, Mescid-i Aksâ'ya isrâ ettiği belirtilir. İsrâ, yürütmek demektir. "Gecenin bir parçasında aileni isrâ et (yürüt)" (Hûd: 81) ayetinde Lût'a, ailesini geceleyin yürütüp kentten çıkarmasının buyurulduğu belirtilmektedir. Kelimenin Kur'ân'da kullanımından anlaşıldığı üzere isrâ, normal olarak yürütmektir. Uçurmak anlamında değildir. Seyr de yürümektir. Ayetin ruhundan anlıyoruz ki Hz. Peygamber Aleyhisselâm, geceleyin kalkıp Mescid-i Aksâ'ya doğru yürümüş ve orada ruhani olaylar görmüştür.Buhârî'nin rivayetiPeygamberimizin zamanında Kudüs'te Mescid-i Aksa adıyla anılan bir mescit olamazdı. Çünkü Kudüs, Yahudilerin kutsal kentiydi. Öyle ise Kur'ân'ın kullandığı Mescid-i Aksa, o cağdaki muhatapların bilip anladığı bir yer, bir mescit olmalıdır. Kanaatimize göre Mescid-i Aksa, Mekke yöresinde bulunan, hacıların ziyaret ettiği kutsal mekânlardan biridir.Buhârî'nin rivayetine göre olay şöyledir: "Peygamber (s.a.v.), henüz kendisine vahiy gelmezden önce, Mescid-i Haram'da uyurken üç kişi gelmiş, bir şeyler konuşmuşlar. Allah'ın Elçisi, o gece kimseyi görmemiştir. Bunlar, başka bir gece gelmişler, hiçbir şey söylemeden onu kaldırıp kalbini açmış, içini Zemzem ile yıkayıp hikmet ve imanla doldurarak kapatmışlar. Daha sonra göklere çıkarmışlar, ruhani âlemlerde dolaştırmışlar. Nihayet Peygamber uykusundan uyanmış ki kendisi Mescid-i Haram'dadır."Bu rivayette 50 vakit namazın farz kılındığı fakat Peygamber geri dönerken rastladığı Musa'nın, ona bu kadar namazın çok olduğunu söylediği ve Allah'a dönüp bunun hafifletilmesini istemesini önerdiği, Peygamber'in Allah'tan namazı hafifletmesini istediği, bunun üzerine yarısının atıldığı ama dönüşünde Musa'nın, bunun da çok olduğunu söylediği, böylece Hz. Peygamber'in her defasında gerip dönüp namazın hafifletilmesini istediği ve nihayet 5 vakte indirildiği ifade edilir. Devam edecek)

Devamını Oku

"Birbirinizde kusur aramayın"

29 Ağustos 2005

Soru: Kur'ân'da okuduğum ve tekrar aradığımda bulamadığım iki ayetin sure ismi ve meali hakkında bilgi istirham edeceğim. Bu iki ayetin aklımda kalan meali şöyle: "Özründen dolayı veya başka bir nedenle bir kimseyi kınamayın, küçümsemeyin, Yoksa siz de o özrü yaşamadan ölmezsiniz." (E. Necati Bozdağ)Cevap: Kur'ân'da tam sözünü ettiğiniz anlamda iki ayet yok. Ama Hucurat Suresi'nde, "Ey inananlar, bir topluluk, başka bir toplulukla alay etmesin. Belki (alay ettikleri kimseler), kendilerinden iyidirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki onlar, kendilerinden iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra fısk adı, ne kötü bir şeydir. Kim tevbe etmezse işte onlar, zalimdirler" (Hucurat: 105/11) buyurulmaktadır.Sad Suresi'nin 62-63. ayetlerinde de cehennem halkı olan dünya azgınları, dünyada küçümsedikleri müminleri aralarında göremeyince birbirlerine, "Dünyada kötülerden sayıp alay ettiğimiz adamları neden görmüyoruz? Yoksa buradalar da biz mi onları göremedik, gözden kaçırdık?" diye sorarlar.Onlar dünyada fakir müminlerle bir mecliste birlikte oturmaya tenezzül etmezlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v.)'e de kendileri geldiği zaman fakir müminleri meclisinden çıkarmasını önermişlerdi. En'âm Suresi'nin 52-53. ayetlerinde onların bu önerisine işaret edilmektedir. Mutaffifin Suresi'nin 29-35. ayetlerinde de dünyada yoksul inananları küçümseyenlerin ahirette düşecekleri durum canlandırılmaktadır. "29- Suç işleyenler, inananların üstüne gülerlerdi. 30- Onların yanından geçtikleri zaman birbirlerine kaş göz eder(ek onları küçümser)lerdi. 31- Ailelerine döndükleri zaman da (yaptıklarıyla övünüp) eğlenmeye başlarlardı. 32- İnananları gördüklerinde, 'Şunlar sapık insanlar' derlerdi. 33- Oysa kendileri, onların üzerine bekçi gönderilmemişlerdi. 34- İşte bugün de inananlar, kafirlerin üstüne gülerler. 35- Divanlar üzerinde (oturup) bakarlar. 36-'Kafirler, yaptıklarıyla cezalandılar mı?' diye."Hümeze Suresi'nde ise insanların söz ve davranışlarıyla alay edenler kınanmaktadır: "1- (İnsanları) Diliyle çekiştiren, kaş ve gözüyle işaretler yapıp alay eden her fesat kişinin vay haline. 2- O ki mal yığdı, onu saydı durdu. 3- Malının, kendisini ebedi yaşatacağını sanıyor. 4- Hayır, andolsun ki o, Hutame'ye atılacaktır. 5- Hutame'nin ne olduğunu sen nereden bileceksin? 6- Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. 7- (Bir ateş) Ki gönüllere işler. 8- O, onların üzerine kapatılıp kilitlenecektir. 9- (Kendileri) Uzatılmış direkler arasında (bağlı) olarak (kalacaklardır)" (Hümeze: 1-9).

Devamını Oku

En huzurlu namaz zinde fikirle kılınan "gece" namazıdır

29 Ağustos 2005

Soru: Bakara 238'de geçen orta namaz konusunda daha önce, "Seher vakti namazı" ve "Gece ortası namazı" olarak bahsetmiştiniz. Bu namaz hakkında açıklama yapar mısınız?Cevap: Bu namaza, teheccüd (gece ortasında uyanma) namazı denilir. Bu namaz Müz-zemmil Suresi'nin 1-5 ve 20. ayetlerinde, İsra Suresi'nin 79. ayetinde, Zariyat Suresi'nin 17-18. ayetlerinde ve daha başka birçok yerde vurgulanır. En huzurlu namaz, zinde fikirle kılınan gece namazıdır. Erenler bu yolla muratlarına ermişlerdir. Peygamberimiz, "Seher vakti kılınan iki rekât, dünyadan ve bütün dünya nimetlerinden daha hayırlıdır" buyurmuştur. Manen arınıp yücelme, geceleri yalvarmayla olur. Allah aşkı bunun gerektirir. Şair güzel söylemiş:Yatma seherde uğrarsın derde,Söyle her yerde elhamdü lillah.İntihar eylemi dinimizce yasaktırSoru: İntihar ile ecel arasında bir ilişki var mıdır? Kısaca bilgi verir misiniz?Cevap: Her ne suretle olursa olsun ölen kimse, dünyada kendisine verilen yaşam süresini doldurmuştur. Vurularak, trafik kazasında, depremde, yangında, her ne suretle olursa olsun ölen kişi, kendisine verilen süreyi doldurarak ölmüştür. Bu süre dolmadan ölmez.Nice kimse vardır ki, intihara teşebbüs eder ama süresi dolmadığı için ölmez. Köprüden kendisini atar, ölmez. O zaman, "intihar etmek neden günahtır" veya "adam öldürmek niçin günah oluyor" diye sorular sorulmamalı. Çünkü intihar eylemi yasaktır.Yasaklanan eylemi yapmak günahtır. Bu eyleme teşebbüs eden günahkâr olur ama canını alan kendisi değil, Allah'ın görevlendirdiği güçlerdir. Ömür tamamlanmadan bu güçler can almaz. Bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi için "Kur'ân Ansiklopedisi"nde "Ömür" ve "Ecel" maddelerine bakınız.Ayetler arasında fark yokturSoru: Ayetel-Kürsî, namaz kılarken İhlâs veya Kevser gibi Fatiha'dan sonra okunur mu?Cevap: Fatiha'dan sonra herhangi bir Kur'ân ayeti okunmalıdır. Kur'ân ayetleri arasında fark yoktur. Ayetel-Kürsî de bir ayettir. Elbette o da namaz kılarken okunur, diğer ayetler de. Ihlâs ve Kevser surelerinin yaygın olarak okunması, onların kısa ve ezberlenmesinin kolay olmasındandır.

Devamını Oku

Mağdur olanların hakları ödenmeli

27 Ağustos 2005

Soru: 2000 yılında İhlas Finans'ta kâr-zarar hesabı açtırdım. Bu kuruluş 2001'de kapandı. Daha sonra ödeme yaptıkları halde ben paramı halen alamadım. Çok zor durumda olduğumu, kendilerine mektupla bildirmeme rağmen cevap vermediler. Ancak bana pek çok kez telefon ederek, param karşılığı devre mülk satmak istediler. Benim devre mülkle ne işim olur ki? Dar günler için biriktirdiğim paramı, bu şekilde almak istiyorlar. Emekli ve sigortalı değilim. Ben ve benim durumumda olanların mağduriyetini köşenizden Enver Ören'e iletin lütfen. (Cemile Ata) Cevap: Enver Bey'e ulaşması amacıyla vatandaşın mektubunu yayınlıyorum. Sayın Enver Ören'in, elbette bizzat bu işten haberdar olması zordur. Ancak vatandaş güvenip parasını yatırmış. O halde kurcuların, insanların mağdur olmamaları için elinden gelen çabayı göstermesi gerekir. Ben eninde sonunda mağdur olanların haklarının ödeneceği inancındayım. Bu mektup bize geleli çok zaman oldu ama ancak şimdi yayınlamaya fırsat bulabildim. Haksızlıkların önlenmesini umarım.Artık işi tamamen ranta dökmüşlerSoru: Bir TV'de yaşlı bir adam izledim. Bu kişi Allah'a ulaştığını, Mehdi olduğunu iddia ediyor. İslâm'ın ilk şartının Allah'a ulaşmayı dilemek olduğunu söylüyor, dilemeyenlerin ise ne kadar ibadet yaparsa yapsın cehenneme gideceklerini ifade ediyor. Ruhun, hayattayken daimi zikirle Allah'a ulaşacağını ve bu ruh değiştirilerek yerine yeni bir ruh geleceğini belirtiyor. Rüyayı da başka bir âlem olarak nitelendiriyor. Sizin yorumunuz nedir? (Engin)Cevap: Sizin sıraladığınız iddiaların ilim ve İslâm ile bir ilgisi yoktur. O yaşlı kişinin söyledikleri bir çevre buluyor ki, TV kuracak kadar imkâna kavuşmuşlar. Varsın yapsınlar. Dünyada neler söylenmiş, ne akımlar çıkmış, batmıştır. İnsanın doğasında aykırı fikirlere iltifat var. Bir yandan kalabalık bir güruh Kur'ân dinini rivayetlere boğup yozlaştırmış, cennetin cehennemin fotoğrafını çekip TV ekranlarında gösterecek kadar işi ranta dökmüş, bir taraftan da böyle kişiler çıkıp bir çeşit mehdilik, peygamberlik taslayarak Müslümanları bölmüş.Bu ihtilaflar burada bitmez. Kıyamete dek sürüp gidecektir. Hz. Mehdi'nin veya İsa'nın geleceğini beklemek, kuruntu ve boş avuntudan başka bir şey değildir. Kur'ân ortada, din ortada, Hz. Muhammed'in ruhaniyeti de kendi getirdiği Kur'ân ve İslâm'da mevcut. Başka bir şey beklemeye gerek yok. Milyonlarca yıl beklense yine kimse gelmez. Gelse de kimse ona inanmaz.

Devamını Oku

Namazların kazası için belli bir vakit yoktur

26 Ağustos 2005

Soru: Geçmiş dönemlere ait namazlarımı da kaza etmek istiyorum. Bunu nasıl yapabilirim? Vakit namazlarının hemen ardından veya günün belirli bir zamanında kılabildiğim kadar, mesela günde 100 rekât kılabilir miyim? Bir başka sorum da şu: Ramazan ayından sonra tutulan 6 gün oruçlarının gerekçesini ve önemini açıklar mısınız? (Hasan Hüseyin Yıldız)Cevap: Kasten kılınmayan namazların kazasının olmadığını, onlar için Allah'tan af ve mağfiret dilemek gerektiğini birkaç kez delilleriyle bu köşede yazdım.Güle derd anlatamaz beyhude bülbül inlerVarak-ı mihr-ü vefayı kim okur, kim dinler.Her şeye rağmen siz kasten kılmadığınız namazların kazasını kılmak istiyorsanız, kılınız. Namazların kazası için belli bir vakit yoktur. İstediğiniz vakitte istediğiniz namazın kazasını kılabilirsiniz. Mesela sabah vakti öğlenin, akşamın, yatsının namazını kaza edebilirsiniz. Namazların sadece farzı kaza edilir. Sünnet ve vitr namazlarının kazasına gerek yoktur. Çünkü bunlar zorunlu namazlar değildir.Sıra gözetimi şart değilİsterseniz siz namazları günlük olarak sıraya koyun, önce bir ezan okuyun. Ardından bir kamet getirip mesela sabah namazını, ardından bir kamet okuyup öğle namazını, ardından bir kamet okuyup ikindi namazını, ardından bir kamet okuyup akşam namazını, ardından bir kamet okuyup yatsı namazını kaza edersiniz. Artık bir günde ne kadar kaza kılabilirseniz kılınız. Namazları sırayla kaza etmek de şart değildir. İsterseniz önce akşam namazını, sonra öğle namazını da kaza edersiniz.Kasti namazların kazası zorunlu olmadığı için sıra gözetimi de şart değildir. Ama bir özür dolayısıyla kılamadığınız bir iki vakit veya bir iki günlük namazı sırayla kılarsınız. Hastalık dolayısıyla iki gün namaz kılamadınız diyelim. Önce birinci günün namazını sırayla sonra ikinci günün namazını sırayla kılarsınız. Bu namazlan kılmadan, vaktin namazını kılmazsınız. Peygamberimizin uygulaması böyledir.Gelelim diğer sorunuza. Şevval ayında 6 gün oruç tutmanın, Ramazan'la birlikte hesaplandığında bütün senenin oruçla geçirilmiş gibi sevap getireceği hakkında bir hadis vardır. Çünkü Kur'ân'ın ifadesiyle yüce Allah, yapılan bir iyiliğe, güzel bir eyleme en az 10 kat sevap (ödül) verir. 30 Ramazan orucuna 300 sevap, 6 günlük Şevval orucuna da 60 sevap verilirse, 360 günlük oruç sevabı olur. İşte böyle sevap kazanmak için Ramazan'dan sonra gelen Şevval ayında 6 gün oruç tutmak teşvik edilmiştir.

Devamını Oku

"Yollarımızın yüzde 80'inde şerit yok"

25 Ağustos 2005

Trafikle ilgili yazım üzerine, Kanada Montreal'den yazan okurum Yüksel Oran'in bu konudaki görüşlerini dün sizlere aktarmıştım. Bugün ise bir başka okurum Abdülkerim Özbilen'in aynı konudaki düşüncelerini yayınlıyorum. Özbilen şunları yazmış: "Sayın hocam, geçen gün trafik canavarı hakkındaki yazınızdan dolayı sizi kutlarım. Trafik suçu denilince, nedense sadece hız geliyor insanımızın aklına. Alkollü araç kullanmak, ehliyetsiz araç kullanmak, kırmızı ışıkta geçmek, şerit ihlali yapmak, seyir halindeyken arabadan çöp ve hatta bira şişesi gibi tehlikeli madde atmak, daima orta ve sol şeridi takip ederek gitmek, bizden daha hızlı gelen araca yol vermemek, muayenesiz trafiğe çıkmak, kabak lastik kullanmak, trafik işaret ve kurallarına uymamak, saygısızca araç kullanmak, hatalı sollama yapmak gibi suçlar normal görünüyor.Hatalı şerit değiştirmeAşırı hız yapmak sadece trafiği tehlikeye sokan etkenlerden biridir. Kazaların en büyük nedeni hız dışındaki saydığım nedenlerdir. Batıda en büyük suçlardan biri de hatalı şerit değiştirmektir. Bizim yollarımızın yüzde 80'inde ise şerit bulunmamaktadır. Yol şeridi ne belediyelerin ne de trafik yönetiminin dikkat ettiği bir husustur. Yol şeridi bulunan otoyollarda bile, şeridinde giden araca rastlamak çok zordur. Bu nedenle şerit kültürü gelişmemiştir ülkemizde. Hatta 5-6 aracın yan yana rahatça gidebileceği yollarda ancak 2-3 araç yan yana gidebilmektedir. Çünkü diğer sürücülerin nasıl davranacağını kestiremek güçtür. Kısaca tek çözüm trafik kurallarına uymaktır, uymayanları da cezalandırmaktır. Yoksa tehlike sadece hız değildir."Trafikteki büyük tehlikeOkurum bunları yazıyor. Bana göre aşın hız, her zaman tehlikedir. Normal sayılabilecek hız da ancak otoyollarda temel tehlike olmayabilir ama Türkiye'de 140-160'la gitmeye elverişli yol kaç kilometre ki? Bölünmüş yol bile az. Gerisi iki yönlü tek yol. Böyle tek yollarda bu kadar hız, usulsüz sollama en büyük tehlikedir ve zaten kazaların çoğu da bu sollamalardan oluşmaktadır. Türkiye yollarında kazadan korunmanın en önemli tedbiri, kurallara dikkat etmektir. Eskiden kamyonların şoför mahallerinde gördüğüm güzel beyti unutmayalım:Erişir menzil-i maksuduna aheste gidenTîz reftâr olanın pâyine dâmen dolaşır.Manası: Yavaş giden, amaçladığı yere ulaşır. Ama çabuk gitmeye kalkan, ayağına dolaşan eteği yüzünden tökezleyip düşer.

Devamını Oku