Sünnetin dindeki yeri

9 Eylül 2005

Birkaç okurum, İslâm'da sünnet operasyonunun yerini soruyor. Biri diyor ki: Sayın Hocam, sünnetin dinimizdeki tam olarak yeri nedir? Mütevatir olarak günümüze kadar gelmiş Peygamberimizin uygulaması mıdır yoksa zamanla geleneksel olarak yerleşip kalıplaşmış ve kimse cesaret edemediği için yadsınamamış bir hurafe midir? Saygılar.Bahadır Çolak da "26 Haziran tarihli Vatan Gazetesi'nde (Pazarvatan eki) sünnetin ticari amaçlı olduğu, peygamberimizin sünnetsiz olduğu ve Kur'ân'da böyle bir hüküm olmadığı söyleniyor. (Sünnet adlı kitap) Bunlar ne kadar doğru, biz mi yanlış biliyoruz, yoksa bunu bize söyleyenler mi? Aydınlatırsanız sevinirim" diyor.Büşra Delen de "Kur'ân'da sünnet operasyonu geçer mi?" diye soruyor.Cevap: Bu yazılanlar tamamen yanlıştır. Sünnet, Hz. İbrahim dininin gereklerindendi. Şifahi olarak atadan gelen İbrahim geleneklerine bağlı olan Araplar, özellikle Kureyş Araplan, sünnet geleneğini sürdürürlerdi. Yahudilerde de sünnet dinin gereklerindendi. Hz. Muhammed de, bütün kabilesi de, hattâ Peygamber'in düşmanı olan Ebucehil de, bütün Kureyş kabilesi mensuplan da sünnetli idiler. Sünnet Arabistan'da egemen dinlerde köklü bir gelenek idi. Başlangıçta Hıristiyanlarda da vardı. Çünkü aslında bir Yahudi olan Hz. İsa Yahudi toplumunda yetişmişti ve kendisi Kitabı kaldırmak üzere değil, uygulamak üzere geldiğini söylüyordu. İsa da tüm Yahudi toplumu bireyleri gibi sünnetli idi. Ama Kur'ân'da sünnet olma emri yoktur. Zaten böyle bir emir olsaydı ona sünnet denmez farz denilirdi. Yani sünnet olmak, Müslümanlığın şartlarından değildir fakat bu gelenek artık Müslümanlığın ayırıcı vasıflarından olmuştur. Sünnetsiz olan birinin Müslüman olmadığına hükmedilir. Elbette bu, insanların yargısıdır. Yoksa sünnet olmadığı halde İslâm'ın diğer hükümlerini uygulayan veya kabul etmiş olan kimse Müslümandır. Hıristiyanlıkta sünneti Pavlos kaldırmıştır. Hz. İsa'nın hayatında onu öldürmekle görevlendirilmiş olan, onun ortadan kaybolmasından sonra onun tarafından Hıristiyanlığı yaymakla görevlendirildiğini söyleyen Pavlos, önce İsa'nın havarilerinden Barnaba ile Antakya'ya gitmiş, sünnetin müşrik kabileler arasında Hıristiyanlığın yayılmasını önlediğini görünce gerek olmadığını söylemiş, bu yüzden Barnaba ile yollan ayrılmıştır. Süleyman Ateş Kur'ân'da sünnet operasyonu geçmez. Çünkü adı üstünde, bu operasyon Allah'ın emri değil, sünnettir. Hattâ bu Peygamberimizin sünneti de değil, Hz. İbrahim'den kalan bir sünnettir.Araplarda sünnet temel geleneklerden olduğu gibi Yahudilerde de öyle idi. Onun için sünnet sadece Hz. Peygamber'in yaptığı bir şey değildi. İçinde yaşadığı toplumun bireyleri sünnetli idiler. Ama sünnet dinin şartlarından değildir. Kur'ân'ı kabul edip uygulayan, namazını kılıp orucunu tutan kimse, sünnet olmasa da Müslümandır ama sadece bir sünneti yerine getirmemiş olur.

Devamını Oku

Ruhları nasıl anacağız?

8 Eylül 2005

Soru: Bizim bir özürlü iki çocuğumuz vardı. Sağlıklı olanı 2003 ekim ayında üniversite son sınıf öğrencisiyken 21 yaşında trafik kazasında kaybettik. Tek varlığımız elimizden uçtu gitti. Anne baba olarak bir şey yapmak istiyoruz. Her gün; Fatiha, Elif lam, Yasin, Mülk, Nebe, Ihlâs, Felak, Nas ve Tekasür surelerini okutarak, ruhuna bağışlıyorduk. Geçenlerde sizin bir köşe yazınızda, ölüm döşeğinde olan bir kişi için Yasin okunacağına dair bir hadisin olduğunu, ölü için okunacağına dair bir dipnotun olmadığını okuduk. Diğer yazılarınızda ise ruhların anılmaktan şad olacağını okuduk. Peki ruhları nasıl anacağız?, Peygamberimiz ölen çocuklarının arkasından neler yapmış? Kabir azabı ne zamana kadar, ilk cumaya kadar mı, yoksa kıyamete kadar mı sürecek?Cevap: Ruhlara dua etmek, onları hayır ile yad etmek, onların iyiliklerini başkalarına söylemek, onlar için sadaka vermek, herkesin yararlanacağı bir hayır yapmak (okul, cami, yol, herkesin istirahat edeceği park-bahçe yaptırmak, yoksul talebeye burs vermek gibi), ölmüş olanı anmaktır. İşte ölmüş kişinin ruhu bu ve benzeri şeylerden memnun olur.Allah'ın Resulü (s.a.v.) Cennet-i Bakî'i ziyaret eder, şöyle selâm verirdi: "Es-selâmu aleykum dâre kavmin mu'minîn ve innâ in şâallahu bikum lâhikûn. Es'elullâhe lî ve lekumu'l-âfiyeh. (Ey inananlar yurdunun sakinleri, selâm size; Allah'ın dilemesiyle biz de size katılacağız. Allah'tan bana ve size afiyet (dirlik, mutluluk) dilerim."Hz. Enes, Resulullah Efendimize sormuşlar:"- Yâ Resûlallah, ölülerimiz için sadaka veriyoruz, dua ediyoruz. Bu, onlara ulaşır mı?- Evet ulaşır. Onlar onunla sevinirler. Nasıl biriniz kendisine hediye edilen bir tabak(yemek)a sevinirse, buyurmuştur." (Tirmizî, Cenâ-iz: 60; Müslim, Cenâiz: 106)Ancak Kur'ân'ı bir mezarlık kitabı haline getirmek, onun ticâretini yapmaya kalkmak, mezarlıklarda okuyucu tutup para ile Kur'ân okutmak gibi şeyler, yasaklanması gereken bid'âtlardır. Din, para ile satılacak veya satın alınacak bir şey değildir. İbâdet ve sevabı para ile satılmaz. Allah Peygamberine şöyle demesini emretmiştir: "Bu Kur'ân karşısında sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi Allah tarafından verilecektir." (Sâd: 86; Furkan: 57; Şuarâ: 109)Kabri ziyaret eden, ölmüşlere şöyle dua eder: "Allah'ım, şu çürümüş cesetlerin, ufalanmış kemiklerin Rabbi! Bunlar dünyadan sana inanarak çıkmışlardı, Sen de onlara kendinden bir rahattık ve bizden selâm ulaştır. Allah'ım onlan lâilâhe il-lâllah'ın rahmet ve rahatına kavuştur, kalblerini Allah'ın Resulü Muhammed'in nuruyla aydınlat."

Devamını Oku

"Büyü gerçekten var mı?"

7 Eylül 2005

Soru: Bir süre önce birkaç arkadaşımla birlikte falcıya gittik. Falcı kadın suya bakarak bir şeyler söylüyordu. Ben de merak ettim ve baktırdım. Bana büyü yapıldığını, yapılan bu büyünün bir yiyecekle yedirildiğini söyledi. Bana yapılan bu büyünün bozulması için bir muska yazdı. Ben bu muskayı üzerimde taşıyorum. Bana ayrıca bir şişe de su verdi. Ben de tavsiyesine uyarak o suyla yıkandım. Ancak kafam karmakarışık. Bu konuda beni aydınlatmanızı istiyorum. Büyü gerçekten var mı?Cevap: Büyü vardır ama yapmak küfürle eş bir günahtır. Gittiğiniz o kişinin yalancı, sizden para sızdırmak isteyen biri olduğu anlaşılıyor. Çünkü size büyü yapılıp yapılmadığını Allah'tan başka kimse bilmez. Kur'ân'a göre gaybı yani gizliyi sadece Allah bilir.Yorgunluğumdan ötürü farzları kılmam yeterli mi?Soru: Hocam ben 34 haftalık hamileyim ve Kadir Gecesi'nden beri namaz kılmaya çalışıyorum; çalıştığım için akşamları farzları kılabiliyorum. İki yaşında bir de kızım var, bazen ağrılarım oluyor, kılamıyorum. Peki lohusa döneminde kılabilir miyim? Bir de 2 yaşındaki kızım ben namaz kılarken önüme geçiyor, sırtıma çıkıyor, ben de duaları bazen karıştırıyorum, günah oluyor mu? Şimdiden teşekkür ederim. Allah sizden razı olsun çünkü sizin yazdığınız yazılar sayesinde doğru yolu bulduğuma inanıyorum.Cevap: Ağrılarınız olduğu zaman da namazınızı kılınız, ayakta duramıyorsanız oturarak, öyle de ağrı varsa yatarak kılınız. Namaz zikirdir. Namaza engel bir şey de yoktur. Namazda kızınızın sırtınıza çıkması namaza zarar vermez. Peygamberimizin torunu Hasan da dedesinin sırtına çıkar, Peygamberimiz secdeden doğrulurken çocuk düşmesin diye eliyle onu tutardı. Kasıtsız yapılan bir şey günah olmaz. Duaları karıştırmanız da zarar vermez. Yeter ki siz ibadet edin, gönlünüzü Yaratan'a yöneltin. Bizden istenen O'na yönelmedir. "Rabbinize yöneliniz, O'na teslim olunuz!" Lohusalık, ve âdet hali namaza, daha genel anlamıyla ibadete engel değildir. Lohusa halinde de, âdet halinde de her vakit için abdest almak kaydıyla namaz kılarsınız. Namazın temeli zikirdir. Hiçbir hal, Allah'ı anmaya engel oluşturmaz.

Devamını Oku

Teyemmümde yıkama organlarının üzeri meshedilir

6 Eylül 2005

Soru: Abdestini camide alan bazı kimseler ıslak ve çorapsız ayaklarla camiye giriyor. Bununla ilgili yorumunuz nedir?Cevap: Mâide Suresi'nin 6'ncı ayetine göre abdestte iki temel organ (yüz ve kollar) yıkanır, iki uç organ (baş ve ayaklar) meshedilir. Ayette, "Yıkayınız" fiilinden sonra iki tümleç gelir. Bunlar yüz ve ellerdir. Demek ki yüz ve eller yıkanacaktr. "Meshediniz" fiilinden sonra da iki tümleç gelir, bunlar da başla ayaklardır. Demek ki bunlar da meshedilecek organlardır. Ayette bu manayı güçlendiren ince bir nokta vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de her kelime birbiriyle son derece uyumludur. "Yıkayınız" fiilinden sonra gelen iki tümleçten ilki nasıl bir tek organı, ikincisi iki organı (yani iki eli) gösteriyorsa "mesnediniz" fiilinden sonra gelen iki tümleçten de birincisi bir tek organı, ikincisi iki organı (iki ayağı) göstermektedir.Eğer "arculikum: ayaklarınız" tümleci, "vucûhekum: yüzleriniz"e bağlanmış olsa, bu ahenk ve tenasüb bozulur ki, bu Kur'ân'ın bilinen mucizevi üslubuna aykırı olur. Abdullah ibn Abbâs, Peygamberimizin iki torunu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberimizin Medine'de on yıl kendisine hizmet etmiş bulunan Enes ibn Mâlik, Medine'nin ünlü kari'i Ebû Ca'fer Yezîd ibn Ka'ka', Şa'bî, İkrime, Ka-tâde, Alkame, Hasan-ı Basrî, A'meş, Mücâhid ve Dahhâk hep ayakların meshedileceği görüşündedirler. Teyemmümde yıkama organlarının üzeri meshedilir, mesih organlan düşer. Eğer ayaklar yıkama organı olsaydı, bunların teyemmümde meshedilmesi gerekirdi.Yıkanacak organların üstünde giysi varsa giysi açılıp organ yıkanır, giysinin üzerine meshedilmez. Ama mesih organlarının üstünde giysi varsa giysinin üzerine meshedilir. Bunun için baştaki sangın, türbanın, eşarbın ve ayaktaki çorabın veya ayakkabının üzerine meshedilebilir. Bizdeki, özellikle yaşlıların giydikleri mest, 50 derece sıcağın hüküm sürdüğü Hicaz'da asla giyilmez. Hz. Peygamber öyle bir mest giymiş değildir. Orada insanlar pek çorap da giymezler. Çünkü sıcak bunaltır. Hz. Peygamber'in, ayaklarını yıkaması, onun abdestteki farza kendiliğinden yaptığı ilavedir.Kasimî'nin dediği gibi Peygamber, nasıl farz namazlardan ayrı nafile namazlar da kılmış ise farz olan meshe ilave olarak ayaklarını yıkamıştır. Ayakları meshetmek farz, yıkamak sünnettir. Taberî'nin, tefsirinde ayrıntıyla zikrettiği üzere Allah Elcisi'nin hem ayaklarını meshettiğine hem de yıkadığına dair rivayetler vardır.İbn Kudâme'nin el-Muğnî'de ayrıntıyla açıkladığı delillerden, başa sarılan sank üzerine de meshin caiz olduğu anlaşılır.

Devamını Oku

Peygamberlik Hz. Muhammed ile kapanmıştır

5 Eylül 2005

Soru: Kur'an'ı Kerim'de, Hz. Muhammed'in son peygamber olduğunu gösteren kaynak nedir? (Suat Özkılınç)Cevap: Ahzâb 40'ıncı ayette Hz. Muhammed'in, "Hâteme'n-nebiyyîn" olduğu vurgulanmaktadır. "Hâteme'n-nebiyyîn" nebilerin (yani peygamberlerin) hâtemi demektir. Hâtem, hatm kökünden gelir. Hatm'in iki anlamı vardır. Bir şeye tesir etmek ve bu tesirden oluşan iz. Bir şeyi mühürlemeye veya bir şeyin sonuna damga vurmaya da hatm denir. Hitâm, bir şeyin sona ermesi demektir. Hatem yüzük, mühür anlamınadır (Bakara Sûresi: 237).Çoğunluk bu kelimeyi tâ'nın kesresiyle hatim şeklinde okumuşlardır. Fakat Asım, tâ'nın fethasıyla hâtem okumuştur. Birinci kıraate göre Muhammed elçilerin sonunda gelmiştir, onların sonuncusudur, ikinci kıraate göre peygamberlerin, yüzük gibi süsü, ziyneti demektir (Hâzin: 5/269). Kur'ân-ı Kerîm, Âsım kıraatine göre yazılmış olmasına rağmen, Ebû Ubeyd birinci kıraati uygun görmüş ve ayet bu kıraate göre manalandırılmıştır. Bu kıraate göre peygamberlik, Hz. Muhammed ile kapanmıştır. Ondan sonra artık peygamber gelmeyecektir. Hz. Muhammed (s.a.v.) ile peygamberliğin son bulduğuna dair bazı hadisler de vardır.Sosyal ve hukuki prensiplerEbu Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle demiştir: "Benimle benden önceki peygamberlerin durumu, tıpkı şu adama benzer ki: Gayet güzel bir ev yaptı, evi süsledi. Yalnız köşelerinden birinde bir kerpiç eksik kaldı. İnsanlar evi gezdiler, beğendiler. 'Keşke şu kerpiç de yerine konmuş olsaydı' dediler. İşte o kerpiç, benim. Ben peygamberlerin hâtemiyim." Kur'ân'ın birçok ayetinde, bütün peygamberlerin tebliğ ettiği tevhit dini olan İslâm'ın tevhide aykırı katmalardan arındırılmış haliyle bütün insanlığın dini olmak üzere gönderildiği bildirilmektedir: "O, Elçisi'ni hidayet ve hak dinle gönderdi ki o(hak di)ni bütün dinlere üstün kılsın. Şahit olarak Allah yeter" (Fetih: 28), "Bugün size dininizi olgunlaştırdım ve size din olarak İslâm'ı beğendim" (Mâide: 3)."De ki: Ey insanlar, ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın elçisiyim. O'ndan başka tann yoktur. O, diriltir, öldürür. Gelin Allah'a ve O'nun ümmî peygamberi olan Elçisi'ne inanın, ki o (peygamber) de Allah'a ve O'nün sözlerine inanmaktadır, O'na uyun ki doğru yolu bulaşınız" (A'râf: 158). Kur'ân'ın içerdiği inanç esasları, sosyal ve hukuki prensipler, her devirdeki insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak ve onları mutlu kılacak niteliktedir.

Devamını Oku

Tasavvuf içten bir arınma yöntemidir

4 Eylül 2005

"Benim bir arkadaşım dini bir gruba katıldı. Ne deniliyorsa ona inanıyor ve asla başka bir fikri kabul etmiyor. Ayrıca gruba girerken de istihareye yatıyorlar ve ona göre katlıyorlar. Bence her insan olumlu sohbetlerden, din adına eğitimden yararlanmalı ve bunun için bir yere girmek ya da girmemek şartı aranmamalı. Bu nasıl bir din anlayışıdır ki düşünceye açık olmasın?" diyen öğrenci bir okurum, söz konusu grubun kapalılığından, kendi aralarındaki konuşmaları başka yerlerde anlatmadıklarından, hocalarının emirlerine dine aykırı da olsa, İslâm düşüncesine ters de düşse mutlak itaat edip onu doğru kabul ettiklerinden, kendi cemaatlerini çok kolladıklarından yakınmaktadır. Bu okurum arkadaşına şunlan söyleyebilir: Doğru yol, Hz. Peygamber ve sahabilerinin izlediği yoldur. Bu yol, Kur'ân-ı Kerîm'de açıklanmıştır. Elbette birbirini daha çok seven insanlar bir araya gelip sohbet edebilirler. Kur'ân ve sünnete uygun olduktan sonra bunda bir sakınca yok. Ama bu insanların, kendilerini üstün görmeleri dine de tasavvufa da uymaz.Ben sözünü ettiğiniz kişilerin hangi gruptan olduğunu bilmem. Dediğim gibi davranışların ölçüsü kitap ve sünnettir. Kitap ve sünnet çerçevesindeki tasavvuf da içsel bir arınma yöntemidir. Gazali'ler, Mevlânâ'lar, Yunus'lar, Hacı Bektaş-ı Veli'ler bu yolla yetişmişlerdir. Tasavvufu kaldırıp atarsanız dini ruhundan soyutlamış olursunuz. Tasavvuf, menfaat toplama, çıkar sağlama, kral gibi yaşama yolu değil, kişinin egosunu, çıkar duygularını öldürmesi, ruhunu her türlü kötü düşüncelerden, menfaat duygusundan arındırması yöntemidir.Yoksullara yardım edinSoru: Evlatlar babadan ayrı olduğu zaman (her evladın işi var, geliri var), baba kendi parasıyla satın aldığı kurbanı onlarla beraber keserse, evlatlarından kurban için para alması gerekir mi? (Muzaffer Şenel)Cevap: Aile bütünlüğü düşünülürse bir aileye bir kurban yeterlidir. Ama baba ile çocuklar ayn ev açmış, ayn aile oluşturmuşlarsa her aile kurbanını kendisi keser. Ben kurban işinde öyle ailelerin birbiriyle yarışmalarını ve gereksiz yere pek çok kurban kesilmesini doğru bulmam. Bugün et bol, ete çok ihtiyaç yok. Ama paraya şiddetle ihtiyacı olan insanlar var. Felâkete uğramış, yoksulluk içinde kıvrananlar var. Onlara el uzatmak, karınca kararınca yardım etmek kurbandan daha makbuldür. Hiç kimse sözlerimden alınmasın. İşin aslı budur. Ebu Eyyûb-i Ensari Hazretleri de zamanla kurban kesiminin aşırılığa kaçtığını belirtmiştir.

Devamını Oku

Arabistan'da da at yarışı yapılıyor

3 Eylül 2005

Soru: Devletimizin denetimi altında yaygın olarak at yarışları yapılmaktadır. Büyük bir yarışsever topluluğu bu koşulan takip etmekte ve şans oyunları oynamaktadır. Bu vesileyle at nesli ıslah edilip geliştirilmekte ve devletin birçok hayırlı faaliyetinin masrafları da karşılanmaktadır. Bizlerin at yarışları üzerine şans oyunu oynamak ve bunlardan kazanç temin etmek gibi bir niyetimiz yok. Ancak safkan Arap yarış atı yetiştirmek, almak, satmak, müsabakaya sokmak ve mümkün olursa ödül kazanmak niyetimiz var. Bu düşüncemiz ve neticesinde eğer tahakkuk olursa kazancımız helâl midir? (Kirazoğlu Çiftlik Mesul Müdürü Yük. Müh. C. Birol Soydan)Cevap: At yetiştirmek sevaptır. Siz istediğiniz kadar at yetiştirebilir ve satabilirsiniz. Kazancınız helaldir. At yarışları dinimizde teşvik edilmiştir. Koşuda kazanan atlara konulan ödül caizdir. Ama koşular üzerine oynanan şans oyunu kumardır, kumar ise haramdır. Kumarcılar değil, koşuda yorulan atlar ve sahipleri ödüllendirilir. Ama koşuya katılan atların hangisi kazanacak diye oyun oynayanların alacağı para helal değildir. Fakat ne olursa olsun, sizin yetiştirdiğiniz atlar üzerine bahis oynansa da sizi etkilemez. O, oynayanların sorunudur. Ayrıca her at yarışında kumar oynanır diye bir şey de yoktur. Suudi Arabistan'da kumar yasaktır ama çok sık at yarışları düzenlenmekte ve kazanan at ve sahipleri ödül almaktadırlar.Kendi vicdanınıza danışmalısınızSoru: Bir yazınızda, bankaların verdiği veya aldığı faizin haram olmadığını, mazlumdan haksızca alınan faizin haram olduğunu belirtmiştiniz. Bankadan kredi alıp bir işte kullansam haram olur mu? Yarın mahşerde sualde, ben bu fetvayı verdim der misiniz? Evet derseniz kredi alacağım. Bir de Hz Ali'nin kabrinin nerede olduğunu bilmiyorum.Cevap: Kredi alıp almamanız sizi ilgilendirir. Bir işi yaparken her şeyden önce kendi vicdanınıza danışınız, size sunulan kanıtlardan sonra vicdanınız rahatsa o işi yapınız. Rahat değilse yapmayınız. Biz kimsenin adına hesap verecek durumda değiliz. Biz sadece İslâm gerçeğini anlatmaya çalışıyoruz, amacımız şahıslara menfaat sağlamak değil. Hz. Ali'nin kabri, şehit edildiği yer olan Kufe'dedir. Muhteşem bir türbesi ve camisi vardır.

Devamını Oku

Allah'ın her ismi zikredilir

2 Eylül 2005

Soru: Okuduğum kitaplarda Allah'ın 99 ismini zikretmenin faydaları ayrıca her ismin farklı bir etkisi olduğu belirtiliyor. Namazlardan sonra Allah'ın isimlerini okuyorum. Ancak hepsinin belli bir adedi ve zamanı varmış. Meselâ 'Ya Vedud" derken 20 kere ve sabah namazından sonra okunurmuş. 'Ya Rakiyb" 7 kere, 'Ya Azız" 40 kere gibi... Aklıma geldikçe okusam olur mu? (Çiğdem Cemre)Cevap: "Allah ki, O'ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O'nundur" (Tâhâ: 45/8). "En güzel isimler" tabiri geneldir. Bir sayı söz konusu olmadan bütün güzel isimlerin Allah'a ait olduğunu ifade eder. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah hakkında kullanılan isim ve sıfatların toplamı doksan 99, Müslümanlar arasında Allah'ın 99 ismi olduğu kanısı yerleşmiştir. Allah'ın 99 ismi olduğuna dair bir de hadis rivayet edilmiştir: "Allah'ın 99 adı vardır, yüzden bir eksiktir. Kim bunları sayarsa cennete girer. Allah tekrir, teki sever."Kanaatimize göre bunlar, Allah'ın sadece Kur'ân-ı Kerîm'de geçen isim ve sıfatlarıdır. Allah'ın isim ve sıfatlarının bunlardan ibaret olduğu, bunların dışında Allah'ın isim ve sıfatı bulunmadığı anlamına gelmez. Hadis-i şerifte de kendileriyle dua edildiği zaman duanın kabul edileceği isimler sayılmıştır. Bu hadiste Allah'ın 99 ismi dışında bir isim ve sıfatı olmadığı anlamını taşımaz. Allah'ın sıfatlan sonsuzdur."Kur'an'ı göğsümün nuru yap""De ki: 'Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden önce deniz tükenir.' Yardım için bir o kadarını daha getirsek (yine O'nun sözlerini yazmaya yetmez)" (Kehf: 69/109; Lokman: 57/27) ayetinden Allah'ın isim ve sıfatlarının sonsuz olduğunu anlıyoruz. İbn Kesîr, İbn Hanbel'in rivayet ettiği şu hadise dayanarak Allah'ın isimlerinin 99'dan ibaret olmadığını söylüyor:"Başına bir keder, tasa gelen kimse şöyle dua ederse, Allah onun keder ve tasasını giderir, üzüntüsünü sevince çevirir: Allahım, ben senin kulunum, kulunun ve cariyenin oğluyum. Perçemim senin elindedir. Hakkımdaki hükmün yürümektedir. Takdirin adildir. Kendini isimlendirdiğin, kitabında bildirdiğin, herhangi birine öğrettiğin yahut gizli ilminde senden başka kimsenin bilmediği ne kadar adın varsa onların hepsi yüzü hürmetine senden dilerim, Kur'ân'ı gönlümün enîsi, göğsümün nuru yap, Kur'ân yüzü hürmetine kederimi kaldır, tasamı gider" (İbn Hanbel, Müsned: 1/191, 452).Kelâm tartışmalarının kokusu sezilen bu hadisin sağlığı kuşkuludur. Bazı isimlerin şu kadar kere okunacağı hakkındaki söylentilerin aslı yoktur. Allah'ın her ismi, her zaman zikredilir.

Devamını Oku