* Dünden devam14 asır öncesine saplanıp kalmanın ne yararı var ki? İslâm'ın temeli olan Kur'ân ve Peygamberimizin sünneti ortada. Bunlara göre yaşamak, insanın dünya ve ahiret mutluluğu için yeterlidir. Hz. Peygamber'in ilk üç halifeye lanet ettiği veya ettirdiği kuyruklu bir yalan ve katmerli bir iftiradır. Bunlar eğer lanet edilecek kimseler olsaydı, Hz. Peygamber onların kızlarıyla evlenmez, üçüncü halife Osman'a da iki kızını vermezdi. Çünkü Hz. Osman, Peygamber'in Rukayye adındaki kızıyla evlenmiş, onun vefatı üzerine Rukayye'nin küçüğü Ümmügülsüm ile evlenmiştir.Peygamber'in iki kez damadı olan bir sahabiye nasıl lanetli gözüyle bakılabilir? İnsanın biraz saygılı olması gerekir. Peygamberin arkadaşları herkese örnek olacak temiz insanlardır. Onlara saygı besleyen saadet bulur. Hâşâ hiç kimse Allah değildir. Nusayrilik inancı ise Kur'ân'in getirdiği tevhit inancına uymaz. Çünkü "Onlara göre ruhsal varlıklar, fiziksel bedenlere bürünüp görünebilirler. Fiziksel suretlerde görünebilen varlıklardan kimi, hayırlı varlıklardır. Hz. Cebrail'in, insan suretine girip görünmesi gibi. Kimi de şerli varlıklardır. Şeytanın ve cinlerin insan suretine bürünüp konuşmaları gibi. Öyle ise Allah da insanların suretine girebilir. Hz. Peygamber'den sonra en hayırlı insanlar, Ali ve evladı olduklarından Cenabı Allah onların suretinde görünüp konuşmuştur. İşte bundan dolayı onlara tanrı ismi verilebilir" (Şehristânî, Milel: 1/189).Selamet tevhid yolundadırTarih ve Milel kitaplarının yazdığına göre Nusayriler, bazı uydurma rivayetlere dayanarak Hz. Ali'yi, peygamberlikte Hz. Peygamber'e alt dereceden ortak yapacak görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu rivayetlerden biri, Hz. Peygamber'in, Ali'yi kastederek, "Ben Kur'ârîın inişi uğrunda çarpıştığını gibi içinizden biri de onun tevili (gerçek anlamı) uğrunda çarpışacaktır" sözüdür. Yine iddiaya göre Hayber kale kapısını sökmesi, cinlerle konuşması Ali'de tanrılıktan bir parça olduğunu kanıtlar. "Benim Ahmed yanındaki durumum, ışığın ışıkla olan durumu gibidir. İkinci ışıkla birincisi arasında fark yoktur ancak biri önce diğeri sonradır" şeklindeki bir söz Hz. Ali'ye yakıştırılmıştır.Bu görüş, Ali'yi risalet görevinde Peygamber'e ortak etme anlamını taşır. Bunlar, onun bilinen söylemlerine terstir. Hz. Ali'nin sözlerini toplayan Nehcu'l-Belâğe'de bu tür sözler yoktur. Öyleyse Kur'ân'a aykırı olan bu tür düşüncelerden kurtulmalı ve Peygamber'in, başta Ehl-i Beyt olmak üzere Peygamber dostlarının gittiği ve öğütledikleri tevhid yolundan ayrılmamalıyız. Çünkü selamet o yoldadır. Cennete giden yol, o yoldur.
* Dünden devamNamaz, Kur'ân'ın emridir. Peygamberimiz ashabına günde beş vakit namaz kıldırmıştır. Kur'ân'da ise açıkça üç vakitte sabah, akşam ve gecenin ortasında namaz kılınması emredilmektedir. Bir insana Allah demek, insana Allah'ın sıfatlarını vermek, herhangi bir insana tapmak veya ondan dilekte bulunmak İslâm'a göre küfürdür. Peygamberimiz, "Benim hakkımda Hıristiyanların dedikleri gibi Allah veya Allah'ın oğlu gibi sıfatlar takmayınız" buyurmuş, daima kullukla övünmüştür. Kur'ân, birçok yerde onu "Kul" sıfatıyla anar. Her zaman ikrar ettiğimiz şahadette Hz. Muhammed'in, Allah'ın kulu olduğunu vurgularız: "Eşhedu en lâilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve Rusûluh: Allah'tan başka tanrı olmadığına tanıklık ederim ve Muhammed'in de Allah'ın elçisi ve kulu olduğuna tanıklık ederim." İşte ölçü bu. Hz. Ali'yi çok severiz. Ne kadar sevsek o kadar iyidir bizim için. Şairin deyişiyle: "Ya Rab beni dûr eyleme evlâd-ı Ali'denZira ben onun bendesiyem kalû belîden." Ama onu Allah yerine koyarsak veya ona taparsak, küfrün ve şirkin içine düşmüş oluruz. Allah ise şirkin bağışlanmaz bir günah olduğunu vurgulamaktadır.Abdullah ibn Sebe'nin, Yemen'den gelmiş bir Yahudi olduğu, Müslümanlar arasına fitne sokmak için Müslüman göründüğü, Hicaz'a, Basra'ya, Kûfe'ye gittiği, Hz. Osman zamanında Şam'dan sürülünce Mısır'a gidip orada aykırı düşüncelerini yaymaya çalıştığı, Hz. Muhammed'in yeniden geleceğini iddia ettiği söylenmektedir. Siyasi bölünmelerİbn Asâkir'in Ca'fer-i Sadık'tan nakline göre Hz. Ali halife seçilince Abdullah ibn Sebe ona, "Sen yeri yarattın, rızıkları yaydın" dediği için Hz. Ali onu Karmatîlerin merkezi olan Medain Sabat'ına sürmüştür. Buna nispet edilen mezhebe Sebeiyye denilir. Bunlara göre Ali, diri olup bulutlarda yaşamaktadır. Bundan dolayı gökgürültüsü duyunca "Ali kızdı" derler. Hz. Ali'ye tanrı dediği için Hz. Ali'nin onu yakarak idam ettirdiği söylenirse de (Bed ve Târîh: 5/129; Lisanu'l-Mîzân: 3/289; İbn Asâkir, Tehzîb: 7/428; Hayr. Ziriklî, A'lâm: 4/88) benim tespitime göre Abdullah ibn Sebe, hayali bir şahıstır. Müslümanlar, her karışıklık, terör, bölünme ve fitne olaylarını dayayacakları bir günah keçisi aramışlar ve Hz. Ali döneminde başlayan siyasi bölünmeleri de bu hayali kişiye bağlamışlardır. Abdullah ibn Sebe'ye gerek yok, maalesef Müslümanlar içerisinde İbn Sebe'ye taş çıkartacak nice ihtiraslı, çıkarcı insanlar vardır. Cemel ve Sıffin olaylarını da İbn Sebe çıkarmadı herhalde. Sıffîn olayının baş sebebi, Muâviye ve Amr ibn Âs'ın siyasi ihtiraslarıdır. * Devam edecek
*Dünden devamHz. Ali, hem Ebubekir'e hem de Ömer'e danışmanlık yapmış, önemli olaylarda onlara bilimsel yol göstermiştir. Hz. Ali, İslâm için canını feda etmeye her zaman amadeydi. Okurum Haydar Bey'in de belirttiği gibi birçok savaşta, özellikle Uhud'da canını siper ederek Peygamber'in üstüne kılıçlarıyla üşüşen düşmanları bertaraf etmek suretiyle aynı zamanda amcasının oğlu olan Hz. Muhammed'i Zülfikar adlı kılıcıyla korumuştur. Bundan dolayı Peygamberimiz onun hakkında, "Lâ fetâ illâ Alî, lâ seyfe illâ Zülfikar: Ali'nin üstüne yiğit, Zülfikar'ın üstüne kılıç yoktur" buyurmuştur. İslâmın yayılıp gönüllere kök salması, Hz. Ali'nin en büyük idealiydi. Bu durumda onun, kendisini Allah yerine koyması, akıl ve mantığın alacağı bir şey midir? O, böyle şeylerden uzaktırKur'ân peygamberlerine, mesela İsa'ya, Uzeyr'e Allah veya Allah'ın oğlu diyenleri küfürle suçlarken nasıl Hz. Ali kendisini "Allah" yerine koyar? Bu, Kur'ân'a savaş açma, Kur'ân düşüncesini, inancını kökünden dinamitleme demektir. Haşa o böyle şeylerden uzaktır, münezzehtir. H. 3'üncü asırda, Irak'ın güneydoğusunda bulunan Basra ile Vâsıt arasında yaşamış olan Muhammed ibn Nusayr, Hicrî 245 (859 M.) yılında kendisinin, 10'uncu imam Alî Nakî ile onun büyük oğlu Muhammed'in bâb'ı olduğunu, yani onların manevi hal ve bilgilerinin kapısı olduğunu söylemiştir. Hasîbî'ye göre Muhammed ibn Nusayr, 11'inci imam olan Ebû'l-Hasan-i Askerî'nin oğlu Muhammed'i Mehdi kabul etmiştir (İsl. Ans. Nusayrî md). Ruh göçüne inanırmışNevbahtî'nin yazdığına göre Muhammed ibn Nusayr, kendisinin (11'inci İmam) Ebû'l-Hasan el-Askerî tarafından gönderilmiş peygamber olduğunu söylemesi yanında Ebû'l-Hasan-i Askerî'nin tanrılığını iddia etmiştir. Tenâsühe (ruh göçüne) inanır, haramların mübah olduğunu, Allah'ın herhangi bir şeyi haram kılmadığını söylermiş (Bkz. Şehristânî, Milel, dip not: 2). İslâm, şahıslara menfaat sağlamak için yahut insanları haşa tanrılık makamına yükseltmek için değil, kullara değil sadece ve sadece Allah'a kul yapmak için gelmiştir. Ne peygamber, ne melek, ne de herhangi bir yaratık Allah değildir, tanrılık sıfatı taşımaz. Çünkü yaratıklar ölürler. Allah ise her zaman diridir, eksikliklerden uzaktır. Oğula, kıza ihtiyacı yoktur. Çocuk sahibi olmaktan münezzehtir.* Devam edecek
* Dünden devamHz. Ali'nin tüm hutbelerini, "Nehcu'l-Be-lâğe" kitabında dikkatle okudum ve hiç bir yerde kendini Allah yerine koymak şöyle dursun, Allah'ın beşerî sıfat olmayacağını, Allah'a cisim isnat edilemeyeceğini, Allah'ı bir eşyaya benzetmenin küfür olduğunu vurgulayarak tevhit inancını muhteşem bir dille açıklamaktadır. Acaba başka bir yerde size göre Hz. Ali, kendini Allah yerine koymuş mudur? Hz. Muhammed, Hz. Ali'ye hitaben, "Sen Allah'sın" demiş midir? Yoksa tüm bu iddialar bir iftira veya uydurma tezler midir? Peygamber Efendimiz; Hz. Ebubekir, Ömer ve Osman'ı lanetlemiş midir? Ayrıca Nusayrî şeyhlerinin iddia ettiği gibi Kur'ân-ı Kerîm'de batınî anlamda Hz. Ali'yi Allah yerine koyan bir ayet veya meal var mıdır? Abdullah ibn Sebe kimdir, Hz. Ali onu, oğullarıyla birlikte Kûfe'de idam etmiş midir? Muhammed ibn Nusayr hangi tarihlerde, nerede yaşamıştır? Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'le ilişkisi nedir? Hz. Ali, Nehcu'l-Belâğe'deki bir hutbesinde Peygamber sünneti dışında ve din ikmal edildikten sonra (632) ortaya çıkacak başka din, tarikat ve bunları tesis edecek yalancı peygamberleri ve şeyhleri kafir ve sapık ilan etmektedir. Bu takdirde onun yolundan gidip tarikat kuranlar ve başka namaz ihdas edenler ne oluyor? (Haydar Güler)Cevap: Haydar Bey, çok önemli bir konuyu dille getirmektedir. Her şeyden önce bilmelidir ki, İslâm'ın temeli tevhit yani Allah'ın birliği ve hiçbir yaratığın Allah olmadığı, tanrılık sıfat taşımadığı, Allah ile kul arasında bir aracı bulunmadığı inancıdır. Kur'ân'ın baştan sona her suresinin temel konusu bu tevhit inancıdır. Hz. Ali, 7 yaşındayken Peygamberimizin evinde, onun eğitimi altında büyümüş, sonunda da onun en sevgili kızıyla evlenerek damadı olmak şerefine ermiştir. Ömrünü de İslâm'a hizmete vakfetmiştir. Hemen bütün tasavvuf silsilelerinin imamı, Hz. Ali kabul edilir. 1400 küsur yıl önce vukubulan siyasi olaylan inanç haline getirip Peygamberin diğer sahabilerini küçümsemek, onlara dil uzatmak hiç kimseye bir yarar sağlamaz. Peygamberimiz; Hz. Ebubekir'in de Hz. Ömer'in de kızıyla evlenip onlara damat olmuştur. Acaba Allah'ın vahiy yönetiminde hareket eden Peygamber, onların kızlarıyla evlenmekle hata mı yapmıştır? O, hayati boyunca tek bakire olarak evlendiği hanımı Hz. Ayşe'yi sevmiş ve ruhunu da onun odasında Allah'a teslim etmiştir. Ayrıca Hz. Ömer halifeliğinin son yıllarında Hz. Ali'nin kızıyla evlenmek suretiyle Peygamber ailesiyle daha yakın akrabalık kurmak istemiştir. Bu yazdığım bir gerçektir ve Musnedu Ömer al-Faruk adlı eserde senediyle birlikte anılmaktadır. * Devam edecek
TAFVîZNÂME* Dünden devamGeh abdin eder ârif Geh eymen-ü geh hâifHer kalbi O'dur sârif Mevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerGeh kalbini boş eylerGeh hulkunu hoş eylerGeh ışkına dûş eylerMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerGeh sâdev-ü geh rengînGeh tab'ın eder sengînGeh hurrem-û geh gamkînMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerAz ye az uyu az içTen mezbelesinden geçDil gülşenine gel göçMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerBû nâs ile yorulmaNefsinle dahî kalmaKalbinden ırâğ olmaMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerGeçmişle gerî kalmaMüstakbele hem dalmaHâl île dahî olmaMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHer dem anı zikreyleZeyrekliği koy şöyleHayrân-i Hak ol söyle:Mevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerGel hayrete dal bir yolKendin unut anı bulKoy ğafleti hâzır olMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHer sözde nasîhat varHer nesnede zînet varHer işte ğanîmet varMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHep remz-ü işârettirHep gamz-ü beşârettirHep ayn-ı inâyettirMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHer söyleyenî dinleOl söyledenî anlaHoş eyle kabûl canlaMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerBil elsine-i halkîAklâm-ı Hak ey HakkîÖğren edeb-u hulkîMevla görelim neylerNeylerse güzel eylerVallâhi güzel etmiş Billâhi güzel etmişTallâhi güzel etmişMevlâ görelim netmişNetmişse güzel etmiş.Bir Alevî kardeşimizinmektubu "Ben Alevî bir vatandaşım, Hz. Resulullah ve Hz. Alî'nin tuttuğu orucu ve 'Benim için kılın' dediği Cuma namazını kaçırmamaya çalışırım. Ayrıca hilâfetin Hz. Ali ve Ehl-i Beytin hakkı olduğuna inanırım. Bana göre İslâm'a en büyük yararı Bedir'de, Hendek'te ve Hayber'de birçok kâfiri (diğer ashabın karşılarına çıkmaya cesaret edemediği Abd ibn Vecd, Merhab vs.) güçlü kılıcıyla bertaraf eden Hz. Ali sağlamış ve takvası en güçlü olan Peygamber ashabı ve aynı zamanda damadıdır.Gelin görün ki bizim Nusayrî Şeyhleri ona zahiren imam, ama batınen ise onu direkt Allah yerine koyup taptıkları halde onun, Kûfe Camiinde kıldığı cami namazını kılmazlar, orucu da genellikle reddederler. Onun yerine 14 yaşına gelenlere Muhammed ibn Nusayr'ın müridi Hüseyin ibn Hemdan el-Kasıbî'nin bâtınî namazını öğretirler."* Devam edecek
Okuyucularımdan Yavuz Bey'in isteği üzerine, zaman zaman kimi beyitlerini yazılarıma aldığım Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerine ait Tafvîznâme'yi köşeme aldım. Tafvîz: işi Allah'a havale etme, O'na dayanıp teslim olma demektir. Tafvîznâme, Allah'a tevekkül ve teslimi ifade eden eşsiz bir manzumedir.TAFVÎZNÂMEHak şerleri hayreylerZannetme ki ğayreylerÂrif anı seyreylerMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerSen Hakk'a tevekkül kılTafvîz et-ü râhat bulSabreyle ve râzî olMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerKalbin ana perk eyleTedbîrini terk eyleTakdîrini derk eyleMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHallâk-ı rahîm oldurRazzâk-ı kerîm oldurFa'âl-i hakîm oldurMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerBil Kâdî-i hâcâtıKıl âna münâcâtıTerk eyle murâdâtıMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerBir îşi murâdetmeOldıyse inâdetmeHaktandır o reddetmeMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHakkın olıcak işlerBoştur ğam-ü teşvîşlerOl hikmetinî işlerMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHep işleri fâyiktirBirbîrine lâyiktirNeylerse muvâfiktirMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerDilden gamı dûr eyleRabbinle huzûr eyleTafvîz-i umûr eyleMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerSen adli zulüm sanmaTeslîm ol oda yanmaSabret sakın ûsanmaMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerDeme şu niçün şöyle Yerincedir ol öyleBak sonuna sabreyleMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHiç kimseye hor bakmaİncitme gönül yıkmaSen nefsine yan çıkmaMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerMü'min işi reng olmazÂkıl huyu ceng olmazÂrif dili teng olmazMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHoş sabr-i cemîlimdirTakdîr kefîlimdirAllah vekîlimdirMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHer dilde anın âdı Her canda ânın yâdıHer kûladır imdâdıMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerNâçâr kalacak yerdeNâgâh açar ol perdeDermân eder ol derdeMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerHer kûluna her ândaGeh kahr-u geh ihsandaHer anda O bir şândaMevlâ görelim neylerNeylerse güzel eylerGeh mu'tiy-ü geh mâni'Geh dârr-u gehî nâfi'Geh hâfîd-u geh râfi'Mevlâ görelim neylerNeylerse güzel eyler(Devam edecek)
Hocam size bazı arkadaşlarla yaptığımız konuşmalarda aklımıza takılan bir konuyu sormak istiyorum. Bizlerin bildiği kadarıyla Kur'ân-ı Kerîm'de bazı âyetler indikten sonra başka âyetle hükmü ortadan kaldırılmış, denmektedir. Buradan önce inmiş olan âyetin hükmünün tamamen kalktığı sonucu mu çıkar? Eğer hükmü ortadan kalkmış ise bu âyet Kur'ânı Kerîm'de neden kalmıştır? Bu konuda sizden bir açıklama alabilirsek çok memnun olacağız. Saygı ve selamlar sunarız.İbrahim Sönmez.Cevap: Kur'ân âyetlerinin hiçbiri belli bir zamana mahsus değil, tüm zamanlar için indirilmiştir. Her âyetin hükmü geçerlidir. Ayetler arasında çelişki ve aykırılık bulunmadığı için önce gelmiş olan bazı âyetlerin, sonra gelen âyetlerle neshedildiği, yani yürürlükten kaldırıldığı görüşü, Kur'ân'a ters, tutarsız bir görüştür. Bu görüş, Kur'ân'ı bütünüyle kavrayamamış, rivayetleri Kur'ân'ın üstüne çıkarmış olan dar görüşlülerin düşüncesidir, bir fantezidir. Zira Kur'ân'a göre "Allah'ın kelimeleri değiştirilemez.", "Allah katında söz değiştirilmez.", "Kur'ân âyetleri arasında bir çelişki ve aykırılık yoktur." Allah katında söz değiştirilemeyeceğine, Allah'ın sözleri değiştirilemeyeceğine ve Kur'ân sözleri arasında bir çelişki, birbirine aykırılık bulunmadığına göre nesih (birbirini hükümsüz kılma) olgusu da yoktur. Çünkü nesih, ancak ihtilaflı, çelişkili sözler arasında olur.Kur'ân'da nesih olgusundan söz edilir ama bu, Kur'ân âyetleri arasında vuku bulan bir şey değildir. Sadece daha önceki dinlerde bulunan bazı ağır hükümleri Kur'ân kaldırmıştır. Kur'ân kendinden önceki Kitapları doğrular. Ancak onlara insan yorumuyla sokulmuş bulunan bazı ağır hükümleri kaldırır. Daha önceki kitapların bazı hükümlerini Müslümanlar için tadil eder. İşte Kur'ân'da anlatılan nesih budur. Zaten nesihten söz eden âyetler de bu bağlamda bulunmaktadır.Bir de ilk vahiy dönemlerinde imkânsızlık dolayısıyla yazılamadığı için Hz. Peygamber'in, unuttuğu bazı âyetlerin yerine yenileri gelmiş olabilir.Bunun dışında Kur'ân'da bulunan âyetler arasında nesih söz konusu değildir. Bu konuda ne Kur'ân'da, ne de Peygamber'in sözlerinde en ufak bir kanıt vardır. Bu ayrıntı için Kur'ân'da Nesh Meslesi adlı eserimizi, yahut Kur'ân Ansiklopedisi adlı eserimizin "Nesih" maddesini okuyunuz.
Soru: Bakara Suresi 285. âyetinde "Allah'ın peygamberlerinden hiçbirisi arasında ayırım yapmayız" dendiği halde bizler kelime-i şahadet getirirken 'Lailaheillallah Muhammeden resullulah' diyerek günaha mı giriyoruz? "Ettehiyatü ve allahumme salli ve barik" dualarını da namazlarımızda okumakla yukarıdaki 285. âyete karşı mı geliyoruz?Cevap: Hayır, âyete karşı gelmiyoruz. İbadetlerimizde Allah'a dua edip ondan dilekte bulunuyoruz. Peygamberimize de Allah'tan rahmet diliyoruz. Bu, Peygamber'den bir şey istemek veya onu ibadete ortak yapmak değil, onu saygı ile anmaktır. Ondan önceki peygamberlere de inanır ve onlara da saygı duyarız. Ancak namazda her peygamberi anmaya gerek yoktur. Biz, son peygamberi ve bir de peygamberlerin atası Hz. İbrahim'i anıyoruz. Böylece manen bütün peygamberlere saygımızı iletmiş oluyoruz. Çünkü Ali İbrahîm (İbrahim soyuna da rahmet) diliyoruz. Kur'ân'da anılan peygamberlerin çoğu İbrahim soyundandır. İbrahim soyu deyince önceki peygamberleri de anmış olmaktayız. Burada ayırım yoktur.Eskilere nasıl ağır hükümler yüklendi?Soru: Bakara 286. âyette: "Allah herkese gücünün üzerinde yük yüklemez" denmekte, devamında da: "Ey rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme" denmekte. Bu çelişkiyi nasıl açıklarsınız. Allah bizden önceki nesle neden daha çok yük yüklemiştir? Mukaddes ÇuhaCevap: Ayette çelişki yok, çelişki sizin anlayışınızda. Allah hiçbir dinde insanlara güç, altından kalkılamayacak emirler vermemiştir. Ama din, asıl kaynağından uzaklaştıkça din uzmanları dini ayrıntıya boğmuşlar, kendi içtihadlarıyla yasaklar koşmuşlar. Bu ağır hükümleri Allah koymadı ama uzmanların koyduğu hükümleri halk gerçek din bildi. Böylece işleri zorlaştı. Temelde sosyolojik kurallar da Allah'ın yaratmasına dayandığından Kur'ân'da bunlar Allah'ın koyduğu yasalar olarak belirtilir. Hasılı Bakara Suresi'nin sonunda, eskilere yüklenen ağır yüklerin bize yüklenmemesi istenmektedir. Eskilere yüklenen ağır yükleri Allah değil, din yorumcuları, uzmanları yüklemiş, böylece toplum tarafından benimsenmek suretiyle o ağır yorumsal hükümler dinleşmişti. İşte âyette, aslî doğallığına, anlığına kavuşturulmuş olan dinin, tekrar zorlaştırılıp yük haline getirilmemesi istenmektedir. Daha doğrusu Kur'ân bize böyle dua etmemizi öğütlemekle dinin katmalardan korunmasına özen göstermemizi vurgulamaktadır.