Kur'ân, namazda Kabe'ye doğru dönmemizi emreder

12 Ekim 2005

Soru: Namaz kılarken neden Kabe'ye döneriz? Kabe alınmadan önce Hz. Muhammed nereye dönerek namaz kılıyordu? Kabe alındıktan sonra Hz. Muhammed nereye dönerek namaz kıldı? Kabe'nin içinde namaz kıldı mı? Bu konuda önerebilceğiniz bir kitap var mı?Cevap: Kur'ân, namazda Kabe'ye doğru dönmemizi emreder. Kabe, Hz. İbrahim'in, Allah'ın buyruğuyla yaptığı ilk mabettir. Yalnız O'na ibadet edilmenin simgesidir. Tevhit dininin simgesi olduğundan Kabe'ye dönüp namaz kılarız. Ama yön bilinmediği zaman her taraf Kıble olur. O zaman, "Nereye dönerseniz, Allah'ın yüzü oradadır" (Bakara: 115) ayetinin bildirdiği üzere nereye dönülse ibadet olur.Namaz, yeni bir ibadet değil, İbrahim dininden kalma bir ibadetti. Araplar da düzenli olmasa da rükûlu ve secdeli namaz kılarlardı. Ancak namazlarına, ibadetlerine şirk karışmıştı. Allah'a saygıdan sonra kendilerince aracı sandıkları birtakım tannlara da saygılarını belirtir, onlardan dilekte bulunurlardı. İşte bunun adı şirktir.İlk tevhit dininin mabediHz. Muhammed'in en büyük görevi, dini şirk bulaşıklarından temizlemekti. Mekke'de henüz peygamber olmadan önce de peygamber olduktan sonra da Kabe'ye dönüp namaz kılardı. Ancak O, Kabe'yi Kudüs arasında bırakarak kılardı. Böylece hem Kabe'ye hem de Kudüs'e doğru dönmüş oluyordu. Medine'ye hicretinden sonra 17 ay kadar Kudüs'e doğru namaz kıldı. Çünkü ilk tevhit dininin mabedi Kudüs'te idi. Bu durumu Medine'deki Yahudiler istismar etmeye başlayınca, Peygamber (selam ona), "(Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" (Bakara: 144) emri uyarınca Kabe'ye doğru dönmüştür. Bunun, Kabe'nin fethiyle bir ilgisi yoktur.İçindeki putları temizletmişMekke fethedilmeden önce de fethedildikten sonra da Peygamberimiz namazda Kabe'ye doğru dönüyordu. Kendileri Mekke'nin fethinden sonra Kabe'nin içine girmiş, putları ve resimleri temizletmiştir. İçinde namaz kılıp kılmadığı hakkında bir kanıt yoktur. Bundan dolayı İslâm bilginleri, bu konuda farklı görüşler benimsemişlerdir. Hanefîlere ve Şafiîlere göre Kabe'nin içinde hem farz hem de nafile namaz kılmakta hiçbir sakınca yoktur. Hanbelilere göre ne içinde ne de bacasında farz namaz kılınmaz ancak nafile kılınabilir. Malikilere göre Kabe'nin içinde farz namaz kılmak caiz fakat çok mekruhtur (al-Fıkp alâ'l-mezâhib: 1/204). Bu konuda geniş bilgi için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "Kıble" ve "Kabe" maddelerini okumanızı tavsiye ederim.

Devamını Oku

Ahiret mahkemesinde hak ve adalet vardır

11 Ekim 2005

Soru: Rahatsızlığımdan dolayı bankalardan faizle borç para aldım. Şu an işsizim, borçlarımı ödeyecek durumda değilim. Bu ülkede kendir ekmek yasal ve serbest. Çok da iyi para kazandırıyor. Bu işe girip borçlarımdan kurtulmak istiyorum. Bu dinimizce caiz midir? Diğer öğrenmek istediğim konu da şu: Bir evladın kazandığı sevapların aynısı anne ve babasına da yazılıyor mu?(Mahvi Gökçe)Cevap: Uyuşturucu yapılmak üzere kendir ekip yetiştirmek haramdır. Ama sanayide ve başka işlerde kullanılmak üzere kendir ekip yetiştirmede bir sakınca yoktur. Bu tıpkı üzüme, afyona benzer. Meyve olarak üzüm yetiştirmek güzel bir şeydir. Ama üzümden içki üretmek haramdır. Arpa bir hayvan, hatta bazı zamanlarda insan besinidir. Buğday üretmek gibi arpa üretmek de güzeldir. Ama arpadan içki imal etmek haramdır. Afyon da öyle. ilaç sanayiinde kullanılan faydalı bir üründür. Ancak afyondan uyuşturucu elde etmek haramdır. Eylemler, yapanın niyetine göre değerlendirilir. Bu konuda en güzel ölçü, Peygamberimizin şu mübarek hadisidir: "Eylemler niyetlere göre değerlendirilir." Diğer sorunuza gelince, herkesin yaptığı kendi ruh defterine yazılır. Herkes kendi yaptığından sorumludur.Sorumluluk bireyseldirKur'ân'a göre ne baba çocuğunun günahından, ne de çocuk babasının günahından sorumludur. Baba, çocuğunu güzel işler yapacak biçimde yetiştirmişse bunun sevabını alır. Kötülük yapacak biçimde yetiştirmişse o kötü eğitiminden sorumludur. Yoksa çocuğun yaptığı iyiliklerden sevap alır, kötülüklerden ceza görür diye bir şey yoktur. Kişi çocuğunu iyi yetiştirmeye çalışır. Ama buna rağmen çocuk kötülüğe saptiysa baba ondan sorumlu değildir. Kur'ân'a göre sevaplar da günahlar da bireyseldir.Ahiret mahkemesinde hak ve adalet var, zulüm yoktur. Sorumluluk bireyseldir, herkes kendi yaptığından sorumludur. "Her can, kazandığıyla (Allah katında) rehin alınmıştır" (Müddesir: 38-39, Tür: 21) ayetlerinde, her nefsin, yaptığının tutsağı olduğu belirtiliyor. Nasıl borç alan borç verene güvence için bir mal rehin verirse, her insan da yaptığı eyleme karşılık canını rehin vermekte, nefis, eylemlerinin tutsağı olmaktadır. Her insan kendi eylemleriyle değerlendirilir. Herkesin kendi vebalini, günahını taşıyacağı, Kur'ân'ın birçok yerinde yinelenir. Hiç kimse, kendisinin sebep olmadığı bir günahtan sorumlu olmaz. Ne baba çocuğunun, ne de çocuk babasının günahından sorumludur, insanın atasının günahkâr, eşkıya veya kafir olması, kendisine zarar vermeyeceği gibi veli veya nebi olması da kendisine yarar vermez. Hz. Nuh'un peygamberliği, kafir oğlunu kurtaramamıştır.

Devamını Oku

İsa'yı tanıyanlardan hiç kimse çarmıha gerilişini görmemişti

9 Ekim 2005

Soru: Bir yazınızda Hz. İsa'nın yerine bir başka kişinin çarmıha gerildiğini belirtmiştiniz. Benim bildiğim, çarmıha gerilen kişinin Hz. İsa'yı Yahudilere ihbar eden on iki havariden biri olan Judas'tır. Hz. İsa'ya ihanet etmesinden dolayı Allah onu cezalandırarak Hz. İsa'nın siluetine büründürmüş ve böylelikle Hz. İsa yerine Judas çarmıha gerilmiştir. Sizce bu rivayetin doğruluk derecesi nedir? (Ömer Dirim)Cevap: Bugünkü dört İncil'de İsa'nın çarmıha gerilip daha sonra göğe kaldırıldığı, birbiriyle çelişik biçimlerde anlatılmaktadır. Çarmıha gerilme olayı (eğer doğru ise) gece olmuştu. İsa'yı yakalamaya gelenler, onu tanımıyorlardı. Askerler geldikleri zaman, bütün şakirtleri İsa'nın yanından kaçmışlardı. Sadece Petrus, çok uzaklardan onu seyretmiş ama askerlerin İsa'yı yakaladıklarını yakından görememişti. Demek ki İsa'nın yakalanışını ve çarmıha gerilişini, onu tanıyanlardan hiç kimse görmemişti. Onu ihbar edene de Isa yakalandıktan sonra bir daha rastlanmamıştır, indilerin anlatımından, Vali Platus'un İsa'yı sevdiği, onu korumak istediği anlaşılmaktadır.Yahudi kâhinlerine, bu suçsuz adamı asmak istemediğini, onun yerine başka birini asmaya razı olmalarını önermişti. Onlar ise ille de İsa'nın asılmasını isteyince vali, İsa'yı yakalayıp, onun yerine bir başkasını Isa diye çarmıha gerdirmiş olabilir. Nasıl olsa kâhinler ve askerlerden İsa'yı tanıyan yoktu. Çarmıha gerildikten sonra İsa'nın kabrine gidenler, onun cesedini görememişlerdi.Bir daha görülmediDemek ki İsa çarmıha gerilmemişti. Fakat onlar İsa'nın mutlaka çarmıha gerilip öldürüldüğüne inandıkları için cesedini kabirde göremeyince isa'nın dirilip cesediyle birlikte göğe çıkartıldığına inandılar. Hz. İsa'yı öldürecek olanlar, onu tanımıyorlardı, indilere göre otuz gümüş karşılığında isa'nın bulunduğu yeri haber veren şakirdi Yahuda İskaryot, askerlere, "Ben kimi öpersem, Isa odur, onu yakalayın" diye işaret vermişti (Matta, bab: 26, cümle: 48).Hıristiyanlarca muteber İncillerden üçü, Yahuda'nın yaptığına pişman olup isa'nın çarmıha gerilmesinden sonra kaybolup görünmediğini söylüyor. Kimine göre İsa, yakalanınca Yahuda üzüntüden kendisini asmış (Matta: 27/5), kimine göre de İsa'yı haber vermesi karşılığında aldığı paralarla bir tarla satin almış, baş aşağı düşüp ortadan çatlamış, bütün bağırsakları dökülmüştür (Resullerin İşleri: 1/18). Bu rivayetler, isa'nın yakalanmasından sonra Yahuda'nın bir daha görünmediğinde birleşiyorlar. Ama onun akibeti hakkında kesin bilgi yoktur. Gerçekten görünmemiştir çünkü İsa yerine o asılmıştır.

Devamını Oku

Bütün peygamberler İslâm'ı getirmişlerdir

8 Ekim 2005

Soru: Gittiğim caminin hocası bir cuma vaazında şöyle dedi: "Hz İsa Hıristiyanlık, Hz. Musa Yahudilik diye bir din getirmemiştir. Onların getirdiği dinin adı da İslâmiyet'tir. En son olarak Hz. Muhammed'e, onları tasdik etmek amacıyla Kur'ân-ı Kerîm indirildi. Ve İslâmiyet'i devam ettirmekle görevlendirildi." Bu yaklaşım doğru mudur? İslâmiyet, o zaman geldi ise neden adı İslâmiyet değildi? Hz. İsa ve Hz. Musa da İslâmiyet'i getirmişlerse bu durumda o kavimler de Müslüman'dır. Bu konuda beni aydınlatmanızı rica ediyorum.Cevap: Bu mealdeki soruları yanıtlamış ve İslâm'ın ne demek olduğunu anlatmıştım. Tekrar özetliyorum: Bütün peygamberler, Allah'a teslim olmak, yalnız O'na tapmak demek olan İslâm'ı getirmişlerdir. Yani peygamberlerin getirdikleri dinin çeşitli dillere göre adı değişik olsa da özü İslâm'dır. Hiçbir peygamber Allah'a ortak koşmayı, Allah'tan başkasına yalvarmayı, Allah'ın ortakları olduğunu, Allah ile kullar arasında aracılar bulunduğunu söylememiştir. Söyleyemez de. Çünkü onlar Allah'ın elçileridir. Allah, ayrı ayrı uluslara gönderdiği elçilere aynı prensipleri götürmelerini emretmiştir.Ancak Allah, her ulusa kendi içinden ve kendi dilini konuşan peygamber göndermiştir. Yahudilere İbranice konuşan Hz. Musa'yı, aradan zaman geçip dinin yozlaştırılması sonucu Musa dinini kendi özüne döndürmek üzere Aramice konuşan Hz. İsa'yı göndermiştir. Bunların mesajı İbranice, Aramice idi. Araplar ise onların dilini bilmiyor, kendilerine de kendi dillerinde ilahi bir mesaj gönderilmesini istiyorlardı. İşte onlara da Arapça konuşan Hz. Muhammed'i göndermiştir. Aynı Tanrı'nın elçileri olan bu peygamberler birbirlerinin mesajını hükümsüz bırakmaz, tam tersine doğrular ve misyonlarını devam ettirirler. Peygamberler arasında ayırım yapmanın, Tanrı elçilerinin getirdiği tevhit dinlerini birbirine düşman göstermenin zararı çoktur.Kitaplarımı almak isteyenlereSoru: Ben ölümden çok korkan biriydim. Ancak sizin bazı eserlerinizi okuyunca düşüncelerim değişti. Çok günahkâr olmama rağmen artık ölümden korkmuyorum. Çok tövbe ettim. İnşallah Rabbim kabul eder. Kitaplarınızı nereden temin edebilirim? (Güngör Atabek)Soru: Kitaplarınızı temin edebileceğim bir adres verir misiniz? (Nilüfer Göztaş)Cevap: Kitaplarımı temin edebileceğiniz yayınevinin adresi şöyle:Nuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı Üsküdar/İstanbulTelefon: (0216) 492 66 12Faks: (0216) 492 66 13

Devamını Oku

"Her kavme bir uyarıcı gönderildi"

7 Ekim 2005

Soru: Taş devri gibi dönemlerde ateşi, tekerleği bulan mağara adamlarıyla dinin bağı nasıldır. Klavuz, peygamber var mıydı? Bu insanların kıyamet günündeki hesabı hakkında nasıl bir yorum dile getirebilirsiniz? (M. Boz)Cevap: İsra Suresi'nin 15'inci ayetinde Allah, peygamber göndermedikçe hiçbir kavme azap etmeyeceğini vurgulamaktadır. Sözünü ettiğiniz dönemlerde eğer peygamber gelmiş de o insanlar peygamberlerinin sözünü dinlememişlerse sorumlu olurlar. Ama peygamber gönderilmemiş olan uluslar sorumlu olmazlar. Elbette o ilk dönemlerde de toplumlara bir takım uyarıcılar gelmiştir. Çünkü Fatır Suresi'nde her kavme bir uyarıcının gönderildiği belirtilmektedir. Ancak o dönem insanları henüz yeterince gelişmemiş ve modern anlamda medeniyet kuramamış olduğundan onlara gönderilen uyarıcılar da onlara yeterli olacak bazı güzel ahlak kuralları getirmişlerdir.Hz. Adem'in peygamber olup olmadığı tartışma konusudur. Çünkü Şura Suresi'nde vahiy peygamberliğinin Nuh ile başladığı anlaşılmaktadır. Ancak Allah'ın konuşmasına ve ilhamına ermiş olan Adem de resul olmasa da nebi sayılır. Çünkü Allah'ın halifesi olmuş, O'nunla iletişim kurmuştur. Fakat ona ilham edilen din kuralları, ilkel kavmi yönetecek bir takım sosyal prensiplerden ibaret olmalıdır. O dönem insanları, henüz toplumsal hukuk sistemleri geliştirecek düzeye ulaşmamıştı. Bundan dolayı insanlık geliştikçe toplumlara gönderilen dinin yasal kuralları (şeriat kısmı) evrimleştirilmiştir.Bayram kurbanı bir ayetle sabit olmayıp sünnettirSoru: Kevser Suresi'nde geçen "inhar" emri, kurban kesilmesini mi yoksa hayvan kesilmesini mi emretmektedir? Kurban kesmek farz mıdır? (Zafer Tuzak)Cevap: Ayetteki "inhar" kelimesi, nahr kökünden emir fiilidir. Nahr, gırtlak anlamına geldiği gibi kişinin, namazda mihrabın karşısına dikilmesi yani göğsünü Kıble tarafına döndürüp sağa, sola dönmemesi, elini gırtlak çukuru düzeyine kadar kaldırıp tekbir alması anlamına da gelir. Bundan dolayı "inhar: nahr et" emri kurban kes anlamına gelebileceği gibi elini göğsüne kaldırıp tekbir al anlamına da gelir. Hatta namazla ilgisi bakımından bu anlam daha güçlüdür. Bu bakımdan "inhar: nahr et" emrinin, kurbana delil olması kesin değil, zanni (kuşkulu) olduğundan kurban kesmek farz değildir, vacip olmuştur. Bununla kurban kastedilse bile, bu kurban Hac kurbanıdır. Bayram kurbanı, bir ayetle sabit olmayıp sünnettir.

Devamını Oku

Allah böbürlenen insanları sevmez

6 Ekim 2005

Soru: Çalıştığım yerin patronu işçilere hak etmediği halde hakaret ediyor. Bizler ise fınansal mecburiyetten dolayı çalışmaya devam ediyoruz. Gerçi işimiz olduğu için Allah'a şükrediyoruz ama huzurumuz yok. Ahirete inanan insanlarız. Acaba biz böyle bir muameleyi hak ediyor muyuz diye bazen düşünüyorum. (Melih Şişman)Cevap: "Allah'a kulluk edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin (emrinizin) altında bulunanlara iyilik edin. Allah, kurumlu, böbürlenen insanları sevmez" (Nisa: 98/36). Kişinin, emri altında çalıştırdığı işçilere, hizmetçilere iyi, şefkatli davranması Kur'ân'ın emridir. Peygamberimiz de "Emriniz altında bulunan hizmetliler, işçiler sizin kardeşlerinizdir. Allah onlan sizin emriniz altına vermiştir. Yediklerinizden onlara da yediriniz, giydiklerinizden onlara da giydiriniz. Onlara ağır işler teklif etmeyiniz. Eğer ederseniz onlara yardım ediniz" (Buharı, İmân: b. 22; Müslim, Eymân: b. 10) buyurmuştur.Peygamberimiz ayrıca ölüm hastalığında dahi hizmetçilere, zayıflara iyilik edilmesini tavsiye etmiş, "Namaza dikkat ediniz. Elinizin altında bulunanlar hususunda Allah'tan korkunuz" (Ebu Dâvud, Edeb: 124) buyurmuştur. İbn Mâce ve İmam Ahmed ibn Hanbel'in rivayet ettikleri bir hadise göre kişinin kendi nefsine, çocuğuna, karısına ve hizmetçisine yedirdikleri, kendisi için sadaka olur.Dürüstlük ve güzel ahlakAllah'ın Elçisi, hizmetçi yemek getirdiği zaman onu sofraya oturtup beraber yemek yemeyi tavsiye etmiş, sofrada oturtamayacaksa, yemeğin sıcaklığını ve tadını hissetmiş olan hizmetçinin gözünün kalmaması için hiç değilse ona bir iki lokma vermeyi emretmiştir. Allah Elçisi'nin diğer bir öğüdü de şöyledir: "Üç şey var ki kimde bulunsa Allah onu korur ve cennetine sokar: Zayıfa acımak, anaya babaya şefkat, merhamet, el altında bulunanlara iyilik" (Tirmizî, Kıyamet: 48).Toplumun özellikle zayıf, ezilen insanlarına iyilik etmeyi, şefkat ve merhamet göstermeyi buyuran daha pek çok hadis-i şerif vardır. Her insanın onuru vardır, değeri vardır. İnsanın, ne başka bir insanı ne de herhangi bir yaratığını ezmeye hakkı yoktur. İnsan davranışını, kendisini karşıdakinin yerine koyarak düzenlemelidir.Şunu iyi bilmelidir ki, yaratıkların gerisinde Hak vardır. Sallanan haksızlık kılıcı, Hakk'a değer, döner haksızı perişan eder. Her şeyin başında doğruluk, dürüstlük, güzel ahlak gelir. Şair ne güzel söylemiş:Sen usandırma eli, elde usandırmaz seni Hilekârlık eyleme kimse dolandırmaz seni Müstakim ol Hz. Allah utandırmaz seni.

Devamını Oku

Bazı gençlerin hükümetten istekleri var

5 Ekim 2005

Genç bir okurum bana gönderdiği e-mailde özetle şunları söylüyor: "1973 doğumlu yüksekokul mezunu bir vatandaşım. Askerlik yaşım geldiği zaman okuyor olmamdan dolayı vatan hizmetime zamanında gidemedim. Lise ve yüksekokulu ne şartlarda okuduğum uzun bir konu. Akşam lisesinde hem okuyup hem de çalışıyordum. Yüksekokulu da bu şekilde ve sene kaybetmeden, hatta normal süresinden daha erken bitirdim. Okurken ve mezun olduktan sonra ticarette iyi bir yere geldim. Kurduğumuz aile şirketinde 35 kişi sigortalı olarak çalışıyor. Evli ve bir çocuk babasıyım.Maalesef en son çıkan Bedelli Askerlik Kanunu 1972'lileri kapsadığı için faydalanamamıştım. Ben burada vatan, millet, Sakarya edebiyat yapmak istemiyorum. Sadece ve sadece şartlarımın gereği şimdiye kadar askerlik görevimi yerine getiremedim. Bu benim vatan borcumdur. Kurulu düzenimi ve geride aksayacak işlerimi bırakmamak için askerlik konusunda süre kısaltması ya da geniş kapsamlı bir bedelli askerlik çıkarılmasını istiyorum.Ben ve benim durumumda olan binlerce genç çok güç durumda. İki aydır yoklama kaçağı olarak arandığımı öğrenmiş durumdayım. Psikolojim bozuldu ve ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Her an askere gönderilebilirim. Askere gitmek sorun değil, tabii ki gideceğim. Ama ardımda bir dolu yarım kalmış işi ve gelecek kaygılarımı da bırakmak zorunda kalacağım. Sizden dileğim bu konuyu lütfen köşenizde yayınlayın."Erkek cenazesini kadın yıkayabilir mi?Soru: Arkadaşlarla bir araya geldiğimizde dini konulan tartışırız. Geçenlerde de cenazeyle ilgili fikirlerimizi söylüyorduk. Ancak şu sorunun cevabını hiçbirimiz veremedi: "Erkek cenazesini, kadın yıkayabilir mi?" (Mekin Çivitçioğlu)Cevap: Kadın kendi kocasını yıkayabilyeceği gibi erkek de kendi karısını yıkayabilir. Hanefi mezhebine göre erkek, karısını yıkayamaz. Yıkayacak kadın bulunmazsa kocası ona teyemmüm ettirir. Fakat Hz. Ayşe'nin anlattığı şu hadisten, karı kocanın birbirlerini yıkayabileceği anlaşılmaktadır: "Peygamber, bir cenazeden (veya Bakî Kabristanı'ndan) döndü. Başımda bir ağn hissediyordum, Vah başım' dedim. 'Benim de başım, Ayşe' dedi. Sonra da (şaka için), 'Ne olur sanki, sen benden önce ölsen de kalkıp seni yıkasam, kefenlesem, üzerine namaz kılıp seni gömsem' buyurdu" (İbn Mace, Cenaiz: 9, Buharî de özetle rivayet etmiştir).

Devamını Oku

Bu rivayetin içeriği Kur'an düşüncesine uymamaktadır

4 Ekim 2005

SORU: "Allah arzı yarattığı zaman, arz sallanmaya yalpalar yapmaya başladı. Bunun üzerine dağlarla onu sabitleştirdi ve böylece arz istikrarını buldu. Melekler dağların şiddetine (gücüne) hayrette kaldılar. "Ey Rabbimiz" dediler, "Dağlardan daha şiddetli bir mahlûk yarattın mı?""Evet" buyurdu, "Demiri yarattım.""Demirden daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler.Hak Teala, "Evet" dedi, "Ateşi yarattım.""Ateşten daha ağır bir şey yarattın mı?" diye sordular.Hak Teala, "Evet" dedi, "Suyu yarattım.""Sudan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" diye yeniden sordular."Hak Teala, "Evet, rüzgarı yarattım." "Rüzgardan daha şiddetli bir şey yarattın mı?" dediler.Hak Teala, "Evet" dedi, "insanoğlunu yarattım" ve devam etti: "Eğer o, sağ eliyle sadaka verir, sol eli görmeyecek kadar gizlerse daha şiddetlidir" (Tirmizî, tefsir, Muavvizeteyn).Yukarıda size ilettiğim gerçekten bir hadis-i şerif midir? Eğer öyle ise insanoğlunun gücü rüzgarı, fırtınayı vs gibi doğa olaylarını durdurma şansı nedir? (Halim Demir / Moskova)CEVAP: Tirmizî'nin, tefsir kısmı, Muavvizeteyn babında çıkarımını yaptığı bu rivayet gariptir. Yani sadece bir tek kişi tarafından Hz. Peygamber'e bağlanmıştır. Böyle garip rivayetlere güven olmaz. Ayrıca rivayeti aktaran tek kişi Süleyman ibn Ebî Süleyman, Abdullah ibn Abbâs'ın azatiı kölesi olup hadisçilere göre bilinmeyen bir kişidir.Yahya ibn Maîn, bu zatı bilmediğini söylemiştir (Mîzânu'l-İ'tidal: 2/211). Zaten hadisin çıkarımını yapan Tirmizî de hadisin kuşkulu olduğunu belirtecek bir not düşmüştür. "Bu hadis gariptir, sadece bu yolla Peygamber'e götürülmüştür" der. (Tefsir, Muavvizeteyn, 96, 5/454-455).Sadece Allah bilirBu tür rivayetlere güvenilmeyeceği gayet açık olduğu gibi rivayetin içeriği de Kur'an düşüncesine uymamaktadır. Yaratılışın ayrıntılı aşamalarını Allah'tan başka kimse bilmez. Bu konularda bilgiyi ancak vahiy verir. Kur'ân'da bulunan vahiylerde de böyle şeyler yoktur. Aslında bu rivayette anlatılmak istenen, sırf Allah için sadaka veren, sağ elinin verdiğinden sol elinin haberi olmayacak derecede gösterişten uzak duran ihlâslı kulun, Allah katında çok büyük bir manevi değer, ağırlık kazanacağıdır.

Devamını Oku