Soru: Hayatın beş tabakası olduğu görüşü, Kur'ân ve hadise dayanır mı? (Emrah Uysal)Cevap: Daha önceki bir yazımda belirttiğim üzere hayatın beş tabakası olduğu, falan filan boyutları bulunduğu şeklindeki görüşler ne Kur'ân'a, ne de Peygamber sözüne dayanmaz. İnanç ancak ayete ve kesin Peygamber sözüne dayanır. Bu beş boyut meselesi aslında İslâm tasavvufundaki Hazarât-i Hams (beş mertebe) Teorisi'nden kaynaklanmaktadır. Hazarât-i Hams (beş mertebe) şudur: İbnu'l-Arabî ve ondan sonrakilerin vahdet-i vücutçu (Varlık Birliği) tezlerine göre Allah'ın isim ve sıfatlarının bir görüntüsü olan bu cihan, beş mertebede oluşmuştur.Allah'ın zatının ve sıfatlarının sonu olmadığı gibi cihanın da sonu yoktur. Çünkü cihan, Allah'ın isim ve sıfatlarının aynasıdır. Demek ki, âlemler de sonsuzdur. "O, her gün başka bir şandadır" (Rahman Suresi: 29) ayeti gereğince Tann işlerinin sonu yoktur. Allah, kudretinin yüceliğinden, bir kuluna aynı surette iki defa görünmez, iki kuluna da bir surette görünmez. Yalnız âlemlere toptan on sekiz, parça parça on sekiz bin demişlerdir. Bunlar itibaridir. Bütün bu sonsuz âlemler, beş mertebe içinde bulunur:1- Birinci mertebe, gayb-i mutlak (muüak gizlilik) mertebesidir. Bu mertebeye gayb-ı mutlak, la te'ayyün (şekilsizlik) âlemi, Ümmü'l-Ki-tab (Ana Kitap), basit nokta, gayblann gaybı gibi isimler de verilir. Bu mertebede ne isim, ne resim, ne sıfat, ne sıfatlanan vardır. Bu mertebede asla şahadet âlemi yoktur. Bu mertebede Allah tam kemal halindedir, henüz isim ve sıfatlar dairesine inmemiştir. Bütün şekil isimleri Hakk'ın zatında yok olmuştur: "İnsana, hiç anılan bir şey olmadığı bir zaman geldi mi?" (İnsan Suresi: 1). "Allah vardı, kendisiyle beraber bir şey yoktu" (Keşfu'l-Hafâ, 130).2- İkinci mertebe Ceberut âlemi, ilk te'ayyün (ilk belirlenme, biçimlenme) ilk tecelli (ilk görüntü), akl-ı evvel (ilk akıl), ilk cevher, Hakikat-i Muhammediyye (Hz. Muhammed'in hakikati) mertebesidir. Bunlar hep aynı mertebeye verilen isimlerdir. Ummu'l-Kitab mertebesinde toplu olan varlık, bu makamda açılmış, detaylanmıştır.3- Üçüncü mertebe, melekût âlemidir. Buna misal âlemi, vahidiyyet (teklik), ikinci te'ayyün (belirlenme, biçimlenme), ikinci tecelli (görüntü), sidretu'l-muntehâ (son fidan), emir âlemi (oluş alemi), küçük berzah ve tafsil (ayrıntı) âlemi de denir. Bu âlem, şahadet âlemine yakın gayb-i muzaf (göreceli gayb) âlemidir. * Devam edecekDuyuru: Bugün ve yarın saat 13.30'dan itibaren Sultanahmet Camii'ndeki Kitap Fuarı Yeni Ufuklar Standı'nda kitaplarımı imzalayacağım. S. A.
* Dünden devamBuhari'nin kaydına göre İbn Abbas (r.a.), cenaze namazında Fatiha okumuş ve bunun sünnet olduğunu söylemiştir (Buhari, Cenaiz; babu krâati'l-Fatiha). Tirmizi de bu kaydı sahih görmüştür (Tirmizi, Cenaiz: 39). Şafiî'ye göre Fatiha okumak farzdır. Doğrusu da budur. Çünkü Peygamberimiz, Fatiha'sız namaz olmayacağını buyurmuştur. Duaların en güzeli Fatiha'dır. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in cenaze namazını kıldıran, Fatiha okumuştur (Neylu'l-Evtâr: 4/60).Cenaze namazı şöyle kılınmalıdır: Birinci tekbirden sonra Subhaneke, ikinci tekbirden sonra Fatiha, üçüncü tekbirden sonra ölünün affı için şu dua veya bunun Türkçesi okunur: "Allahumma'ğfir li-hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve ğâibinâ ve zekerinâ ve unsânâ ve sağîrinâ ve kebîrinâ. Allahumme men-ahyeytehû minnâ fe-ahyihî alâ'l-İslâmi ve rnen teveffeytehû minnâ fe-teveffehû alâ'l-îmân ve hussa hâzâ'l-meyyite bir'r-rahvi va'r-râhati ve'l-mağfirati va'r-rıdvân. Allahumme in-kâne muhsinen fezid fî ihsânihî ve in-kâne musîen fetecâvez an seyyiâtihî ve lakki-hi'l-emne ve'l-buşrâ ve'l-kerâmete ve'z-zulfâ bi-rahmetike yâ arhame'r-râhimîn."Manası: Allah'ım, dirimizi, ölümüzü, burada olanımızı, olmayanımızı, erkeğimizi, kadınımızı, küçüğümüzü, büyüğümüzü bağışla. Allah'ım, bizden yaşattığını İslâm üzere yaşat, öldürdüğünü iman üzere öldür. Bu ölüye de sevinç, rahat, mağfiret ve rıza ihsan eyle. Allah'ım, eğer (bu kimse) iyi idiyse iyiliğini artır, eğer kötü idiyse kötülüklerinden geç. Onu güven, müjde, ikram ve rahmetine yaklaştır. Ey merhametlilerin en merhametlisi.Duayı bilmeyen sadece, "Allahummağfır lî ve lehû ve li'l-mu'minîne ve'l-mu'minât (Allah'ım, beni, onu ve bütün inananları bağışla)" der.Dördüncü tekbirden sonra sağa sola selam verip ellerini salar. Cenaze namazı kıldıran kardeşlerimden ricam, şirk kokusu gelen niyetleri ve müdaheneye varan cenaze övgülerini, hurafi konuşmalan bırakmaları, bid'atsız, tevhide uygun bir ibadet ve dua ile cenazeyi Allah'ın huzuruna uğurlamalarıdır. Tevhidi öğretmek ve uygulatmak onların temel görevidir.Kirada oturan birine kurban kesmek caiz mi?Soru: Ben kirada oturan biriyim. Ev almak için para biriktirmeye çalışıyorum. Şu anda 5 milyar liram var. Bana kurban kesmek caiz midir?Cevap: Kurban sünnettir. Dilersen kesersin, dilersen kesmezsin. Kesmezsen günahkâr olmazsın. Senin durumunda olanlara kurban düşmez.
Geçenlerde bir cenaze namazında bulundum. İmam, cemaate namazın nasıl kılınacağını anlatıyor ve şöyle niyet edileceğini söylüyordu: "Allah için namaza, Resulullah için salavata, meyyit için duaya..." Böyle niyet tevhide uymaz. Namaz sadece Allah için kılınır. Allah'tan başka hiçbir yaratık namaza karıştırılmaz. Kur'ân, "Mescitler, Allah'a mahsustur. Allah ile beraber hiç kimseye yalvarmayın" (Cin: 18) buyurmaktadır.Biz namazların nasıl kılınacağını kimden öğrendik? Allah Resulü'nden. Allah Resulü böyle bir niyetle namaz kıldı mı? Yani kendisi cenaze namazı kıldırırken, "Allah Resulü için salavata" diye niyet etti mi veya ettirdi mi? Peygamber kendisi için salavat getirtir mi namazda?Yalnız Allah'a yalvarınHangi sağlam hadiste Peygamber'in, kendi kendisine salavat okuduğu ifadesi var? Zaten böyle bir şey gülünç olmaz mı? Hem insanlara sadece Allah'a yalvarmayı, O'nun yanında başka bir varlığa yalvarmamayı öğretecek, peygamberlerini, azizlerini tanrılaştıranları lanetleyecek hem de namaz gibi bütün ibadetlerin kaymağı, duaların en halisi olan ibadette Allah'ın yanında kendisinin de anılmasını söyleyecek? Kur'ân'ın bu emrine rağmen, bu tür niyet şirke kaçan bid'atlardandır. Cenaze namazının asıl amacı Allah'a kulluk, yalnız O'na yalvarma ve ölmüş olan kimsenin affını dilemedir.Namazın şartı değilBu arada Tehiyyat'ta olduğu gibi Peygamber'e salat da okunabilir ama bu da ona rahmet dilemek demektir. Fakat salavat, asla namazın şart değildir. Hz. Peygamber'in namazda kendisine salavat okuduğu hakkında hiçbir sağlam hadis yoktur. Hele hele "Resulullah'a salavat" şeklinde bir namaz niyeti asla yoktur. Allah'a andolsun ki bu tür niyet şirke kaçar. Lütfen vazgeçin bu uygulamadan. Cemaate böyle bir niyet öğretmeyin ve yapmayın. Sizin göreviniz Müslümanlara katıksız tevhidi öğretmektir. Sünnet veçhile cenaze namazında, birinci tekbirden sonra "subhaneke allahumme..." okunması, övgü kastıyla Fatiha okunması da caizdir. Devam edecekDuyuru: 29-30 Ekim Cumartesi ve Pazar günleri saat 13.30'dan itibaren Sultanahmet Camii'ndeki Kitap Fuarı Yeni Ufuklar Standı'nda kitaplanmı imzalayacağım. S. A.
SORU: Zenginlik kavramıyla ilgili kriterleri günceleştirmek gerekir mi? (M. Öztürk)CEVAP: Kur'ân-ı Kerîm'de zekât emredilir, korunan müminlerin, mallarının bir bölümünü yoksullara ayıracakları vurgulanır ama zekâtın oranından ve zenginlik ölçüsünden söz edilmez. Bakara Suresi'nin 219'uncu ayetinde, "Ve sana Allah yolunda ne vereceklerini soruyorlar. De ki: Af (yani ihtiyaçlarınızdan fazlasını veya helal ve güzel olan şeyleri verin)" buyurulmaktadır. Demek ki zenginlik ölçüsü, şu kadar gram altın veya gümüşten çok normal ihtiyaç düzeyinin üstünde bir servettir. Bu da zamana ve zemine göre değişir.Peygamberimiz döneminde belirlenen oranlar, Hz. Ömer döneminde şartların değişmesiyle yeniden belirlenmiştir. Bu da zenginlik ölçüsünün ve zekât oranlarının aslında değişken olacağını gösterir ama kime anlatacaksınız ki! İnsanların kafası belli çerçevenin dışına kolay kolay çıkamıyor. Onun için din anlayışı donuklaşıyor ve maalesef bir çok dini sorun çağ dışı kalıyor. İnşallah zamanla İslâm uleması arasında sağduyu egemen olur. Bunun belirtileri de görünmeye başlamıştır.Büyü yapmak günahtırSORU: Bir süre önce bir arkadaşımla falcıya gittik. Falcı kadın suya bakarak bir şeyler söylüyordu. Ben de merak ettim ve baktırdım. Bana büyü yapıldığını, yapılan bu büyünün bir yiyecekle yedirildiğini söyledi. Bozulması için muska yazdı. Ben bu muskayı üzerimde taşıyorum. Bir şişe de su verdi. O suyla da yıkandım. Büyü diye bir şey gerçekten var mı? Ben bu muskayı taşımaya devam etmeli miyim?CEVAP: Büyü vardır ama yapmak küfürle eş bir günahtır. Gittiğiniz o kişinin yalancı, sizden para sızdırmak isteyen biri olduğu anlaşılıyor. Maalesef bu büyücülük de mafyalaşmış durumdadır. Size büyü yapılıp yapılmadığını Allah'tan başka kimse bilmez. Kur'ân'a göre gaybı yani gizliyi sadece Yüce Allah bilir.Yemininize kefaret verinSORU: Bir gün namaz kılarken, "Allahım namazımı hiç bırakmayacağım" dedim. Ama kılamadığım zamanlar oluyor ve bu yüzden bunalıma giriyorum, sıkılıyorum, daralıyorum. Bu durumda ne yapmalıyım? (Duygu)CEVAP: Bir şeyi yapacağına yemin edip herhangi bir sebeple yapamayan kimse, yeminine kefaret verir. Yapılan yeminin gereğini yerine getirmemenin cezası ya 10 fakiri sabahlı akşamlı yedirip doyurmak yahut onlara giyecek almak veya 3 gün oruç tutmaktır.
Soru: Biri özürlü iki çocuğumuz vardı. Sağlıklı olanını, 21 yaşında trafik kazasında kaybettik. Anne baba olarak onun için bir şey yapmak istiyoruz. Sizin bir köşe yazınızda, ölü için okunacak bir hadis olmadığını ancak ruhların anılmaktan şad olacağını öğrendik. Ruhlan nasıl anacağız?Cevap: Ruhlara dua etmek, onlan hayırla yad etmek, iyiliklerini başkalarına söylemek, onlar için sadaka vermek, herkesin yararlanacağı bir hayır yapmak (okul, cami, yoksul öğrencilere burs verme gibi), ölmüş olanı anmaktır. İşte ölmüş kişinin ruhu bu ve benzeri şeylerden memnun olur. Allah'ın Resulü, Cennet-i Bakî'i ziyaret eder ve şöyle selam verirdi: "Esselâmu aleykum dâre kavmin mu'minîn ve innâ in şâallahu bi-kum lâhikûn. Es'elullâhe lî ve lekumu'l-âfiyeh. (Ey inananlar yurdunun sakinleri, selam size. Allah'ın dilemesiyle biz de size katılacağız. Allah'tan bana ve size afiyet (dirlik, mutluluk) dilerim."Hz. Enes, Resulullah Efendimize sormuşlar: "Ya Resulallah, ölülerimiz için sadaka veriyoruz, haccediyoruz, dua ediyoruz. Bu, onlara ulaşır mı?" Resulullah Efendimiz, "Ulaşır. Onlar onunla sevinirler. Nasıl biriniz kendisine hediye edilen bir tabak(yemek)a sevinirse" buyurmuştur (Tirmizî, Cenâiz: 60; Müslim, Cenâeiz: 106).Ancak Kur'ân'ı bir mezarlık kitabı haline getirmek, onun ticaretini yapmaya kalkmak, mezarlıklarda okuyucu tutup parayla Kur'ân okutmak gibi şeyler, yasaklanması gereken bid'atlardandır. Din, parayla satılacak veya satin alınacak bir şey değildir. Allah, Peygamberine şöyle demesini emretmiştir: "Ben bu Kur'ân karşısında sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi Allah tarafından verilecektir" (Sâd: 86; Furkan: 57; Şuarâ: 109). Kabri ziyaret eden, ölmüşlere şöyle dua eder: "Allah'ım, şu çürümüş cesetlerin, ufalanmış kemiklerin Rabbi. Onlar dünyadan sana inanarak çıkmışlardı, Sen de onlara kendinden bir rahatlık ve bizden selam ulaştır. Allah'ım onlan lailahe illallah'm rahmet ve rahatına kavuştur, kalplerini Allah'ın Resulü Muhammed'in nuruyla aydınlat."Gönlünüzü Allah'a yöneltinSoru: Lohusa döneminde namaz kılabilir miyim? İki yaşında bir kızım var. Ben namaz kılarken sırtıma çıkıyor, dualan bazen karıştinyorum. Acaba namazım geçerli oluyor mu?Cevap: Ağrılarınız olduğu zaman oturarak veya yatarak kılınız. Namaz zikirdir. Namazda kızınızın sırtınıza çıkması namaza zarar vermez. Peygamberimizin torunu Hasan da dedesinin sırtına çıkar, Peygamberimiz secdeden doğrulurken çocuk düşmesin diye eliyle onu tutardı. Kasıtsız yapılan şey günah olmaz. Dualan karıştırmanız da zarar vermez. Siz gönlünüzü Allah'a yöneltin.
Soru: Bir TV kanalında organ bağışının haram olduğunu ayetlere dayandırmaya çalışan bir din adamını dinlemiştim. Bu doğru mu?Cevap: Bazı hocaların, TV ekranına çıkıp organ naklinin, kan vermenin caiz olmadığını söylemeleri ve bu kişisel görüşlerini Kur'ân ayetlerine dayandırmaları cidden gariptir. Bu tür konuşmalar, toplum sağlığına olumsuz etki yapar. Organ nakli niçin caiz olmasın? Kişi kendi evladı yahut bir yakını için böbreğinden birini verir. Bazı evlatlar da baba veya annelerini yaşatmak için karaciğerinden parça veriyorlar. O sayede karaciğer nakli yapılmış olan kişi yaşıyor.Kişi, ölümü halinde organlarını bağışlayabilir. Beden kendi bedenidir. Allah'ın ona lütfettiği bir varlıktır. Ölümü halinde zaten toprak olacak bazı organlarını bağışlayabilir. Nasıl malını bağışlıyorsa organını da bağışlar. Kişide beyin ölümü gerçekleşince organ nakli yapılır. Ayetleri tevil ederek bunun caiz olmadığını söylemek, kendi kendine din hükmü koymaktır.Çok garip bir mantık"Efendim, ölmüş olanın derileri ve organları kendisinin yaptığı işlere tanıklık edecek. Organlar nakledilince başkasının organı olacağından şahitlik karışabilir" şeklinde garip bir mantık ileri sürüyorlarmış. Gerçi ben bu tür konuşmaları dinlemedim ama bana böyle aktarıldı. Garip bir anlayış. Şahitlik edecek olan ruh cismidir, Allah tarafından kişiye verilen, hiçbir suretle nakledilemeyecek olan organlardır. Maddi beden organlan değil. Zaten fizik beden organlan nakledilmese de toprakta çürüyecektir. Ama Allah, yeniden bedenlendirdiği (ba'settiği) ruha yeni deriler ve organlar verecektir. Ruhsal organlar.İşte o organlar, dünya ömründe yapılan hataların izlerini taşır ve bunları Yüce Divan'da yansıtır. Yoksa fiziksel bedenin organları çoktan toprağa karışmıştır. Nitekim çeşitli nedenlerle eli veya Allah korusun bacağı kesilmiş olan kimseler, kesilen organının ağrıdığını hissederler. Çünkü fizik organ bedenden ayrılmış olsa da ruhsal beden onu kendinde hisseder.Cehennem ateşinde yanıp dökülen derilerin başka derilerle değiştirilmesi, ruhsal beden organlarının yok olmayacağını gösterir. "O ayetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe sokacağız, derileri piştikçe azabı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz. Şüphesiz Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir" (Nisa: 56).
Soru: Dört rekâtlı bir namaz kılarken 4'üncü rekâttan sonra oturmayı unutup ayağa kalksam ve bunu da 5'inci rekâtta Fatiha'ya başlayınca fark etsem ne yapmam gerekir? Yemin kefaretinde, bir fakiri 10 gün doyururken bunu para olarak vermek istesek bir günün bedeli nedir? Bazı hocalar insanın sağ avucunun içinde çizgilerle 81, sol avucunun içinde yine çizgilerle 18 yazılı olduğunu, bu sayıların biri birleriyle toplanıp çıkarılmalarından çok hikmetli konular elde edildiğini söylüyorlar. Bu ne derece doğrudur? Diyanet İşleri Başkanlığı'nın internet sitesinde bulunan Kur'ân-ı Kerîm mealini okurken birkaç ayette dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu belirten ifadeler okudum. Bunu nasıl yorumlamalıyız? (Adil Koçak)Cevap: Sayın Adil Koçak'ın sorularını sırayla cevaplıyayım. Son kadede oturmadan yanılarak kalkan kimse, kalktığı rekât için secde yapmamış ise oturur ve sehiv secdesi yapar. Eğer kalktığı fazla rekât için secde yapmış ise farzı nafile olur, dilerse bir rekât daha kılar, dilerse selam verir. Sonunda sehiv secdesi yapmaz. O farzı yeniden kılmak lazımdır. Çünkü kıldığı namaz nafile hükmüne geçmiştir. Fakat son kadede teşehhüd miktarı oturduktan sonra kalkan kimse hemen oturur, selam verir, teşehhüdü tekrar okumaya lüzum yoktur. Hatta oturmadan ayakta selam verse de olur. Zira farz olan kuûdu (oturmayı) yapmıştır. Yalnız ayakta selam vermekle sünneti terk etmiş olur. Sonunda sehiv secdesi lazımdır. Selam yerinden geriye bırakıldığı için secde lazım gelir. Eğer kalktığı rekât için bir secde yapmış ise en doğrusu bir rekât daha kılıp selam vermektir. Kıldığı iki rekât nafile olur.Bir günlük kefaretin parasal değeri bir fitre, yani takriben 5 YTL'dir. Avuçtaki çizgiler için söylenenler safsatadır. 81 rakamı Arap yazısına göre tesadüfen çıkar. Ama dünyada yaygın yazıya göre öyle bir rakam çıkmaz. Bazı ayetlerde dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu ifadesi, çalışmayı bırakma anlamına gelmez. İnsanlar bu dünyada çoklukla vakitlerini oyun, eğlence, gaflet, oyalanma içinde geçirir.Ayrıca bu görünen dünya yaşamı, asıl görünmeyen âlemdeki hayata göre çocuk oyuncağı, bir hayal gibi kalır. Kur'ân, asıl gerçek yaşamın, bu dünya yaşamının içyüzü durumundaki ahiret yaşamı olduğunu vurgulamaktadır. Ama o yaşamın huzuruna erebilmek için dünya yaşamını iyi, huzurlu geçirmek gerekir. Bunun için de çalışmak lazımdır. Kur'ân, insanı hem dünya, hem de ahiret için çalışmaya teşvik eder. Ancak ahiret ağırlıklı yaşanmasını öğütler. Kalıcı hayat için çalışmak da insanı güzel ahlak sahibi yapar. Güzel ahlak, dünya mutluluğunun da adresidir.
Soru: İmamlar, gittiğim camilerde kabir hayatı ve kabirle ilgili vaazlar veriyor. Okuduğum diğer dini kitaplarda ise kimisi kabir hayatının olduğunu kimisi de olmadığını yazıyor. Diyanet İşleri Bakanlığı'nın fetvasında da "İnsan öldükten sonra kabre konulunca Rabbin kimdir, Peygamberin kimdir, Dinin nedir" diye sorulacak, iman ve güzel amel sahipleri bu sorulara doğru cevap verecekler ve kendilerine cennet kapılan açılarak gösterilecek (Tırmizi, Cenaiz) denilmektedir. Bazıları ise öldükten sonra kıyamete kadar geçen süreyi bilmeyeceğimizi, sanki akşam uykusuna yatmış gibi olacağımızı ve kıyamette haşir olunduktan sonra, "Kim bizi kabirlerimizden kaldıracak, biz ne güzel uyuyorduk" diye yazılan ayet-i kerimeyi mesnet olarak göstermektedirler. Bu görüşlerin hangisi doğrudur? Kabir hayatı ve kabir azabıyla ilgili Kur'ân'ı Kerîm ve Hz. Peygamber (s.a.v) ne buyurmaktadır? (Recep Avcıoğlu)Cevap: Sorduğunuz sorunun ayrıntılı yanıtı için "İnsan ve İnsanüstü Varlıklar" adlı eserimi okuyunuz. Ancak bu konuda özetle şunları söyleyebilirim: Kabirde, "Rabbin kimdir, peygamberin kimdir" şeklinde sorgulama yoktur. Bu tür çürük haberler, Kur'ân'a aykırıdır. Çünkü, "O gün ne insana, ne de cine günahından sorulur. Suçlular, simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklar(ın)dan tutulur" (Rahman: 39-44) ayetleri, Allah'ın divanında duruşmaya getirilmiş bulunan cinlere ve insanlara, suçlarının sorulmayacağı çünkü suçlarının, durumlarından, simalarından belli olacağı, sormaya gerek kalmayacağı, günahları belli olan suçlular, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup cehenneme atılacakları vurgulanır.Kişinin tüm düşünceleri, niyetleri, davranışları, işlediği tüm suçlar ve günahlar bütün çıplaklığıyla ortadayken artık, "Rabbin kimdir, peygamberin kimdir?" diye sormaya gerek var mı? Allah, gereksiz iş yaptırmaz. Bu sorgulama sahneleri bir senaryodan ibarettir. Bu boş inançlan ayıklamanın zamanı çoktan geldi. İnanç kesin kanıt üzerine kurulur, kuşkulu, münker rivayetler üzerine kurulmaz. Bir iki kişinin aktardığı sözler, inanca dayanak yapılamaz. Zira şekk (kuşku) üzerine yakîn (kesin bilgi gerektiren inanç) kurulamaz.TeşekkürHocam, Hıristiyanlık ve İslâm dünyasının bilmesi gerektiği gerçek konuları kanıt sunarak yazdığınız için sizi kutluyor ve inançlı bir yurttaş olarak her konuda destekliyorum. Çevremdeki kişilere de sizin yazılarınızı okumalarını tavsiye etmekten gurur duyuyorum. (Emel Ayaş)* Emel Ayaş'a ve onunkine benzer gelen yüzlerce iltifatlar ve takdirler için teşekkür ederim.