Soru: Bir okurunuzun, "şampuanın içinde alkol var. Bu nedenle şampuanla yıkanmak günah mıdır?" sorusuna verdiğiniz cevapta, "İmam-ı Azam efendimizin belirttiğine göre içkinin azı haram değil" diye yazmıştınız. Ancak daha sonraki bir başka yazınızda ise "içki haramdır" dediniz. Hocam bu iki yazınız için beni bilgilendirir misiniz?Cevap: Ben o yazımda, alkollü içkiler konusunda İslâm müctehidleri arasındaki görüş ayrılığına kısaca işaret etmiştim. Bu konunun özeti şudur: Bütün İslâm bilginlerine göre Kur'ân'da adı geçen "hamr, üzümden yapılan şarap" haramdır. Azı da çoğu da haramdır. Bunda görüş ayrılığı yoktur.Diğer maddelerden yapılan alkollü içkiler de bilginlerin çoğuna göre aynen şarap gibidir, azı da çoğu da haramdır. Hanefi mezhebinin lideri kabul edilen Ebu Hanîfe'ye göre hurmadan ve diğer maddelerden yapılan alkollü içkilerin sarhoş etmeyecek miktarı değil, sarhoş edecek miktarı haramdır. Fakat bu görüş, müctehidlerin çoğunluğunca kabul görmemiştir. Bunu böyle yazdımsa, yeni bir şey söylemiş değilim. Hadis ve fıkıh kitapları bu görüş ayrılıklarıyla doludur. Ayrıntı için "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefciri"ni yahut "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimi okumalısınız.Teşbihe üflemek nedir?Soru: Ayetel-kürsî sonrası teşbihe üflemek ne anlama gelir? Kına yakmanın dinimizdeki yeri nedir?Cevap: Teşbihe üflemek diye bir şey yoktur. Zaten teşbihi de Hz. Peygamber kullanmış değildir. Kına yakmak mubah bir makyaj eylemidir, hatta sünnettir. Çünkü Peygamberimiz, kadınlara ellerine kına yakmalarını öğütlemiştir. Kendisine bey'at etmeye gelen kınasız bir kadına, gidip elini değiştirmesini yani kına yakmasını buyurmuştur.Tefsirinizi nasıl bulurum?Soru: Sizin 3 ciltlik Kur'ân tefsirinizi bulamadım. İnternetten veya uzaktan satış yönı temiyle alabileceğim yerler varsa bilgilendirirseniz sevinirim. (Ahmet Alpaslan)Cevap: Tefsirimi ve diğer bütün eserlerimi aşağıdaki adresten temin edebilirsiniz:Yeni Ufuklar Neşriyat Nuhkuyusu Cad. No: 365 Bağlarbaşı-Üsküdar/İstanbulTel: (0216) 492 66 12Faks: (0216) 492 66 13
Soru: Bir yazınızda, isteyerek ve bilerek özürsüz orucu bozmanın cezasının 1 gün oruç tutmak olduğunu yazmıştınız. Bunu daha geniş açıklar mısınız? Ramazan bitti ama bu konu benim için çok önemli. (Atakan Erdem)Cevap: İslâm'a göre kasten oruç tutmayan, namaz kılmayan insanın davranışı, Hakk'ın buyruğuna baş kaldın sayılır. Bu kimse namazına orucuna başladıysa yeni Müslüman olmuş gibi olur. Bu durumdaki kimseden, geçmiş namazlarının ve oruçlarının kazası istenmez. Çünkü İslâm, kendinden önceki günahları siler. Kefaret, başlanıp da özürsüz olarak bozulan oruçlar hakkında söylenmektedir. Bu da sadece bir rivayete dayanır.Bunu sadaka olarak dağıtRivayet şu: Bir adam Peygambere gelir, oruçlu olduğu halde karısına yaklaştığını söyler. Peygamber de ona, "60 gün oruç tutabilir misin?" diye sorar. Adam bir güne dayanamadığını, 60 gün nasıl tutacağını söyler. O zaman peygamber adamın 60 fakiri doyurması gerektiğini söyler. Adam zaten kendisinin son derece yoksul olduğunu, fakir doyuracak halde bulunmadığını belirtir.O sırada Peygamber'e sir sepet hurma gelir. Peygamber, bu hurmayı adama verir, "Götür bunu sadaka olarak dağıt" der. Adam da "Medine'de benden fakiri yok, kime vereyim?" diyerek durumunu açıklamaya çalışır. Peygamberimiz de hurmayı götürüp çoluk çocuğuyla yemesini emreder. Bu, Ebu Hüreyre rivayetidir. Aynı olayın Hz. Ayşe'ye dayandırılan rivayetinde ise zaten 60 gün yoktur.Yapılan iyiliğe 10 kat ödülİşte, 60 gün kefaret bu rivayete dayandırılmıştır. Bir kere din, şahısların keyfine göre olmaz. Eğer 60 gün kefaret zorunlu bir şey olsaydı, Peygamber bunu adamdan kaldırmazdı. Sonra bir tek rivayetle ceza hükmü sabit olmaz. Bu rivayet Kur'ân'a terstir. Çünkü Kur'ân'da "Yapılan iyiliğe on kat ödül verilir. Ama kötülüğün cezası ancak yapılan kötülük kadardır" buyurulmaktadır. Bir suça, hak ettiğinden fazla ceza vermek zulümdür. Allah zulümden münezzehtir. ur'ân, "Cezalandıracaksanız, size yapılan kötülük kadar ceza veriniz ama affederseniz daha iyidir" buyurur. Allah, insanlara, suça hakkından fazla ceza vermemeyi, affetmeyi emrederken kendisi nasıl bir gün oruç bozmaya 60 gün ceza koyar? Kur'ân'a ters olan bu tür rivayetler doğru olamaz. Zaten bu rivayette de Peygamber'in, böyle bir cezayı uygulamadığı belirtilmektedir.
* Dünden devamKur'ân, yapılan iyiliğin karşılık beklemeden yapılmasını öğütlemektedir. "Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler: Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz" (Dehr Suresi: 8-9). İnşalah Malatya Çocuk Yuvası'ndaki bu olay bize ibret olur. Toplum bu kirlenmelerden kurtulur. Kendini düzeltme iradesi gösteremeyen toplamları Allah düzeltmez. Düzelme toplumun kendisinden başlamalıdır. Toplum, düzelme iradesi gösterecektir ki Allah da onları düzeltsin.Yoksul insanların gönlünü yapmak Allah'ı memnun eder. Zayıfı himaye etmek, Müslüman'ın şiarıdır. Özellikle yetime bakmak onu himaye etmek, kimsesiz çocukları koruyup kollamak çok sevap olan işlerdendir. Hz. Peygamber, "Yetime bakanla ben, cennette şu ikisi gibiyiz" diyerek işaret parmağıyla orta parmağını göstermiş, yetime bakanın, cennette kendisiyle bu iki parmak gibi yan yana olacağını bildirmiştir.Yetimlere yardım edinBaşka bir hadislerinde de, "Müslümanların evlerinin en hayırlısı, içinde yetime iyilik edilen evdir. Ve Müslümanların evlerinin en kötüsü de içinde yetime kötülük edilen evdir" buyurmuşlardır. Peygamberimizin şu buyruklarını her zaman hatırda tutmalıyız: "Bir yetimi, ihtiyacı kalmayıncaya dek barındıran kimseye cennet vacip olur", "Kalbinin yumuşamasını, muradına ermeni ister misin? Öyle ise yetime acı, onun başını okşa, yediğinden ona da yedir. Kalbin yumuşar, muradına erersin."İslam, dostluk, kardeşlik, barış dinidir. Müslüman, barışsever, güneş gibi herkese ışık sunan, herkesi ısıtan insandır. Peygamberimiz, "Birbirinize haset etmeyiniz, arka çevirmeyiniz, ey Allah'ın kullan kardeş olunuz" buyurmuştur. Hz. Mevlana, gönül almanın, binlerce kez haccetmekten üstün olduğunu söylüyor:Dil bedest-âver ki hacc-ı ekberestEz hezârân Ka'be yek-dil bihter-estKa'be bünyây-i Halîl-i Azer-estDil nazargâh-ı Celîl-i Ekber-est.(Bir gönül almaya bak ki, gönül almak en büyük hacdır / Bir gönül, binlerce Kabe'den üstündür / Zira Kabe Azer oğlu Halil(İbrahim)in yapısıdır / Oysa gönül, o sonsuz kudretli Allah'ın bakıp gözettiği yerdir.)Bu duyguların tüm topluma egemen olması dileğimle bayramınızı tekrar kutlarım.
Mail ve GSM yoluyla tebrik gönderen okurlarımın ve dostlarımın mukabeleten bayramlarını kutlar, her şeyin gönüllerince olmasını Cenabı Allah'tan dilerim.Elhamdülillah, bu yıl da sağlık içinde bayrama ulaştık. Bayramınız kutlu olsun. İnşallah Allah'a giden oruçlarımız, hatalarımızı, kusurlarımızı da götürmüş, Allah'ın af ve mağfiretiyle bizleri örtmüştür. Bayramlar insanların birbirini ziyaret etmelerine dostlukların tazelenmesine, kardeşliğin perçinlenmesine vesiledir. Dargınlar barışırlar. Barışmada ilk adımı atanın sevabı daha fazladır. Üç günden fazla küs durmak caiz değildir. Küçükler büyüklerin ellerini öper, onların dualarını alırlar. Büyükler de küçüklere sevgi ve şefkat gösterir, yavruları kucaklar öper, yaşıtlar birbirlerine sarılır, bayramlarını kutlarlar.Böylece tüm ülkede toplumsal kaynaşma olur, dayanışmanın en güzel örnekleri yaşanır. Komşular, hiç değilse bayram günleri birbirlerini ziyaret etmeli, hal ve hatırlarını sormalıdırlar. Önce yakın akrabadan başlamak üzere yaşlılar, hastalar ziyaret edilmeli, onların elleri öpülüp rıza ve duaları alınmalıdır.Gerçek muhtaçları bulunBayram sabahının girmesiyle hali vakti yerinde olan kimselere fıtır sadakası yani fitre vermek gerekli olur. Fitrenin miktarı, enflasyona göre her yıl değişebilir. Bu yıl itibariyle yaklaşık 5 YTL'dir. Aile reisi kendisinin, sorumluluk yaşına gelmemiş çocuklarının ve hanımının fitresini verir. Özellikle gerçek muhtaçları bulup onlara vermeli, onların bir parça olsun dertlerini hafifletmeye çalışmalıdır.Coşkulu bir Ramazan geçirdik. Ama üzücü olaylar da yaşadık. Uzakdoğu'daki felaketler, ardından Amerika'daki kasırgalar, kardeş Pakistan'daki ve ardından Ege'deki depremler. Ülkemizde sevindirici olaylar da gördük. Korkulu günler de yaşadık. Fakat Malatya Çocuk Yurdu'ndaki sadist ruhluların davranışı hepimizin vicdanını kanattı. Ne demek yetimleri sıcak suyla haşlamak, dövmek, körpe yavruların yaşama ümidini kırmak? Bu nasıl Müslümanlık ve nasıl insanlık!Kur'ân'ımız yetime karşılıksız bakmayı, onları himaye etmeyi, insanlığın mutlaka ulaşması gereken bir hedef olarak göstermektedir. "Fakat o, sarp yokuşa atılamadı. Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek yahut açlık gününde doyurmaktır, akraba olan yetimi yahut hiçbir şeyi olmayan yoksulu" (Beled Suresi: 11-15). * Devam edecek
Zekât, İslâm'ın temellerinden biridir. Akıllı, ergin olup, borcundan ve temel ihtiyaçlarından fazla olarak 81 gram altın değerinde bir parası, yani yaklaşık 2.500 YTL'si bulunan Müslüman'ın, parasının kırkta birini zekât olarak yoksullara vermesi gerekir. Zekât malı azaltmaz, tersine bereketlendirir. Zaten zekâtın temel anlamı da artmak, gelişmek, büyümektir. Tevbe Suresi'nin 60'inci ayetinde zekâtın kimlere verileceği bildirilmektedir. "Sadakalar (zekâtlar), Allah'tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekât tahsildarlarına, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolcuya mahsustur."Bugün artık zekât tahsildarı olmadığı gibi köle de yoktur. Borcunu ödedikten sonra geriye nisap miktarı malı kalmayacak olan borçlulara da zekât verilir. Borçlunun hürriyeti de bir bakıma kısıtlandığından onu bu güç durumdan kurtarmak için kendisine zekât verilir ve böyle kimselere zekât vermek daha faziletlidir.İhtiyaç içine düşebilirAllah yolu, Allah için savaşa hazırlanmak ve yalnız savaşla meşgul olan kimselere silah almak, bunları donatmak ve bunların ihtiyaçlarını karşılamak için zekât verilir. Yolcu da memleketinden ayrı düşen garip kimsedir. Garip, memleketinde zengin dahi olsa, yabancı yerde ihtiyaç içine düşebilir. İşte muhtaç duruma düşen garibin ihtiyacını karşılamak üzere kendisine zekât verilir.Fakat garip zengin ise onun için en uygun olan, borç alıp sonradan gönderme-sidir. Kişinin köklerine ve dallarına, yani babası, anası, dedeleri gibi kendilerinden türe-diği köklerine, oğlu, kızı, torunları gibi kendisinden türeyen dallarına zekât verilmez. Keza insanın, kendi karısına, Ebu Hanife'ye göre kadının, kendi kocasına zekât vermesi de caiz değildir.Babalar, dedeler, oğullar, torunlar haricinde fakir akrabaya, kardeşlere, amcalara, dayılara, halalara, teyzelere ve diğer yakınlara zekât verilebilir. Akraba içerisinde de önce kardeşler, kızkardeşler, bunların çocukla-n, amcalar, dayılar, teyzeler, bunların çocukları ve diğer akraba sırasıyla tercih edilir. Zekât verecek kimse, önce akrabası arasındaki fakirlere, sonra mahallesinin fakirlerine, sonra oturduğu şehrin fakirlerine, sonra diğer Müslüman şehirlerde oturan fakirlere verir.
Soru: Mehdi inancıyla ilgili yazılarınızı okudum ama bazı sünni alimleri mehdinin geleceğini söylüyorlar Hatta bununla ilgili bir hadis olduğunu da vurguluyorlar, bu söylentiler doğru mu?Cevap: Kim ne derse desin, inanç kuşku taşıyan rivayetlere değil, kesin kanıtlara dayanır. Şekk (kuşku) üzerine yakîn (kesin bilgi) kurulamaz. Kişi rivayetleri çelişkili ve kuşkuludur. Yani kesinlik belirtmez. Kur'ân'ın açık söylemine göre zan (yani sanı, tahmin) bilim değildir. "Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise haktan hiçbir gerçek kazandırmaz. (Zan ile gerçeğe ulaşılmaz.)" (Necm: 28).Kur'ân'ın, geleceği Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceği hususundaki vurgulu belirtilerine aykırı olduğu gibi kendi aralarında da çelişkili olan bu rivayetler, Yahudilerin, kurtarıcı Mesih (kral) ve Hıristiyanların İsa'nın geleceği hakkındaki inançlarından islâm geleneğine uyarlanmadır. Gerçekte bu inançların hiçbirisi Kur'an'a uymaz. Geleceği sadece Allah bilir. Bu konuda, "Kur'ân Ansiklopedisi" ve "Soru ve Cevaplarla islâm" adlı eserlerimin 3. ve 4. ciltlerine bakınız.Kazayla bozulan oruca kefaret olmazSoru: 9 yaşlarında oruç tuttuğumu ve havalar çok sıcak olduğu zamanlarda bahçenin çeşmesinde ağzımı suyla çalkaladığımı, sonra da yuttuğumu hatırlıyorum. Kefaret gerekir mi? Yine oruçluyken, orucu bozduğunu bilmediğim bir şey yaptım. Kasıt olmadığı halde gene de kefaret gerekir mi? (Sinem Guçar)Cevap: 9 yaşındaki çocuğa oruç farz değil ki, kefaret gereksin. Ayrıca kazayla bozulan oruca kefaret olmaz. Sadece yerine bir gün oruç tutmak yeterlidir. Ayrıca kasıtsız olarak bozulan orucun kefareti yoktur. Esasen oruçta hiç kefaret yoktur. Sadece bir kazayla orucunu bozan kimsenin, Ramazan'dan sonra bozduğu oruç yerine oruç tutması gerekir.Namaz kılarken dualar Türkçe okunabilir mi?Soru: Arapça bilmeyen Müslümanlar, namazlarında okudukları duaların mealini okuyabilirler mi? (Evren Kızıldağ)Cevap: Arapça bilmeyenler, namazda biliyorlarsa ayetleri Arapça aslından okurlar. Ama namaz içinde yapacaktan duaları, mesela Vitir namazında Kunut'u, oturuşta Tahiyyat ve salli barikleri, ardından yapılacak duaları Türkçe yapabilirler. Çünkü bunlar ayet değildir. Ayrıca hiç Kur'ân bilmeyen kimse, yalnız kıldığı zaman Kur'ân'ın mealinden okuyarak namazını kılabilir.
Soru: Kendi paramı kazanmaya başladığım andan bugüne kadar fitremi hep ihtiyacı olanlara vermeye çalıştım ve niyetim hep bu yöndeydi. Fitreyi alan kişinin, fitreyi veren için kimine göre bir, kimine göre iki rekât namaz kılması gerektiğini çevremdeki bazı kişilerden duydum. Fitreyi verdiğim kişiden benim için namaz kılmasını mı isteyeceğim? Bu, bana mantıklı gelmiyor. Bu doğru mu? Ben, hâlâ niyetin en önemli şey olduğunu düşünüyorum. (Hakan Aydın)Cevap: Böyle bir şey yapmayın.O zaman fitre verdiğiniz kişiden karşılık beklemiş olursunuz. Oysa Kur'ân, müminlerin, yaptıkları yardım karşısında bir teşekkür bile beklemediklerini, sırf Allah rızası için yardım ettiklerini vurgular. Nereden çıkıyor bu saçma sözler bilmiyorum. Okurlarımdan gelen mektuplardan birçok hurafeler öğrendim ki, bunları daha önce bilmiyordum. Fitre verdiğiniz kişinin namaz kılıp kılmaması kendi bileceği iştir. Yoksul olan herkese, hatta dini ayrı da olsa yardım edilir. Fakire yardım edip sonra, "Ben sana fitre verdim, sen de bana namaz kıl" demek ne kadar utanç verici, ne kadar çirkin ve ne kadar aşağılayıcı bir davranış. Bunu yapan kimse ücretini Allah'tan değil, fitre verdiği yoksuldan almış olur. Nerede kaldı Allah rızası?Fitre, tedavi yardımı olarak verilebilir mi?Soru: Sağlık nedenleriyle geçen Ramazan'da 10 gün oruç tutamadım. Bu miktarı fitre vermek istiyorum. Acaba bunu yiyecek yardımı maksadıyla mı vermeliyim? Çalıştığım iş yerinden birinin tedavi için paraya ihtiyacı var. Bu kişiye yardım etmem fitre sayılır mı? (Perim Şen)Cevap: Tutamadığınız orucun fidyesini vereceksiniz. Bir fidye bir günlük yiyeceğin karşılığıdır. Siz 10 günlük oruç için 10 fidye vereceksiniz. Bu miktar parayı fakire verirsiniz, fakir bu parayı ihtiyacı için harcar. Dilerse yiyecek, dilerse başka bir şey alır. Yani fidyenin yiyecek olarak verilmesi şart değildir. Parasal değer de fidye olur.Normal zamanlarda da namazlar cem edilebilirSoru: Namazların cem edilmesinde bir zorunluluk olması mı gerekiyor?Cevap: Peygamberimiz yolculuklarda, zorunlu durumlarda namazları cem ettiği gibi bazen normal zamanlarda da cem etmiştir. Namazların cemi için mutlaka zorunlu şartların oluşması gerekmez. Nitekim Peygamber'in torunları imam Zeynelabidin ve Imam-ı Cafer Hazretleri, normal zamanlarda da namazların cem edileceğine fetva vermişlerdir.
Dünden devam4- Dördüncü mertebe, mutlak şühud mertebesidir ki buna şahadet âlemi, mülk âlemi, nâsut (insanlık) âlemi, his âlemi (duyular), unsurlar (elementler) âlemi, felekler âlemi, yıldızlar âlemi denir. Şahadet (görünenler) âleminden başka âlemlere gayb (gizlilik) âlemi de, emir âlemi de denir. Böylece başlıca iki âlem olmaktadır: a- Gayb âlemi, b- Şahadet âlemi.Bu dört âlem, dört deniz gibidir. Birinci denizin dalgalanmasından ceberut âlemi meydana gelmiştir ki, buna izafî ruh da denir. Ceberut âleminin dalgalanmasından melekût âlemi meydana gelmiştir. Melekût denizinin dalgalanmasından mülk âlemi meydana gelmiştir. Dalgalanmaktan maksat, zati iktiza (gereklilik) ve zati arzudur.Bunların hepsi bir anda olmuştur. Nitekim, "Bizim işimiz bir göz açıp yumuncaya kadar yahut daha çabuktur" (Kamer Suresi: 50) buyurulmuştur. Bunların hepsi bir tek nurdur. Değişimle türlü görünür. "Her gün O, başka bir şandadır" (Rahman Suresi: 29) ayeti gereğince Zat'tan meydana gelir ve Zat'a gider. "Başlangıç O'ndandır ve dönüş O'nadır" (İsmail Hakkı, Lubbu'1-lubb, s. 11-12; İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlm-i Kelâm, ikinci kitab. s. 182, İstanbul, 1340-1343).5- Beşinci mertebe, bunların hepsini kendinde toplayan insan-ı kâmil mertebesidir. Önceki dört âlem, Allah'ın İsm-i A'zamı'dır. Bunların tamamı, Allah'ın zatini gösterir. Bu âlemlerin tamamı, insanda da vardır. O halde insan-ı kâmil (tam olgun insan), bütün âlemlerin özetidir. Nasıl İsm-i A'zam, Allah'ın bütün isimlerini kendinde toplamışsa, insan-ı kâmil de bütün âlemleri kendinde toplamıştır. Hz. Ali, "Sen kendini küçük bir cisim sanıyorsun. Oysa sende büyük bir âlem toplanmıştır" (Lubbu'1-Lubb, s. 13) demiştir."Baş örtüsü gelenek mi?"Soru: Müslüman bayanlar için baş örtüsü ya da türban farz derecesinde zorunlu mudur? Yoksa bunları kullanmak bir gelenek midir?Cevap: Başın saç kısmını ve göğsü kapatmak Kur'ân'ın buyruğudur. Kur'ân'ın buyruğu ise farzdır. Ama dinin bu hükmünü uygulamak şahısların vicdanına kalmıştır. Dileyen inancı gereği kapatır. Dileyen kapatmaz. Zorlama yok. Herkes yasaların sınırları içinde istediği gibi davranma özgürlüğüne sahiptir. Baş örtüsü takanın, takmayana dinsiz, kafir, cehennemlik gözüyle bakması ne kadar yanlışsa baş örtüsü takmayanın da takana yobaz, gerici, rejim düşmanı gözüyle bakması öyle yanlıştır. Artık toplumun olgunlaşması, böyle şekilciliği aşması, bireylerin karşılıklı olarak birbirlerine hoşgörüyle bakması, topluma bu hoşgörü olgunluğunun yerleşmesi gerekir.