Allah insandan uzak değil, dışarıda değil, insanın kendi içindedir. Çünkü O, "Biz insana aortundan daha yakınız" buyuruyor. Öyle ise O'nu dışarıda değil, kendi içimizde aramalıyız. Bir kudsi hadiste yere göğe sığmayan Allah'ın, mümin kulunun kalbinde olduğu vurgulanmaktadır. Sevgi, insan ruhunu arındırır. Hak sevgisi, insanı yüceltir. Aynı fiziksel varlıkları sevenler, birbirlerine düşman olurlar. İnsan çok sevdiğini başkasıyla paylaşmaz. Ama Allah öyle değil ki. Allah'ı sevenler birbirlerine dost olurlar. Çünkü birinin sevmesiyle ötekinden gitmez. O, kendisini seven her kuluna tecelli eder.Allah'ı sevmeniz çok güzel. Ama O'nu kıskanmak niye? Tam tersine O'nu sevmeyenlere acımak gerekir. Çünkü O, insanları ve cinleri kendisini tanıyıp sevmeleri için yaratmıştır. Kur'ân'da insanların ve cinlerin Allah'a ibadet için yaratıldığı belirtilir. İnsan birini sever, sevgi en son kertesine varınca, "sana tapıyorum" der. Tapma derecesinde sevgiye ancak Allah layıktır. Öteki sevgiler geçici, Allah sevgisi kalıcıdır. Peygamber'! miraca götüren bu sevgidir. Ne mutlu O'nu sevenlere. O'nu gerçekten sevenler, eserlerini, yani yaratıklarını da severler. "Yaratılanı sevdim, Yaratandan ötürü" diyecek kadar bir sevgi ummanında yüzerler. Hep O'nun yönetiminde olduğumuz, olayların gerçekte O'nün tarafından yönetildiği bilinciyle kadere inanırsanız üzüntüden, tasadan kurtulursunuz. Halinize şükredin. Şükredin ki Allah sizi maddeten yüceltmiş, üst düzey bir yöneticilik makamına eriştirmiş. Manen de size lütfedip kendisine yöneltmiş. Yani O sizi seviyor. İçinize attığı güdüyle sizi kendisiyle ilgilendiriyor. Şükrederseniz Allah nimetini artırır ama halinizden sızlanırsanız, Allah'ın kaderini beğenmemek anlamına gelecek bu davranış Yaratanı gücendirir. En güzeli Hak nasıl tecelli ederse ona razı olmak, "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" diyebilme olgunluğuna erişmektir.Hep geçer, âlemde hiçbir halete yoktur sükûn,Zevke bak değmez teessüf etmeye dünyây-i dûn,İstikamet (doğruluk) serr-i a'dadan (düşmanların şerrinden) seni eyler masun (korur),Hak eder ashâb-ı sıdkın (doğruların) hasmını elbet zebûn,Müstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni.
Bir üst düzey yönetici olduğunu yazan okurum Çiğdem Kara, küçüklüğünde annesini kaybettiğini belirttikten sonra, "Ben sizi çok seven, çınlattıklarınıza söylediklerinize çok değer veren biriyim" dedikten sonra annesini kaybettiği çocukluğundan beri kabir ve kabir hayatıyla ilgili korkular içerisinde bulunduğunu belirtiyor. Herhalde bu korkuyu yenmek için, "Ben dünya ile ahiret arasında bulunan kabir kapısında, kabir azabı olmadığını düşünüyorum" diyor. Sonra da sevginin amaç olması gerektiğini vurguluyor. Tabii sevgilerin başı Allah sevgisi. Allah'ı o kadar seviyor ki, "Ben küçüklüğümden beri Allah sevgisini kıskanırım. Bu belki bencilliktir ama benden çok salih amelleri olan insanları düşününce içim burkulur. O'nu benden çok sevecekler diye düşünmem kötü bir şey midir, bilmiyorum" diyor. Asıl dinin, namaz, oruç gibi şekillerin derininde olması gerektiğini belirtiyor ve ekliyor: "Benim dinim her şeyi güzel kılan, ilmi irfanı emreden bir dinken bunu yapamıyor olmamız ve hep ilmi geriden takip etmemiz ne fenadır. İki âlem arası dengeyi kuramamaktan ileri geliyor bu." Ve sözlerini şöyle bağlıyor: "Hayatındaki kayıpları ve acıları hep Allah sevgisiyle ve inancıyla yenmeye çalıştım. Çok şükür küçüklüğümden beri Rabbim beni bu yola iletti. Aksi halde aklımı kaybetmem işten bile değildi. Yorumlarınızı bekler dünya ve ahirette mutluluk ve hayır dilerim."Ölümü ve hayatı yarattıKendisine derim ki: Küçüklüğünüzde annenizi kaybetmiş olmanıza üzüldüm ama Allah her insana başka biçimde tecelli eder, her insanı kabiliyetine uygun bir sınavla deneyip olgunlaştırır. İyi bilmek lazım ki, hayatın her safhası sınavdır. Hayat bunun için vardır. Bu sınav Allah'ın bilmediği bir şeyi öğrenmesi için değil, kulun olgunlaşması için yapılır.Mülk Suresi'nin 3. ayetinde, "Ölümü ve hayatı yarattı ki hanginizin daha güzel iş yaptığı hususunda sizi denesin (sizi eylemlerinizle yoğurup olgunlaştırsın)" buyurulmakta, Münafikun Suresi'nin baş tarafında da, "Siz sadece inandık demekle öyle bırakılacağınızı mı sandınız? Allah sizden öncekileri de çeşitli sıkıntılarla denemişti ki gerçekten doğru olanları bilsin, yalancıları bilsin" buyurulmaktadır. Devam edecek
* Dünden devamDuhan, duman, yani gaz demektir. Bilim de evrenin, gaz halinden, büyük bir patlama sonucu yaratıldığını, enerji demek olan gazın, kütle kütle yoğunlaşarak galaksilerin ve yıldızların oluştuğunu söylüyor. Yıldızlar, gazın sıkışmasından ibarettir. Evrende hâlâ bir takım yıldızlar doğarken bir takımları dağılmakta ve başka yıldızlar tarafından yutulmaktadır. Aslında bu gaz da herhalde enerji bulutuydu. Zaten madde de enerjinin yoğunlaşmasından ibarettir. İşte Kur'ân'ın dediği gibi gök cisimleri, duman görünümündeki gaz bulutundan yaratılmıştır. Arzın güneşten önce anılması, güneşten önce soğuyup kendisinde hayatın meydana gelmesinden ötürüdür. Güneş ateşli bir gaz kütlesinden ibarettir. Henüz soğumamıştır. Bilginlerin ifadesine göre güneş daha beş milyar yıl, dünyadaki hayatın devamına yetecek enerjiyi gönderebilecektir. Güneşin gezegenlerinden olan arzın kabuğu soğumuş ve üzerinde hayat oluşmuştur. Daha milyarlarca güneş sistemi vardır.Milyarlarca ışık yılıBizim güneşimizden gezegenler oluştuğu gibi diğer güneşlerin de gezegenleri ve arzları vardır. Esasen akıl, uzayın büyüklüğünü kavramaktan acizdir. Yıldızlar arasındaki boyut o kadar büyüktür ki, kilometreyle anlatmak mümkün olmadığı için bunlar ışık hızı ile ifade edilir. Işık, bir saniyede üçyüzbin kilometre hızla gider. Öyle yıldız vardır ki, ışığı bize ancak milyonlarca, hatta milyarlarca ışık yılında ulaşabilir. Dünyamızdan o kadar uzaktır.Birkaç yıl önce Amerikalı bilim adamları, bizden on milyar ışık yılı ötede bir galaksinin bulunduğunu keşfettiler. Ayrıca bilim adamları, evrenin gittikçe genişlediğini, yıldızlar arasındaki boyutların arttığını tespit etmişlerdir ki, Kur'ân, 1450 yıl önce evrenin genişlemekte olduğu gerçeğini açıkça belirtmiştir:"Göğü (uzayı) sağlam yaptık, biz onu genişleticiyiz" (Zâriyât: 47). Şimdi bunları düşünürken, "Yoo, yıldızların mevkilerine, yani bulundukları yerlere, yörüngelerine yemin ederim. Çünkü bilirseniz bu, büyük bir yemindir" (Vakıa: 75-76) ayetlerinin taşıdığı derin ilim ve hikmete hayran kalmamak mümkün değildir. Kur'ân'da anlatılan evren gerçeklerini öğrenmek için "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin "Gökler" ve "İ'câz-ı Kur'ân" maddelerine bakmalısınız.
Soru: Bu sonsuzluk, uzay, gezegenler ve sistemler neden yaratılmış? Kâinatta yaşayan sadece bizler miyiz? Kur'ân'ın mealinde hep dünyadaki olaylar anlatılıyor. Dinimizin evrene bakış açısı nedir? (Murat Özkaya)Cevap: Ra'd Suresi'nin 15'inci ayetinde, "Göklerde ve yerde bulunan akıllı varlıkların hepsinin, ister istemez Allah'ın buyruğuna secde ettikleri" vurgulanmaktadır. Secde, burada itaat etmek, boyun eğmek anlamındadır. Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'a boyun eğmiştir. Ayetteki "ister istemez" deyimi, Allah'ın hükmünün her şeyde, her zaman ve her yerde geçerli olduğunu, hiçbir şeyin O'nun buyruğu dışına çıkamayacağını vurgulayan bir ifadedir. Allah'ın irade ve yasasını önlemek mümkün değildir.Ayette kullanılan men. akıllı varlıklar anlamına gelir. Bu ifadeden, bizim güneş sistemimizde dünyadan başka bir gezegende akıllı fiziksel varlıklar olmasa da başka gezegenlerde bizim gibi belki bizden de akıllı varlıkların olduğu anlaşılır. Zümer Suresi'nin 68. ayetinde, kıyamet depreminin dehşetinden göklerde ve yerde bulunan akıllı varlıkların sarsılıp bayılacakları belirtilmektedir.Göğü yıldızlarla donattıKur'ân, yer küresini tekil olarak anarken dünyamız dışındaki gök cisimlerini çoğul olarak gökler şeklinde anmaktadır. Bu söylemde uzaydaki sonsuz denebilecek sayıda gök adalarına işaret vardır. Bilim adamlarının tespitine göre Samanyolu galaksisi, bünyesinde 200 milyar civarında irili ufaklı güneş sistemleri barındırmaktadır. Bu galaksi, Vega denilen çok daha büyük bir galaksi çevresinde dönmektedir. Evrende her biri 200 milyar güneş sistemi içeren 200 milyardan fazla galaksi bulunduğu söylenmektedir. Kur'ân, evrenin bir gaz kütlesinden oluştuğunu ifade eder.Fussilet: 61/11-12'nci ayetlerde, Allah'ın, duman yani gaz halinde bulunan göğe yönelip, hem göğe, hem de yere, gönüllü veya gönülsüz, (isteyerek veya istemeyerek) buyruğuna uymalarını buyurduğu, onların da isteyerek Rablerinin buyruğuna uyduklarını söyledikleri, bunun üzerine Allah'ın, gaz halinde bulunan gökleri yedi gök halinde düzenleyip, her göğe buyruğunu vahyettiği, yani yönetim yasalarını bildirdiği, onların içine koyduğu, göğü de lambalarla (yıldızlarla, galaksilerle) ve koruyucu güçlerle donattığı, bunun o yüce ve güçlü Allah'ın takdiri olduğu belirtilmektedir.* Devam edecek
Soru: Cemaat farz namazını kılarken ben 4. rekatta yetiştim. Cemaatin son oturuşunda et-tehiyyatu'yu okumam gerekir mi? Bundan sonraki kaçıncı oturuşta et-tehiyyatu'yu okumalıyım? Cemaat sola selam verirken ben diğer rekâtları kılmak için kıyama geçiyorum. 2'nci, 3'üncü, 4'üncü rekâtlarda hangilerinde Fatiha okumam gerekli? (Mustafa Eroğlu)Cevap: Son oturuşta cemaate yetişen kimse, cemaatle beraber oturup et-tehiyyatu'yu okur, imamın selamından sonra kalkıp bir rekât kılar, Fatiha ve sure okur. Rükûdan sonra oturur. Yine et-tehiyyatu okur. Sonra kalkıp iki rekât daha kılar. Birinci rekâtta Fatiha ve sure okur ama son rekâtta sadece Fatiha okur. Ardından oturur, et-tehiyyatu, salli barik ve duaları okuyup selam verir.Bir aileye sadece bir kurban kesmek yeterSoru: Kurban kesildikten sonra namazını, özellikle kurban sahibinin kılması mı gerekiyor? Anneye kurban kesilmek istenildiği takdirde aynı anda iki tane kurban alıp önce aile reisi olan babaya, sonra da anneye mi kesilmesi gerekiyor?Cevap: Özü bırakıp böyle ayrıntılarla uğraşmayınız. Kurbandan sonra namaz kılmak sünnet değildir. Ama kılacaksan kıl. Bir aileye bir kurban yeter, birkaç kurbana gerek yok. Hayvan kesmede aşırılık doğru olamaz. Ebu Eyyub Ensari de kurban kesmede âdeta yarışa girmenin, ifrata kaçmanın doğru olmadığına işaret etmiştir. Kesilen kurbanı kabul edecek olan Allah'tır. Öyle öncelikle, sonralıkla kurban değer kazanmaz. Kurban zengin sayılan Müslümanın, insanlara yardım ve onlarla dayanışma amacıyla yapacağı bir ibadettir.Vitr namazı sünnettirSoru: Yatsı namazını kaza ederken salat-i vitr namazı da kaza edilmeli midir? Bunu öğrenmek istiyorum. (Murat S. Işın)Cevap: Vitr namazı sünnettir. Kaza farzlara mahsustur. Vitr namazının kaza edilme yükümlülüğü yoktur, öyle olsaydı namaz beş değil altıya çıkmış olurdu. Ama siz istediğiniz kadar namaz kılabilirsiniz. Size kaza namazları hakkında "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimi okumanızı tavsiye ederim.
Soru: 1- Kudüs'teki Mescid-i Aksa ile Kur'ân-ı Kerîm'deki Mescid-i Aksa'nın aynı yer olması mümkün değil. İsra olayı yaklaşık M. 620 yılında olmuştur. Kudüs'teki Mescid-i Aksa'nın yapılması, Emevi Halifesi Abdülmelik bin Mervan zamanında ve 685-705 yıllarındadır. 2- Hz. Peygamberimizin, "Ey Müslümanlar çoğalınız..." mealinde bir hadisleri var mıdır? Varsa buradaki "çoğalınız" emri ne tür bir çoğalmadır? Ne olursa olsun sayıca mı çoğalmadır, yoksa az ama kalitede (gerçek Müslümanlıkta) çoğalma mıdır? 3- Vitir namazında kunut duası yerine Türkçe dua yapabilir miyim?Cevap: 1- Ben, Kur'ân-ı Kerim'de Peygamber'in geceleyin yürütülüp götürüldüğü Mescid-i Aksa'nın, Kudüs'teki Süleyman Mabedi olmadığını, bu yazılarımın toplandığı ilk ciltte anlatmıştım. Ayrıca konuyu "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimin Mescid maddesinde izah etmiştim.Sizin de bu kanıya varmanızdan gerçekten çok memnun oldum. 2- Söz konusu hadisin çeşitli varyantları vardır. Abdurrazzak bu hadisi, "Evleniniz, çoğalınız çünkü ben kıyamet gününde sizinle övüneceğim" lafzıyla fakat mürsel olarak rivayet etmiştir. Yani rivayet zincirindeki birinci halka düşmüştür. Bu sözü Peygamber'den rivayet eden kişi belli değildir.Kur'ân'ın ruhuna uymazEbu Davud, Nesai, Beyhaki tarafından kopuksuz bir senetle gelen, "Doğurganla evleniniz, doğurganla çünkü ben sizinle ümmetlere övüneceğim" şeklindeki rivayeti İbn Hibban ve Hakim sahih görmüşlerdir. İbn Mace de aynı anlamda bir sözü, Ebu Hüreyre yoluyla rivayet etmiştir (Bkz. Kcşfu'l-Hafâ: 1/318-319). Bu rivayet sağlam değildir. Çünkü Peygamber'in, diğer milletlere karşı övünmesi söylemi, Kur'ân'ın ruhuna uymaz.Rivayet sağlam olmasa da hadisin asıl anlamı, insanları zinadan, fuhuştan uzak tutup evlenmeye teşviktir. Övünme lafzının katma olduğunu sanıyorum. Doğru olsa bile Hz. Peygamber, bu söylemiyle ümmetinin sayıdan çok kalite, yani ahlak ve moral bakımından üstün, yüksek meziyet ve karakter sahibi olmasını hedeflemiştir. 3- Kunut duası yerine gönlünüzce istediğiniz duayı okuyabilirsiniz. Bu konuda Peygamberimizden rivayet edilen başka dualar da vardır.
SORU: Ben henüz hacca gidemedim. Ancak basından öğrendiğime göre Kabe yakınlarında, 5 yıldızlı otel ve devremülk yapılıyormuş. Zenginliğe ve servete karşı bir insan değilim. Ancak mukaddes topraklara yapılan hac ziyareti esnasında herkesin aynı tip elbise giyerek Allah'ın huzuruna çıktıkları mekânda kimilerinin Kabe manzaralı çok lüks otellerde kalarak hac görevini yerine getirmeleri, yapılan ibadeti sakatlamaz mı? (Mithat Genç)CEVAP: Sözünü ettiğiniz binalar, kralın, prenslerin veya çok zengin Suudlularındır. Bunlan genellikle otel olarak kullanırlar. Kâr amaçlı yapılardır. Tabii kralın sarayları müstesna. Şimdi dileyen hacı adayı, parasına kıyıp gider o lüks otellerde kalır. Bu haccı neden zedelesin ki? Ama sizin ince düşüncenize katılmamak da mümkün değil. Hacı adayı oralarda mümkün olduğunca israftan kaçınmalı, herkesle eşitliğe dikkat etmeli ve yapacağı aşın masraflan yoksullara, hayır kurumlarına vermelidir. Bu, hacdaki eşitliğin ve Hakk'a kulluğun amacına daha uygundur.Nazar boncuğu satmak caiz mi?SORU: Ben nazar boncuğu satıyorum. Bunları takı maksadıyla pazarlıyorum ancak müşterilerin alış amaçlarını bilmiyorum. Acaba eylemim caiz midir? (Adnan Özgür)CEVAP: Sizin sattığınız bir madendir. Sarhoş etmez, uyuşturmaz. Alım ve satımı helal olan bir maden. Siz bunları takı amacıyla satıyorsanız, bir sakınca yok. Alanlar bunu koruyucu niyetiyle alıyorsa o, onların sorunu. Siz toprak da satabilirsiniz. Alan kişi o toprağı heykel yapıp taparsa bu, onun sorunudur.Ruhlar için mesafe söz konusu değildirSORU: Biz Trakya'da yaşayan bir aileyiz. Kız kardeşim 2 yıl önce vefat etti. Eşi onu istanbul'daki aile mezarlığına defnetti. Kız kardeşimi babamın yanına, Trakya'ya götürmek istiyorum. Bunun sakıncası var mı?CEVAP: Defnedilmiş bir kişiyi kabrinden çıkarıp yüzlerce kilometre öteye taşımanın hiçbir anlamı yoktur, doğru da değildir. Ruhlar için mesafe söz konusu değildir. Kız kardeşiniz babasını çok seviyor idiyse zaten ruhu onun yanındadır. Kabirdeki ceset ise bir iki yıl sonra çürüyüp toprağa karışır. Burada da kalsa cürür, Trakya'ya da taşısanız cürür. Bir iki yıl sonra toprak olacak cesedi niçin taşıyacaksınız, bırakınız kabrinde kalsın.
Soru: Bir kaç yıl önce bir dileğim vardı. Bu dileğim olursa bir hayli namaz ve tespih adamıştım. Ama dileğim oldu mu olmadı mı bilmiyorum. İçimde şüphe kalmasın, ağzımdan bu söz çıktı diye tespihimi zamanında çektim çok şükür. Namazı da ara ara kılmaya çalışıyorum. Yalnız bazı zamanlar tembellik yapıyorum. Yani namazlarım bitmedi. Acaba namaz adağım yerine üç gün oruç tutsam olur mu? Bir de ara sıra benim içime inanç konusunda şüphe düşüyor. "Allahım benim kalbimi bu kötü düşüncelerden koru, kalbimi şeytana teslim etme, yolundan ayırma" diye çok dua ediyorum. Namaz kılıp Kur'ân okumaya çalışıyorum. Acaba başka yapmam gereken bir şey var mı? (Sinem Özdikmen)Cevap: Adak başka, yemin başkadır. Kur'ân'da geleceğe dönük olarak yapılan yeminin bozulması halinde kefaret olarak üç seçenek belirtilmiştir. Ya on yoksulu doyurmak, ya onları giydirmek veya üç gün ardı ardına oruç tutmak. Ama adak, yeminden ayrıdır. Herhangi bir işi olduğu takdirde sadaka, oruç tutma, namaz kılma gibi bir ibadet adamış olan kimse, neyi adamış ise onu yapması gerekir. Namaz adamış ise namaz kılacak, oruç adamış ise oruç tutacaktır. Namaz yerine oruç tutmakla adak yerine gelmiş olmaz, içinize zaman zaman düşen kuşkuları gidermenin yolu da çokça Allah'ı zikretmek, gökleri, yıldızları, evrenin büyüklüğünü, evrendeki ince düzeni düşünmek insanı Allah'a teslim olmaya götürür.Teşekkür mektubu"Sayın Hocam, her sabah VATAN gazetesini aldığımda ilk önce, bugün ne öğreneceğim ümidiyle sizin yazınızın bulunduğu sayfayı açıyorum. Bıkmadan yorulmadan bizleri bilgilendirmeye devam edin. Yakın zamana kadar kulaktan dolma, noksan ve yanlış bilgilerle dinimizi bildiğimizi zannediyorduk. Kutsal kitabımızın Türkçesini her Türk vatandaşının okuması gerektiğini düşünüyorum. Kur'ân-ı Kerîm'i okumak dünya görüşümü değiştirdi. Şimdi sizin yazdıklarınızı daha iyi anlayabiliyorum. Çalışan modern bir bayan olarak namazlanmı kılıyorum, işte olduğum zamanları akşam gelince kılıyorum. Genelde yazılarınızın büyük bölümünü kesip saklıyorum. Sizin gibi değerli bir hocayla bizleri buluşturduğu için VATAN gazetesi yönetimine de teşekkür ediyorum. Saygılarımla."Rukiye Çiftçi