"Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim"

29 Kasım 2005

* Dünden devamSoru sahibi şöyle devam ediyor: "Hz. Musa da Allah'tan bir mucize göstermesini istediği vakit, Allah Hz. Musa'ya karşıdaki dağa bakmasını istiyor ve dağ bir anda yok oluyor." Okurumun eksik olarak anlatmak istediği olay, Araf Suresi'nin 143'üncü ayetlerinde anlatılmaktadır: "Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelip de Rabbi ona konuşunca, 'Rabbim, bana görün, sana bakayım' dedi. (Rabbi) Buyurdu ki: 'Sen beni göremezsin fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin.' Rabbi dağa görününce onu darmadağın etti ve Musa da baygın düştü. Ayılınca, 'Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim' dedi."Hz. Musa'nın, kırk gece ibadetten sonra yerine kardeşi Harun'u kavminin başına koyup Tur'da Allah'ın konuşmasını duyup Tanrısal Mesajı almaya gitti. Fakat Allah'ın konuşmasını duymakla yetinmeyip bizzat O'nü görmek isteyince yüce Allah da, "Sen beni göremezsin fakat dağa bak, eğer o yerinde durursa, sen de beni göreceksin" dedi.Duyularımız sınırlıdırAllah'ın tecellisi karşısında dağ savrulup param parça oldu, Musa da bu dehşet karşısında kendinden geçti, ayılınca tevbe edip, "Sen yücesin, sana tevbe ettim, ben inananların ilkiyim" dedi. İnsanın, bu fiziksel gözle Allah'ı görmesi mümkün değildir. Çünkü duyularımız sınırlıdır, evrenin yaratıcısını görmek için asla yeterli değildir.Musa'nın, müminlerin ilki olması, kavmi içinde Allah'a şirksiz olarak inananların ilki olması demektir. Yeni bir din getiren her peygamber, elbette getirdiklerine önce kendisi inanır. Müminlerin sayısı onunla başlar.Bu konuyu şöyle özetleyebiliriz: Şu baş gözüyle bu dünyada Allah'ı görmek mümkün değildir. Çünkü Allah latiftir, kesif olan latifi göremez. Ancak insanda bir ruh gözü vardır ki ona basiret denilir. Basiret gözüyle Allah'ı görmek mümkündür. Kişi yoğunluğunun etkisinden tamamen kurtulduğu, yani tasavvufi deyimle Allah'ta yok olduğu zaman latifi görebilir. Ancak bu durumda kişi, kendi bireyliğini tamamen yitirip Allah'ta yok olduğundan, Allah'ı gören, yine kendisidir. Dünyada pek az kişiye, peygamberlere, çok ileri gitmiş büyük velilere böyle bir hal nasip olabilir. Ahirette müminler, dolunay gibi açık olarak Allah'ı göreceklerdir. :* Devam edecek

Devamını Oku

Yeni mucizelere hiç gerek yok

29 Kasım 2005

Soru: Peygamberler, kesin inanmak için Allah'tan mucize istemişler. Hz. İbrahim, Allah'tan ölüleri nasıl dirilteceğini kendisine göstermesini, Hz. Musa da Allah'tan, kendisine görünmesini istemiş. Eski insanlara, inanmaları için mucizeler gösterilmişse onlardan asırlarca sonra gelenlere neden gösterilmemiş?Cevap: Okurum, sorusunda Hz. İbrahim'in ve Hz. Musa'nın, Allah'a inanmak için mucize istediğini yazıyor ki bu yanlıştır. Hz. İbrahim, Allah'a inanmak için değil, ölülerin diriltileceğini kesin anlamak için bunu kendisine göstermesini istemiştir. Bu husus, Bakara Suresi'nin 260. ayetinde anlatılmaktadır: "İbrahim de bir zaman: 'Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster' demişti. (Allah), 'İnanmadın mı?' dedi, (İbrahim) 'Hayır (inandım) fakat kalbim tatmin olsun diye (görmek istiyorum)' dedi. 'O halde kuşlardan dördünü tut, onları kendine çek (kendine alıştır), sonra da onlardan her birini bir dağın başına koy. Sonra onları kendine çağır, koşarak sana geleceklerdir. Bil ki, Allah hikmet sahibidir' dedi."Hz. İbrahim, Allah'ın kudretinden kuşkulandığından dolayı değil, kalbindeki inancı daha da güç kazansın diye böyle ölmüşlerin ruhlarının, nasıl mahşerde Allah'ın divanına toplanacaklarını bir örnekle görmek istemiştir.O gün o çağrıyı duyarlarYüce Allah ona dört kuş alıp bunlan kendisine çekmesini, yani kendi yanında bulundurup yaratılışlarını incelemesini, sonra bunlardan her parçayı bir dağın başına koyup bunlan çağırmasını, bu kuşların koşarak kendisine geleceklerini buyurmuştur. Sahibine alışmış olan kuşlar, yetiştiricilerinin çağırması üzerine nasıl koşup ona gelirlerse Allah'tan gelmiş olan ruhların da Allah'ın çağırması üzerine Allah'ın divanına koşup giderler. Bu, ruhların Rabbin çağnsıyla mahşere koşacaklarını anlatmak için verilmiş bir misaldir. Mutlaka İbrahim'in böyle yapmış olması gerekmez.Ayette her canın, kendisini çağıran Rabbinin huzuruna koşacağı, bir örnekle canlandırılmaktadır. Nitekim, "O gün o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bu, (dirilip) çıkış günüdür. Yaşatan ve öldüren ancak biziz, biz. Dönüş de bizedir. O gün yer, onlar(ın üstün)den yarılıp açılır, (çağırana doğru) süratle koşarlar. İşte bu, toplamadır, bize göre kolaydır" ayetlerinde de ruhların, Yüce Divan'a çağıranın sesine doğru koşacaklarını belirtiyor. Canlar Rableri olan Allah'ın çağrısına koşar, O'nün huzurunda toplanırlar. Ayette anlatılan diriltme, ahirette ruhun kalkıp Allah'ın huzuruna, Yüce Mahkeme'ye gitmesidir. * Devam edecek

Devamını Oku

4444 kez okunacak hiçbir dua yoktur

28 Kasım 2005

Soru: Okuduğum bir kitapta, bazı surelerin ve duaların belli sayıda okunmasıyla ilgili bilgiler vardı. Belirtilen sayılarda okunursa dileklerin gerçekleşeceğini yazıyor. Dinimizde böyle bir şey var mı? Bazı surelerin okunması gereken sayılan peygamberimiz de söylemiş. Bunlar doğru mu? 4444 kere okunacak dua hakkında fikirleriniz neler? (Taner Hacılar)Cevap: Kur'ân-ı Kerîm'in bazı surelerinin şu kadar sayıda okunursa dilek kabul edilir diye bir şey yoktur. Bu tür sözler hep uydurmadır. Bazı surelerin üstünlüğünü bildiren rivayetlerin hiçbirinin aslı yoktur. Bunlar ya tamamen uydurma veya çok zayıf rivayetlerdir. Namazların ardından 33'er kere subhanallah, elhamdü lillah, Allahu ekber demenin, günahların affına sebep olacağı hakkında rivayet varsa da bu söylem, Allah'ı teşbih ve tehlile yönlendirme amacını taşır. Yoksa 33 kere elhamdü lillah demekle katil affa uğramaz. Kul hakkının affı, hakkına tecavüz edilen kişiden helallik almaya ve gönülden tevbeye bağlıdır. 4444 kere okunacak hiçbir dua yoktur. Bu tamamen uydurmadır.Nikâh açıklık ister aileden gizli olmazSoru: Bir kızla evlenmek istiyorum ama annesi karşı çıkıyor. Onunla nikâh kıymam dinimizce doğru olur mu? (A. K.)Cevap: Evlenmek isteyenler, kararlı iseler nişanlanır, nikahlanırlar. Ama anneden gizli nikâh olmaz. Nikâh açıklık ister. Bir kız, nasıl olur da kendisini fedakârlıkla büyütmüş olan annesinden gizli evlenir? Gerçi hanefi mezhebine göre ergenlik çağına gelmiş bir kız, velisiz de evlenebilir ama diğer müçtehidlere göre velisiz nikâh olmaz. Ben de bir kızın, velilerinin iznini almadan gizli olarak nikâh kıydırmasını asla tasvip etmem.Bireysel emeklilik yasal bir haktırSoru: Bireysel emeklilik sistemi dinimizde nasıl bir yer teşkil etmektedir? Ben memurum. Sadece tasarruf yapabilmek için böyle bir yolu seçtim. (Selim Gök)Cevap: Sizin memur olmanız, yasaların tanıdığı ikinci bir emeklilik hakkına engel olmaz. Bireysel emekliliğin din açısından bir sakıncası olmadığı kanaatindeyim. Çünkü bu iş hem yasal, hem de karşılıklı rızaya bağlıdır. Sigortadan bir farkı yoktur. Sigorta yaptırmayan araba sahibi var mı? Din, insanların yararına olan hiçbir şeyi yasaklamaz.

Devamını Oku

Hanif, içtenlikle Allah'a yönelmek O'na tapmaktır

26 Kasım 2005

Soru: Kefir adında ayrana benzer bir içecek var. Sağlık açısından yararları saymakla bitmez. Yoğurda benzeyen kefir, Kafkaslar'da ve Avrupa'da yaygın şekilde tüketiliyor. Yalnız bu ürün, çok az alkol ihtiva ediyor. Acaba dinimizce bir sakıncası var mı? Bir başka sorum da şu: Yüce Allah, Kur'ân'da bir çok yerde haniflikten bahsediyor. Hatta peygamberimiz, atası İbrahim gibi hanif Müslüman olmakla emrolunuyor. Haniflik bir din midir yoksa bir sıfat mı? (Tarık Turan)Cevap: Kur'ân, isim belirterek hamrın yani şarabın pislik olduğunu belirtmiştir. Hamr, sarhoş ettiği için haram kılınmıştır. O halde sarhoş eden her içki de şarap gibi haramdır. Ancak sarhoş etmeyecek miktardaki alkolün haram olduğu söylenemez. Nitekim bazı sahabiler az miktarda alkol içeren nebizi yani hurmadan yapılmış içkiyi kullandıkları gibi İmam-ı A'zam Ebu Hanife de az miktarda (sarhoş etmeyecek oranda) alkol içeren içkinin haram olmadığını söylemiştir.Kefir veya kımız haram değildir. Azıcık alkol içeren her şey haram olsaydı birçok meyvenin haram olması gerekirdi. Çünkü bazı meyvelerde de doğal halde alkol bulunur. Hz. Ali'nin torunu, Hz. Hüseyin'in de oğlu olan, ibadet ve takvasından dolayı da zeynu'l-abidin (dinin süsü) sıfatıyla anılan Ali Zeyne'l-Abidin'e bayramlarda nebiz yapılır, taze olarak verilirdi. Yağlanır (krem sürer), kınayla sakalını boyar, ihrama girerken yıkanıp koku sürünürdü (İbn Sa'd, Tabakat, 5/217-218).Diğer sorunuza gelince, hanif, batıl inançların hepsinden ayrılıp yalnız Hakk'a yönelen kimse demektir. Kur'ân'da bu kelime, tevhidi yani Allah'tan başka tanrı tanımama inancını getirmiş olan İbrahim dininin de sıfatı olarak kullanılmıştır: "İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyandı fakat hanif (dosdoğru) bir Müslümandı. Müşriklerden de değildi" (Âli İmrân: 94/67). Göğe bakıp yıldızların, ayın ve güneşin battığını gören İbrahim'in, batan şeylerin tann olamayacağını anlayarak sadece Allah'a yönelmesi kavmine, Tanrı diye tapılan şeylerin gerçek tanrı olamayacağını söylemesi, bir tevhit kanıtı olarak anlatılmaktadır.Hanif, içtenlikle sadece Allah'a yönelmek, O'na tapmaktır. İbadeti sadece Allah'a halis kılmaya, O'ndan başka hiçbir şeye iltifat etmemeye hanif dini ve İbrahim milleti denilir. Hz. Peygamber'e, "Sen İbrahim dinine uy" emri, Peygamberin bütün düşünce yapısını, inancını yansıtmaktadır. Bu sözden onun, sadece hanif bir yaşantı içinde olduğu anlaşılır.

Devamını Oku

Peygamberlerin getirdiği mesajların içeriği evrenseldir

25 Kasım 2005

Soru: İbrahim Suresi 4'üncü ayetinde şöyle deniyor: "Biz, her peygamberi kendi toplumunun diliyle gönderdik. İlle de öyle yaptık ki, o toplumdan olanlara anlatabilsin." Acaba bu, Hz. Muhammed'in Arap toplumunun peygamberi olduğu anlamına mı geliyor? (Uğur Ertan)Cevap: Elbette her peygamber gibi Hz. Muhammed de ilk önce Arap toplumuna gönderilmiştir. Onun getirdiği mesaj, dil itibariyle Araplara hitap eder ve Arapların anlaması için Arap diliyle indirilmiştir. Ama her peygamber gibi onun getirdiği mesajın içeriği evrenseldir.Bütün Tanrı elçilerinin mesajları dil itibariyle nasyonal, içerik itibariyle enternasyonaldir. O mesajı okuyup anlayan ve uygulayanlar mutlu olur, iki cihan saadetine erer. Nitekim Kur'ân, Hz. Muhammed'in peygamberliğinin evrenselliğini açıklamıştır: "Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik fakat insanların çoğu bilmezler" (Sebe: 28), "Biz seni ancak âlemlere rahmet için gönderdik" (Enbiya: 107).Süslenmek kadınların doğasında vardırSoru: Kaş almak dinimizce günah mı sayılıyor? (Merve Şimşek)Cevap: Kadının aşırı olmamak kaydıyla süslenmesi mubahtır. Ancak başkalarını tahrik edici biçimde makyaj doğru olmaz. Kaş alma meselesine gelince, bu gibi şeyler Kur'ân'da açıklanan din hükmü değildir. Gerçi Hz. Peygamber'in dövme yapanlara, yaptıranlara, yüzünün kıllarını çekenlere lanet ettiğine dair bir rivayet varsa da bunların, erkek ağırlıklı anlayışın ürünü olup Peygamber'e yakıştırıldığı açıktır.Asıl dininin haram hükmü Kur'ân'la sabit olur, doğru olup olmadığı belli olmayan rivayetlerle değil. Süslenme kadının doğasında vardır. Hz. Peygamber zamanında da kadınlar süslenirdi. Peygamberimiz, bir seferden döndüklerinde, eğer hanımların, kocalarının dönmesinden haberdar olmadıkları için dağınık bulunabilecekleri geç vakit olmuş ise ashabını Medine dışında konaklatır, evlerine uygun zamanda gitmelerini, hanımlarına süslenmeleri için fırsat tanımalarını öğütlerdi.

Devamını Oku

Emzirmekten doğan haramlık

24 Kasım 2005

Soru: Ben Güneydoğuluyum. Bizim oraların inancına göre bir erkek, kendi süt kardeşiyle evlenemez. Ama bunlar birbirini seviyorsa o zaman ne olacak?Cevap: Nisa Suresi'nin 24'üncü ayetinde evlenmenin haram olduğu kadınlar arasında süt anneler ve süt bacıları da sayılmaktadır. Süt anne, kişiyi emziren kadın yahut bu kadının nesep veya süt anneleri, nineleridir. Bunların hepsi emene haram olduğu gibi süt bacıları da haramdır. Süt emziren kadın, emen çocuğun annesi durumuna, çocukları da kardeşleri durumuna geçer. Kur'ân-ı Kerîm'den, sadece süt emziren kadınla, kendisine ebedi nikâh düşmeyen akrabasının, emen kimseye haram olduğu anlaşılır.Süt emenin haram kılınması, küçük yaşta emdiği sütün, vücuduna karışması yani çocuğun kadından bir parçayı taşımasından ve bir de süt emziren anneye saygıdan ötürüdür. Bundan süt analığı doğar. Böylece o kadının kendisi, çocukları, kökleri ve dalları emen kimseye haram olur. Sütten doğan haramlık, ancak süt emme yaşında emmekle sabit olur ki bu da Bakara 233. ayette belirtildiği üzere ilk iki yaştır. İki yaşından sonra emmek, haramlık doğurmaz. Hz. Peygamber'in de "Sütten haram kılan, çocuk henüz sütten kesilmeden önce memeden verilip çocuğun bağırsaklarını besleyendir" dediği rivayet edilmiştir. Bu ayet ve hadisin hükmü gereğince ashab-ı kiramdan ve tabiilerden ilim sahipleri, iki yaşından sonra süt emmenin, haram hükmü doğurmayacağını söylemişlerdir. Ayrıca son hadise göre çocuk ancak memeden emince süt hükmü geçerli olur.Vicdanınıza danışınSoru: Bir yazınızda korsan CD almanın kul hakkına girdiğini belirtmiştiniz. Bu sadece kendi malımız için mi geçerli? Yabancıların korsan CD'sini almak da kul hakkına mı girer? "Gitsin kendi ülkesinde satsın. Zaten onlara yatıracağımız her kuruşu bize karşı kullanırlar" deme hakkımız var mı? (Mert Satır)Cevap: Başkasına ait olan bir şeyi, izinsiz almak hırsızlıktır. "Bizi sömüren yabancılara niçin paramız gitsin. Sonra onlar bizim paramızı bize karşı kullanırlar" gerekçesiyle insanların hakkını çalmak hiçbir dine sığmaz. Size saldıran yabancılarla cephede savaşırsınız ama durup dururken insanların alın terini çalamazsınız. Eğer din, sizi hakka saldırmaktan, yalancılıktan, kanunsuzluklardan menetmiyorsa o din değildir. Ama maalesef insanlar çıkarları için dini istedikleri gibi yorumluyorlar.

Devamını Oku

Kur'ân'a aykırı olan rivayetlere itibar etmeyin

24 Kasım 2005

Soru: Kadınların namazda baş örtüsü kullanmaları gerekli mi? Kabirde sorgulama ve sorgu meleklerinin Münker ve Nekîr adını taşıdıkları gerçek mi? (A. Bezgin)Cevap: Kur'ân'a göre baş örtüsü, yabancı erkeklere karşı kullanılan bir giysidir. Namaz için böyle bir şarttan söz edilmez. Ancak tefsir ve fıkıh kitaplarına göre kadının, namazda da baş örtüsü takması gerekir. Çünkü fıkıh kitaplarında namaz kılabilmek için bazı şartlar sayılır. Bunlardan birisi de setr-i avret (yani avreti örtmek)tir. Mezhepler arasında görüş ayrılığı bulunmakla beraber genelde erkekler için göbekle diz kapağı arası, kadınlar için el yüz hariç bütün beden, kapanması gereken avret kabul edilir.Kur'ân'a göre ahirette suçlulara günahlarından sorulmayacağı çünkü zaten suçların izlerinin ruhlarda açık biçimde görüleceği, sorgulamaya gerek kalmayacağı, kişinin organlarının ve derilerinin yaptıkları eylemlere tanıklık edeceği belirtilmektedir. Bu Münker Nekîr meselesi, sadece Tirmizî'nin garip diye nitelediği bir rivayete dayandırılmaktadır. İnanç sorunu, bir veya iki kişinin rivayetiyle kanıtlanamaz. Kesin dayanak ister. Hele Kur'ân'ın açık ifadesine aykırı olan bu tür rivayetler üzerine inanç bina edilemez. Çünkü bunları kabul etmek, Kur'ân'ın açık beyanını bir kenara atmak anlamına gelir. Daha önce bu konudaki soruya verdiğim cevabı, "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimde bulabilirsiniz.Şehitlik dini mertebedirSoru: Babam kansere yenik düştü. Çevremden duyduğuma ve bir iki yerde okuduğuma göre kanserden ölen şehit oluyormuş. Bu doğru mu? (Zeynep Şen)Cevap: Şehit, Allah, millet ve vatan için yapılan savaşta öldürülen kimsedir. Savaşta yahut katil, eşkıya, hırsız saldırısıyla öldürülen, üzerinde yara izi olarak savaş meydanında ölü bulunan kimse şehittir. Şehitlik, dini bir mertebedir. Müslüman olmak şarttır. Bu şekilde öldürülmüş olan kimse, vurulduktan sonra üzerinden bir namaz vakti geçmeden ölürse yıkanmadan, namazı kılınıp kanlı elbisesiyle gömülür. Ayrıca hadislere göre ateşte yanmak, suda boğulmak, veba, kanser gibi onulmaz hastalıklardan yahut gebe, namusunu korumuş olarak ölen bakire kadın, gurbette, ailesinden uzak yerde ölen, yıldırım çarpmasıyla, hayvan parçalamasıyla ölen, suda boğulan, yıkıntı altında kalıp ölen de şehit sevabı alır (Tahtâvi'den. Ni'met-i islâm, 2/626).

Devamını Oku

Sağlık Bakanlığı yetkililerine...

22 Kasım 2005

Kriz geçiren babasının, Kırşehir Devlet Hastanesi'ne kaldırıldığını, oradan Kayseri Devlet Hastanesi'ne sevk edilince Mucur'da vefat ettiğini belirten okurum Erdal Pektaş'ın üzüntüsünü Sağlık Bakanlığı'nın dikkatine sunuyorum: "30 Ekim 2005 gecesi (Kadir Gecesi) saat 11.30 sularında mide ağrısı şikayetiyle uyanan babam, salona annem ve ağabeyimin yanına geliyor. Hemen hazırlanıp hastaneye götürüyorlar. Asansöre kadar yürüyen babam yere yığılıyor. Ağabeyim hemen ambulans çağırıp Kırşehir Devlet Hastanesi'ne yetiştiriyor. Nöbetçi doktor ilk müdahaleyi yapıp, 135 kilometre uzaklıktaki Kayseri'ye sevk ediyor. Babam Kırşehir'e 22 kilometre uzaklıktaki Mucur ilçesi yakınlarında ikinci bir kriz geçirip Mucur Devlet Hastanesi nöbetçi doktorunun tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamıyor.Benim bu yazıyı size göndermemin nedeni, doktorlarımızı eleştirmek veya kötülemek değildir. Sizden ricam Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir şehrinin devlet hastanesinde cihaz, uzman personel veya gerekli tıbbi ekipman neden yok? Bu sadece babamın başına gelmiş bir olay değil, inanın taziye ziyaretine gelen hemen hemen herkesin Kırşehir'de bu tip bir olay başından geçmiş.Benim amacım başka birinin babası, annesi veya bir yakınının başından böyle bir olay geçmesine mani olabilmek. Normalde ilçelerden köylerden hastaların şehirdeki hastaneye sevk edilmesi gerekirken, bir ilden başka bir ile, hem de bu ilin Ankara ve Kayseri'nin ortasındaki bir İç Anadolu şehrinde meydana gelmesini aklım almıyor.Ne gerekiyor da yapılmıyor. Uzmanı yoksa uzman cihazı yoksa cihaz getirilsin. Bence AB'ye üye olabilmek için çaba sarf edileceğine önce bu tip olaylarla ilgilenilmeli. insan hayatı bu kadar ucuz mu? Benim babam bu devlete 35 sene hizmet etmiş, 3 evlat yetiştirmiş bir insandı. Ben de bu devletin silahlı kuvvetlerinde görev yapmaktayım. Keza ağabeylerim de... Bizlerin de mi sonu böyle olacak soranm size? Erdal PEKTAŞ"Saç boyatmak günah mı?SORU: Erkekler için saç boyamak ve saç ektirmek dinimizce yasak mıdır? (M. Yılmaz)CEVAP: Saç sakal boyamak sünnettir. Peygamberimiz de sakalını boyardı. Ancak boyanın, yaşa uygun düşmesi gerekir. 90 yaşındaki bir kişinin saçını simsiyah yapması uygun düşmez. Ama bunun dini bir sakıncası yoktur. Saç ektirmenin de sakıncası yoktur.

Devamını Oku