Namaz oruç gibi ibadetler Allah'ı zikir demektir

15 Aralık 2005

Kadınların âdet halinde ibadet yapıp yapamayacağı konusunda daha önce de hayli soru gelmiş ve bunları cevaplamıştım. Demek ki cevaplarım herkese ulaşmıyor ki aynı sorular devam ediyor. Kaan Eniz diyor ki: "Eşim âdet halinde namaz kılmak istiyor. Ben 'uygun değildir' diyorum. Bu tartışmayı nasıl bitirebiliriz?" Ferhan Tunçel de aynı konuyu soruyor: "Kadınların âdet dönemi, ibadete engel olan bir durum mudur? Düzenli namaz kılan bir kadına her ay bir hafta namazı bırakmak acı veriyor. Bu geçen bir haftadan sonra, insanın tekrar aynı namaz disiplinine uyum sağlaması da zorlaşıyor. Kadınların bu durumu hakkında Peygamberimizin mütevatir sünnetini açıklar mısınız?"Şunu iyi biliniz ki âdet günlerinde ibadet yasağını Kur'ân getirmedi. Kur'ân, âdet günlerinde cinsel ilişkiye girmeyi erkeklere yasakladı. Sebebi de kadının eziyet çekmesini, kocasından utanmasını, eşler arasına soğukluk girmesini önlemektir.Uydurma rivayetlerNamaz, oruç gibi ibadetler Allah'ı zikir demektir. Allah'ı anmanın yasağı olur mu? Cünüp olan insan dahi su bulamazsa teyemmüm edip namazını kılar. Âdet hali, cünüplükten daha mı kötü bir haldir ki ibadete engel olsun? Ayrıca üç günden az veya on günden fazla gelen âdet kanı, hastalık kanı kabul edilir. Böyle durumda kadın ibadetlerini yapar. Üç günden az veya on günden fazla gelirse kanın özelliği mi değişir? Hepsi âdet kanıdır. Bu rivayetler uydurmadır. Eğer bir ibadet yasağı olsaydı, Kur'ân bunu belirtirdi. Kur'ân'ın bir yasak koymadığı konuda böyle rivayetlerle yasak konamaz.Allık bu insanların akıllarını başlarına alması gerekir. Böyle yapa yapa kadınların işini güçleştirmişler, onları her ay namazdan geri bırakmışlar. Böyle olunca da okurumuzun belirttiği gibi kadın namaz kılmıyor. Bu vebaldir. Bu vebalden Kur'ân aydınlığına dönmemiz gerekir. Peygamberimiz, "Helal, Allah'ın kitabında helal kıldıkları, haram da ancak Allah'ın kitabında yasakladıklarıdır" buyurmuştur. Kur'ân da Allah'tan başka kimsenin helal, haram koyma hakkının olmadığını vurgulamış, böyle zanna dayalı rivayetlerle yasaklar koyan kimselerin, Allah'a iftira etmiş olacaklarını, öylelerinin iflah olmayacaklarını belirtmiştir. Hanımlar, âdet günlerinizde ibadetlerinizi, namazını bırakmayınız.

Devamını Oku

Kin ve nefretle üretilen uydurma rivayetler...

14 Aralık 2005

Soru: Duyduğuma göre kıyamete kadar bütün Yahudiler yok olacakmış. Acaba bu doğru mu? (Mehmet Akçiçek)Cevap: Geleceği Allah'tan başka kimse bilmez. Bu tür sözler, Yahudi düşmanlığıyla dolmuş bazı insanların kin ve nefretiyle üretilen rivayetlerdir. Kıyamete daha belki milyarlarca yıl var. O zamana dek hangi millet varlığını sürdürür, hangi millet yok olur, bunu sadece Allah bilir. Kur'ân, hiçbir milleti toptan mahkûm etmez, her ulus içinde olduğu gibi Yahudiler'de de kötü insanlar yanında iyi insanların da bulunduğunu vurgular: "Musa kavmi içinde doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir topluluk da vardır" (Araf: 159)."Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimdeki "İlahi Dinlerin Ruhbirliği" adlı yazımı okumanızı tavsiye ederim. Bazıları böyle kaynak göstermemi reklam gibi algılayabilirler. Reklamı, gösterişi sevmem. Ancak bu sütunda bütün düşüncelerimi yansıtmam mümkün değildir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlere kaynak veriyorum. İlle de gidip bu kitapları satın almak gerekmez. Basılan kitaplar resmi kütüphanelerde vardır. Merak eden gidip orada da okuyabilir.Gusül abdesti, namaz kılmak için yeterli mi?Soru: Gusül abdesti alan biri, namaz kılmak için tekrar namaz abesti almalı mı?Cevap: Gusül abdesti, namaz kılmak için yeterlidir. Namaz kılan kişinin, Allah'ın huzurunda olduğunu düşünmesi gerekir. Aksi takdirde o namaz, ruhundan soyutlanmış, şekilden ibaret kalmış olur. Allah'ı düşünerek namaz kılmak, insan ruhunu etkiler, onu iyiliklere yöneltir, ahlakını düzeltir, kötülüklerden uzaklaştırır. İnsanda hiçbir olgunluk, bir düzelme meydana getirmeyen namaz, gerçek namaz sayılmaz, bir alışkanlıktan ibaret kalır.İbn Abbas'tan aktarılan bir Peygamber sözünde, "Kimin namazı onu fuhuştan ve kötülükten men etmezse o namazın, o insana, kendisini Allah'tan uzaklaştırmaktan başka bir katkısı olmaz" (Taberânî; Feydu'l-Kadîr: 6/221) buyurulmuştur. Gerçi bu hadis zayıftır ama namazda huşunun, saygının önemini belirtmesi bakımından önemlidir. Hasan-ı Basri de, "Kimin namazı kendisini fuhuştan ve kötülükten men etmezse onun namazı namaz değildir. O namaz, onun üzerine bir vebaldir" demiştir (Keşşaf: 3/192).

Devamını Oku

Hz. Ali zamanında Şii-Sünni diye bir bölünme yoktu

13 Aralık 2005

Bir okurum, Hz. Ali'nin kurduğu Şii mezhebinde dinin namaz, oruç, hac gibi ibadetlerinde neden değişiklik yaptığı şeklinde bir soru yöneltiyor ve bunu aklının almadığını söylüyor. Doğrusu benim de bu soruyu aklım almadı. Çünkü Hz. Ali asla bir mezhep kurmamış, Peygamberimizin dininde en ufak bir değişiklik yapmamıştır. O, Peygamberimizin yerleştirdiği tevhit dinini, bütün hükümleriyle uygulamış ve uygulatmış-tır. Şii ismi de Hz. Ali tarafından, dini anlamda kullanılmamıştır. Şii, yandaş demektir. Baş gösteren bölünmelerde Hz. Ali'ye bağlı kalanlara "Ali'nin şiası" yani "yandaşları" denmiştir ki bu isim, dini olarak bir mezhep veya değişim anlamını taşımaz. Ali zamanında Şii-Sünni diye bir bölünme yoktu. Bu bölünme daha sonraki zamanlarda gelişen tarihi olayların ve koşulların sonucudur. Kur'ân'ı ve onun yönetmeliği durumundaki sağlam Peygamber sözlerini kabul eden herkes İslâm dairesi içindedir, kardeştir.Çocuk istememek günah mı?SORU: Ben çocuk yapmak istemiyorum. Bu dinimize göre günah mı? (Cumhur Öz)CEVAP: Çocuk yapıp yapmamak size ait bir seçenektir. Günahkâr olmazsınız. Korunma yöntemleriyle çocuk olmasını önlemek caizdir. Ancak anne karnına düşmüş bir çocuğu kürtajla almak, zorunlu bir neden olmadan haramdır, cinayet olur. Dünyaya gelen her birey, ergenlik cağına erdikten sonra yaptıklarından kendisi sorumludur. Baba onu eğitir, elinden geldiğince güzel yetiştirmeye çalışır. Ama rüşt cağına geldikten sonra yapacağı sevap veya günah çocuğun kendisine aittir. Baba, çocuğunun günah işlemesine neden olmamışsa onun günahından sorumlu olmaz. Herkes kendi kader kulvarında koşar.Ölülerin ruhu için dua edilirSORU: Bir yazınızda ölülere Kur'ân okunması onlan mutlu eder, ruhları şad olur diyorsunuz. Ancak bir başka yazınızda bu uygulamayla Kur'ân'ı ölü kitabı haline getirildiği belirtiyorsunuz. Burada bir çelişki söz konusu olabilir mi? (Mahmut Çakırtaş)CEVAP: Kur'ân ölünün ruhuna bağışlanmak için okunmaz ama Kur'ân okuyan kişi, ardından ölünün ruhu için dua ederse anılan ruh bundan sevinmez mi? Bu bir duadır, eğer duanın yararı olmasaydı Peygamberimiz ölmüşlere dua etmezdi, cenaze namazı da aslında bir dua değil mi?

Devamını Oku

Müslümanlar ne yapsa suç

13 Aralık 2005

Belçika'dan yazan Yakup Yurt'un mektubunun birinci bölümünü dünkü yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bugün mektubun son kısmını yayınlıyorum.Batılılar, kırk yıldır bu ülkelerde yaşayan çoğunlukla fakir yabancıları sevmiyorlar. Medya destekli ırkçılık, Avrupa genelinde yükselişte. Hedefte varsa yoksa Müslümanlar. Ne yapsalar suç... Bataklık kurutulmuyor, sivrisinekler öldürülüyor. Fakirlik, cehalet, adaletsizlik devam ettiği sürece terörü önlemenin imkânsız olduğunu çok iyi biliyor yetkili merciler. Amma ve lakin önlemek istermiş gibi konuşup, tam tersine gelişmesi için her şeyi yapıyorlar. Bu arada olan, tüm dünyanın fakirlerine oluyor. Bir gece kar yağıyor, Brüksel sokaklarında iki evsiz insan ölüyor. Sosyal haklar cenneti Belçika'da iki bin, AB'nin başkenti Brüksel'de bin iki yüz evsiz varmış. Brüksel'de metroda ve yollarda dilenciden geçilmiyor.Umutsuz olanlarŞu pisliği, şu bombalama, şu intihar eylemini yapan kişi Türk, Faslı, Belçikalı, şuralı, buralı... Kim olursa olsun, yapan bir insan sonuçta ve mutlaka fakir biri. Mutsuz ve gelecekten umutsuz. Canından başka kaybedecek bir şeyi kalmayan... O insanların potansiyel zenginliklerini soyup onlan bugünkü yoksul hale sokan kim? Batılılar değil mi? Ne işi vardı Hollandalıların 7-8 bin kilometre ötedeki Endonezya'da? Ne işi vardı İngilizlerin binlerce mil uzaktaki Güney Afrika'da, öteki Afrika ülkelerinde. Sömürmek temel amaç. Önce Hristiyanlaştırıp uysallaştırmak, sonra sömürmek. Bir Güney Afrikalı papaz bu durumu gayet güzel ifade etmiş:Tek derdi petrol"Batılılar geldikleri zaman onların boyunlarında İncil, bizim elimizde (toprağı işleyen) sapan vardı. Onlar İncil'i bizim boynumuza astılar, elimizdeki sapanı kendileri aldılar."Sömürünün en acımasız örneği de gözümüzün önünde cereyan ediyor. Amerika'nın işi ne Irak'ta? Iraklıları özgürlüğe kavuşturmak ha? Derdi mi Amerika'nın, Irak halkının özgürlüğü? Onun tek derdi petroldür, petrol. Irak'ın servetine sahip olabilmek için ülkeyi bölmek gerekir. Şimdi onu yapıyorlar. Kürdü, Arabi, Sünnisi, Şiisi, Türkmeni... Böl, yutması daha kolay olur. Şimdi Irak halkı Saddam devrini mumla arıyor. Çünkü kardeş kardeşi öldürüyor. Sonu nereye varır, tahmini güç değil.

Devamını Oku

Müslümanlara karşı acımasız bir kampanya

12 Aralık 2005

Belçika'dan mail adresime bir elektronik mektup geldi. Bu mektubun ilginç bulduğum bazı paragraflarını siz okurlarımla paylaşmak istedim. Yakup Yurt diyor ki: Geçen gün Belçika gazetelerinin birinci sayfalarını Muriel Dagauque isimli genç bir bayanın fotoğrafları süslüyordu. Küpeli, dudakları boyalı, hoş tebessümlü, gözleri siyah sürmeli... İşte bu genç ve güzel (Avrupalı) kadın, 9 Kasım tarihinde Bağdat yakınlarında, Amerikan ordusuna ait bir konvoya saldırı düzenlerken ölen çılgın intihar komandosuymuş. Ve henüz 38 yaşındaymış.Zavallı Charleroi'da doğmuş, Charleroi'da büyümüş, Charleroi'da bir kahvehanede ve daha sonra da bir fırında çalışmış. Sosyal konutlarda oturan fakir bir ailenin kızıymış. Önce bir Türk ile evlenmiş ve böylece İslâm diniyle tanışmış. Muriel olan Hristiyan adını Meryem ile değiştirmiş. Sonra Türk kocasından boşanmış.Kocası öldürülmüşDört yıl önce, kendisinden yedi yaş küçük, Fas asıllı bir Belçikalı olan İssam Goris ile tanışmış. Genç adam Muriel'i Fas'a götürmüş. Daha sonra tekrar Belçika'ya gelmiş ve Brüksel'de Gare du Midi yakınlarında bir semte yerleşmişler. Geçen ağustos ayında İssam ve Muriel, otomobilleriyle Türkiye ve Suriye üzerinden Irak'a gitmişler. Irak'ta, Muriel'in gerçekleştirdiği söylenen suikastten önce, kocası İssam Goris Amerikalı askerlerce öldürülmüş. Ve bundan sonra acımasız kampanya bütün haşmetiyle harekete geçti. Müslüman toplum, potansiyel olarak içinde terör barındıran bir bütün gibi sunuluyor medyada.Müslümanlar ise korkulması, uzak durulması gereken insanlar. Komünizmin çöküşünden ve ikiz kuleler olayından sonra yeni bir evrensel düşman yaratıyor kendisine kapitalist sistem. Ve İslâm dinine mensup insanları monolitik bir bütün olarak sunuyorlar. Genelleme mekanizması hiçbir engel tanımıyor. Örneğin benim gibi laikleri kasten unutuyorlar. Medya terörü herkesi her şeye inandırıyor. Yaratılmak istenen ve bence neredeyse yaratılmış olan sabit fikir şöyle formüle edilebilir: 'İyilik, güzellik, barış Batıda; kötülük, çirkinlik, şiddet İslam'da.' Ve bunun mantıkî devamı: 'Öyleyse günah bizden gitti, onları dövebiliriz.'Devam Edecek...

Devamını Oku

Hz. Ömer'den ders alınacak davranışlar

11 Aralık 2005

Dünden devamHz. Ömer, zimmet halkından (Hristiyan tebaadan) yaşlı bir adamın yiyecek dilendiğini görünce ona, "Biz sana insaflı davranmadık. Gençliğinde senden cizye (vergi) aldık. İhtiyar halinde seni böyle perişan ettik" demiş ve çoluk çocuğu olan bu adama Beytü'lmal'den (Hazineden) yeterli derecede maaş bağlatmıştır.Bir gece kentin halini yoklamak üzere gezerken, kenar mahallede bir çadır içinde ağlayan çocuklarını avutmaya çalışan bir kadın görür. Kadının, çocukları avutmak için ateş üstündeki çömlek içinde yemek pişirilmiş gibi davrandığını, aslında sadece suyu karıştırdığını görünce gider, sırtına yiyecek yüklenip kadına getirir. Kendisine yardım etmek isteyen arkadaşına, "Bu benim sorumluluğumdadır. Bu yükü benim taşımam gerekir" der. Getirdiği azığı eliyle pişirip çocukları doyurduktan sonra ertesi gün, dairesine çağırdığı kadına maaş bağlatır. Hz. Ömer'in, devletin mumunu kendi özel işinde kullanmadığı meşhurdur.Hiç inandırıcı değilYöneticiler, milletin her bireyinden sorumludur. Sizler, halkın bindiği geminin kaptanısınız. Kaptan tehlike anında önce kendi canını değil yolcuları kurtarır, sonra kendisini. Ne işiniz var öyle şatafatlı gezilerde? Millet nasıl giyiyorsa öyle giyinin, ne yiyorsa onu yiyin. Halkı temsil etmek nasıl olur başka türlü? 1973 yılında Mısır'da bir Osmanlı prensinden dinlediğim şu fıkra ne kadar anlamlıdır: "Babam öldüğü için annemle beraber dedem Sultan Reşad'ın yanında kalıyorduk. Enver Paşa, teyzemin kocası. Bir gün teyzem bizi davet etti. Paşa'nın evinde güzel yemekler yedik.Ertesi gün acıktım. Annem sarayda bulunan sade yemeği getirdi. Ben, ille Enver Paşa'nın evinde yediğimiz yemekten isterim diye ağlamaya başladım. Sesime gelen dedem, neden ağladığımı öğrenince dedi ki: Evladım, Enver Paşa kendi çocuklarının babasıdır. O, çocuklarına istediğini yediriyor. Ama ben bütün milletin babasıyım. Millete ne yediriyorsam çocuklarıma da ancak onu yediririm."İşte yönetici böyle olmalı, milletin yaşadığı gibi yaşamalı, lüks içinde değil. Hem dinden, adaletten söz edip hem de padişahlar gibi yaşamak inandırıcı olmaz. Bizden söylemesi. Bunlar sizin ağırınıza gitse de yine dost sözüdür. Dost bazen acı söyler!

Devamını Oku

Dost bazen acı söyler...

9 Aralık 2005

Önceki akşam hava epey kararmıştı. Arabayla Üsküdar'dan karşıya giderken Boğaz Köprüsü'nden önce her zamanki gibi yoğun bir trafik vardı. İşte bu trafik kargaşasının içinde, ağır hayat şartları altında saçları ağarmış, yüzü kırışmış, yaklaşık 60 yaşlarında bir vatandaş gördüm. Canını, trafik kaosunun tehlikesine atarak elindeki torbada bulunan kâğıt helvalarını sarmaya uğraşıyordu. Alan da pek olmadığından mı neden, bazen kara kara düşünüyor, dalgın dalgın yürümeye çalışıyordu. Acıdım, ülkenin düzenine isyan ettim.Mehmetçiğe kurşun sıktılar60 yaşındaki insanı, ekmek parasını kazanabilmek için o durumda bırakan yöneticiler utanmalı. Memleket bu haldeyken bizim bakanlarımız, hanımlarını alarak Yeni Zelanda'ya, Avustralya'ya geziye çıkıyorlar. Ne sağlayacaksınız oralardan? Kim bedava bir şey verir, almadan? Şimdi Anzaklara neredeyse "şehit, kahraman" diyeceğiz, onların hoşuna gitsin diye. Onlar buraya dostluk için değil, savaşmak için geldiler. Ülkesini işgalcilere karşı koruyan Mehmetçiğe kurşun sıktılar. Saldırganların ölüleri, sadece ölüdür. Şehit olan, vatanlarını koruyan Müslüman Türk askerleridir. Onlara anıtlar yapmanın anlamı yok. Bence bu, Çanakkale şehitlerinin ruhunu incitir.Güveninizi yitiriyorsunuzBırakın ticari gezileri özel sektör yapsın, tüccar yapsın, sanayici yapsın. Siz ülkeyi yönetin, oturun da gece gündüz, "şu yoksul insanları nasıl doyururuz, şu iş yerleri kapanan küçük esnafın sıkıntısını nasıl gideririz, onlann aç kalacak çoluk çocuğunun derdini nasıl dindiririz" diye düşünün. Bunun için seyahat gerekiyorsa hanımlarınızın işi ne? Kimin parasıyla gidiyorsunuz, bu kadar masrafı çeken kim? Bu milletten toplanan vergiler öyle mi harcanmalı?Ne bu kadar şatafat, saltanat? Davranışı sözlerine uymayan, güven vermez. Nitekim güveninizi yitiriyorsunuz. İyi bilin ki Allah'a karşı sorumlusunuz. Şu aç kalan insanların feryatlarından, şu 60 yaşında yoğun trafik arasında ekmek parasını kazanmaya çalışan ihtiyarın, meşakkatinden, ıstırabından sorumlusunuz.Yarın: Hz. Ömer'den ders alınacak davranışlar

Devamını Oku

Allah'a inanan komşusuna eziyet etmez

9 Aralık 2005

* Dünden devamKomşulukla ilgili bazı hadisler şunlardır: "Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa komşusuna eziyet etmesin" (Buharı, Müslim), "Komşular üç kısımdır. Bir komşunun bir hakkı, bir komşunun iki hakkı, bir komşunun da üç hakkı vardır. Birincisi müşrik komşudur. Bunun yalnız komşuluk hakkı vardır. İkincisi Müslüman komşudur. Bunun İslâm hakkı ve komşuluk hakkı vardır. Üçüncüsü Müslüman ve akraba komşudur. Bunun komşuluk hakkı, İslâm hakkı ve akrabalık hakkı vardır" (İbn Kesîr, Tefsir: 1/495)."Ağır işler teklif etmeyin"Elinin altında çalışan hizmetçilere, işçilere güzel davranmak, Kur'ân'ın emridir. Ebu zerri'l - Gifari şöyle diyor: "Benimle kardeşlerimden biri arasında bir hadise oldu. Onun anası yabancıydı. Kendisini anasından ötürü kınadım, ona hakaret ettim. Beni Peygamber (s.a.v.)'e şikâyet etti. Peygamber (s.a.v.) ile karşılaştığımda bana, 'Ey Ebuzer, sen içinde cahiliyyet bulunan bir adamsın' dedi. 'Ya Resulallah' dedim, 'Kim adamlara söverse onlar da onun anasına babasına söverler (O bana sövdü, ben de onun anasına hakaret ettim).' Buyurdu ki: 'Ey Ebuzer, sen içinde cahiliyyet ahlakı bulunan bir adamsın. Onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin ellerinizin altına vermiştir. Yediklerinizden onlara da yediriniz, giydiklerinizden onlara da giydiriniz. Onlara ağır işler teklif etmeyiniz. Eğer teklif ederseniz onlara yardım ediniz" (Müslim; Buhârî).Kendisi için sadaka olurİbn Mâce ve Ahmed ibn Hanbel'in rivayet ettikleri bir hadise göre kişinin, kendi nefsine, çocuğuna, karısına ve hizmetçisine yedirdikleri, kendisi için sadaka olur. Allah'ın Elçisi, hizmetçiye yemek yedirdiği zaman onu sofraya oturtup beraber yemek yemeyi tavsiye etmiş, sofrada oturmayacaksa, yemeğin sıcaklığını ve tadını hissetmiş olan hizmetçinin yemekte gözü kalmaması için hiç değilse ona bir iki lokma vermeyi emretmiştir. Allah Elçisi'nin bir öğütleri de şudur: "Üç şey var ki kimde bulunsa, Allah onu korur ve cennetine sokar: Zayıfa acımak, ana babaya şefkat, merhamet, el altında bulunanlara iyilik" (Tirmizî, Kıyamet: 48).

Devamını Oku