"Fatiha'sız namaz olmaz"

23 Aralık 2005

Soru: Camilerde kılınan bazı vakit namazlarında (örneğin öğlen namazı), niçin imam sesle okumaz? Biz o zaman hiçbir şey okumadan beklemeli miyiz? O an ne yapmamız gerekir? (Erdoğan Uzum)Cevap: Fıkıh kitaplarına göre Hz. Peygamber, öğle ve ikindi namazlarında Kur'ân'ı içinden okumuş, böyle olması gerekli görülmüştür. Benim kanaatime göre öğle ve ikindi namazları, Kur'ân ile sabit namazlar değil, Peygamber'in kendi içtihadıyla kıldığı namazlardır. Peygamberimiz, kendi içtihadıyla kıldığı ve kıldırdığı namazlarda gizli okumuş ama Kur'ân'ın emriyle kıldırdığı namazlarda açık okumuştur.Yani öğle ve ikindi namazları mütevatir sünnettir. Peygamberimiz, kendiliğinden kıldığı (sünnet) namazlarda gizli okumuştur. İmama uyanlar, Hanefi mezhebine göre sadece Subhaneke'yi okuyup susarlar. İmamın okuması cemaat için de yeterlidir. Fakat diğer fıkıh okullarına göre cemaatin de kendi içinden Fatiha okuması gerekir. Ben de bu kanaatteyim. Çünkü Peygamberimiz, "Fatihasız namaz olmaz" buyurmuştur. Cemaatin susup durması yerine Fatiha'yı huzur ile okuması daha iyidir.Kur'an okumak farzdırSoru: Namazda okunacak Kur'ân'ın belli bir uzunlukta olması şart mı? Örneğin herhangi bir surenin herhangi bir ayetini ya da ayetlerini Fatiha'dan sonra okuyabilir miyim? (Zafer Sağlam)Cevap: Namazda farz olan Kur'an okumaktır. Fatiha'yı okumak vaciptir. Farz namazların ilk iki rekâtında, nafile namazların bütün rekâtlarında bir ayet olsun Kur'an okumak farzdır. "Sununa nazara" gibi iki kelimeden meydana gelen kısa bir ayet dahi okunsa yeter. Kur'ân'ın en kısa ayeti, tek kelimeden ibaret olan "mudhâmmetân" (Rahman: 64. ayet), en uzun ayeti de Bakara Suresi'nin 282. ayetidir.Estetik ameliyat caiz mi?Soru: Estetik yaptırmak günah mı? Tabii keyfi olarak değil. Eğer bir kişi vücudundaki bir yeri kafasına çok takıyorsa, bunu ciddi anlamda sorun yapıyorsa kendisini daha iyi hissetmesi için estetik yaptırması dinimizce günah olur mu? (Tuna Alev)Cevap: İnsan, vücudunda takıntı haline getirdiği bir kusurunu estetik ameliyatla düzeltebilir. Bunda hiçbir sakınca yoktur.

Devamını Oku

Şeytanın kıskançlığı...

23 Aralık 2005

Soru: Okuduğum bir ayette, Hz. Adem ve Hz. Havva'nın cennetten dünyaya gönderilirken şeytana uydukları ve Allah tarafından cezalandırıldıkları yer alıyor. Allah iki insanı ve şeytanı kastederek, "Haydi birbirinize düşman olarak dünyada belli bir süre yaşayın" buyuruyor. Burada adı geçen düşmanlık sadece insanı ve şeytanı mı yoksa kadın, erkek ve şeytanı mı kapsıyor. Bu durumda üç varlığın da birbiriyle düşman olması gerekmiyor mu? (Hasan Hakkı Gökçül)Cevap: "Birbirinize düşman olarak inin" ifadesinde şeytanla insan arasındaki düşmanlık kastedilmiştir. Çünkü şeytanın insana düşmanlığı zaten başka yerlerde de vurgulanır. "Ey Adem, bu senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun" (Taha: 117). Bu düşmanlığın nedeni de şeytanın kibir, gurur ve kıskançlığıdır. Fakat birbirine eş olarak yaratılmış olan kadın-erkek arasında düşmanlık değil, sevgi, ilgi vardır. Karşıt kutupların birbirini çektiği gibi karşıt cinsler de birbirini çekerler. "O'nun ayetlerinden biri de size nefislerinizden, sakinleşeceğiniz eşler yaratması ve aranıza sevgi ve acıma koymasıdır" (Rum: 21).Kendinizi Allah'a verinSoru: Duvarlarda resim olan mekânlarda namaz kılmıyorum. Böyle yerlerde karanlıkta kılmam uygun mu? (Cengiz Gözey)Cevap: Namaz kılınan yerde resim, fotoğraf olması namaza engel olmaz. Ancak secde edilen yerde veya namaz kılanın tam karşısında resim olması sakıncalıdır. Resme karşı namaz kılınmaz. Tabii bunun nedeni resme, heykele tapınma endişesidir. İnsanın içinde böyle bir düşünce olmadıktan sonra resim de olsa hiç önemli değil. Kendini Allah'a veren, ne resmi düşünür, ne de herhangi bir şeye bakar.O'na selam olsun (a.s.m.)Soru: Okuduğumuz kitaplarda Hz. Peygamber hakkında bilgiler yazılırken bazı yerlerde (s.a.v.), bazı yerlerde (a.s.m.) olarak geçiyor. Bunların ne anlama geldiğini ve neden bu farklılıklar olduğunu açıklar mısınız? (İsa Yakut)Cevap: Hz. Peygamber'in ismi anıldığı zaman "sallahu aleyhi ve selem: Allah ona rahmet eylesin, esenlik versin" demek adap gereğidir. Yazılarda bu kısaltılarak, üç kelimenin baş harfleri (s.a.v.) yazılır, a.s.m. ise "Aleyhisselam: Ona selam olsun"un kısaltılmışıdır.

Devamını Oku

Hz. Muhammed insanlığın ışığıdır

21 Aralık 2005

Okurum Tolga Kutsal'ın, Peygamberimizinevliliğiyle ilgili sorusunun cevabını bugünküyazımda tamamlıyorum.Peygamber, hicretlerinin ikinci yılında Hz. Ayşe ile evlenmiştir (el-İsâbe: 4/359). Görüldüğü üzere Hz. Ayşe, evlendiği zaman en az 15 yaşında, yani o toplumda normal evlenme çağındadır. Hz. Peygamber, halasının kızı olan Zeynep'i, azad edip evlatlık edindiği Zeyd ile evlendirmek istemiş, Zeynep ve ailesi gönülden istemedikleri halde Peygamber'in hatırı için bu evliliğe razı olmuşlardı. İftiralarda söylendiği gibi Peygamber Zeynep'e âşık olsaydı, onu Zeyd'e isteme yerine kendisi alırdı.Zeynep ve ailesi de bundan sadece onur duyarlardı. Ama Peygamber, toplum bireyleri arasındaki uçurumu yıkmak ve bir kölenin de soylu ailelerle eşit olduğunu göstermek üzere onu, halasının kızıyla evlendirmiştir. Fakat Zeynep, Zeyd ile geçinemiyor, onu sözleriyle incitiyordu. Bu yüzden Zeyd onu boşamak istediğini Peygamber'e açıkladı. Peygamber ailenin yıkılmasını istemediği için "Karını yanında tut" demişti. Fakat olmadı. Zeyd Zeynep'i boşadı. Peygamber de Zeynep'i kendi zevceleri arasına katmak suretiyle onun ailesini onore etmiş oldu.İşte olayın içyüzüBu olayda Peygamber, iki batıl geleneği yıkmıştır. Bunlardan biri, fakirlerin, soylulara denk olamayacağı, onlarla evlenemeyeceği biçimindeki düşüncedir. Önce kendi halası kızını, azadlı kölesi olan uşağı Zeyd ile evlendirerek toplumdaki sınıflaşmayı kaldırmak, bütün Müslümanların birbirlerine eşit olduklarını göstermek istemiştir. İkincisi de evlatlığın boşanmış veya dul kalmış karısıyla evlenmeme geleneğidir. Bu geleneği de bizzat kendi ailesi içinde uygulayarak kaldırmıştır. Zaten o, önemli yasaları önce kendi aile bireylerine uygulardı.İşte olayın içyüzü budur. Peygamber'in, Zeynep'i görüp de sevgisinin, kalbine düştüğü şeklindeki söylentiler asılsızdır, iftiradır. Zaten kendisinin yanında olan, ömrü boyunca gördüğü bir kızın sevgisi içine düşmüyor da kocaya vardıktan sonra bir an gözüne ilişmekle mi ona âşık oluyor? O yüce kalp bundan münezzehtir. O yüce Peygamber'in bütün hayatı şeffaf, her hareketi hikmete bağlıdır. O, suçlanacağı, toplumun kabul etmeyeceği hiçbir iş yapmamıştır. Siz saldırılara aldırmayın. Hz. Muhammed, bütün insanlığın ışığıdır, âlemlere rahmettir. Bu böyle biline!

Devamını Oku

Kur'an haksız yere saldırıyı yasak kılmıştır

20 Aralık 2005

SORU: Bir arkadaşım, Kur'ân-ı Kerîm'in Müslüman olmayanları öldürmeyi emrettiğini iddia ederek Maide ve Tevbe surelerini buna örnek göstermeye çalıştı. Bununla kalmayıp Peygamberimizin Hz. Ayşe ve Hz. Zeynep'le olan evlilikleri hakkında da benzer ifadeler kullandı. Açıklar mısınız? (Tolga Kutsal)CEVAP: Kur'ân, dinde zorlama olmadığını, herkesin kendi vicdanında ve dininde özgür olduğunu vurgular, haksız yere saldırıyı yasaklar. "Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın ama siz saldırmayın. Çünkü Allah, saldırganları sevmez" (Bakara: 190), "Baskı ve şiddete karşı savaşın ama karşı taraf baskıya son verirse artık zalimlerden başkasına düşmanlık olmaz" (Bakara: 193), "O halde onlar, sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlar ve sizinle barış içinde yaşamak isterlerse Allah size, onlara saldırmak için bir yol vermemiştir" (Nisa: 98/90) buyurur.Kur'ân'ın savaş emri saldırganlara karşıdır. Enfâl Suresi'nin 61'inci ayetinde, düşman barışa yanaştığı takdirde Müslümanların da barış yapmaları emredilmektedir. Zaten islâm'ın amacı barıştır. İnsanları zorla dinlerinden döndürüp Müslüman yapmak için savaş emredilmemiştir. Zira "Dinde zorlama yoktur" (Bakara: 256).Abartılı hikayelerTüm ilahi dinlerin amacı insanları Allah'a kullukta birleştirip kardeş yapmaktır. Ama insanlar yorumlarıyla dinleri kendi çıkarlarına alet edebilmiş ve maalesef dini zaman zaman savaş aracı haline getirmişlerdir. Hz. Peygamber'in evlenmeleri tamamen o zamanki toplumsal örf ve geleneklere uygun olarak yapılmıştır. Peygamberimiz, kendisinden en az 10 yaş büyük olan hanımı Hatice'nin vefatına kadar başka bir kadınla evlenmemişti.Oysa o zaman toplumda bir erkek, istediği kadar ve her yaşta kadınla evlenebilirdi. Bu, toplumun genel kabulüydü. Hz. Hatice vefat edince Peygamberimizin bir yakını, kendisine Ebubekir'in kızım uygun görüp istemiştir. O sırada Hz. Ayşe'nin 6 yaşında, 9 yaşında olduğu şeklindeki rivayetler tamamen abartıdır. Çünkü Ayşe, Peygamberimizin istemesinden önce Cübeyr ibn Mutim ile nişanlıydı. Babası Ebubekir bu nişanı bozmuştur. Demek ki Peygamber istediği zaman Ayşe evlenecek çağdaydı. Daha önce bu konudaki bir soruya verdiğim cevapta belirttiğim üzere, Hz. Ayşe Hz. Muhammed'e peygamberlik verildiği sırada doğmuştur. * Devam edecek

Devamını Oku

Yasalar herkese "adil" biçimde uygulanmalıdır

20 Aralık 2005

Okurum İsa Orhan Çıldır'ın üç sorusundan birincisini dünkü yazımda cevaplamıştım. Bugün kalan iki soruyu cevaplıyorumCenin, anne karnında 120 gün olunca meleğin gelip ona son biçimini ve kabiliyetlerini vereceği ve hayatı boyunca onun yapacağı işlerin, rızkının yazılıp defterin kapanacağını, ondan sonra o insanın hayatında artı veya eksi bir şeyin olamayacağını belirten hadis vardır ama ben bu hadisin, bu haliyle Peygamber sözü olduğuna inanmıyorum. Bu tür rivayetler, kadercilik ve özgürlükçülük yandaşlan arasında başlayan tartışmalar üzerine üretilmiştir. Eğer her şey, henüz çocuk anne karnında böyle saptanıp mühürlenmiş ve kader defteri katlanıp kaldırılmış ise ne peygamberlerin tebliğine, ne uyanlara gerek kalır. Bunlar, Kur'ân'ın açık söylemine terstir. "Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin" (Kehf: 29), 'Yola gelen, kendisi için gelir, sapan da kendi zararına sapar" (Yunus: 108), "(Ey insan) işte bu, senin ellerinin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Allah kullara zulmedici değildir" (Hac: 10).Huzur ve güven ortamıLaiklikle ilgili sorunuza gelince... Temel din, insanın her zaman, dağ başında, odasının içinde tek başına olduğu zaman kendisine lazım olan, onsuz yaşayamayacağı inanç ve ibadetlerdir. Nitekim Mekke döneminde bu dinin kurallan vurgulanmıştır. Bu da Allah'a ve ahirete iman ve salih ameldir. Yani tevhit üzere ibadettir. Kur'ân'ın getirdiği tevhit ilk olmamakla beraber bütün dinlerin özü ve orijinalidir. Toplu yaşayışın, huzur ve güvenliğin gereği olarak getirilen şeriat yasaları ise temelde orijinal değil, toplumun uygulaya geldiği birtakım yasalar, kurallardır. İslâm, bunlardan uygun olanının uygulanmasını emretmiş, uygun olmayanını lağvetmiştir.Amaç, dünyada insanların düzenini sağlamaktır. Eğer toplum, kendi düzenini, başka yasalarla sağlayabiliyorsa, bu da toplumun kendi seçimidir. Din buna engel olmaz. Toplumun büyük kesimi laik düzenden yana ise zorla bu düzeni değiştirmeye kalkmak anarşi olur. Baskıcı bir rejim de toplumu mutlu etmez. Öyle ise en uygun olan, devletin, tüm inançlara eşit mesafede olacağı bir rejimi uygulamaktır ki bu da laikliktir. Ancak laikliği din düşmanlığı seklinde uygulamak yanlıştır. Herkesin kendi özgürlük sınırları içinde, inandığı gibi yaşama garantisi için laiklik sistem modern devletin gereği görülmektedir.

Devamını Oku

"Dininizle alay eden müşrikleri dost tutmayın"

19 Aralık 2005

Soru: 1) "Ey müminler, Yahudileri ve Hristiyanlan dost edinmeyin. Kim onları dost edinirse o da onlardandır." Bu ayete göre bizim Avrupa Birliği münasebetimiz ne anlama geliyor? Yahudi ve Hristiyanlarla dostluk kuramaz mıyız? 2) "İnsanın Yaradılışı" adlı kitabı okudum. Şöyle diyordu: (insanın oluşumu hakkında) O birleşmeden sonra 120'nci günde melek gelir, çocuğun amelini, rızkını, ne kadar yaşayacağını, cennetlik mi, cehennemlik mi, erkek mi, dişi mi, sanırım bu dünyadan yaşayacağı, karşılaşacağı bütün olaylar yazılır ve defter kapanırmış. Ondan sonra o insanın hayatında ne bir artırma ne de azalma olurmuş. Orada ne yazılmışsa insan onu yaşarmış. Doğru mu? 3) Laiklik, insanların koymuş olduğu kural ve yasalarla yaşamaksa bu Kur'ân-ı Kerîm hükümlerinin tavsiyesi midir? (İsa Orhan Çıldır)Cevap: l) Yahudi ve Hristiyanlan dost edinmemeyi emreden ayet genel değil, Müslümanlara düşman olan, İslâm ile savaşan Yahudi ve Hristiyanlar hakkındadır. O ayetin bulunduğu bağlam iyi düşünülürse bu gayet kolay anlaşılır. Nitekim söz konusu ayetten biraz sonra gelen 57. ayette, "Dininizle alay eden kitap ehli ve müşrikleri dost tutmayın" buyurulmaktadır. Demek ki dost tutulmaması emredilen kitap ehli, iyi niyetli insanlar değil, Müslümanlara saldıran, İslâm ile alay eden düşman kimselerdir."Adaletli davranın"Yoksa en son surelerden olan Mümtehine'de, "8- Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. 9- Allah sizi ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır."Ankebut Suresi'nin 46'ncı ayetinde de, "Haksızlık edenleri dışında, kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlarla en güzel tarzda diyalog kurulması" buyurulmaktadır. Nitekim Peygamberimiz, Medine'ye geldiği zaman kitap ehli olan Yahudilerle savunma ittifakı kurduğu gibi hayatlarının sonlarına doğru çıktığı Tebuk Seferi'nde de birçok Hristiyan ve müşrik kabilelerle saldırmazlık ittifakı yapmıştır.Okurumun diğer iki sorusunu yarınki yazımda cevaplayacağım.

Devamını Oku

Her ruh Allah'ın huzuruna gelir

17 Aralık 2005

Soru: Kimi hocalar kabir azabının olduğunu kimileri de bunun olmadığını söylüyor. Hangisi doğru? (Recep Avcıoğlu)Cevap: İnsan öldükten sonra kabre konulduğu için ruhunun karşılaşacağı sıkıntılar, kabir azabı şeklinde ifade edilir. Peygamberimizin sağlam hadislerinde de kabir azabından söz edilmektedir. Amaç, ölümünden sonra ruha yapılacak azaptır. Bu azap, aslında insanın dünyada yaptığı kötü eylemlerin hakikatidir. Çirkin işlerin hakikati, ruh için sıkıntı ve azap olur. Her kim, "ölümden sonra ruha azap yoktur" diyorsa yanlıştır. Ölümle zaten Dahi Mahkeme başlar. Ölenin ruhu, Allah'ın huzuruna götürülür. Allah'tan takdir veya tekdir görür. Takdir görenler cennet nimetlerine götürülür, tekdir edilenler azaplara atılır. Hem Kur'ân, hem de hadisler böyle söylüyor.Ancak sık sık anlatılan Münker Nekir sorgulaması bir esasa dayanmaz. Zamanla böyle bir senaryo üretilmiştir. Her ruh bütün eylemleriyle apaçık olarak Allah'ın huzuruna gelir. Suçlunun derileri, organları yaptıkları işleri söylerler. Orada sorgulamaya gerek yoktur. İsterseniz, "O gün ne insana, ne de cine günahından sorulur. Suçlular, simalarından tanınır, alınlar(ın)dan ve ayaklar(ın)dan tutulur. İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir" (Rahman:39-43) ayetlerini okuyunuz.O'nun rahmeti büyüktürSoru: Cennet ve cehenneme gideceklerin oranı nedir acaba? (Ergun Alkış)Cevap: Bunun oranını sadece Allah bilir. İnşallah cennete gideceklerin sayısı, cehenneme gideceklerden çok çok fazladır. Çünkü cehennem Allah'ın gazabı, cennet ise Allah'ın rahmetinin eseridir. Kur'ân ve hadislere göre Allah'ın rahmeti, gazabına baskındır. O'nun affı ve mağfireti ise cezasından çok fazladır. Bir hadiste, "Eğer kafir, Allah'ın katındaki rahmetin büyüklüğünü bilseydi, O'nun rahmetinden asla umutsuzluğa düşmezdi, mümin de Allah'ın katındaki gazabın derecesini bilseydi sonucundan emin olmazdı" buyurulmuştur.Biraz sabırlı olmalısınız20 yıllık eşiyle paylaşacak bir şeyi kalmadığını, bu konuda yol gösterici olmamızı isteyen hanımefendiye derim ki: Yazdıklarınıza göre eşinizin iş bulamama dışında kötü bir davranışı yok. İnsanlar evlenirken sağlıkta, hastalıkta, bollukta, darlıkta birlikte hayati paylaşmak irade ve kararıyla evlenirler. Eşinize yardımınız, size Allah katında sadaka sevabı getirir. Yuvanızı yıkmayın. Sabrederseniz ileride işler düzelir, manen ödüllendirilirsiniz.

Devamını Oku

Sabah namazının vakti, tan yerinin ağırmasıyla başlar

16 Aralık 2005

Soru: Sabah namazının vakti ne zamana kadardır? Güneş doğduktan sonra kılınan sabah namazına kaza olarak mı, vakit olarak mı niyet etmeliyiz? Kerahet vakti ne demektir.? Sabahları çocuklarımın ve eşimin arkalarından Felak, Nas ve Ayetel-kürsi surelerini okuyorum. Apdestsiz olduğumda bunlan okuyabilir miyim? Bazen namazlarım kazaya kalıyor. Hangi vakitten başlamalıyım? (Hülya Baykal)Cevap: Sabah namazının vakti, tan yerinin ağarmasıyla başlar, güneşin doğmasıyla sona erer. Vaktinde sabah namazını kılamayan, güneş doğduktan sonra da henüz yeni bir vakit girmediği için eda olarak kılar. Kerahet vakti, namaz kılmanın hoş olmadığı vakittir. Bunlar güneş tam doğarken, tam battığı sıra ve öğle vakti güneşin, günün tam ortasına geldiği vakitlerdir. Adetli olmak, okumanıza engel değildir. Zikrettiğiniz sureleri, tüm Kur'ân ayetlerini adetliyken de abdestsiz olarak da okuyabilirsiniz. Kur'ân okumak için abdest almak gerekmez. Bir özür dolayısıyla hangi vakti kılamadıysanız fırsat bulduğunuzda önce onu, ardından da sırasıyla diğer namazları kılarsınız.Kutsal insanlara düşmanlık olmazİsmail Candan adlı İzmirli bir okurum, Hz. Peygamber'in vefatından sonra halifeliğin Hz. Ali'ye geçmemesi için Hz. Ömer'in, Hz. Fatima'yı öldürünceye kadar dövmüş olduğu şeklinde bir yazı okuduğunu ve bunun doğruluk derecesini soruyor. Böyle bir yalan olamaz. Bir kere Hz. Ömer, Peygamber'in kızını nasıl dövmeye cesaret edebilir? Böyle bir şey yapmış olsaydı acaba Allah'ın Aslanı lakabını taşıyan Hz. Ali, durur muydu? Karısını öldürünceye dek döven kimseye hiçbir şey yapmayan kimse Allah'ın Aslanı sıfatıyla çağrılır mıydı? Peygamber'in uğruna can vermeye hazır onca sahabi varken kim Peygamber'in kızını dövmek şöyle dursun, onun kılına dokunabilirdi acaba? Kaldı ki Hz. Ömer, böyle bir şey yapmaktan değil, düşünmekten bile münezzehtir. Onun, Peygamber'le manevi bağını güçlendirmek için Hz. Fatima'nın kızıyla evlenmiş olduğunu daha önce bu sütunda yazmıştım. Günahtır, 1.5 milenyum önce yaşamış olan kutsal insanlara düşmanlık kimseye hayır getirmez. O düşmanlığı besleyen kimselerin yerini de ateş yapar.

Devamını Oku