* Dünden devamCevap: Et-tehiyyâtu'nun namazda geçmemesi gerektiğini hangi kitap yazmış bilemem. Et-tehiyyâtu'de şirki andıran herhangi bir şey yoktur. Çünkü şirk, Allah'ın yanında aracı tanrılar da tanımak, onlardan da yardım talep etmektir. Et-tehiyyâtu'de sadece Allah övülür ve Peygamberimize de selam verilir. Yani ona Allah'tan esenlik dilenir. Allah'tan başka herhangi bir kimseden medet ummak, yardım dilemek söz konusu değildir. Peygambere selam vermenin de sakıncası yok, yararı vardır. Çünkü Kur'ân'da peygamberlere selam verileceği örneklerle belirtilmiştir: "Selâmun âlâ Nûhin fî'1-âlemîn: Alemler içinde Nuh'a selam olsun" (Sâffât: 79), "Selâmun âlâ İbrâhîm: İbrahim'e selam olsun" (Sâffât: 109).Ayrıca Hz. Peygamber'e selam vermemiz vurgulanmıştır: "Allah ve melekleri, Peygambere salat etmektefonun şerefini gözetmeye, şanını yüceltmeye özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salat edin, (onun sanını yüceltmeye özen gösterin), içtenlikle selam edin (ona esenlik dileyin)" (Ahzâb: 56). Et-tehiyyâtu çok güzel bir duadır. Bunu peygamberimizin okuduğu hakkında sağlam rivayetler vardır. Ancak orada "Selam sana ey Peygamber" sözünün sonradan katma olduğu kanaatini taşıyorum. Çünkü Peygamber'in, kendi kendisine bu şekilde selam vermesi mantıklı görünmüyor. Mamafih bu cümle sonradan katma da olsa, bizim böyle söylememiz, bu duayı okumamız son derece güzel ve yerindedir.Ruh ölümsüzdürSoru: Biz dünyaya gelmeden önce ruhlar neredeydi? Ölen bir yakınımızın ruhunun rahat edebilmesi için bizler bir şeyler yapabilir miyiz? (Emrah Topraktepe)Cevap: Biz dünyaya gelmeden önce babalarımızın belinde, annelerimizin rahmindeydik. Allah spermle yumurtayı birleştirerek ruh beden olmak üzere insanı yarattı. Beden geçicidir, ruh ise ölümsüz olarak yaratılmıştır. Esasen ruh, bedene girmeden önce de vardı ama olgunlaşmamıştı. Bedene girmekle insan oldu, beden içinde olgunlaştı, sonra bedene ihtiyacı kalmayınca beden giysisini bırakıp ruhani âleme gitti.Geçmişlerimizin ruhunu rahat ettirmek bizim elimizde değildir. Kur'ân'a göre herkes kendi eylemine uygun bir durum içindedir. Ama ruh, ardından hayırla anılmaktan sevinç duyar. Geçmişler için dua etmek, sadaka vermek, Kur'ân okuyup onların ruhunun şad olması için Allah'a dua etmek ölmüşlerin ruhlarını sevindirir. Fakat bir ruhun rahat edip etmemesi dünyada yaptığı işlere bağlıdır. Yüz kez dua etsen, azabı hak etmiş bir kimseyi cehennemden kurtaramazsın. Herkes kendi eylemiyle evlidir.
Saygıdeğer Hocam, VATAN Gazetesi'nde yazmaya başladığınız ilk günden beri yazılarınızı dikkatle ve büyük bir ilgiyle okuyorum. Hatta gazeteyi okumaya sizin köşenizden başlıyorum. Gerçekten bu ülkenin, dinini öğrenmek isteyen insanlarına ve yüce dinimize büyük iyilik ediyorsunuz. Şimdiye kadar size yazıp bir şeyler sormadım ama arük sık sık ileti gönderip merak ettiklerimi soracağım. Hani "içtihat kapısı kapalı" deniyor ya, sizin yorumlarınızın hemen hemen hepsini içtihat kabul ediyorum.Zira sizin yetkinliğinizde bir ilim adamının, bırakın yüz iki yüz yıl öncesinin alimlerini, günümüzde de zor bulunur olduğunu düşünüyorum. Çünkü açıklama ve yorumlarınızda saplantılı olmuyor, bir yerlerden kınanma korkusuna düşmüyor, pozitif düşüncenin ışığında akıl ve mantık süzgecinden geçirip yazıyorsunuz. Bundan daha güzel bir içtihat olur mu? Bu nedenle Yüce Allah size uzun ve sağlıklı bir ömür versin de bizleri aydınlatmaya devam edersiniz inşallah.56 yaşındayım ve gerçek hak dinini öğrenmek ve uygulamak için uğraşıyorum. Hemen her gün güvendiğim yazarların meal ve tefsirlerini okuyorum. Sizden öğrendiğim o kadar çok şey var ki, hangi birini yazayım. Hemen aklıma geliveren abdest alma konusundaki meal ve yorumunuz. Okuyunca bana çok mantıklı geldi.Ne zaman okunmaya başlandı?Dar zamanlarda çoraplarımın üstünü sıvazlayarak abdest alabiliyorum. Aybaşı halindeki kadınların ibadet durumlarını kızıma bile anlattım.Sayın Hocam, size iki konuda sorum olacak. Birincisi, namaz kılarken okuduğumuz Et-tehiyyâtu duası konusunda. Okuduğum bir kitapta, namaz kılarken Allah'ın adının yanında Peygamberimizin adının geçmemesi gerektiğini yazıyor. Et-tehiyyâtu duası Peygamberimiz zamanında okunmadığına göre ne zaman okunmaya başlanmıştır? ikinci sorum da "infak" konusunda.Bildiğiniz gibi bu konu Kuran'da çok sık geçiyor. Özellikle zekat, ülkemizde Ramazan ayına has kılınıyor. Oysa ihtiyaç sahiplerinin her zaman zekat ve sadakaya ihtiyaçları var. Ben, maaş veya herhangi bir kazanç elde ettiğimde en az kırkta birini dağıtıyorum. Bunu epey bir zamandır alışkanlık haline getirdim. Bu dağıtımdan sonra kalan miktarlardan da tasarruflarımız oluyor. Sorum da bu noktada. Bu birikenlerin üzerinden bir yıl geçtikten sonra yine infak etmeli miyim? Verdiğiniz ve vereceğiniz tüm bilgiler için tekrar binlerce teşekkür eder, selâm ve saygılar sunarım. (Yrd. Doç. Dr. İ. Ö.)Okurumun sorusunu yarınki yazımda cevaplayacağım
Soru: Şirk'in tam olarak neyi ifade etiğini öğrenmek istiyorum. Açıklar mısınız?Cevap: Şirk, yaratıkları Allah'a ortak yapmak, Allah'a yapılması gereken ibadete başka tanrıları karıştırmak, Allah'a yalvarır gibi o aracı tanrılara da yalvarıp onlardan bir şey istemek, dilek dilemek. İşte şirk budur. Allah'ın bir yaratığını sevmek, ona tapmadıkça, ondan bir dilek ve istekte bulunmadıkça, ona ibadet etmedikçe şirk olmaz, insan, güzeli sevme güdüsüyle yaratılmıştır. Bütün güzelliklerin kaynağı Allah'tır. En çok sevilmeye layık olan O'dur. Onun için O'nu sevmek, ibadet boyutuna varmıştır ve varmalıdır. Bu sevgi, insanı sevdiğine taptırır.Allah'ın yarattığı herhangi bir kimseyi sevmek de sevilen kişide Allah'ın güzelliğinden bir parçanın yansımasından kaynaklanır. İnsan anasını, babasını sever. Yahut hasret kaldığı evladını düşünür, sevgi ve hasret ateşiyle bağrı yanar. Bu sevgi Allah'a ortak veya eş koşmak değildir. Tam tersine dinin sınırları dışına taşmadıkça makbuldür. Yaratanı sevmek gerçek aşktır. Yaratıklardan birini sevmek, asıl aşk değil, mecazi aşktır. Bir kıza veya kadına âşık olan kimse, iffetini korur, yasak sınıra girmeden sevgisini sürdürürse bu sevgi onu olgunlaştırır, sonunda gerçek aşka götürür.Mutasavvıflara göre mecazi aşk, hakiki aşkın (Allah aşkının) köprüsüdür. Bir rivayette Hz. Peygamber'in, "Aşık olup iffetini koruyarak ölen kişi şehit olur", diğer bir rivayette, "Aşkını gizleyen, sabredip iffetini koruyan kimseyi Allah affedip cennetine sokar" dediği ifade edilmiştir. "Ümmetimin hayırlıları, Allah'ın verdiği bela (sınav) karşısında iffetini koruyanlardır" diyen Peygamber'e, "O bela nedir?" diye sormuşlar, "Aşktır" buyurmuştur. (Bu hadisleri Deylemî, Hatib-i Bağdadî ve İbn Asâkir gibi hadisçiler rivayet etmişlerdir. Bkz. Kenzu'l-Ummal: 3/372-373, hd. No. 6699, 7000-7002, 4/416, hd. No. 11179,11203).Yine ayakların meshi sorunuSoru: Çorap üzerine meshederek aldığım abdestler uygun mudur? (Mehmet Temelli)Cevap: Bu mesih konusunu birkaç kez yazdım. Okumayanlar için yineliyorum: Kur'ân ayakların yıkanmasını değil, meshedilmesini emrediyor. Abdestte baş ve ayaklar yıkama organı değil, mesih organıdır. Bundan dolayı bunlar teyemmümde mesihten düşer. Yıkama organları teyemmümde meshedilir, mesih organları düşer, meshedilmez. Siz, ayağınıza su değdirmeyiniz, ıslak elle ayağınızın üstünü, aşıklara (topuk üzerinde, yandan çıkıntı yapan iki kemik) kadar mesnediniz. Ayağınızı yıkamanıza gerek yok.
Soru: Namaz kılarken sureleri veya duaları okuyorum ancak daha sonra sanki hiçbir şey okumamışım gibi geliyor bana. Bunun üzerine tekrar baştan alıp okuyorum. Bu yaptığım dinimizce doğru mu? Namaz esnasında başka şeyler düşünmek istemiyorum ama elimde değil, yine de oluyor. Herhalde bu yüzden okuduklarımı unutuyorum. Ne yapmalıyım? İçimi sıkıntı basıyor. Aynı şey abdest alırken de oluyor.Cevap: Okurumun bu nedenle sıkıntıya girmesine hiç gerek yok. Unuttuğunuz zaman ağırlıklı kanaatinize göre hareket edersiniz. Bir sureyi okumadığınız düşüncesi ağır basarsa onu yeniden okursunuz ama okuduğunuz düşüncesi ağırlıklı ise yeniden okumazsınız. Namazda son rekât sonunda oturmak farzdır. Fakat tahiyyatı okumak sünnet, salli barik okumak sadece güzeldir.Peygamberin kendi kendine salat okuması tutarlı bir şey değildir. Şimdi siz tahiyyatı veya salli barikleri veya oturduğunuz esnada herhangi bir duayı okuyup okumadığınız hususunda teredüt etseniz okumanız gerekli değildir. Çünkü farz olan oturmayı yapmakla namazınız tamam olmuştur. Böyle ayrıntılara takılıp kalmanın bir yararı yoktur. Namazı huzurla ve Allah'ı düşünerek kılmaya çalışınız. Asıl önemli olan budur. Çünkü namazın temeli Allah'ı anmadır.Allah'ı seven ve O'na tapan insanlar kardeştirSoru: Dinimiz, Müslüman bir bayanın Yahudi bir erkekle evlenmesine izin veriyor mu? Bu benim için çok önemli. (D. A.)Cevap: İslâm bilginlerinin çoğunluğunun kanısına göre Müslüman bir erkek, kitap ehli (Yahudi-Hıristiyan) bir kızla evlenebilir ama Müslüman bir kız veya kadın, Müslüman olmayan bir erkekle evlenemez. Fakat Kur'ân-ı Kerîm'de böyle bir yasak getirilmemiştir.Siz eğer dininize sadık kalacak ve doğacak çocuklarınızı Müslüman olarak yetiştirecekse-niz bence Yahudi ile evlenmenizde sakınca yoktur. Çünkü Kur'ân, kendisinden önceki ilahi dinlere saygı gösterilmesini emreder. Peygamberler, birbirlerinin hükmünü geçersiz kılan insanlar değil, birbirlerinin misyonunu tamamlayan Tanrı elçileridir. Peygamberleri ve onların dinlerini birbirine karşı gibi gösterenler, maalesef egoist din uzmanlarıdır. Allah'ı seven ve O'na tapan insanlar kardeştir.
Soru: Hz.Peygamber döneminde yaşamış ve hadislerini sahih diye kabul edebileceğimiz din bilginleri kimlerdir? Müslim, İman, Kenzu'l-Ummal, Fedail,Tirmizi, Buhari, Enbiya, Edep, Zühd, Birr, Taberani, Beyhaki, el-Mu'cemu'l-Evsat, Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed Hanbel, Şatibi gibi isimler güvenilir kişiler midir? (Aydın Ezel)Aynı mahiyette Danimarka'dan bir soru daha geldi. Murat Kaya adlı bu okurum şunu soruyor: "Genel olarak Kütüb-i sitte ve sizin gerçek olmadığını söylediğiniz hadislerin bir çoğunu okuyorum. Peki bu kitaplarda yazanlara inanmamam mı gerekiyor? Eğer durum böyle ise gerçek bilgileri nerede bulabilirim?"Cevap: Sayın Aydın Ezel'in hadis koleksiyoncusu sandığı isimler içerisinde sadece ikisi kişi ismidir. Diğerleri kitap ve kitabın bölüm isimleridir. Müslim, hadis derleyicisidir ama kitabının adı haline gelmiştir. İman ise Müslim'in yazdığı Sahih adlı eserin bir bölümüdür. Kenzu'l-Ummal bir hadis mecmuasıdır. Fedail, hadis kitabının bir bölümüdür. Tirmizi ve Buhari, ünlü hadis bilginleridir. Ama Enbiya, Edep ve Birr; Buhari'nin Sahih adlı kitabının bölümleridir. Taberani hadis derleyicisi, el-Mu'cem ise onun derlediği hadis mecmuasıdır. Bunun küçüğü, ortası büyüğü vardır. Büyüğünün adı el-Mu'cemu'l-Kebir'dir. Okurumun yazdığı, orta büyüklükteki mecmuadır. İbn Mace ve Ahmed ibn Hanbel ise ünlü hadis derleyicilerindendir.Bir kesinlik yokturHadis koleksiyonları içinde en güvenilir olanı, sırasıyla önce Buhari, sonra Müslim, Ebu Davud, Nesai, İbn Mace, Tirmizi gelir. Fakat şunu belirtmek gerekir ki, az miktardaki mütevatir hadisler dışında hiçbir hadisin, Peygamber'in ağzından çıktığı veya aynı biçimde çıktığı hakkında bir kesinlik yoktur. Hadislere zaman içinde insanların kendi düşünceleri ve yorumlan karışmış, zaten birçoğu da yeni çıkan olaylara destek bulmak için üretilmiştir. Bu bakımdan hadisin geçerliliğinde iki şart aranmalıdır:1- Metninin, Kur'ân'a ters veya ekleme hükümler taşımaması, yani Kur'ân'a uygun olması,2- Rivayet (aktarım) zincirinin kopuksuz ve sağlam olması.Bu şartı taşıyan hadisler de Kur'ân'dan sonra İslâm hukukunun ikinci kaynağıdır. Kur'ân yasa, hadisler yönetmelik durumundadır. Yasaları açıklamak için yapılan yönetmelikler, yasaların temel içeriğine aykırı olamaz. Aykırı olursa yasa değil, yönetmelik değiştirilir. Yani Kur'ân'a aykırı bir hadisin dini bir değeri yoktur.
Soru: Mevlit Kandili Peygamberimiz Hz Muhammet'in doğum günü olarak bilinir ama Ramazan her sene 10 gün gerilemektedir. Dolayısıyle Mevlit Kandili de gerilemektedir. Bu durumda Peygamberimizin doğum günü her sene başka güne, başka ay ve hatta başka mevsime denk gelmektedir. Bunun mutlaka bir açıklaması vardır. (Ayşenur Dinçbaş)Cevap: Mevlit Kandili kutlaması Peygamber'in koyduğu bir uygulama değildir. Peygamber'den 3-4 asır sonra bazı zahidler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Yani Mevlit, Kur'ân veya sünnet ile belirlenmiş bir ibadet değildir. Sadece bir anmadır. Daha önce de gelmiş olan bu mahiyetteki bir soruyu yine bu köşeden şöyle yanıtlamıştım:"Doğum gününü kutlama İslâmi değildir. Hz. Peygamber ne doğum günü, ne de ölüm günü anması yapmıştır. Bunlar sonradan çıkmış bid'atlardır. Ama bid'at olmakla beraber Mevlit Kandili (yani doğum günü kutlaması), köklü bir gelenek halini almıştır.Kutlu Doğum HaftasıEskiden beri Müslümanlar, hatta Ortadoğu ülkeleri, Ay Takvimi'ni kullandıkları için Mevlit kandillerini de bu takvime göre ayarlamışlardır. Fakat bugün artık nispeten sabit zaman belirleyen Güneş Takvimi tüm dünyaca kabul edilmiş durumdadır.Eğer Mevlit Kandili kullanacaksa, bu takvime göre kutlamak kadar mantıklı bir şey olamaz. Bu bir kutlama. Bu kutlamayı gerçekten Hz. Peygamber'in tam doğduğu ay ve günde yapmak daha uygundur. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı da birkaç yıldan beri Mevlit kutlamalarını, Kutlu Doğum Haftası adıyla 21 Nisan tarihine almıştır."Mutluluğun sırrı Allah'ın kaderine inanmaktırGerek Türkiye ile gerek kendi özeliyle ilgili olarak gördüğü rüyaların çıktığını yazan okurum Harika Hanım, çok bunaldığını hatta günah olmasa intiharı dahi düşündüğünü ancak günah duygusunun bunu önlediğini belirtiyor. Bu konuda bizden tavsiye bekliyor. Kendisine Allah'tan mutluluk ve gönül huzuru dilemekten başka elimizden bir şey gelmez. İnsanın başına gelen sıkıntıların mutlaka bir hikmeti vardır. Yaşanan sıkıntılarda, hoşa gitmeyen olaylarda kendisinin algılayabildiği veya algılayamadığı nice hikmetler mevcuttur. Mutluluğun sırrı, Allah'ın kaderine inanmak ve Allah'tan memnun olmaktır.
SORU: İslâm dininde Allah'tan "ölüm istemenin" ne derece doğru olduğunu öğrenmek istiyorum. Mesela dinimiz intiharı yasaklıyor. Öldükten sonra Allah'a, beni yaratana kavuşacaksam eğer, neden Allah'tan ölüm istemek veya intihar etmek yasaklanmış? Dünyada yaşamaktan ve herşeyi para ve maddi olarak düşünen insanlardan bıktım. Bu yüzden bir an önce toprak olmak ve Allah'a kavuşmak istiyorum. Milyarlarca doları olan da bir gün ölecek. (Elnur Mikail)CEVAP: Allah'ın verdiği canı ancak Allah alır. Hiç kimsenin, bir başkasını öldürmeye hakkı olmadığı gibi kendi canına kıyma hakkı da yoktur. Kur'ân, "Nefislerinizi öldürmeyiniz" buyurmaktadır. Bu dünya yaşamı bir sınavdır. İnsanın çektiği sıkıntılar ya hatalarına kefaret veya manevi derecesinin yükselmesine vesiledir. Bu sıkıntılar gerekli olduğu için Allah bizleri bu aşamalardan geçirmektedir. İşlerin iç yüzünü bilsek, bu çektiğimiz sıkıntılarda bizim için ne büyük nimetler olduğunu anlayıp Allah'a şükrederiz.İntihar çare değildirBundan dolayı büyükler hep Allah'tan, O'nun yaptıklarından memnun olmuşlar, lütfuna da, kahrına da, nimetine de, sıkıntı ve belalarına da şükretmişler, "Lütfün da hoş, kahrın da hoş" demişlerdir. İntihar insanı sıkıntıdan kurtarmaz, tam tersine şu dünya yaşamına göre hiç bitmez gibi uzun sürecek sıkıntılara, azaplara düşmeye sebep olur. Dünyada birçok insan, çeşitli nedenlerle ticarette iflas ettiğinden, aile geçimsizliğinden, yaptığı hatalardan bunalıma düşüp kurtuluş çaresini intiharda bulacağını sanır ve canına kıyar. Oysa intihar çare değildir. Ruh ölmez. Ruh, bedenden aynldıktan sonra, insanın dünyada yaptığı hareketlere uygun bir yaşantı içine girer. Ölüm, ruhun yeni ve sürekli bir hayata başlamasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Elindeki zehiri içer""Kim kendisini dağdan atıp öldürürse o cehennem ateşinde sürekli olarak yuvarlanır, durur. Kim zehir içip kendisini öldürürse cehennem ateşi içinde elindeki zehiri sürekli olarak içer, durur. Kim kendisini bir demir parçasıyla öldürürse cehennem ateşi içinde sürekli olarak o demir parçasını karnına saplar."Başka bir hadis-i şerif de şöyledir: "Sizden önceki insanlar arasında, vücudunda yarası bulunan bir adam vardı. Yaranın ağrısına dayanamadı, sızlandı, bir bıçak alıp elini kesti. Akan kan durmadı ve adam öldü. Yüce Allah, 'Kulum canını benden önce aldı, ona cenneti haram kıldım' dedi."
Soru: "Her bid'at sapıklıktır" başlığı altında yayınlanan yazınızda bazı bid'atiardan bahsediyorsunuz. Bunların arasında sabah namazından sonra Lav Enzelna Suresi'ni okumak da var. Bunu anlayamadım? (Nilüfer Göztaş)Cevap: Fıkıh kitapları ve hadis mecmuaları, namazın farzlarını ve sünnetlerini saymışlardır. Namazın sünnetleri arasında "Lev Enzelna" okuma diye bir kayıt yoktur. Yani sabah namazının ardından Lev Enzelna okumak sünnet değildir. Sünnet olmayan şeye de bid'at denilir. Bazı ibadete ve Kur'ân okumaya teşvik babında söylenen sözlerin hepsi hadis değildir. Sabah ve akşam Haşr Suresi'nin sonunu okumanın faziletine dair bir rivayet varsa da önce bu rivayet sabah namazıyla ilgili değildir. Sonra İbn Hanbel ve Tirmizî'nin kaydettiği bu rivayet sağlam değil, gariptir ve çürüktür. Her ne olursa olsun, rivayetin metni şöyledir:"Sabah kalktığı zaman üç kere E'ûzu billâhissemîilalîmi mineşşeytânirracîm deyip sonra Haşr Suresi'nin son üç ayetini okuyan kimseye, yüce Allah, akşama dek dua edip rahmet dilemek üzere yetmiş bin melek görevlendirir. Eğer kişi o gün ölürse şehit olur. Bunu akşamleyin de yapan aynı mertebeye erer" (Bkz. İbn Kesir, Tefsir: 4/3455). Bu rivayetin metnindeki abartı, çürüklüğünü anlatmaya yeter. Şehit olmak öyle sadece bir ayet okumaya bağlı olsa iş kolay. O zaman şehitliğin ne önemi kalır? Bu tür çürük rivayetlerle din hükmü sabit olmaz. Onun için fıkıh kitaplarında Haşr Suresi'nin son üç ayetini okumak, sabah namazının sünnetlerinden sayılmamıştır.Namaz kılmak her Müslümanın görevidirSoru: Ben 22 yaşında bir öğrenciyim. Yüce Allah kabul ederse yeni namaza başladım. Ama bunu kimsenin bilmesini istemediğimden namaz kılıp kılmadığımı soran arkadaşlara "kılmıyorum" diyorum. Acaba böyle söyleyerek günaha mı giriyorum? (M. K.)Cevap: Namaz kıldığınızı gizlemenizin manasını anlayamadım. Niçin gizliyorsunuz? Birilerinden çekiniyorsanız bu yanlış. Allah'ın emrini yerine getirirken birisinden çekinmek, Allah'a bağlılığın gevşekliğini gösterir. Özgür dünyada herkes inancının gereğini yerine getirir. Eğer gösteriş olmasın diye gizliyorsanız, bu da yanlış. Çünkü namaz her Müslüman'ın yapması gereken bir görevdir. Bunun gösterişi olmaz. Siz farz olan namazları değil, nafile ibadetlerinizi gizlersiniz. Bundan sonra soranlara doğru cevap veriniz. Yalan söylemek günahtır.