Hicrî takvime göre Şa'ban'ın 15. gecesi, Berât gecesidir. Beraat kökünden isim olan berât, suçtan, günahtan kurtulma, masumluk belgesi demektir. Yüce Allah'ın, bu gece pek çok kulunu bağışlayacağı inancından dolayı bu adı alan gece hakkında Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Yüce Allah, Şa'bân'ın orta gecesinde en yakın göğe iner; Kelb kabilesi koyunlarının tüylerinin sayısından daha çok kimseyi affeder" (et-Tâc: 2/93).Kandil geceleri hakkında rivayet edilen hadislerin hiçbiri tam güvenilir olmamakla beraber, Allah'ın, "Ben kulumun benim hakkımdaki düşüncesi üzereyim, kulum beni bağışlayıcı bilirse ben onu bağışlarım!" hadisi inananlara ümit verir. Bu gece mü'minlerin çoğunluğu ümitle Allah'a yalvarırlar. Allah, kullarının ümidini, beklentisini boşa çıkarmaz.Buharı ve Müslim'de Allah'ın, her gecenin üçte ikisi olunca en yakın göğe inip "Yok mu mağfiret dileyen, bağışlayayım, yok mu dilekte bulunan kabul edeyim!" dediği şeklinde sağlam bir hadis vardır ama bu, belli bir geceye özel değil, her geceye özgüdür. Bu mecazî söylem, Allah'ın rahmetinin seher vaktinde daha bol geleceğini anlatır.Yüce Allah: "Sabreden, doğru olan, saygı ile ibâdet eden, Allah için mal harcayan, seher vakitlerinde mağfiret dileyen" (Al-i İmrân: 94/17) kullarını övmekte ve onlara, insanın hatırına dahi gelmeyen nimetler vereceğini müjdelemektedir: "Yanları yataklardan uzaklaşır (gece ibâdete kalkarlar), korkarak ve umarak Rab'lerine du'â ederler ve kendilerine verdiğimiz rızktan hayır için harcarlar." (Secde: 75/16)Kur'ân'da işaret edilen ve hadîslerde de Peygamber ve sahâbîleri tarafından daha fazla ibâdetle ihya edildiği belirtilen geceler, Ramazan geceleri, özellikle Kadir Gecesi ile Zi'l-Hicce'nin ilk on gecesidir.Allah her gecemizi, Berât gecesi gibi bol feyizli kılsın. Bu geceler hürmetine gönlümüze huzur, ülkemize barış ve güvenlik ihsan buyursun!Kabir azabıyla ilgili ayet için Kuran Ansiklopedisi'ne bakınSoru: Türkçe meallerden Kur'ân okumaktayım. Çocukluğumuzdan beri öldüğümüzde kabir azabını çokça çekeceğimiz, kıyamete kadar işkenceler göreceğimiz söylenmekteydi. Ben böyle bir meale rastlamayamadım. Kabir azabıyla ilgili âyetler hangileridir?Cevap: Ahiret ahvalinin ayrıntılarını Allah'tan başka kimse bilmez. "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizin Ahiret, Cennet, Cehennem maddelerine bakınız. Ayrıca "İnsan ve İnsanüstü Varlıklar" adlı kitabımı da okuyunuz.
Akşam namazı vaktinin çok çabuk geçtiği söyleniyor hocam. Yatsı vaktine kadar kılınamaz mı? Elif Aydemir Cevap: Akşam namazı, güneşin batmasıyla başlar, takriben bir buçuk saat sürer. Bu sürede ne zaman kılınsa akşam namazıdır. Yatsı girmeden akşamın vakti çıkmaz. Hatta akşam namazını kılamamış olan kimse, yatsının vakti girse de önce akşam namazını, sonra yatsıyı kılmalı yani ikisini cem ermelidir. Peygamberimizin uygulaması böyledir.Oje abdeste engel miSayın Hocam, bir arkadaşım ojeli tırnaklarla namaz adbesti alınamayacağını, abdest alınırken iğne ucu kadar da olsa kuru bir yer kalmaması gerektiğini söyledi. Aydınlatırsanız sevinirim. Sevgiler saygılar... Dilek ÖzdoğanCevap: Oje abdeste ve namaza mani değildir. Bunu söyleyenler İslâm'ın ruhunu anlamak istemeyen yüzeyde kalmış insanlardır. Ojeli ojesiz, abdestinizi alıp namazınızı kılınız. Namazda önemli olan dış değil, görünüş, tırnak, oje değil, gönül huzurudur. Gönül huzuru olmadıktan sonra elini yetmiş kez yıkasan, derisini kazırcasına yıkasan da bir değeri yoktur. Yeter artik bu kabuklarla uğraşmak.'Cami' bir şifre mi?Fikirlerinize ve açıklamalarınıza her zaman güvenen ve inanan, emekli bir öğretim üyesi ve Konya'nın büyük din ulemalarından Hacı Üveyiszade Mustafa Efendi'nin yakın akrabalarından birisi olarak, tereddüt ettiğim bir konuyu sizden öğrenmekte yarar görüyorum. Lütfen beni bu konuda aydınlatınız. Selâm ve saygılarımın kabulünü arz ederim.Sayın Hocam, cami kelimesinin temeli Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil meleklerin baş harflerinden mi oluşmuştur ve acaba bu konuda son zamanlarda çokça ifadesini bulan herhangi bir şifre olabilir mi? Kayhan KuzucuCevap: Sevgili Kayhan Bey, Hacı Üveyszâde Mustafa Efendi'ye son derece saygı duyduğumu belirteyim. Kendisini bir kez görmüş ve sohbetinden istifade etmiştim. Allah gani gani rahmet eylesin. Sorunuza gelince:Cami kelimesi, Arapça cem (cm') kökünden fail ismidir. Toplayan, bir araya getiren demektir. Yine bu kökten gelen Cum'a kelimesi de toplamak, toplantı, toplu ibadet günüdür. Cami kelimesinin Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil baş harfleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu tür iddialar yakıştırmadır. Şifrecilik de tamamen safsatadır. Sevgilerimle.
Selâm hocam, izninizle size 3 sorum olacak: Okuduğum bir kitapta hayatın beş tabakası olduğu belirtiliyor. Bizim görünen yaşam tabakamız, şehitlerin yaşam tabakası, Hazreti İsa'nın yaşam tabakası (ya da formu), Hazreti Hızır ve İlyas'ın yaşam tabakası ve Kabir yaşamı gibi. Ancak Efendimizin (s.a.v.) hayat tabakasının şeklini ve Efendimizin, zaman boyutu dışına çıkarsak yeri neresidir, belirtilmiyordu. Benim gibi bilgi acizi bir kulun da aklına bu soru geldi. Bir büyüğüme sorduğumda verdiği cevap onun nuru her yerdedir. Bu cevap beni tam olarak tatmin etmedi. Doğrusunu ancak Allah bilir. Ama ağzımdan çıkacak bir şeyin Peygamber Efendimizi (s.a.v.) gücendirmemesi ve Allah'a (haşa!) şirk koşmamak düşüncesiyle işin içinden çıkamadım. E-mail adresime veya köşenize yazarsanız çok sevinirim. Şimdiden çok teşekkürler... Emrah UysalCevap: Hayatın beş tabakası olduğu, falan filan boyutları bulunduğu şeklindeki görüşler ne Kur'ân'a, ne de Peygamber sözüne dayananan hayali felsefelerdir. Bu tür şeyleri inanca taşımak doğru olamaz, inanç ancak âyete ve kesin peygamber sözüne dayanır.Hz. Peygamberin ruhunun her yerde olduğu görüşü de abartıdan başka bir şey değildir. Her yerde olan sadece Allah'tır. Allah'ın sıfatını bir yaratığa vermek, İslâm'ın tevhîd inancına aykırıdır. Bu hayali düşünce Peygamberimizden gelen hadislere de aykırıdır.Adakta zamanBir isteğimin olması karşılığında 2006 yılına kadar hacca gitmeyi adamıştım. İsteğim oldu. Şu an 2006'ya kadar büyük ihtimal hacca gidemeyeceğim. Bu adağımı daha sonra gerçekleştirebilir miyim? Kimi büyüklerim haccın adağı olmaz diyorlar, haccın adağı olur mu? Saygılarımla. İbrahim MoturCevap: Farz olan haccın adağı olmaz. Onu zaten yapmak zorundasınız. Adak nafile ibadetler hakkındadır. Siz, imkân bulduğunuz zaman haccedersiniz.Okurlarıma duyurumAllah nasip ederse 23 Eylül Cuma günü akşamı, saat 20'de Elazığ'da, Edibe Can Müftülük Salonunda "Görünmez Âlemin İzleri" adlı bir konferans vereceğim. İmkânı olanların katılmasından mutluluk duyarım.
* Dünden devamİnsanın irâdesi, Allah'ın irâdesi içinde bir cüz'dür. Çünkü o irâde dışında kalan bir şey yoktur. Yani herhangi bir işin seçimi, Allah'ın yarattığı yasaların çalışmasıyla olur. İnsan ister, Allah onu yaratır. Fakat bazen küllî irâde, insanın istediğini yapmasına engel olur. Meselâ kalkamayacak derecede hasta olan kimse, ayağa kalkmak istediği halde kalkamaz. Çünkü Allah ona bu gücü vermemiştir. İşte o durumda insan, gücünün üstündeki bir işi yapmamasından, meselâ ayakta namaz kılmamasından sorumlu değildir. Zira küllî irâdenin izin vermediği şeyi yapması olanaksızdır. Fakat gücünün içinde kalan işlerde Allah'ın dilediğine aykırı olanı yapmaktan ötürü sorumlu olur. Allah isterse, ona engel olup o işi yaptırmaz ama engel olmaması, o yasağın yapılmasından memnun olduğundan, insanın hareketlerinden sorumlu olmasını dilediğinden ötürüdür. İnsan iyi bir iş yapmak isterse Allah onu yapma gücünü kendisinde yaratır; kötü bir iş yapmak isterse Allah onu da yapma gücünü kendisinde yaratır. Fakat kötünün yapılmasına razı olmaz. Seçimi yapan insan, yaptıklarından sorumludur. Çünkü o işi yapmayı seçmiş, Allah da onun seçimine göre kendisine yapma gücü vermiştir. Şayet bu gücü vermese, insanın hareketleri, kendi isteğiyle değil, zorunlu olur ve insan mükellef (sorumlu) olmaktan çıkar. Oysa insan seçme yeteneğinden ötürü akıllı, değerli, mükellef bir varlıktır. İnsan vücudunda, kendi irâdesi dışında otomatik olarak çalışan organlarının çalışmasından sorumlu değildir. Ancak isteğiyle, seçimiyle yaptığı işlerden sorumludur.Allah zaman üstüdürİnsanın eylemlerini Allah'ın yaratması, bu eylemlerin, önceden yaratılmış olduğu anlamına gelmez. Eylemler, insan onları yaparken yaratılmaktadır. Bizim ölçümüze göre bu böyledir. Zamanlı varlıklar olan yaratıklara göre, hayatimiz boyunca yapacağımız işleri Allah en ince ayrıntısına kadar bilir. Çünkü işlerin öncelik ve sonralığı bize göredir. Biz zamanlı olduğumuz için işleri zaman içinde değerlendirir ve onlara önce, şimdi, gelecek hükümlerini veririz. Fakat Allah zaman üstüdür. O, her şeyi bütün olarak ve ayrıntılarıyla bilir. Bir milyon yıl önceki işleri bilmesiyle şimdi veya bir milyon yıl sonra olacak işleri bilmesi arasında fark yoktur. Zamanı yaratan Allah, tüm zamanlarda olacak olayları bilir. O, bunları bizim irâdemizle nasıl seçeceğimizi bilir. Biz, seçimimizden ötürü sorumluyuz.Özetle: Eylemlerimizi biz seçeriz, Allah yaratır. Zaten Allah'ın yaratma dâiresi içinde bulunan insanın, eylemlerinin o dâire dışına çıkması mümkün değildir.
* Dünden devamDış ve iç etkenler birleşince eylem meydana gelir. İnsanın eylemlerini yaratan etkenler Allah'ın yaratması ile var olduğuna göre insanın eylemleri de dolayısıyla Allah'ın yarattığı şeylerdir. Demek ki "Allah her şeyin yaratıcısıdır" genel hükmü, her şeyi olduğu gibi, insanın eylemlerini de kapsar.Fakat insan, kendi iradesiyle yaptıklarından sorumludur. Zira bir işin oluşması, insanın bir şey yapabilmesi için önce onu düşünmesi gerekir. Düşünmeden, yani kasıtsız yapılan işlerden ötürü sorumluluk yoktur. Fiilleri hazırlayan, insanın içine doğan düşüncelerdir. Düşünce, iç ve dış duyu organlarının çalışmasıyla oluşur. Bu organların çalışması, Allah'ın yarattığı güç ve yasalarla olur. Allah'ın yasaları çalışıp imkân vermezse, insan hiçbir şey yapamaz.İnsanın gücü, aldığı besinlerin kana karışıp enerjiye dönüşmesiyle oluşur. Bu besinleri Allah yarattığı gibi bunları insan bedeninde enerjiye dönüştüren de Allah'ın yasalarıdır. Şimdi fiili yapan güç ve âletler hep Allah tarafından yaratıldığına göre o fiili yaratan da temelde Allah'tır.Sorumluluk seçimden doğarÖyle ise insanın sorumluluğu, yaptığı işi yaratmasından değil, seçmesinden doğar. Fiili yapma gücünü Allah yaratır. İnsanın beyninin çalışması Allah'ın yasalarıyla olur. Fakat insanda iyiyi ve kötüyü birbirinden ayırt etme yeteneği vardır. İşte Allah, insana yapacağı ve yapmayacağı işleri bildirdiği halde insan çaba harcamaz, düşüncesini kötüye yöneltir, kötüyü yapmak isterse Allah, ona o işi yapma gücünü verir. Daha doğrusu Allah, ona bahşettiği yapma gücünü kullanma müsaadesi verir. Gücü veren Allah'tır, ama onu yönlendirme insana verilmiştir. Fiili yaratan Allah, yapan insandır. Yaratma başka şey, yapma başka şeydir. Yaratma bir şeyi yoktan var etme, bir şeyi yapabilmek için temel gücü vermedir. Yapma ise mevcut gücü bir şeyi şu veya bu şekilde yapmada kullanmaktır. Temel güç olmasa bir şey yapılamaz. Bu bakımdan hayrı da, şerri de yaratan Allah'tır. Allah insana her ikisini de yapma güç ve yeteneğini vermiştir. Fakat şerri seçen sorumlu olur. İyiyi veya kötüyü isteme, seçme yeteneğine irâde-i cüz'iyye (küçük, basit istek, seçim) denir. İnsanı sorumlu kılan, kendisine verilen bu seçme yeteneğidir.* Yarın devam edecek
Değerli hocam, çalışmalarınızı takdirle izleyen okurlarınızdan biriyim. Size sormak istediğim konu, 17-18. yüzyılda yaşayan İrlandalı piskopos ve filozof George Berkeley'in formüle etmiş olduğu 'sübjektif idealizm' konusunda İslâm'ın görüşünün ne olduğudur. Bilindiği gibi bu görüşe göre Allah'ın iradesinden bağımsız madde yoktur. Tüm algılamalarımız Allah'ın ruhumuza 'koyduğu' imajlardır. Sorumu yanıtlarsanız sevinirim. Allah'a emanet olunuz. Ertuğrul DikbaşCevap: Bu sorunun yanıtı, kader ve irade meselesinde anlatılmaktadır. Söyle ki: En'âm: 55/102, Zümer: 59/62. âyette: "Rabbiniz Allah, işte budur. O'ndan başka tanrı yoktur. (O.) Her şeyin yaratıcısıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir." Buyurulmaktadır. Allah'ın yaratması dışında kalan hiçbir şey yoktur. Bütün varlıklar O'nun yaratığıdır. En'âm Sûresinde "Allah her şeyin yaratıcısıdır" cümlesi, "Cinleri Allah'a ortak yaptılar" (En'âm: 100) âyetinden sonra gelmektedir. Bundan maksat, dünyâda hayır tanrısı, şer tanrısı diye iki tanrı kabul eden Mecusîliği ret olabilir. Cinleri Allah'a ortak yapanlar kınandıktan sonra her şeyi Allah'ın yarattığı buyurulmak suretiyle, kâinatta iki tanrı bulunduğu düşüncesi reddedilmiş olmaktadır. Kâinatta Allah'ın yaratma dâiresi dışında kalan bir varlık ve oluş yoktur. Çünkü işlerin oluşumu, birtakım etkenlere bağlıdır. Bu etkenlerin yaratıcısı Allah'tır. Etkenle beraber gücün de bulunması, işin yapılmasını zorunlu kılar. Bu da Allah'ın, kulların işlerini de yaratmasını gerektirir. Allah'ın yaratma dâiresi içinde bulunan iş, birtakım sebeplere bağlıdır. Önce düşünce, sonra irâde, sonra güç fi'lin oluşma etkenleridir. Düşünce ve eğilim, insan beyninde mevcut birtakım yetilerle oluşur. Dış etkenler de düşünce ve eğilimleri uyandırır. Bu güçlerin hepsi İlâhî yasalar çerçevesinde oluşur. Şayet insan beyninde Allah'ın yasaları çalışmasa ne düşünce, ne de irâde oluşur. Demek ki insanın yetilerini yaratan Allah'tır.İnsan bir şeyi yapmak isterse onun için bir enerji gerekir. Bu enerji de yine beden içindeki ve dışındaki Tanrısal yasaların çalışmasıyla meydana gelir. Çünkü enerji besinlerle oluşur. Besinlerin sindirimi, beden organlarının çalışmasıyla olur. Besinleri Allah yarattığı gibi, bedendeki organları da Allah yaratmıştır ve bunlar Allah'ın koyduğu yasalarla çalışmaktadır.* Yarın Devam Edecek
Sayın hocam bugüne kadar eksiksiz bütün yazılarınızı okudum ve birçok yeni bilgi öğrendim. Benim sorum şu; bir takvim yaprağında şöyle yazıyordu; Allah tövbeyi kabul eder, kulları yeter ki tövbe etsin bütün günahları affolur. Yalnızca Allah kul hakkının tövbesini kabul etmez. Yaşadığımız ortamda böyle bir yüzyılda illaki hakkını bilerek veya bilmeyerek yediğimiz insanlar vardır, onlar da yaşıyor veya ölmüşlerdir. Biz onları nasıl bulup hakkımızı helâl ettireceğiz? Ettiremezsek ahirette bunun hesabını nasıl vereceğiz? Cevap: Kur'ân'a göre Allah, şirk koşma dışında her günahı dilerse affeder. Ancak şirki, kul şirkten dönüp Allah'a yöneldiği takdirde affeder. Ümitsizlik yoktur. Yeter ki kul Allah'a yönelsin. Öyle takvim yapraklarında karalanan çalakalem bilgilerle din öğrenilmez. Dinin temel kaynağı Kur'ân'dır. Siz Kur'ân'a bakın. Öyle ayrıntılar, kabuklarla, rivayetlerle uğraşanların eklemesidir.İsa gelecek mi?Sn. Hocam, bize göstermiş olduğunuz ilgiye ve verdiğiniz engin cevaplara ne kadar teşekkür etsem azdır. Benim aklıma bazı sorular takılmakta ancak cevabını tam olarak alamamaktayım. Bunları size danışmak ve aklımdaki bazı sorulara yanıt bulmak istiyorum. Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim.Soru 1: Bu reenkarnasyonu anlamıyorum, gerçekten olmadığına inanıyorum ancak çevreden duyduklarım aklımı karıştırıyor. Bununla ilgili biraz bilgi vermenizi rica ediyorum...Cevap: Bu konu daha önce de gündeme geldi ve yanıtladım. Soru ve Cevaplarla İslâm'ın birinci cildini okuyunuz.Soru 2: Kıyamet alametlerini çeşitli yerlerde okuyorum, en iyisi Kur'ân-ı Kerîm biliyorum. Ama geçenlerde bir yerde okuduğum bir hadiseyi size sormak istedim. Kıyamet zamanına yakın bir zamanda Hz. İsa peygamber yeryüzüne inip Hıristiyanların sembolü olan haçı kırıp bütün insanlığı İslâm'a davet edecekmiş, bu ne kadar doğrudur? Hz. İsa'nın yeryüzüne inmesi konusunda herhangi bir ayet ya da Peygamber Efendimizin (s.a) hadis-i şerifi var mıdır. Bilgilerinizle beni de aydınlatırsanız sevinirim. Şükrü BAYSALCevap: Kur'ân, Hz. İsa'nın öldüğünü açık açık belirtmiştir. Ölmüş olanın dirilmesi de söz konusu değildir. Hz. İsa'nın kıyamete yakın zamanda gelip insanları İslâm'a davet edeceği hadis haline getirilmiş hayalden ibarettir. Bu konuyu çok yazdım, dileyen "Soru ve Cevaplarla İslâm"ı okuyabilir.
Soru: Sayın Hocam, yazılarınızı devamlı okumaktayım. Bizleri dini konularda aydınlattığınız için Allah sizden razı olsun. Geçen akşam FLASH TV'de bir hoca, organ naklinin ve kan vermenin caiz olmadığını Kur'ânı-Kerîm'in sure ve ayetlerine göre ispatlamaya çalışıyordu. Bu kadar önemli bir konuda bu şekilde yorum yapmak ne derece caizdir? Halkımızı menfi yöne döndürmez mi?... Her zaman bu konularda yazıyorsunuz ama bu konuya tekrar temas ederseniz memnun olurum. Saygılarımla Esen Erkan..Cevap: Bazı hocaların, TV ekranına geçip organ naklinin, kan vermenin caiz olmadığını söylemeleri ve bu kişisel görüşlerini Kur'ân âyetlerine dayandırmaları cidden gariptir. Bu tür konuşmalar, toplum sağlığına olumsuz etki yapar. Organ nakli niçin caiz olmasın? Kişi kendi evladı yahut bir yakını için böbreğinden birini verir. Bazı evlatlar da baba veya annelerini yaşatmak için karaciğerinden parça veriyorlar. O sayede karaciğer nakli yapılmış olan kişi yaşıyor.Kişi ölümü halinde organlarını bağışlayabilir. Beden kendi bedenidir. Allah'ın ona lütfettiği bir varlıktır. Ölümü halinde zaten toprak olacak bazı organlarını bağışlayabilir. Nasıl malını bağışlıyorsa organını da bağışlar. Kişi de beyin ölümü gerçekleşince organ nakli yapılır. Bu neden caiz olmasın? Ayetleri tevil ederek bunun caiz olmadığını söylemek, kendi kendine din hükmü koymaktır. Hangi âyette organ naklinin caiz olmadığı yazılıyor?Efendim, ölmüş olanın derileri ve organları kendisinin yaptığı işlere tanıklık edecek. Bu organlar nakledilince başkasının organı olacağından şahitliğin karışacağı şeklinde garip bir mantık ileri sürüyorlarmış. Gerçi ben bu tür konuşmaları dinlemedim ama bana böyle aktarıldı. Şahitlik edecek olan ruh cismidir, Allah tarafından kişiye verilen, hiçbir suretle nakledilemeyecek olan organlardır. Maddi beden organları değil. Zaten fizik beden organları nakledilmese de toprakta çürüyecektir. Ama Allah, yeniden bedenlendirdiği (ba'settiğ) ruha yeni deriler ve organlar verecektir. Ruhsal organlar. İşte o organlar, dünya ömründe yapılan hataların izlerini taşır ve bunlan Yüce Divan'da yansıtır. Yoksa fiziksel bedenin organlan çoktan toprağa karışmıştır. Nitekim çeşitli nedenlerle eli veya Allah korusun bacağı kesilmiş olan kimseler, kesilen organının ağrıdığını hissederler. Çünkü fizik organ bedenden ayrılmış olsa da ruhsal beden onu kendinde hisseder. Cehennem ateşinde yanıp dökülen derilerin başka derilerle değiştirilmesi, ruhsal beden organlarının yok olmayacağını gösterir.