"İnsanların iyi yaşama sanatını bilmesi gerekir"

24 Ağustos 2005

Kanada Montreal'den yazan okurum Yüksel Oran, geçen gün yayınlanan trafikle ilgili yazım üzerine şu değerlendirmeyi yapıyor: Sayın Süleyman Ateş, yazınızda çok haklı olarak, "yoksula, yetime, darda kalmışa, düşküne acırız. Hep kendimizi düşünmeyiz, bencil değiliz. Ama iş trafiğe gelince mesele değişir" diyorsunuz. Ancak kuralsızlık sadece trafik konusunda mı? Bakınız 1950'lerde, henüz bu kadar tüketici çılgınlığına bulanıp birbirimizin gözünü oymadığımız zamanlarda, Amerikalı bir uzman nasıl bir değerlendirme yapıyor. 1950'de TCDD'de açılan management (işletme) kurslarını yöneten uzmanların başkanı Amerikalı Taliafero, Türklere hitaben yapüğı konuşmada diyor ki:"Kendilerini beğenirler""Dünyada her ulusun iyi ve kötü tarafları vardır. Örneğin biz Amerikalılar, hoşgörüyü seven insanlarız, iyilik etmeyi severiz. Gerekirse yardım etmeyi de severiz. Fakat bir kötü tarafımız, her şeyi parayla ölçmemiz, ona çok değer vermemizdir. İngilizler iyi devlet adamı yetiştirirler. Bunu en zor zamanlarda bile gösterebilmişlerdir. Bence kusurları, bir parça hatta fazlasıyla kendilerini beğenirler ve başkalarına yukarıdan bakarlar. Fransızlara gelince çok güzel dilleri vardır. Edebiyatta en ileri uluslardandır. Sanatta da öyle. Bir defa Paris'e giden bunu bilir. Fakat maalesef sözlerine pek güvenilmez."Sizin bir kusurunuz var"Türklere gelince... Onlara nasıl ölüneceğini kimse öğretemez. Onu çok iyi bilirler, yalnız bu dünya yaşamak içindir ve insanların iyi yaşayabilme sanatını da bilmeleri gerekir. İşletme kurslarında tanıdığıma göre siz bonkör, merhametli, kendi yiyecek ekmeğini bile bir başkasına seve seve verebilen, yolda otomobilinin benzini biten ve aynı zamanda parasız kalan yabancılara, hiçbir çıkar beklemeden benzin deposunu dolduran insanlarsınız.Kore Savaşı ne kadar cesur olduğunuzu da dünyaya kanıtlamıştır. Yalnız benim acizane görüşüme göre sizin genellikle bir kusurunuz var. Maalesef bunun sebebini kesin olarak araştırmaya imkân bulamadım. Siz kolektif yaşamayı sevmeyen, kıskanç insanlarsınız. Bu da takım halinde çalışmanıza engel oluyor. Bence bu, sizin gibi iyi insanların ilerlemesini geciktiren en büyük faktördür.* Yarın, yine trafik konusunda bir başka okurumun görüşlerini sizlere aktaracağım.

Devamını Oku

Ölüm ötesi hayat bir rüya değildir

23 Ağustos 2005

Soru: Dini eserler ilgimi çekiyor. Ancak okuduklarımın etkisi altında kalıyorum. Bundan bir süre önce rüya, berzah ve ahiret üçgeni içinde kalıp bocaladım. Ölümle ahiret arası belli olmayan bir zaman dilimi içerisinde geçen evre, berzahtır. Hayattayken görülen rüya, ilahi gücün insan beynine bahşettiği öncü işarettir ve ruhun aynası rüyadır. Ahirete kadar sürecek bu muhteşem rüya da birey olarak hayat boyu günah ve sevaplarımızın cennet veya cehenneme gidecek yolda muhasebesini ruhumuzun aynasında görerek kâbuslar içinde ya da gül bahçelerinde geçirerek veya ahirete kadar "hiç"liğin suskunluğunda bekleyeceğiz. Böyle bir tanımlamanın inanırlık derecesi için aydınlanmama ışık tutacağınızı ümit ediyorum. (Süleyman Zeki Algür)Cevap: Ölüm ötesi hayat ne bir rüya, ne de hiçlik veya ebedi suskunluktur. Büyük düşünürlere göre fizik ötesi hayat, içinde bulunduğumuz fizik hayatın asıl gerçeğidir. Asıl hayat odur. "Bu dünya hayati eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, işte asıl hayat odur (asıl yaşanacak yer orasıdır), keşke bilselerdi" (Ankebut: 64). O hayat, o kadar gerçektir ki şu görünür hayat, o görünmez hayata göre bir oyuncak, bir hayal durumunda kalır. Ama sadece görünürde kalan insanlar asıl o gerçek hayatin farkında olmazlar. "Onlar, sadece şu yakın hayatin dış yüzünü bilirler, ahiretten ise onlar tamamen gafildirler" (Rum: 7). Hz. Peygamber de bir hadislerinde, "insanlar uykudadırlar. Öldükleri zaman uyanırlar" buyurmuştur. Okuruma, "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimizi tavsiye ederim."Kızlara mal verilmez mi?"Soru: Kayınpederim, 3 kız 2 oğlan babası. Oldukça varlıklı. Mülkünü oğullarına bırakmak için kızlarını kandırdı, "İslâm'da kıza mal verilmez" dedi. Dinimizde para, altın, döviz, daire, arazi, ev taksimi nasıldır? (Sami Şahin)Cevap: İslâm'da kıza mal verilmez diye bir şey yoktur. Tam tersine Kur'ân, "Ana babanın ve akrabanın geriye bıraktıklarından erkeklere de pay vardır. Ana babanın ve akrabanın geriye bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Gerek azından gerek çoğundan (hem erkeğe, hem de kadına) bir hisse ayrılmıştır" (Nisa: 7) buyurulduktan sonra 11-12. ayetlerde erkeklerin ve kızların ayrı ayrı miras payları belirtilmektedir. Yalnız kızkardeşe, erkek kardeşinin yarısı kadar miras verilir. Bunun sebebi de kız birisiyle evlenecek, kocası onun bakımını sağlayacak, erkek ise evleneceği kadının geçimini sağlayacak olmasıdır. Ama kızları tümden mirastan mahrum etmek yahut ayette belirlenen haklarını vermemek Allah'a isyan etmek olur.

Devamını Oku

Araştırmacılara düşen görev

22 Ağustos 2005

(Dünden devam)Kur'ân'ın hepsi birbirini tamamlar, açıklar: "Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı" (Nisa: 98/82). Tabii biz, Kur'ân'da manası zor olan hiçbir ayet bulunmadığını değil, 94/7. ayetteki muhkem ve müteşâbih ile Kur'ân'dan önceki kutsal kitabın ayetlerinin kastedildiğini anlatmak istiyoruz. Elbette Kur'ân'ın da hurûf-i mukatta'a gibi Allah'ın insanlara benzer sıfatlarla anlatılması gibi herkesçe hemen kavranamayacak noktaları vardır.Fakat hurûf-i mukatta'a, birtakım harflerden ibarettir. Harfler ayet değildir. Öyle ise onları müteşâbih ayetler kategorisine sokmak yanlıştır. Allah'ın, insanlara benzer sıfatlarla anılması ise gayet doğaldır.Önemli olan da bu ayetlerin, Arapça'da ifade ettiği manalardır. Yaratan, ancak yaratılanların düzeyindeki sözlerle anlatılabilir. Bu ayetler, Kur'ân'ın amacını gayet iyi bilen Peygamber'in sahabileri arasında bir tartışma doğurmamış, sahabiler Kur'ân ayetlerini, Arapça'da ifade ettiği anlamları dışına çıkaracak yorumlara girmemişlerdir. Müslümanların görevi, selefin yaptığı gibi kitabı olduğu gibi kabul etmek, kitabın temeli olan hüküm ayetlerini uygulamak, Allah'ın zaü ve sıfatlan hakkındaki ayetleri de Arap dilinin gösterdiği anlamlarıyla kabul edip bunların mahiyetini Allah'a havale etmektir. Allah, yaratıklara benzemez. "O'nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur" (Şura: 62/11).Din kültürü mirasımızTekrar yinelemek isteriz ki, Al-i İmrân: 94/7. ayette anılan "muhkem ve müteşâbih" deyimlerinin, Kur'ân ile ilgisi yoktur. Orada, kitap ehli içinde bazı kişilerin, kitaplarındaki bazı kapalı anlamlı ayetlerin ardına düşüp çarpıtmak suretiyle belaya uğrayacakları, iyi niyetli insanların ise arada bir ayırım yapmadan kitabın tamamına inanıp teslim oldukları anlatılmaktadır.Öyle ise çağlar boyunca tefsirde, Kur'ân ilimlerinde bina edilen "muhkem ve müteşâbih" tezleri, bunlar üzerinde yapılan tartışmalar, gerçekte Kur'ân'ın amacı dışına çıkmak, terimleri asıl anlamından kaydırıp başka anlamlara götürmekten başka bir şey değildir. Kur'ân'ın içeriğiyle karşılaştırılınca daha birçok kavramın, zemininden başka noktalara kaydırıldığı ve bunlardan Kur'ân'ın kastetmediği anlamlar çıkarıldığı anlaşılır. O halde asırların düşünce vadilerinden akıp bize gelen din kültürü mirasımızı, bilimsel bir yöntemle Kur'ân süzgecinden geçirmek zorunluluğu vardır. İşte bu önemli görev, yeni Kur'ân araştırıcılarının omuzlarındadır.

Devamını Oku

Kur'an kolaylıkla anlaşılan bir vahiy kitabıdır

21 Ağustos 2005

(Dünden devam)Kur'ân-ı Kerîm'de "ûtû'l-ilm, ehlu'z-Zikr, er-râsihûne fî'l-ilm (Kendilerine bilgi verilenler, zikir ehli, ilimde râsih olanlar)" tabirleri, hep kitap ehli bilginler hakkında kullanılmıştır. Âl-i İmran: 94/7. ayette, ilimde râsih olanlar tabiri de kitap ehlinin, derin bilgi sahibi iyi niyetli insanlarını kastetmektedir. Kitaplarında çeşitli anlama gelebilecek bazı ayetleri bilerek veya bilmeyerek yanlış yorumlayıp dine teslîs (üçleme) inancını sokanlar, Hz. İsa'nın, Allah'a kâinatın koruyucusu, sahibi, rabbi anlamında "Baba" demesini, amacından saptırarak gerçekten Allah'ın, İsa'nın babası olduğunu ileri sürenler ve yaptıkları yanlış yorumları kitabın hükmü gösterip, dinde kuşkuların, bölünmelerin doğmasına neden olanlar, özü bırakıp sözle uğraşanlar ve dini kendi tekellerinde görüp, Allah ile kul arasına girerek halk üzerinde baskı kuranlar, Hıristiyan din uzmanlarıdır.Hz. Peygamber döneminde Müslümanlar arasında Peygamber'in dışında ne böyle din uzmanları grubu ne de "râsih alimler" denilebilecek ulema grubu vardı. Bundan dolayı Âl-i İmrân: 94/7. ayette sözü edilen müteşâ-bih ayetler, Kur'ân'ın değil, Kur'ân'dan önceki kitabın ayetleridir. Filozof İbn Sina asıl müteşâbihlerle ve mecazlarla dolu olan kitabın, İbrani kitabı Tevrat olduğunu söylemektedir. (Bkz. Gaudeul, Jean Marie ve Caspar, Robert: Textes del la Tradition musul-mane concernant le tahrif (falsification) deş Ecritures, Islamochristiana; 6 (1980), s. 91). O ayetlerin ardına düşenler ve kitabın teviliyle uğraşanlar da Peygamber'e gönül vermiş sahabiler olmadığı gibi râsih alimler de sahabilerin alimleri değildir.Bu ayet, Hıristiyan din uzmanlarının, Kitab-ı Mukaddes karşısındaki tutumlarını anlatmaktadır. Yoksa Kur'ân'ın ayetleri hakkında "müteşâ-bih" sıfatı, anlamı kapalı, çeşitli anlamlara gelebilen manasında değil, güzellikte, sağlamlıkta birbirine benzer, birbirinden güzel manasındadır. Bu bakımdan Kur'ân'ın tamamı müteşâbihtir. "Allah, sözün en güzelini, (Kur'ân'ın ayetlerini güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitap) Allah'ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama Allah kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz" (Zümer: 59/23). Kur'ân, anlamı açık, net, her şeyi güzel açıklayan, muhkem (sağlam) mufassal (açık, vazıh) ve kolay anlaşılır bir vahiy kitabıdır. (Devam edecek)

Devamını Oku

Allah anıldığı zaman müminlerin yürekleri ürperir

20 Ağustos 2005

(Dünden devam)Tevil, yorum demek değil, kitabın gerçekleşeceğini söylediği uyanların gerçekleşmesidir. Burada iki olasılık vardır. Bunlar, müteşâbihlerin ardına düşüp baskı kurmak, çıkar sağlamak isterler. Bir de kitabın bildirdiği uyarıların, inanmayanların uğrayacakları azabın, kıyametin zamanını belirlemek isterler. "Falan zamanda bela gelecek, filan zamanda kıyamet kopacak" derler. Kitabın bildirdiği azabın veya kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini Allah'tan başka kimse bilmez. Demek ki müteşâbihlerin ardına düşmek başka, kitabın tevili başka şeydir. Müteşâbihlerin gerçek manasını da kitabın tevilini (uyanlarının, inkarcıların çarpılacakları azabın veya kıyamet saatinin gerçekleşeceği zamanı) yalnız Allah bilir.İkinci ihtimal de şudur: Kitabın tevilini istemek, birinci davranışın, yani baskı kurmak için müteşâbihlerin ardına düşme eyleminin sonucudur. Yani bunlar müteşâbihlerin ardına düşüyorlar ki kitabın teviline uğrasınlar, belalarını bulsunlar. Çünkü benzer, anlamı şüpheli ayetlerin ardına düşüp tahminlere göre manalar vermek, böylece kitabın kastetmediği manaları ayetlere yükleyip dini ayrıntılara boğmak, kitabın uyardığı belalara çarpılmaya neden olur. Böyle yapanların sonucu başarısızlık, onmazlıktır. Allah'ın koymadığı haram ve helal hükümleri koyanlar onmazlar (Nahl: 70/116). Böyle birtakım hesaplar, çıkarlar için müteşâbihlerin ardına düşenler, yüreklerinde eğirlik bulunan, kötü niyetli din uzmanlarıdır.İyi niyetli bilginlerFakat asıl ilimde derinleşmiş olan râsih alimler, hepsinin, Allah tarafından olduğuna inanarak müteşâbihlerin (şüpheli şeylerin) ardına düşmedikleri gibi azabın ne zaman geleceği, kıyametin ne zaman kopacağı gibi şeylerin ardına da düşmezler. İşte, kitaptan öğüt alıp yararlanan gerçek müminler onlardır. Söz konusu ayette ifade edilen kitabın müteşâbihlerinin ardına düşen din uzmanları, kitap ehli uzmanları olduğu gibi râsih alimler de yine kitap ehli olan iyi niyetli bilginlerdir. Hz. Peygamberin sahabileri, Kur'ân'ı bütün teslimiyetleriyle ve itirazsız kabul ediyor, onu okudukça derileri ürperiyor, gönülleri onun ayetleriyle Allah'ı anmaya yöneliyor, duygulanıyor, yumuşuyordu. "Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler. Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz nzıktan (Allah için) harcarlar" (Enfal: 93/2-3). (Devam edecek)

Devamını Oku

Kur'ân'ın bütün ayetleri güzellikte birbirine benzer

19 Ağustos 2005

Soru: Kur'ân'da muhkem ayetler ve müteşâbih ayetlerin sayılan kaça kaçta? Namazda okunması gereken ayetler hangileri olmalıdır? (Muzaffer Tanrıkulu)Cevap: Kur'ân'ın bütün ayetleri muhkemdir. Muhkem ve müteşâbih sözü, Kur'ân ayetleri hakkında değil, Kitabı Mukaddes ayetleri hakkında söylenmiştir. Kur'ân'da manası anlaşılmayan ayet olmadığına göre Kur'ân'ın tamamı muhkemdir. Müteşâbih, birbirine benzer, karşıtlı anlamına gelir. Bu bakımdan Kur'ân'ın bütün ayetleri müteşâbih, yani güzellikte birbirine benzerdir. Ama manası açık olmayan müteşâbih sıfatı Kur'ân için söz konusu değildir. Bu konuda "Kur'ân Ansiklopedisi"nden bir maddeyi özetleyelim:Müteşâbih, şebeh kökünden gelir, şibh, sebeh ve şebîh renk, tat, adalet ve zulüm gibi nicelik, nasıllık bakımından benzer demektir. Aynı kökten gelen şübhe de iki şeyin, ya fizik veya anlam bakımından ayırt edilemeyecek derecede birbirine benzemesidir. Burada Kur'ân ayetlerinin güzellikte, belâğatte hep birbirine benzer, biri diğerinden ayırt edilemeyecek derecede güzel, birbiriyle uyumlu demektir. Al-i İmran Suresi'nin 7'nci ayetinde "Onun tevili" kelimesindeki zamir, müteşâbih kelimesine değil, kitaba gitmektedir.Hegemonya kuranlarKitap ile kasıt da Kur'ân değil, ondan önceki kutsal kitaptır. Onun tevili yoluyla fitne yapmak isteyenler, müteşâbih ayetlerin tevilini değil, kitabın tevilini istemektedirler. Kitabın tevili de onu istenilen biçimde yorumlamak değil, onun uyarısının hakikati, yani bildirdiği azabın, va'd ve vaîd'in gerçekleşmesini istemektir.Ayette kitabın müteşâbihinin ardına düşenlerin, kitabın tevilini istedikleri, yani kitabın tehdit ve uyarılarının, başlarına gelmesini istedikleri anlatılmaktadır. Kitabın anlamını istediği biçimde yorumlayıp halk üzerinde baskı, hegemonya kuranlar, bu davranışlarıyla sanki başlarına azap gelmesini istemiş olurlar. Tevilin, ilahi uyanların gerçekleşmesi anlamında olduğu, Kur'ân'ın kesin ifadesiyle sabittir. (Bkz. A'râf: 39/53, Yunus: 51/39.) Âl-i İmran 7'nci ayette, müteşâbih ayetlerin ardına düşenlerin iki şey istedikleri anlatılmaktadır. Biri fitne, diğeri kitabın tevilidir. Fitne, baskı, zulüm demektir. Bunlar, manası açık olan ayetleri istedikleri gibi yorumlayamayacaklarıı için müteşâbih ayetlerin ardına düşer, onları istedikleri biçimde yorumlar ve böylece bu işi sadece kendilerinin bildiğini ileri sürerek dini kendi tekellerine almak isterler. (Devam edecek)

Devamını Oku

Kabir ziyaretinin zamanı yoktur

18 Ağustos 2005

Soru: Salât ne demektir? Duası ne zaman yapılır? Kabir ziyareti belli günlerde mi yapılır? Hangi dualar okunur? (Orhan Atlan)Cevap: Salât, Arapça'da dua ve namaz anlamına gelir. Salât duası, namaz duası demektir. Namaz duaları pek çoktur. Bunlan ilmihallerde bulabilirsiniz. Kabirleri ziyaret etmek, kadınlara ve erkeklere mendubdur (güzeldir). Çünkü kabir ziyareti insana ahireti anımsatır. Hadis-i şerifte, "Ben sizi, kabirleri ziyaret etmekten men etmiştim. Artık bundan böyle kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü bu, ahireti hatırlatır" (İbn Mâce, Cenâiz: 47; Müslim, Ce-nâiz: 106; Ebû Dâvûd, Cenâiz: 77: Ne-sâ'î, Cenâiz) buyurulmuştur. Kabir ziyaretinin herhangi bir günü yoktur. Her zaman ziyaret edilebilir. Peygamberimiz bazen geceleri de Baki Kabristanı'na giderdi. Kabri ayakta ziyaret edip ayakta dua etmek sünnettir.Allah'ın Resulü (s.a.v.) Cennet-i Bakî'yi ziyaret eder, şöyle selam verirdi: "Esselâmu aleykum dâre kavmin mu'minîn ve innâ inşâallâhu bikum lâhikûn. Es'elul-lâhe lî ve lekumu'l-âfiyeh. (Ey inananlar yurdunun sakinleri, Allah'ın dilemesiyle biz de size katılacağız. Allah'tan bana ve size afiyet, dirlik, mutluluk dilerim).""Ölülerinize Yasin okuyun"Ziyaret edenin, Yasin okuması sünnet olmamakla beraber mûstehabdır (güzel görülmüştür). Çünkü Yasin Suresi, Kur'ân'ın kalbidir. Hz. Paygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "Allah'ın rızasını ve ahireti arzu ederek Yasin okuyan hiç kimse yoktur ki, Allah onu affetmesin. Onu ölülerinize okuyunuz" (Ahmed ibn Hanbel, Müsned: 5/26. Aynı hadisi İbn Mâce ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Ancak oralarda hadisin yalnız "Ölülerinize Yasin'i okuyun" kısmı vardır. Bkz. İbn Mâce, Cenâiz: 4; Ebû Dâvûd, Cenâiz: 24; İbn Hanbel, Müsned: 5/26, 27)İbn Hibbân'a göre "Ölülerinize Yasin okuyunuz" hadisinin, ölmüşlere değil, ölmekte olan kimseye Yasin okunacağı anlamındadır.Kabri ziyaret eden şöyle de dua edebilir: "Allahumme rabbe hâzihî'l-ecsâdi'l-bâli-yeti ve'l-'izâmi'n-nahirati, haracat mine'd-dunyâ ve hiye bike mu'minetun, febelliğ iley-hâ ravhan minke ve selâmen minnâ. Alla-humme ravvih ervâhahum bi ravhi lâilâhe illallah ve nevvir kubûrahum bi-nûri Muhammedin rasûlillâh (Allahım, şu çürümüş cesetlerin, ufalanmış kemiklerin Rabbi! Bunlar dünyadan sana inanarak çıkmışlardı, Sen de onlara kendinden bir rahatlık ve bizden selam ulaştır. Allahım onları lailahe illallah'ın rahmet ve rahatına kavuştur, kalplerini Allah'ın Resulü Muhammed'in nuruyla aydınlat)."

Devamını Oku

Yüce Allah'ın mucizelerine örnek isteyen okuruma

17 Ağustos 2005

Soru: Bilimin açıklayamadığı Allah'ın bir mucizesini öğrenmek istiyorum. (E. Meler)Cevap: İnsanın herhangi bir yeri kesilir veya yaralanır. Vücutta bir mekanizma o yaralanan bölümdeki eksik hücreleri onarmak üzere hücre üretimi emrini verir. Üreyen yeni hücrelerle eksilen hücrelerin yeri doldurulunca tekrar mekanizma hücre üretimini durdurur. Eğer hücre üretimi devam etse sağlık gider, ölüm gelir. Bu dengenin böyle kurulması bir mucize değil mi?Anne karnında gelişen bebeğin aslı, zigot denilen tek hücredir. Bu tek hücreden göz kasları, ayak kasları, kalp kasları, kemikler, adaleler, farklı yapıda çeşitli hücreler oluşmaktadır. Bu kendi kendine olacak bir şey midir? İnsanın yaratılışı bir mucize değil midir? Deprem sonucu yıkılan apartmanların altından 15 gün sonra bazı insanların sapa sağlam çıkması bir mucize değil midir?15 asır önce ümmi bir toplumda yetişmiş, eğitim görmemiş olan Hz. Muhammed'e, 15 asırdır milyonları yöneten Kur'ân vahyinin verilmesi bir mucize değil midir? Bırakın ümmi bir insanı, bugün üniversite bitirmiş bir insanın sözleri, ne kadar etkili olursa olsun acaba kaç asır geçerliliğini korur? Karl Marx gibi filozofların sistemleri ne kadar sürdü? Yıkılıp gitti. Ama Hz. Muhammed de, İsa da, Musa da yaşıyorlar. Bu mucize değil midir? Kur'ân'ın mucizelerini öğrenmek istiyorsanız "İslâm'a İtirazlar Kur'ân-ı Kerîm'den Cevaplar" adlı eserimi okuyunuz.Ev sizin zorunlu ihtiyacınızSoru: Ev almak için biriktirdiğim paraya zekât düşer mi? Ayrıca kardeşime verdiğim borç paranın zekâta olur mu? (Yunus)Cevap: Kendi eviniz olmadığı için kirada oturuyorsanız, ev almak için biriktirdiğiniz para, normal bir daire bedeli kadar ise bu paraya zekât düşmez. Çünkü o sizin zorunlu ihtiyacınız sayılır. Ama bundan fazlasına zekât düşer.Kardeşinize verdiğiniz borcu tahsil ettiğiniz zaman zekâtını verirsiniz. İsterseniz zekâtınıza mahsuben o borcu silersiniz."Nazardan korkuyorum"Eşiyle mutlu olduğunu, kendilerine nazar değmesinden korktuklarını belirten Hüseyin Karaca adlı okurum, ne yapması gerektiğini soruyor. Allah'a sığın. O'na inandıktan sonra hiçbir şey sana zarar veremez. Nazar değecek diye korkmak doğru değildir. Çünkü bu, psikolojik olarak kötülüğe davetiye çıkarmak olur.

Devamını Oku