(Dünden devam)
Kur'ân'ın hepsi birbirini tamamlar, açıklar: "Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı" (Nisa: 98/82). Tabii biz, Kur'ân'da manası zor olan hiçbir ayet bulunmadığını değil, 94/7. ayetteki muhkem ve müteşâbih ile Kur'ân'dan önceki kutsal kitabın ayetlerinin kastedildiğini anlatmak istiyoruz. Elbette Kur'ân'ın da hurûf-i mukatta'a gibi Allah'ın insanlara benzer sıfatlarla anlatılması gibi herkesçe hemen kavranamayacak noktaları vardır.
Fakat hurûf-i mukatta'a, birtakım harflerden ibarettir. Harfler ayet değildir. Öyle ise onları müteşâbih ayetler kategorisine sokmak yanlıştır. Allah'ın, insanlara benzer sıfatlarla anılması ise gayet doğaldır.
Önemli olan da bu ayetlerin, Arapça'da ifade ettiği manalardır. Yaratan, ancak yaratılanların düzeyindeki sözlerle anlatılabilir. Bu ayetler, Kur'ân'ın amacını gayet iyi bilen Peygamber'in sahabileri arasında bir tartışma doğurmamış, sahabiler Kur'ân ayetlerini, Arapça'da ifade ettiği anlamları dışına çıkaracak yorumlara girmemişlerdir. Müslümanların görevi, selefin yaptığı gibi kitabı olduğu gibi kabul etmek, kitabın temeli olan hüküm ayetlerini uygulamak, Allah'ın zaü ve sıfatlan hakkındaki ayetleri de Arap dilinin gösterdiği anlamlarıyla kabul edip bunların mahiyetini Allah'a havale etmektir. Allah, yaratıklara benzemez. "O'nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur" (Şura: 62/11).
Din kültürü mirasımız
Tekrar yinelemek isteriz ki, Al-i İmrân: 94/7. ayette anılan "muhkem ve müteşâbih" deyimlerinin, Kur'ân ile ilgisi yoktur. Orada, kitap ehli içinde bazı kişilerin, kitaplarındaki bazı kapalı anlamlı ayetlerin ardına düşüp çarpıtmak suretiyle belaya uğrayacakları, iyi niyetli insanların ise arada bir ayırım yapmadan kitabın tamamına inanıp teslim oldukları anlatılmaktadır.
Öyle ise çağlar boyunca tefsirde, Kur'ân ilimlerinde bina edilen "muhkem ve müteşâbih" tezleri, bunlar üzerinde yapılan tartışmalar, gerçekte Kur'ân'ın amacı dışına çıkmak, terimleri asıl anlamından kaydırıp başka anlamlara götürmekten başka bir şey değildir. Kur'ân'ın içeriğiyle karşılaştırılınca daha birçok kavramın, zemininden başka noktalara kaydırıldığı ve bunlardan Kur'ân'ın kastetmediği anlamlar çıkarıldığı anlaşılır. O halde asırların düşünce vadilerinden akıp bize gelen din kültürü mirasımızı, bilimsel bir yöntemle Kur'ân süzgecinden geçirmek zorunluluğu vardır. İşte bu önemli görev, yeni Kur'ân araştırıcılarının omuzlarındadır.
Araştırmacılara düşen görev
Kur'ân'ın hepsi birbirini tamamlar, açıklar: "Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı" (Nisa: 98/82)
Haberin Devamı

