Trafik Kargaşası ve Acımasızlığı - 2

16 Ağustos 2005

Biz en merhametli toplumlardan biriyiz(Dünden devam)Yoksula, yetime, darda kalmışa, düşküne acırız. Hep kendimizi düşünmeyiz, bencil değiliz. Ama iş trafiğe gelince mesele değişir. Sanki acıma duygulanınız kaybolur, körelir. Sürat zevki bazılanmızı çılgınlığa iter. Bir kavşakta sağa veya sola dönülecektir, bunun için arabalar kuyruktadır. Ama bir veya birkaç gözü açık geriden gelir, kuyruğun en başına geçer, burnunu öndeki arabanın önüne sokar. Yeşil yaranca ilk önce kendisi geçsin diye yapar bunu. Bu nedir? Saygısızlığın, bencilliğin daniskası değil mi? Başkalarının hakkını çiğneme yetkisini nereden alıyorsun? Trafik görse seni cezalandırır ama her yerde polis olmaz ki! Kurallara saygı gerekir. İşte medeniyet budur, fikri gelişmişlik, hatta insanlık budur.AB'ye girmek istiyoruz. Bazıları AB'ye girmekle başımıza yağmur gibi euro-dolar yağacağını, ekonominin hemen düzeleceğini, zengin bir ülke oluvereceğimizi sarar da onun için AB'yi ister. Ben Avrupa'yı bilen bir insan olarak hiç böyle bir şey beklemiyorum. İngilizlerin bir atasözü var, "Allah, kendi kendisine yardım etmek isteyene yardım eder" diye. Esasen Kur'ân da kendisini değiştirmeyen toplumu Allah'ın değiştirmeyeceğini vurgular.İslâm'ın önemli bir farzıBiz istiyoruz ki, AB'deki kuralcılık, otokontrol bizde de olsun. Toplum birbirini denetlesin, yanlışlara müsaade etmesin. Avrupa'da biri trafikte hata yaparsa hemen arkadaki araçlar onun plakasını alıp polise haber verirler. Kimse emniyet şeridini işgal edemez, yasak çizgilerde arabaları sollayamaz, kırmızı ışıkta geçemez. Toplumun kendi kendisini denetlemesi sayesinde bu sistem böyle yerleşmiştir. Aslında otokontrol sistemi İslâm'ın emirlerinden biridir. Buna, "Emr-i bi'l-ma'rûf nehy-i anil-munker: İyiliği emir, kötülükten men" prensibi denilir. Bu, İslâm'ın önemli farzlarından biridir.Ama bugün toplum o kadar sabırsız, o kadar tahammülsüz hale gelmiştir ki, birkaç ay önce kırmızı ışıkta gecen birini uyaran bir vatandaşı öldürdüler. İnsan bir şey demeye, usulüyle uyarmaya da korkuyor. AB'ye, oradaki kurallar ve sistem bize de gelsin, biz de herkese eşit, insana değer veren, kuralların şahıslara değil, şahısların kurallara uyduğu bir sistem içinde karşılıklı hoşgörü ve saygı içinde özgürce yaşamak için girmeyi arzu ediyoruz. Simdi gençlere sesleniyorum. Ey merhametli toplumun çocukları, atalarınız gibi merhametli olunuz, kendiniz kadar başkalarını da düşününüz. Allah yardımcınız olsun, sizi kazalardan belalardan korusun.

Devamını Oku

Trafik Kargaşası ve Acımasızlığı -1

15 Ağustos 2005

Sürat zevkiniz için masum insanların canlarına kıymayınBirkaç günlük dinlenme tatili için bulunduğum Güllük'ten İstanbul'a dönüyordum. Balıkesir'i geçmiştik. Bir tepeye doğru tırmanıyorduk. Önümde, takriben 15 metre mesafede bir kamyon da rampayı tırmanıyordu. Ben yolun sağındaydım. Emniyet şeridinden başka şerit yok. Aniden 34 plakalı gri bir Ford Focus araba, emniyet şeridinden gelip kamyonla benim arama girdi. Çarpışmamıza 10-15 santim kaldı. Geçip kamyonu solladı. Aynı kuralsızlıkla diğer arabalan da sollayarak büyük bir süratle yoluna devam etti.İçimden, "Eğer önümüzde trafik ekibi varsa, o kişiyi mutlaka durdurmuştur" diye düşündüm. Tepe noktasında trafik ekibinin bir iki arabayı çevirdiğini gördüm. Arabamı hemen trafik polislerinin yanına çektim."Hemen plakasını verin""Bakın" dedim, "Bir araba emniyet şeridinden önüme geçti. Kamyonu solladı, hem de sollama yasağının olduğu yerde. Hem kendi hayatını, hem bizim hayatımızı tehlikeye attı. Belki siz fark etmişsinizdir diye düşündüm." Ekiptekilerden biri, "Hocam verin plakasını, önümüzdeki ekibe haber verelim" dediler. Ama ben o telaşta arabanın plakasını alamamıştım. Allah bizi korudu. Benzeri olay birkaç kilometre sonra yinelendi. Şimdi bir de bazı sorumsuz gençler arasında gittikçe yayılan bir moda çıktı. Araçlar arasında bulunan normalin de altındaki boşluklardan sokulup zikzak yaparak arabaları sollamak ve en yoğun trafikte aşın süratle gitmek. Arabaların arasına öyle dalıyorlar ki çarpışmak için sadece 3-5 santim kalıyor. Nedir trafikteki bu başıboşluk, bu kural tanımazlık!?Gençler yazıktır, günahtırBöyle yapanların birçoğu kısa zamanda hem kendi hayatlarını söndürüyorlar hem de nice masum insanların hayatlarının, yuvalarının sönmesine neden oluyorlar.Yazıktır, günahtır. Gençler, etmeyin, eylemeyin. Kendinize acıyın, başkalarına acıyın. Evde babalarını, annelerini bekleyen çocuklara acıyın. Sürat zevkinizi tatmin için masum insanların canlarına kıymayın. Siz ne kadar acele etseniz de varacağınız yere en fazla yarım saat veya bir saat önce gidersiniz. Ama bu aşın süratiniz belki de sizi menzile hiç ulaştırmaz. Şairin dediği gibi:Erişir menzil-i maksuduna aheste gidenTîz reftâr olanın pdyine dâmen dolaşır.(Devam edecek)

Devamını Oku

Akraba evliliğinin dindeki yeri nedir?

14 Ağustos 2005

SORU: Çağımız bilgi, teknoloji ve uzay çağıdır. Yapılan araştırmalar akraba evliliklerinden olan 10 çocuktan 8'inin özürlü doğduğunu ortaya koymaktadır. Hal böyleyken dinimize göre ikinci derece akrabayla yapılan evliliklere nikâh düşer deniliyor. Bazı insanlar da bu hükme dayanarak yakın akrabayla evlilik yapıyor ve sonuç malum. Bu gerçekler apaçık ortadayken akraba evlilikleri konusunda İslâm alimlerinin görüşleri nelerdir? (Murat Ediz)CEVAP: Nisa Suresi'nin 23'üncü ayetinde evlenilmesi haram olan kadınlar belirtilmiştir. Kur'ân, o ayette sayılan yakınlar dışındaki akrabayla evlenme konusunda herhangi bir yasak getirmemiştir. Kur'ân'in açıkça yasaklamadığı bir şeyi kimse yasaklama hakkına sahip değildir. Amca kızı, hala, dayı kızları gibi akrabayla evlenmekte dinen bir sakınca yoktur. Ancak aile içinde soya çeken bir hastalık olduğu takdirde, akraba evliliği sonucunda doğacak çocukların bu hastalığa yakalanma riski katlanır. Çünkü hem baba, hem anne aynı hastalığı taşımaktadır. Bunların bileşkesinden olan çocukta hastalık riski artar. Ama ailede herhangi bir hastalık yoksa akraba evliliğinde bir sakınca yoktur.Dinen yasak olmamakla beraber Hz. Ömer'in, yakın akraba evliliğini hoş görmediği, yakın akrabayla evlenenlerin çocuklarının cılız (hastalıklı) olacağını söylediği rivayet edilir. Mümkün olduğunca yakın akrabayla evlenmemek iyidir. Ama gerekli olduğunda akrabasıyla evlenecek olan gençlerin her ikisinin de güzelce bir tahlilden geçirilmeleri, risk taşımıyorsa evlenmeleri daha uygun olur kanaatindeyim.Ölünün ardından Kur'ân okunur mu?SORU: Ölünün arkasından Kur'ân-ı Kerîm okumak doğru mudur? Kur'ân-ı Kerîm bu dünyada yaşayanlar için ibret, ders ve sonsuz saadet almak için değil midir?CEVAP: Hz. Peygamber ve sahabileri, ölülere Kur'ân okumamışlardır ama ondan sonraki dönemlerde ölülere Kur'ân okuma yaygın hale gelmiştir. Artik şimdi cami imamlarının, hafızların temel görevi ölülere hatim, Kur'ân okuma oluvermiştir. Fakat bunu tamamen kaldırmak da doğru değildir. Okunan Kur'ân ölü için değil, okuyan ve dinleyenler içindir ama ölenlerin ruhları da Kur'ân okunmasından ferahlık duyarlar. Ayrıca okuyan kişi, Kur'ân'in ardından ölmüşlere dua ederse, ruhlar bundan şad ve mutlu olurlar. Fakat dediğiniz gibi Kur'ân ölüler için değil, dirilerin huzur ve saadeti için inmiştir.

Devamını Oku

Hz. Muhammenin mesajı evrenseldir

13 Ağustos 2005

SORU: Peygamber Efendimiz (s.a.v) Arap mı değil mi? (Süleyman Ümit)CEVAP: Hz. Muhammed, Hz. İbrahim'in oğlu İsmail soyundan gelir. İbn Hişâm'a göre Araplar, İsmail ve Kahtan'dan türemişlerdir. Bazıları Kahtan'ı da İsmail'in çocuklarından sayıp bütün Arapların İsmail'den türediğini söylemişlerdir. İbn İshak'a göre İsmail'in, Hz. Muhammed'e kadar soyu şöyledir: Nabit, Yeşcub, Ya'rub, Teyrah, Nahor, Mukavvem, Uded, Adnan... Peygamber (s.a.v), dedelerini Adnan oğlu Ma'add'a kadar sayar, ondan sonrasını söylemez: "Yüce Allah, '(Âd'ı, Semûd'u, Res halkını) Ve bu arada daha birçok nesilleri (inkârları yüzünden helak ettik)' (Furkan: 38) buyurmuştur" derdi.Adnan'dan itibaren Hz. Peygamber'e kadar gelen soy isim zinciri şöyledir: Adnan-Ma'add-Nizar-Ka'b-Murre-Kilâb-Kusayy (Zeyd)-Abd-i Menâf-Hâşim-Abdulmuttalib-AbduUah-Muhammed (s.a.v). Hz. Peygamber'in, Arap kavminden geldiği Kur'ân'da açıkça belirtilmiştir. Bu husus gün gibi aşikârdır. Kur'ân şöyle buyurur: "Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki olara açıklasın. Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sahibidir" (İbrahim: 4).Ayet açıkça belirtiyorAllah her elçiyi, kavminin konuştuğu dille göndermiştir. Hz. Muhammed Arapça konuşmuştur ve kendisine gelen Kur'ân da Arap diliyle gelmiştir: "Biz onu Arapça bir okuma olarak indirdik ki anlayasınız" (Yusuf: 2), "Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur'ân yapsaydık derlerdi ki: Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı söz mü (geliyor)?" (Fussilet: 44).Ayet açıkça Hz. Muhammed'in Arap olduğunu belirtiyor. Çünkü eğer ona yabancı bir dille kitap verilmiş olsaydı, toplumunun, "Araba yabancı söz mü geliyor" diye itiraz edeceklerini bildiriyor. O halde Hz. Muhammed Arap'tır ki ona Arapça vahyedilmiştir. Ayrıca çeşitli ayetlerde Allah'ın, her topluma kendi içinden peygamber gönderdiği belirtilmektedir:"O'dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah'ın ayetlerini okuyan, onları yücelten, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi. Oysa onlar, önceden, açık bir sapıklık içindeydiler" (Cum'a: 2). Hz. Muhammed, Allah'ın insanlığa gönderdiği büyük elçilerin son halkasıdır. Hangi milletten olması önemli değil, getirdiği mesajın içeriği önemlidir. Hz. Muhammed'in Arap olması, Araplara üstünlük kazandırmayacağı gibi başka uluslara da bir eksiklik getirmez. Çünkü Peygamberin mesajı ırkçı değil, evrenseldir.

Devamını Oku

Kur'ân-ı Kerim kadınları mirasa ortak etmiştir

12 Ağustos 2005

(DÜNDEN DEVAM)C- Karı-kocanın miras haklan:1- Ölen kadının çocuğu yoksa kocası, kadının bıraktığı malın yansını alır. Eğer kadının çocuğu varsa, kocası mirasın dörtte birini alır.2- Ölen erkeğin çocuğu yoksa karısına, bıraktığı malın dörtte biri düşer. Kadınlar birden fazlaysalar dörtte bire veya 8'de bire ortak olurlar. Eğer ölenin çocuğu varsa kansına 8'de bir düşer. Çocuğun bir veya daha fazla erkek veya kız olması, karısının hissesini değiştirmez.D- Kelâle'nin mirası:Ayette son olarak Kelâle'nin mirası anlatılmaktadır. Kelâle, zayıf ve aciz kimseye denir. Daha sonra bu kelime, akraba yönünden zayıf kimseye denmiştir, insanın çocuğu, annesi ve babası en yakın kimseleridir. İşte bunlardan mahrum olarak ölen kimseye kelâle denmiştir. Ölenin annesi, babası ve çocukları yok, anne bir kız ve erkek kardeşi varsa, bunların her birine mirasın altıda biri düşer. Eğer anne bir erkek ve kız kardeşler birden fazla ise bunlar, mirasın üçte birini kendi aralarında bölüştürürler.E- Ölenin mirasının bu şekilde taksimi, borcunun ödenmesinden ve vasiyetinin yerine getirilmesinden sonradır. Ancak borcun ve vasiyetin, vârislere zararlı olmaması lazımdır. Ölenin normal borcu ne kadar olursa olsun, verilecektir. Borcun vârisleri zarara sokanı, ölüm hastalığında adamın, sevdiği bir yakınına veya dostuna fazla miras bırakmak için y_alan yere ona borçlu olduğunu söylemesidir, îmanı Mâlik ve Ebu Hanîfe'ye göre hayatı boyunca söylemeyip can verirken ikrar edilen bu borç, batıldır, ölüm hastalığında bulunan kişinin, soyut ikrarıyla sabit olan borç, irse (mirasa) takdim edilmez. Bu, vârislerin iznine bağlıdır. Şafii ise ölüm halindeki ikrarı geçerli sayar.Vasiyet, malın 3'te birini geçerse vârislere zararlı olur. Bundan dolayı yapılacak vasiyetin, malın 3'te birini geçmemesi gerekir. İşte mirastan söz eden Kur'ân ayetleri bunlardır. Burada kesirler 1/2, 1/3, 2/3 şeklinde belirtilmiştir. Bu miras taksimleri, büyük ölçüde İslâm'dan önceki miras taksiminin kısmen düzeltilmiş, tadil edilmiş halidir. Daha önce Arap hukukunda kadına miras verilmezken Kur'ân, kadınlar lehine düzeltme yapmış, onları mirasa ortak etmiştir.Bunda Kur'ân'ın mükemmelliğine aykırı olan nedir, anlayamadım. Bazı kişilerde itiraz hastalığı vardır. Bu tip insanlar hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar. Sonunda kendi veballeriyle beraber saptırdıkları insanların veballerini de çekerler.

Devamını Oku

İslâm hukukuna göre vârislere düşen paylar

11 Ağustos 2005

SORU: Ben ODTÜ'de öğrenciyim. Bir arkadaşım Kur'ân'da mirasla ilgili ayette verilen kesirlerin toplamının l değil de 1.25 olduğunu birinden duymuş ve buna inanmış. Ben ona, böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını söyledim. Fakat ne ben onu ikna edebildim, ne de o beni inandırabildi. Maalesef kutsal kitabımız hakkında bildiklerimiz çok yetersiz. Bizi bu konuda aydınlatır mısınız? (Memoli Can)CEVAP: Nisa Suresi'nin 11-12'nci ayetleri, İslâm'ın miras hukukunu düzenlemekte, ölen kişinin mirasında vârislerine düşecek payı belirlemektedir.A- Ölenin çocuklarının miras hakkı:1- Ölenin erkek ve kız çocukları varsa, erkek çocuk, kız çocuğun iki katı miras alır. Mirasın tamamı kızlara bir, erkeklere iki hisse olmak üzere bölüştürülür.2- Ölen kişi, geriye yalnız bir kız bırakmış, erkek çocuk bırakmamışsa mirasın yarısını kız alır. Eğer geriye ikiden fazla kız çocuğu bırakmış, hiç erkek çocuk bırakmamışsa bu kızlar, mirasın üçte ikisini aralarında eşit biçimde bölüştürürler.B- Anne babanın miras hakları:1- Ölen kişinin anne babası ve çocukları varsa, anne ve babanın her birine altıda bir düşer. Ölenin anne babasıyla birlikte yalnız bir kızı varsa kıza yarı, anne babanın her birine de altıda bir düşer.2- Eğer ölenin çocukları ve kardeşleri yoksa, mirasın üçte biri annesine, geri kalan üçte ikisi de babasına düşer. Böylece babanın hissesi, anneninkinin iki katı olur.3- Ölenin anne babasıyla birlikte kardeşleri de varsa, annesine altida bir düşer. Ölenin kardeşleri, annesinin üçte bir hissesini altıda bire düşürürler. Ayette, "Eğer kardeşleri varsa, annesinin payı altida birdir" buyurulmuştur. Annesinin hissesini üçte birden, altida bire düşüren, yalnız bir tek kardeş değil, kardeşlerdir. Ölenin yalnız bir kardeşi varsa, annesi yine üçte bir alır. Baba ile birlikte kardeşler vâris olamazlar. Yalnız annenin hakkını 1/3'ten 1/6'ya düşürürler. Fakat Abdullah ibn Abbâs, "kardeşler, anneden eksilttikleri 1/6 hisseyi alırlar" demiştir. Kardeşler 1/6 alınca, kardeşleriyle birlikte vâris olan babası ise kalanın üçte ikisini alır. Kardeşler 1/6 alınca, kardeşleriyle birlikte vâris olan babası ise kalanın üçte ikisini alır.4- Kadın ölür, geriye kocasıyla birlikte babasını, annesini bırakırsa annesine üçte bir düşer, kocası mirasın yarısını alır. Geri kalanı da babası alır ki kalan altida birdir. Bu konudaki görüş ayrılıklarına girmek istemiyorum. (Devam Edecek)

Devamını Oku

Bu gece bütün içtenliğinizle Allah'a yönelin

10 Ağustos 2005

İslâm'ın kutsal zamanlarından olan üç aylardayız. Peygamberimiz, yüce Allah'tan Recep ve Şaban aylarının bereketli kılınmasını ve Ramazan ayına ulaşmamızı niyaz etmiştir. Bu duada, bu aylardaki ibadetin daha bir önem kazandığının ve sevabın daha bol verileceğinin işareti vardır. Recep ayının ilk cuma gecesine, Regaib Gecesi denilir. Regaib, arzu edilen şeyler anlamına gelir. Yüzyıllardan beri bu gece, Hz. Peygamber'in bazı özel lütuflara ve tecellilere erdiği kanaatiyle kutlanmaktadır. Kur'ân'ın tanıklığıyla Hz. Peygamber, her gecenin yarısından çoğunu, yarısını veya en az üçte birini ibadetle geçirirdi ama yorulunca da uyur, ne dinde, ne de herhangi bir işte aşırılıktan hoşlanmazdı. İnsanlar bu gecelerde Allah'ın affına sığınarak ihlâs ile Hakk'a yönelirlerse Allah onların inançlarını boşa çıkarmaz. Çünkü bir kutsi hadiste, "Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı üzereyim, kulum el açıp bana yalvardığı zaman, onun duasını kabul etmemekten utanırım" buyurmuştur.Sağduyulu olmalıyızYaşlı dünyamız bugünlerde her zamankinden daha çok barışa muhtaçtır. Neredeyse dünyanın her yanını zulüm, kargaşa, terör sardı. Amerika ve yandaştan, işgal ettiği Irak'ta istediğini yapıyor. Türkiye'yi bölmek için kurulmuş PKK gibi örgütleri zahiren kınıyor ama gerçekte koruyor. İşgalcilerin tutumu, terör eğilimlilerine altin fırsat sunuyor. Onlar da yıkadıkları beyinleri, canlı bomba olarak kullanıyor ve masum insanların canına kıyıyorlar. Kur'ân, haksız yere bir cana kıyanı, bütün insanlan öldürmüş kadar ağır suçlu görürken sanki terör İslâm'dan kaynaklanıyormuş gibi dünyada Müslümanlar terörle suçlanıyorlar.Neredeyse Avrupa'da Müslümanlar kimliklerini saklayacak duruma geldiler. Bu tutum, medeniyetler çatışmasına kapı açacak istidattadır. Aklımızı başımıza almamız, sağduyulu hareket etmemiz gerekir. Gözü dönmüş küçük bir grubun akıl almaz taşkınlıklarını bütün Müslümanlara fatura etmek ne kadar yanlışsa Avrupa'da Müslümanlara saldırmak için bahane arayan ırkçı bir grubun çılgınca davranışlarını tüm Avrupa halkına fatura etmek de yanlıştır.Avrupa'da Müslümanlan savunan çok insan var. Medeniyetler arası çatışmaların yol açacağı global tehlikeden korunmak için bu gece bütün içtenliğimizle Allah'a yönelmeliyiz. Mübarek üç ayların ve Regaib Gecesi'nin dünyamıza barış ve huzur getirmesi temennisiyle günleriniz ve geceleriniz mübarek olsun, gönülleriniz huzur ve feyiz ile dolsun.

Devamını Oku

Cariyelik sisteminin İslâm'daki yeri nedir?

9 Ağustos 2005

SORU: İslâm toplumlarında asırlardır yeri olan harem sistemi hakkındaki görüşlerinizi almak istiyorum. Aynı zamanda halife olan Osmanlı padişahlarının yüzlerce kadınla ilişki yaşayabilme özgürlüğü var mıydı? islam'da bunun yeri nedir? (Elvan Yurduşen)CEVAP: Daha önce de belirttiğim gibi İslâm geldiği zaman Ortadoğu'da hakim olan dinlerde bir erkeğin alacağı kadın sayısında sınır yoktu. Erkek, istediği kadar kadınla evlenebilirdi. İslâm bunu 4'e indirmiş, ağır şartlara bağlamış ve bir kadınla evliliğin en uygun olduğunu vurgulamıştır. Yine bütün dünyada kölelik ve cariyelik sistemi egemendi. İslâm bu sistemin kaldırılmasını hedef göstermiş ama şartlar elverişli olmadığından tümden kaldırmamıştır. Bu konuda Kur'ân Ansiklopedisi'nin Kölelik ve Esaret maddelerini okuyabilirsiniz.İslâm, köleliği tümden kaldırmamakla birlikte o zamana dek bir eşya gibi kabul edilen ve öyle muamele gören köleleri ve cariyeleri, Allah katında efendileriyle eşit saymış, onlara iyi davranılmasını, yapamayacakları ağır işleri yapmaya zorlanmamalarını emretmiştir. Cariye, köle kadın demektir. Köle kadın, bir çeşit hizmetçidir. Cariyenin sahibi dilerse cariyesine izin verip evlendirir, dilerse onunla ilişki kurar. Ama nikâhsız olarak cariyeyle bir başka kişi cinsel ilişki kuramaz. Bu, ilk anda cariyenin aleyhine gibi görünse de aslında dünyada uygulanan sisteme göre onlara merhamet sayılır.Özel eğitim görürlerdiElbette cariyeliğin tamamen kaldırılması hedeftir. Kur'ân, Beled Suresi'nde köle ve cariyelerin özgürlüğe kavuşturulmasını, aşılması gereken bir hedef olarak göstermektedir. Kur'ân köle ve cariyeliği teşvik etmemiş, tersine onlan özgürlüğe kavuşturmanın ibadet olduğunu söylemiştir. Hz. Peygamber'in iki cariyesi vardı ki, bunlardan birisi kendisine bir çocuk vermekle ümmü veled (çocuk anası) sıfatıyla Peygamber'in hanımı olmak şerefine ermiştir. Osmanlı'da 300-400 cariyeden söz edilir ama sanıyorum bunlar abartıdır. Bu kadınlar, padişah sarayında özel eğitimden geçirilir, en güzel biçimde yetiştirilirdi. Bunlar içerisinde bildiğim kadarıyla 10-12 kadın seçilirdi. İşte padişah bunlarla ilişki kurardı. Bunlardan biri çocuk doğurursa padişahın baş kadını olurdu.Niçin böyle yapılmıştır? İyi bir amaçla. İstenmiştir ki, padişahın kayınpederi, kayınbiraderi olmasın ve kadının akrabalarının etkisiyle yakınlar korunmasın, padişah tüm milletin babası olsun, herkese eşit açıdan baksın. Sistem aslında iyi idi. Sonra bozulmuşsa bu da doğaldır. Önemli olan kuruluştaki amaçtır.

Devamını Oku