İslâmiyet umut ve kurtuluş ışığı sunuyordu

31 Temmuz 2005

(Dünden devam)2- Yeni dine inanan ilk insanlar, daha ziyade fakirler, köleler, zayıf halk tabakasıydı. Çünkü değerin zenginlik ve soyda değil, takvada, iyi ahlâkta, ruhta olduğunu söyleyen din, bu zayıf kesime umut ve kurtuluş ışığı sunuyordu. Bu dinin tabanda yayılmaya başlamasından rahatsız olan Kureyş liderleri de özellikle korumasız Müslümanlara karşı baskılarını gittikçe artırıyordu. Mekke'de yaşama imkânı bulamayan bazı Müslümanlar, Habeşistan'a sığınmak zorunda kalmışlardı.Kehf Sûresi'nde, imanlarını kurtarabilmek için kaçıp mağaraya sığınan gençler topluluğunun öyküsü, imanlarını kurtarmak için Habeşistan'a göç etmek zorunda kalan bu Müslüman gençlerin durumuna ne kadar benzemektedir!3- İsrailoğulları'nı kurtarmak üzere Firavun'a gönderilen Hz. Musa, ondan şiddetli muhalefet görmüş, İsrailoğulları Firavun'un çeşitli baskılarına, işkencelerine maruz kalmıştı. Hz. Muhammed (s.a.v.) de Kureyş kabilesinden ve onların güdümündeki Araplardan şiddetli muhalefet görüyordu. Hatta Mekke döneminin sonuna doğru Kureyş, tıpkı Musa'yı ve kavmini yakalamak üzere ordusuyla onun ardına düşen Firavun ve adamları gibi toplanıp Hz. Muhammed'i ortadan kaldırmaya karar vermişti.Yoksulları eziyorlardıİşte Musa ve Firavun kıssasının çeşitli vesilelerle çeşitli kesitlerinden anlatılması, bu baskılan yapanların bir gün Firavun gibi helak olacaklarını vurgulamak, onların baskılarına maruz kalanlara da moral verip sabır ve dayanma güçlerini artırmak amacına yöneliktir.4- Arapların zenginleri de Ad ve Semûd kavimleri gibi Mekke kayalıkları üzerine taş evler yapıyor, rahat yaşıyor, yoksulları eziyor, köleleri bir eşya gibi kabul ediyorlardı.5- Araplar da İbrahim kavmi gibi putlara tapıyor, meleklerin, cinlerin veya insanların sembolleri olarak yapılmış olan heykellerden medet umuyor ve onların Tanrı olamayacağını söyleyen Hz. Muhammed'in vücudunu ortadan kaldırmaya çalışıyordu.6- Araplar arasında da Lût kavminde olduğu gibi oğlancılık iptilası vardı. Hatta Nisa: 98/15'inti ayette faillerine ceza belirlendiğine göre kadınlararası eşcinsellik (sihâka) de vardı.7- Arap tacirleri de Şu'ayb kavmi gibi eksik ölçüp eksik tartmak suretiyle kalpazanlık yaparlardı. İste Kur'ân'da onların bu kötü huylan, kendilerine bir başka peygamber kavminin davranışı olarak canlandırılmakta ve öteki kavimlerin mahvına sebep olan bu kötü huyların, bir gün kendilerinin de mahvına sebep olacağı anlatılmaktadır. (Devam edecek)

Devamını Oku

Kur'an-ı Kerim'in kıssaları hayatın kendisidir

30 Temmuz 2005

(Dünden devam)Kur'ân kıssaları bir hayat öyküsü olmaktan çok, hayatın kendisidir. Asıl amaç, müşriklerin öteki peygamberlerin kavimlerinde bulunan vasıflarını, kıssa tarzında gözler önüne serip, diğer peygamberlere isyan edenlerin helak olduğu gibi bunların da helak olacaklarını vurgulamaktır."İslâm'a İtirazlar ve Kur'ân-ı Kerîm'den Cevaplar" adlı eserimde bu hususta söylediğim birkaç cümleyi yinelemek istiyorum: Kur'ân-ı Kerîm, belirli tarihi olaylan alıp ayrıntıya girmeden ana noktalara dokunmakta ve ders vermektedir. Olayların, daha ziyade kendi amacına lazım olan yanlarını seçmektedir. Bu olaylar çeşitli yerlerde geçtiği halde her defasında ayn bir tatlılık ve canlılıkla ifade edilmektedir. Kur'ân'ın ele aldığı tarihi vakaların her birinde Arap ulusunun müptela olduğu bir hakikat dile getirilmektedir. Dolayısıyla Arapların o fena huyları kınanmaktadır.Kur'an'ın parlak üslubuAşılanmak istenen fikir, tarihi gerçeklerle ifade edilirse çok daha etkili olur. Halk, somut olaylar dinlemek ister. İnsan doğası hikâyeden hoşlanır. İşte Kur'ân-ı Kerîm, insan ruhunun bu özelliğini göz önünde tutarak en güzel kıssaları anlatmak, aşırılığa kaçmadan tarihten örnekler vermek suretiyle düşünce aşılamanın yolunu tutmuştur. Öğüt ve irşadda en güzel yol da budur. Bu vakalar, Kur'ân'ın parlak, cazip üslubuyla adeta bir sinema filmi gibi tablo gibi halkın gözleri önüne serilmekte, oradan alınacak izlenimler ve ibretler de zihinlere nakşedilmektedir. Sanki bu vakalar birer öğretici film görevini yapmaktadır. Öyle söz haline gelmiş belgesel filimler ki, bin defa görülse usanılmıyor, tekrar görülmek, seyredilmek isteniyor.Aynı şeyler oluyorduAnlatılan kıssaların hepsinde Hz. Muhammed'in çağdaşı ve muhatabı olan Arap toplumunun bir sorunu dile getirilmektedir. Şöyle ki: 1- Öteki peygamberlerin devirlerinde nasıl güçlüler zayıflan eziyor, onların din ve imanlarıyla alay ediyorlarsa, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in gönderildiği toplumda da aynı şeyler oluyordu. Zengin zorbalar köleleri, himayesizleri eziyor, onların dinleriyle alay ediyorlardı. Nasıl Nuh kavminin zenginleri, kendisine inanan yoksullara değer vermemiş, onların inandığı gibi inanmaya tenezzül etmemişseler Araplar da Hz. Muhammed'e inanan yoksullarla aynı düzeyde bulunmaya, gelip onlarla birlikte Peygamber'in yanında oturmaya tenezzül etmiyorlardı: "Allah, aramızdan şunlara mı lütfetti, nimet verdi (!)" (En âm: 53) diyorlardı. (Devam edecek)

Devamını Oku

Kur'an'daki öykülerin amacı ders vermektir

29 Temmuz 2005

Soru: Anadolu ve Ortadoğu'da yapılan bazı arkeolojik keşifler sonucu bulunan Sümer, Mısır ve Hitit medeniyetlerine ait yazılı tabletlerde anlatılan hikâyelerin, Kur'ân'da anlatılan hikâyelerle büyük oranda paralellik gösterdiği saptanmıştır (Nuh Tufanı, Yaratılış, Eyüp peygamberin hikâyesi gibi). Bu olay, ateist çevreler tarafından, Hazreti Muhammed'in Kur'ân'ı cahiliye döneminde anlatılan eski medeniyetlerden kalma hikâyelerden yararlanarak oluşturduğuna delil olarak gösterilmiştir. Bu, gerçekten Kur'ân'ın temellerinin aslında eski medeniyetlerin efsanelerine dayandığının ispatı mıdır yoksa Hazreti Muhammed'den önceki bilinen ve bilinmeyen peygamberlerin tebliğ ettikleri bazı gerçeklerin zamanla dejenere olarak çok tannlı dinlere ait hikâyelere dönüştüğünün ispatı mıdır? (Alican Güraslan)Cevap: Kur'ân'da anlatılan peygamber öykülerinin amacı tarih anlatmak değil, öykü yoluyla ders vermektir. Kur'ân-ı Kerim'in anlattığı kıssalar, toplumda söylenen hikâyelerden derleme değildir. Çünkü Kur'ân'ın anlattığı öyküleri, Peygamber de ümmi olan toplumu da bilmiyordu. "Bunlar, sana vahyettiğimiz gayb (sizce bilinmeyen, gizli) haberleridir. Bunları ne sen, ne de toplumun biliyordu."Tevrat kökenli öykülerBunlar hiç bilinmez olaylar değildi ama Peygamber ve toplumu bunları bilmiyordu. Bu öykülerin büyük çoğunluğu, Tevrat kökenlidir. Tevrat'ın öyküleri Peygamber'e vahiy yoluyla verilmiştir. İşte mucize olan taraf burasıdır. Peygamber, okumadığı, içeriğini bilmediği bu Tevrat öykülerini, Peygamberlere yakışmayan sözlerden de arındırarak anlatmaktadır. Peygamber bunları bilmiyordu, çünkü Tevrat ancak Peygamber'in vefatından iki asır sonra Arapça'ya çevrilmiştir. Toplumu da bunlan bilmiyordu, çünkü onlar ümmi idiler, Tevrat'ın içeriğine vakıf değillerdi.Olumsuz davranışlarBu kıssalar, ana hatlarıyla Tevrat'takilere uyar biçimde anlatılmakla beraber Peygamber'in yaşadığı şartlarla irtibatlandırılarak anlatılmıştır. Bu bakımdan bu öykülerde tarihi olaylara işaret yanında toplumun dertleri, önlerine serilip öğüt verilmektedir. Bu kıssaların anlatımındaki amaç, belli bir toplumun hayat öyküsünü anlatmak değil, tarih boyunca gelmiş milletler arasında ortak olumsuz davranışlar sergileyen insanların sonucunu hatırlatarak öğüt vermektir. Daha doğrusu Kur'ân'in hitap ettiği toplumdaki olumsuz davranışlar, bu kıssalarda canlandırılarak kendi kötülüklerini müşriklerin gözleri önüne sermek, böylece onlan uyarmaktır.(Devam edecek)

Devamını Oku

"Yetim hakkı yiyen kişileri kınıyorum"

28 Temmuz 2005

Soru: Bir yazınızda, "Haksız maaş almak, yetim malı yemektir" demişsiniz. Emekli öğretmen olan ablam geçen yıl vefat etti. İki kızı var. Devlet memuruyum ve onlara ben bakıyorum. Maaşının yarısı kızlarına, diğer yarısı da eşine bağlandı. Ancak eşi, ablamın vefatından sonra başka bir kadınla nikâhsız olarak yaşamaya başladı. Kızlarıyla hiç ilgilenmiyor. İnsanın vicdanı sızlıyor. Yeğenlerimin hakkını yiyor. Devlet bu maaşları bağladıktan sonra kontrol mercii olsun ve böyle durumlarda maaşlarını kessin. Bu tip insanları kınıyorum. Onları Allah affetmesin.Cevap: Okurumun sözlerine katacak bir şeyim yok. Duygularına ve emekli maaşlarıyla ilgili önerilerine aynen katılıyorum.Bir psikologa başvurunOkurum Burcu Aslı, ortaokula giderken bir sabah ellerine kına yakılmış olduğunu ve bunun üç gece ardı ardına devam erliğini yazıyor. Daha sonra da bunun ne anlama geldiğini soruyor. Kendisinin bir psikologa danışması daha uygun olur. Çünkü ben bu tip işlerin uzmanı değilim.Paranızın zekâtını verinSoru: Emekliyim. Vaktiyle kazançlarımdan kalan birikimimi bankaya yatırdım. Bu parayla zekâtımı verebilir, hacca gidebilir miyim? (Melahat Daysal)Cevap: Para sizin malınızdır. Hacca gidecek kadar paranız varsa, girmeniz gerekir. Zenginlik ölçüsü içinde bulunduğunuza göre paranızın zekâtını da vereceksiniz.Tercih sadece size aittirSoru: Ben 20 yaşında bir genç kızım. Örtülüyüm. Üniversitede başörtümle okuyabiliyorum. Çevremdeki arkadaşlarım yüzümün çok güzel olduğunu ve bir ajansa başvurmamı söylüyorlar. Başörtümle birlikte bazı eşarp katalogları için fotomodellik yapsam, bunun dinen bir sakıncası olur mu?Cevap: Tercih tamamen sizindir.Hangi namaz kaza edilir?Birçok okurumdan gelen ortak bir soruya cevabımdır: Hastalık, uyku, korku, tehlike gibi bir özür nedeniyle kılınamayan namazların kaza edilmesi gerekir. Ama hiçbir özür yokken kasten kılınmayan namazların kazası yoktur. Peygamberimiz döneminde böyle bir uygulama olmamıştır. Hadislerde namaz kazaları, bir özür dolayısıyla kılınmamış olan namazlar hakkındadır.

Devamını Oku

"Korunanlar için güzel bir gelecek var"

27 Temmuz 2005

(Dünden devam)Hud Suresi'nde gündüzün iki ucunda ve gecenin bir saatinde namaz kılma emrinden sonra yapılan güzel eylemlerin, kötülüklerin izini sileceği vurgulanmaktadır. Mümin gününe ibadetle, Allah'a dayanarak başlamalı ve ibadetle gününü kapatmalıdır. Huzur, Allah'ı anmaktadır, "İyi bilin ki Allah'ı anmakla gönüller huzura erer" (Ra'd: 28).Cennette müminlere verilecek huriler, ahirette yeniden yaratılmakla terü taze hale getirilen dünya kadınlarıdır. Yeniden bedenlenen kadınlara Kur'ân'da huri, erkeklere de gılman, vildan denmiştir. Erkeklere huri veriliyorsa kadınlara da gılman verilir. Yani dünyada derileri buruşmuş insanların ruhları yeni bedenlere konulunca terü taze, eşleriyle yaşıt huriler veya gılmanlar oluverirler. Her bakımdan eşitlik var. Kur'ân'ın çeşitli yerlerinde bu husus dile getirilir. İki çarpıcı örnek verelim.Yeterli bir bağış"Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa etmişiz, onları bakireler yapmışızdır. Hep yaşıt sevgililer" (Vakıa: 35-37). (Bir hadise göre cennetteki kadınlar, dünya kadınlarıdır. Dünyada ihtiyarlayan kadınlar, orada taze kızlar haline getirileceklerdir. Kocaları her vardıklarında onları bakire bulacaklardır.)"Bu, bir hatırlamadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır. Kapılan kendilerine açılmış Adn cennetleri. Orada (koltuklara) yaslanarak birçok meyve ve içki isterler. Yanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır. İşte, hesap günü için size söz verilen budur" (Şad: 49-53)."Korunanlar için de başarı ödülü vardır. Bahçeler, bağlar, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar. Ve dolu kadeh(ler). Orada ne boş söz, ne de yalan işitirler, Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak" (Nebe': 31-36).Hiç haksızlık yokGerçi ayetlerde erkeklere yaşıt dilberlerin verildiği belirtiliyor ama düşünün bir kere, erkeklere yeniden yaratılmış dünya kadınları veriliyorsa kadınlara da erkekler verilmiş olmaz mı? Neden kadınlara erkeklerin verildiği söylenmiyor? Bu, toplumdaki örften kaynaklanmaktadır. Genelde kadın, erkeğe Allah'ın bir lütfudur. Erkek kadını ister, öneri erkekten gelir. Evlenme girişimi erkekten başladığı için cennet hayati da dünyada alışılmış bir üslupla anlatılmaktadır. Madem ki erkeğe huri veriliyor. Huri yeniden yaratılan dünya kadını olduğuna göre demek ki kadına da erkek veriliyor. Hiç ölçüsüzlük, dengesizlik, kayırma ve haksızlık yok. Tam denge ve adalet vardır.

Devamını Oku

İbadet, Allah ile iletişim kurmak demektir

26 Temmuz 2005

Soru: Peygamber efendimiz zamanında ve daha sonraki yıllarda sanki ibadet etmek biraz daha kolaymış gibi geliyor bana. Elektrik yok, gelişmişlik yok, metropoller yok, bir uğraş yok. Tabii tüm bunlara bağlı olarak her Müslüman'ın ibadeti için bol bol zamanı var, başka bir deyişle ibadetinden alıkoyacak nedenler, yok denecek kadar az. Günümüz de ise dünyevi uğraşlar için 24 saat bile yetmiyor neredeyse. Bu iki dönemi göz önüne getirdiğimiz zaman neler söyleyebilirsiniz? Ayrıca cennette huri kızları olacak deniyor. Bunun tam anlamı nedir? Erkekler için huri kızları olacak da kızlar için huri erkekleri olmayacak mı? Zaten cennette herkes eşiyle, annesiyle, sevdikleriyle bir arada bulunmayacak mı? (Mehmet Boz)Boş insanlar değillerdiCevap: İbadet, Allah ile iletişim kurmak demektir. Her kişinin bu iletişimi ömrü boyunca sürdürmesi gerekir. Peygamber dönemindeki insanlar da öyle sanıldığı gibi tamamen boş kişiler değillerdi. Çiftçiler vardı. O zamanki çiftçilik şimdikinden çok daha zordu. Ayrıca Peygamberimizin Medine döneminin çoğu gazalarla, seriyyelerle, mücadelelerle geçmiştir. Bir gazaya gidip gelme haftaları, hatta ayları alırdı. O zamanki yolculuklar da öyle kolay değildi. At, deve sırtında ve yaya olarak yapılırdı. Peygamberimiz günlerce süren seferlerinde yorgunluklarına rağmen ibadetlerini ihmal etmemiş, ancak öğleyle ikindi, akşamla yatsı namazlarını çoğunlukla birleştirerek kılmıştır.Geçim şartları çok zorduBugün iş yoğunluğu daha fazla, geçim şartları daha zor, dolayısıyla stres de daha çok. İbadet setresin, ruhsal bunalımın baş ilacıdır. Kur'ân-ı Kerim namazın, duanın huzur kaynağı olduğunu, gönül dertlerine, zorluklara karşı sabır ve namazla Allah'tan yardım alınmasını emretmektedir (İstaînû bis-sabri vassalah) (Ali İmran).Duanın belli zamanı yoktur. İnsan her zaman Allah'ı gönülde tutmalıdır. Ama namaz, duanın formel bir durumudur. Esas olan beş namazı ayrı ayrı vakitlerde kılmaktır ama iş dolayısıyla öğleyle ikindi, akşamla yatsı birleştirilerek kılınabilir. Birleştirme (cem) takdim ve tehir cem'i olarak uygulanabilir, burada asıl amaç, Allah ile iletişim kurmak ve gönüle çöken dünya dertlerini unutup manen arınmaktır. Namaz, ruhu arındırır. (Devam edecek)

Devamını Oku

Ceza, yapılan kötülüğün karşılığıdır

26 Temmuz 2005

SORU: Kur'ân"da sık sık cehennem ve buradaki azaptan örnekler veriliyor. Bu azaptan kasıt bizim anladığımız anlamda fiziksel bir azap mıdır? (Yüksel Akayay)CEVAP: Kul, dünyada yaptığı iyiliklerinin karşılığını görür. Allah o kulunu ödüllendirir. Bu ödül cennet ve nimetleridir. Kötülük yapanları da cezalandırır. Bu ceza da cehennem azabıdır. Ne cennet nimetlerinin, ne de cehennem azabının mahiyetini bilemeyiz. Sadece iyilik ve kötülüklerin karşılıksız kalmayacağına inanmak zorundayız. Ahiret (cennet cehennem) inancı olmayan bir din, din olmaktan çıkar. O din, caydırıcılık ve yönlendiricilik vasfını, öğesini kaybeder.Cehennem azabının kula ne yaran var? Önce Ceza, yarar sağlamak için değil, yapılan kötülüğün karşılığıdır. Haksız yere adam öldüren kişi hiç ceza görmezse bu, öldürülen kişi ve yakınları için haksızlık, zulüm olmaz mı? Ayrıca ahiret cezası sadece kula işkence etmek için de değildir. Günah ve isyanla kirlenmiş ruhlar cehenneme gider. Cehennem, günahla kirlenmiş olan ruhlan arındırma aşamasıdır. Kul orada ceza çekerken olgunlaşır, ruhuna sinmiş olan günah kirleri silinir ve arınan her ruh da sonunda cezaevi olan cehennemden çıkıp cennete gider. Ahiretin mahiyetini sadece Allah bilir.Gönül, ancak Allah'ı anmakla huzur bulurSORU: Namaza başladım. Fakat çalıştığım için sadece akşamı kılabiliyorum. Akşamın vaktinin kısa olduğunu, çabuk kılınması gerektiğini söylüyorlar. Namazların ne zamana kadar kılınacağını açıklar mısınız? Ayrıca eşimin ibadetle arası iyi değil. Ona nasıl yardım edebilirim?CEVAP: Akşam namazını güneşin batmasından, yatsı namazının vakti girinceye kadar kılabilirsiniz. İşiniz olduğu zaman iki namazı birleştirmek de mümkündür. Siz söylenenlere bakmayınız. İçinizde namaz kılma duygusu oldukça zaten namaz kılıyorsunuz demektir. Allah'ı hatırlamak da bir çeşit namazdır.O halde ne zaman fırsat bulursanız o zaman kılınız. Ama mutlaka kılınız. Çünkü namaz, Allah ile iletişim kurmaktır. Gönül ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. Diğer sorunuza gelince. Eşinize dini sevdirecek kitaplar okutunuz. Davranışlarınızla da eşinize dini sevdirebi-lirsiniz. Sizin sevecenliğinizde o da dinin insanı güzel ahlaka, insanlığa yönelttiğini, insanı olgunlaştırdığını anlar, dine ısınır. Ama her şeyin başında Allah'ın nasip ve kısmeti gelir.

Devamını Oku

Yasal olmayan yollarla çok eşlilik sürmektedir

24 Temmuz 2005

SORU: Günümüz şartlarında bile 4 eşli evliliğe cevaz veren görüşler var. "4'e kadar almak farz, boşamak sünnet" deniliyor. Savaşların yoğun olduğu yıllarda, kadın nüfusunun erkeklere göre fazla olması nedeniyle çok eşli evlilik uygulaması olmuş olabilir. Ama günümüz şartlarında kadınla erkek nüfusu eşit gibidir. Buna göre, 4 eşli evlilik bazı yörelerimizde ve islâm ülkelerinde olduğuna göre 3 erkek bekâr kalacak demektir. Bu, adil bir düzen olmuyor anlamına gelir mi? Allah, tek eşliliği istediğine göre ikinci eş ve diğerleriyle imam nikâhı ile yapılan evlilikler normal mi? (Muammer Akbaş)CEVAP: İslâm'dan önceki dinlerde bir erkek, istediği kadar kadınla evlenebilirdi. İslâm bunu 4 ile sınırlamış ve kadınlar arasında adalet şartına bağlamıştır. Bir eşle yetinmenin daha uygun olacağını da vurgulamıştır. Ama tümden yasaklamamıştır. Çünkü kim ne derse desin, erkeklerin doğasında çok eşlilik vardır. Aslında doğada egemen yasa da budur. Ancak şimdi toplumlar bunu kabul etmiyor, yasalarla yasaklıyorlar. Avrupa'da yasak, Türkiye'de de yasak. Ama yasal olmayan yollarla çok eşlilik sürmektedir. Eşini aldatan, başka kadınlarla ilişki kuran pek çok iş adamı, hatta kanun yapıcısı veya uygulayıcısı bile vardır.Dinde böyle söz yokDini nikâhla birden fazla (4'e kadar) eş sahibi olan erkeğin eylemi, din açısından zina değildir. Böyle bir şeyi söylemek, dini yok saymak olur. Kanun bunu zina sayar başka, ama şartlarına uygun (yani iki şahidin huzuruyla ve gönül rızasıyla kıyılan) nikâhlı birleşme zina değildir. Elbette bu, teşvik edilmez. Çünkü bu durumda kadının hukuki bir güvencesi olmaz. Fakat iki gönül bir olunca samanlık seyran olur. Ayrıca, "4 kadın almak farz, boşamak sünnet" diye bir sözün İslâm diniyle bir ilgisi yoktur. Tek kadınla evlenmek bile farz değil, sadece sünnettir."Tek kadınla evlenin"İslâm tarihinde kendini bilime verdiğinden evlenmeyen çok bilgin vardır. Kur'ân, çok kadınla evlenmeyi teşvik etmiyor, sadece zorunlu bazı şartlarda buna müsaade ediyor ama ailede dirlik düzenlik için tek eşle yetinmenin daha uygun olacağını vurguluyor. "Gevretmemeniz, yani haksızlık etmemeniz için en uygun olan tek kadınla evlenmektir" buyuruyor. Eşler arasında adaletin gözetilmesi emrinden sonra gelen bu cümle, aslında çok eşliliği son derece sınırlamaktadır. Büyük İslâm bilgini Muhammed Abduh, bu ayetin tefsirinde devletin, çok eşliliği yasaklayabileceğim söylemektedir.

Devamını Oku