(Dünden devam)Allah, doğru yolda olanları eğri yollara düşürmez. Ayrıca Allah'ın şaşırtması tabiri, müşriklerin yanlış davranışlarını kınamak amacıyla söylenmiştir. Nitekim yanlış davranışında ısrar edene, "Allah şaşırtmış" yahut "gözünü kör etmiş" denilir. Ra'd Suresi'nin 27'nci, Furkan Suresi'nin 9'uncu, İsra Suresi'nin 90-3'üncü ayetlerinde inançsızların, alay amacıyla Peygamber'den çeşitli mucize isteklerine, "Eğer peygamberse kendisine mucizeler verilmeli, gökten ona yardımcı bir melek, kendisini bolluğa kavuşturacak hazine indirilmeli, ölüleri diriltmeli, dağları yerinden kaldırıp topraklarını, içinden ırmakların aktığı verimli topraklara çevirmeli, gökten herkesin görüp okuyabileceği bir kitap indirmeli" gibi isteklerine işaret edildikten sonra, "Allah, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir" (Ra'd: 27) buyurulmaktadır.Anlamsız davranışlarİşte Allah'ın şaşırtmasından söz eden ayetler, bir yandan inançsızların anlamsız davranışlarını kınamakta, diğer yandan Peygamber'i teselli etmektedir. Peygamber'e, "Ey Muhammed, sen onlara söyle, Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola iletir" mesajı verilmektedir. Bu ifade, onları kınama amacını taşır. Allah'ın saptırması, onları doğru yoldan alıp eğri yola sokması değil, onları kendi hallerine bırakmasıdır. Asıl onları saptıran, bu tür sözleridir. Ayet, onların, bu tür sözlerle saptıklarını anlatmaktadır.Doğruya yönelmeyenlerZaten ayetin sonu, Allah'ın saptırmasının ne anlama geldiğini açıklıyor: "Allah, yöneleni doğru yola iletir." Ama kendisine yönelmek istemeyen insanı da zorla doğru yola iletmez. Çünkü o, doğru yola gitmek istememiş, bulunduğu halde kalmayı yeğlemiştir. İyiye, güzele, doğruya yönelmemiştir. Böyle bir çaba göstermeyeni Allah, zorla doğru yola götürmez.İstese onu da doğru yola zorlar ama bunu yapmak ezeli hikmetine ve insanın sorumluluğuna aykırıdır. Ezeli hikmeti ve yasası gereği, hakka yönelmeyi, insanın kendi seçimine bırakmıştır ki herkes yaptığından sorumlu olsun, eylemlerinin ödül veya cezasını görsün.
Soru: Sayın hocam sizden, 74'üncü surenin 31'inci ayetindeki metnin son paragrafındaki, "...Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğruya ve güzele yöneltir" ifadesinin açıklamasını rica ediyorum.(Süleyman Bulut)Cevap: Müddessir Suresi'nin 31. ayetinin meali şöyledir: "31- Biz cehennemin muhafızlarını hep melekler yaptık. Onların sayısını da inkâr edenler için bir sınav yaptık ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar iyice inansın, inananların da imanı artsın. Kitap verilmiş olanlar ve inananlar kuşkulanmasınlar. Kalplerinde hastalık bulunanlar ve kâfirler de, 'Allah bu misalle ne demek istedi' desinler. Böylece Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlara bir uyarıdır."Doğru yoldan ayrılmakAyette Allah'ın, dilediğini dalalette bırakacağı, dilediğini de doğru yola ileteceği belirtilir. Helak olmak, kaybolmak, yolunu şaşırmak anlamındaki "dalal" kökünden türeyen "idlal", yoldan çıkarmak, saptırmak, şaşırtmak demektir. Şimdi bu sözden, Allah'ın, kullarını yoldan çıkardığı manası hatıra gelebilir. Oysa ayetin kastı asla böyle değildir. Çünkü Bakara Suresi'nin 26. ayetinde Allah'ın, sadece fasıkları saptıracağı belirtilmiştir.Fısk, Allah'a itaati bırakmak, doğru yoldan ayrılmak demektir. O halde Allah, fasıklar doğru yoldayken onları yoldan çıkarıp eğri yola sokmuyor, onları doğru yoldan şaşırtmıyor. Onlar kendileri doğru yolu bırakmış, eğri yollara sapmışlardır.Fasıklar ve zalimlerAllah onları, peygamberleri aracılığıyla doğru yola gelmeye çağırdığı halde onlar girdikleri yanlış yolda devam etmektedirler. İşte Allah yoldan çıkmış olan, çağrıldıkları halde doğru yola gelmeyen o insanları kendi girdikleri sapık yollarında bırakmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın idlali (saptırması), sapık insanları kendi hallerine bırakması demektir.Yoksa mahsus doğru yoldan çıkarıp eğri yollara düşürmek değildir. Bundan dolayı birçok ayette de "Allah'ın, fasıklardan yahut zalimlerden yahut kâfirlerden başkasını şaşırtmayacağı" vurgulanır. (Devam edecek)
SORU: Bir ayette, erkeklerin kadınlardan bir nebze daha yüksek olduğu yazıyor. Bu yükseklik nelerde geçerlidir? (Serteser)CEVAP: Sözünü ettiğiniz ayet, Bakara Suresi'nin 228'inti ayetidir. Ayetin tam anlamı şöyledir: "Boşanmış kadınlar, üç kur (üç âdet veya üç temizlik süresi bekleyip) kendilerini gözetlerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri (karınlarında çocuk bulunduğunu saklamaları) kendilerine helal olmaz. Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan haklan gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin, kadınlar üzerinde(ki haklan), bir derece fazladır. Allah azizdir, hakimdir."Boşanmayla ilgili olan bu ayette, karı kocanın, karşılıklı olarak birbirleri üzerinde haklan olduğu ancak erkeğin, karısı üzerinde bir derece daha hakkı bulunduğu belirtilir. Bu hak da başka bir sebepten değil, erkeğin ailenin geçimini sağlamak zorunda bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu ifade, genel olarak aile hayatında, aile reisliği, nafaka temini, kadını himaye gibi hususlarda erkeğin bir üstünlük kazandığını belirtir.Erkeğin, kadın üzerinde hakkı olduğu gibi kadının da erkek üzerinde hakkı vardır. tbn Abbâs şöyle demiş: "Nasıl ben, kadının benim için süslenmesini istiyorsam, benim de kadın için süslenmemi isterim. Ben onun üzerinde bulunan bütün hakkımı aldığım halde onun benim üzerimde bir hakkının kalmasını istemem."Şifrecilik furyası sürüyorKur'ân şifre kitabı değil, hidayet, doğru yol rehberidir. Onda şifre arayanlar şöhret heveslisi kişilerdir. Maalesef televizyon kanallarımızda reyting uğruna bu insanlara ekranlarını açıyor, saatlerce halkın kafasını karıştırıyorlar. Bu söylenen sözlerden, bulunan şifrelerden ne Peygamberimizin, ne arkadaşlarının, ne de büyük Kur'ân müfessirlerinin haberi vardı.Kur'ân, geleceği Allah'tan başka hiç kimsenin bilmeyeceğini vurgular. Şifrelerle gelecek olayları çözdüklerini söyleyenler, her şeyden önce Kur'ân'in aşılamak istediği inanca karşı savaş açmış olurlar.Eğer bu şifrelerle gelecek olayları biliyorsanız haydi yeni icatları Avrupa'dan önce siz yapın da İslâm âlemine bir iyiliğiniz olsun? Hangi icadı buldunuz siz, kimin derdine şifa getirdiniz bu sözlerinizle? Sadece menfaat sağladınız.
SORU: Fussilet Suresi, dünyanın ve evrenin yaratılışından bahsetmektedir. 9, 10, 11, 12'nci ayetlerde bu konuya yer verilmiştir. Özellikle 10 ve 11'inci ayetlerde, göklerin dünyadan sonra (ll'inci ayet bu kelimeyle başlamaktadır) yaratılmış olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Böyle bir görüşün bilimsel olmadığı söylenmektedir. Bu konuda beni aydınlatır mısınız? (Burak Karakurum)CEVAP: "9- De ki: Siz mi arzı iki günde Yaratan'a nankörlük ediyor ve O'na eşler koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. 10- Arza, üstünden ağır baskılar (sağlam dağlar) yaptı. Onda bereketler yarattı ve onda arayıp soranlar için gıdalarını (bitkilerini ve ağaçlarını) tam dört günde takdir etti (düzene koydu). 11- Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza, 'isteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin' dedi. 'İsteyerek (buyruğuna) geldik' dediler. 12- Böylece onları iki günde yedi gök yaptı ve her göğe emrini (kanunlarını) vahyetti. Biz, en yakın göğü lambalarla ve korumayla (koruyucu güçlerle) donattık. İşte bu, o güçlü, bilen (Allah)ın takdiridir" (Fussilet: 9-12).Ayetlerde çelişki yokFussilet: 9'uncu ayette Allah'ın arzı ikigünde yarattığı, 10'ncu ayette arzın dağlarını, bereketlerini, bitki ve ağaçlarını dört günde yarattığı, 12'nci ayette ise gökleri iki günde yarattığı buyurulmaktadır. Bunların toplamı sekiz gün eder. Oysa başka ayetlerde Allah'ın, gökleri ve yeri altı günde yarattığı buyurulmaktadır. Bu, ilk anda çelişki gibi gelirse de ayetler arasında çelişki yoktur. Gökler ve yer, altı günde yaratılmıştır. Allah'ın, göğe ve yere, "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin dedi, onlar da isteyerek buyruğuna geldik dediler" sözünden yerin yaratılışı sürerken göklerin de yaratıldığı anlaşılır.Yerin evrim süreciYani önce gökler yaratılmış, sonra yerin yaratılışına başlanmış değil, bütün gök cisimlerinin aslı, hep beraber iki günde yaratılmıştır. Öteki gök cisimlerinin evrimi bizi fazla ilgilendirmediği için yüce Allah, bize yerin evrim sürecini bildirmiştir. Yerin, dört gün içerisinde ev-rimleşerek canlıların yaşamasına elverişli duruma geldiğini haber vermiştir. Bu arada öteki yıldızlar da evrimleşmiş ve yedi gök, alt günde evrimleşip bu hale gelmiştir. Yer nasıl iki günde yaratılıp ondan sonra dört gün (evre) içinde evrimleşmiş ise gökler de öyle olmuştur. Ayetlerin sözgeliminden bu anlaşılmaktadır.
Eşinin ailesiyle anne ve babası arasında bazıanlaşmazlıklar dolayısıyla sıkıntı içine girmişolan ve "sizin tavsiyelerinize ihtiyacım var"diye yazan bir okuruma cevabımdır.Siz anne babanızın rızasını kazanın. Onların dine uygun emirlerini yerine getirin. Ama onların da sizin aile saadetinizi korumaları gerekir. Kişinin anne babasının, kendi üzerinde hakları bulunduğu gibi ailesinin ve çocuklarının da kendisi üzerinde hakları vardır. Anne babanızı her zaman ziyaret ediniz, gönüllerini alınız, onlara "öf, sizden bıktım" anlamına gelecek söz ve davranışlarda bulunmayınız.Dünya sorunlarıDünya sorunlarına ilişkin emirlerini yerine getirin ama dine aykırı hususlarda onlara itaat edilmez. Çünkü bu, Allah'ı gücendirir. Kur'ân şöyle buyurmaktadır: "Biz insana ana babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Eğer onlar seni, (gerçekliği) hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa (bu hususta) onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber veririm" (Ankebut: 85/8).Saygılı davranınızKarı koca birbirlerinden memnun olduktan ve karşılıklı olarak anne babalarına saygılı davrandıktan sonra artık iki taraftan da anne babaların, yavrularının yuvalarını yıkmaya yönelik davranışlardan sakınmaları gerekir. Kendi normal ihtiyaçları için gerekli hususlarda onlara itaat farzdır. Fakat Allah'ın emirlerine ters olan hususlardaki arzu ve isteklerine itaat gerekmez. Çünkü bu, Allah'a isyan olur.Yüce Allah, müşrik anne babası, insanı Allah'a ortak koşmaya sevk etmek istedikleri takdirde onlara itaat etmemesini fakat müşrik de olsalar dünya işlerinde anne babasıyla iyi geçinmesini, ahiret işlerinde ise Peygamber'in ve müminlerin yoluna uymasını emrediyor (Lokman: 14-15, Ankebut: 8 ayetlerine bakınız).Şefkat ve sevgiLokman ve Ahkaf surelerinde ebeveyne iyilik tavsiyesinden sonra annenin insana olan fedakârlıkları sayılmaktadır. Bu da annenin evladına olan son derece şefkat ve sevgisini gösterir. Akıllı insan, herkesin hakkına saygılı insandır. Annenin babanın yeri başka, ailenin yeri başkadır. Herkesin hukukuna özen gösteren dünya ve ahiret mutluluğuna erer. Din kuralları Allah'ın ihtiyacı için değil, bizim olgunlaşmamız içindir.
Soru: Dinimiz Kuran kaynaklı olarak yaşanacaksa hadislerin dinimizdeki yeri nedir? Bugün itibariyle İslâm âleminde, sahih ve gayrisahih ayrımı yapmadan ifade edebileceğimiz hadis sayısı nedir? Peygamberimizin hayattayken kendi söyledikleri ve yaptıklarının kaydedilmesine, gelecekte Kuran'a rakip olabilecek bir metnin oluşmaması amacıyla karşı çıktığını, hatta peygamberimizin ölümünden sonra hadis adı altında elden ele dolaşan metinlerin, Hz. Ali tarafından toplattırılarak yakıldığını okumuştum. Hatta aynı eserde hiçbir tartışmaya mahal vermeden kabul gören sadece 4 adet hadisin varlığından söz ediliyordu. Bunlar doğru mudur? (Osman Alpsoy)Cevap: Bilindiği gibi yüce Allah, Kur'ân'ı tebliğ ve açıklama görevini Hz. Peygamber'e vermiştir. Peygamberimiz, hayatında Kur'ân'ın emirlerini uygulayarak ve vahiy doğrultusunda hareket ederek Kur'ân'ı tebliğ ve tebyin etmiştir. Onun uygulamaları ve sağlam sözleri, Kur'ân'ın izahıdır. Bunu yasa ve yönetmelik örneğiyle anlatabiliriz. Kur'ân temel yasa, hadisler de bu temel yasanın yönetmeliğidir. Yönetmelikler yasaya aykırı olamaz. Bir rivayetin sağlam hadis olarak değerlendirilebilmesi için Kur'ân'a ters olmaması, Kur'ân'ın geniş hükümlerini daraltmaması, ilave yasaklar getirmemesi gerekir.Maalesef hadislerin pek çoğu ilave yasaklarla ve Kur'ân'a ters ifadelerle dolu olduğu gibi bunlar kendi aralarında da son derece çelişkilidir. Bu bakımdan bunların önce rivayet senetlerinin sağlamlığıyla birlikte metinlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekir. Yoksa hadis diye kitapları doldurmuş olan sözler, aslında zamanın şartlan içinde çeşitli olayların etkisindeki mezhepçilerin, çeşitli akımların, kadercilerin, cebircilerin üretip ustalıklı bir senetle Peygamber'in ağzına yakıştırdıkları sözlerdir.Ama bunlar Kur'ân'ın açık hükümlerinin üstüne çıkartılmakta ve İslâm diye bu rivayetler anlatılmaktadır ki çoğunlukla bunlar Kur'ân dışı şeylerdir. Hz. Ömer, vali ve Kur'ân öğretmeni olarak taşraya gönderdiği kişilerden, hadis rivayet etmeyecekleri konusunda söz alırdı. En çok hadis rivayetçisi olan Ebu Hüreyre'nin hadis rivayet etmesini Hz. Ömer yasaklamıştır. Yalnız, sahih kabul edilecek sadece 4 hadis bulunduğunu söylemek büyük hatadır. Elbette rivayet edilen hadis sayısı çok abartılıdır, bunlar içinde gerçekten Peygamber'in tartışmasız sözleri bu kadar çok değildir ama sahih hadislerin sayısı da sadece 4'ten ibaret olamaz. Size "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimde "Hadis" maddesini ve Sayın Prof. Dr. Mehmet S. Hatiboğlu'nun "Müslüman'ın Kültürü" adlı eserini okumanızı tavsiye ederim.
Soru: Sizin başörtüsü hakkında, "kölelik sisteminin hüküm sürdüğü bir dönemde, hür kadınların cariyelerden ayırt edilmeleri ve tacizlerden korunmaları için Ahzab Suresi'nde öngörülmüş bir toplumsal simgedir" ifadelerinize yer veren bir yorum okumuştum. Bu ifadelere dayanılarak baş örtüsünün dinimizce ne bir şart, ne farz olan bir imge olduğu düşüncesi ortaya konulmuş. Sizin böyle bir yazınız var mı? (Şerif Ahmet Gezen)Cevap: Böyle bir şey yazmadım ve "baş örtüsü gereksizdir" demedim. Her zaman gazetedeki köşemde baş örtüsünün Kur'ân'ın emri olduğunu vurguladım. Ancak baş örtüsünün, İslâm'ın şartı olmadığını belirtirim. Bir kadın baş örtüsü takmıyorsa inkâr etmedikçe dinden çıkmaz. Baş örtüsü takmadığı halde namaz kılan bayanlar var. Ben onlara da diyorum ki: "Allah ile kul arasına kimse giremez. Baş örtüsü takmamak, İslâm'a göre bir hata da olsa, siz namazınızı kılınız. Bir şeyin tamamı yapılamazsa tamamı da terk edilmez. İslâm'ın ne kadarını yapabiliyorsanız o kadarını yapınız."Ayrıca "Kur'ân Ansiklopedisi" adlı eserimde baş örtüsünün, hürlüğün bir simgesi olduğunu belirtmiştim. Bu bir gerçektir. Çünkü Hz. Ömer, baş örtüsü takmış olan bir kadının başından baş örtüsünü atmış, "Kokmuş, hürlere mi benzemek istiyorsun?" demiştir. Kaynaklar böyle yazıyor. Elbette baş örtüsünün temel amacı, kadının sataşılmaktan korunmasıdır. Kadına kendi aile ortamında başörtüsü takması emredilmez. Ne yazıyorsam tarihi belgelere, kanıtlara dayanarak yazıyorum. Ama insanlar yazdıklarımı çekip uzatarak kendi yargılarına dayanak yapıyorlarsa ben ne yapabilirim ki? Gerçeği öğrenmek isteyen tefsirime ve "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserime bakabilir. Kendisini, bizi taşlamaya şartlandırmış olanlar da var ki onlar da toprağın altındaki durumlarını düşünsünler.Kızıma rüyamda söylenen adı koymadımSoru: Yıllar önce hamileyken rüyamda bir ses, "kızın olacak. Adını Tuğba koy" dedi. Biz adını Özlem koyduk. Şimdi 21 yaşında. Bu rüya ne anlama geliyor? (Sema Erişici)Cevap: Bu rüya, size kızınız olacağını müjdelemiş, bir de isim önermiş. Bu tür rüyalara, salih rüya denir. Tuğba koysaydınız iyi olurdu. Kızınızın 21 yaşında olduğunu söylüyorsunuz. Diyelim ki, Tuğba kızınızın göbek adı olsun. Ama 21 yıl sonra gelen "Tuğba Özlem" ismine alışabilir misiniz, bilemem.
(Dünden devam)İslâm'da kız çocuğuna, erkek kardeşinin yarısı kadar miras verilmesi, kızın erkekten aşağı görülmesinden değil, erkeğin bir aileyi besleyip geçindirmek, kızın ise bir başka erkek tarafından bakılmak durumunda bulunmasından dolayıdır. Boşanmış kadının dahi henüz iddeti içindeyken nafakasını ve konutunu sağlamak, erkeğin görevidir.Bakara: 92/240'ncı ayette, kocası ölen kadının bir yıl geçiminin ve konutunun sağlanması öğütlendiği gibi Talak: 100/6-7'nci ayetlerde de boşanan kadınlara nafaka ve konut sağlanması emredilmektedir. Görülüyor ki kadını beslemek, kocanın üzerine farzdır. Ama kadın zengin de olsa, kendi malından kocasını beslemek zorunda değildir. Şayet kadın kendi isteğiyle bunu yaparsa o, kendi iyiliğidir. Kocası, kendisini beslemediği takdirde kadın, kocası adına borç edebilir. Ayrıca kadını besleyememek, Hanefi mezhebi dışında kalan üç mezhebe göre ayrılma sebeplerindendir (Hukuku'l-mer'eti fî'l-İslâm, s. 76).Bir derece daha fazlaAyrılmış olan kan kocayı birleşmeye teşvik eden, "Erkeklerin, kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde haklan vardır. Erkeklerin, kadınlar üzerinde haklan bir derece daha fazladır" (Bakara: 92/228) ayetinde ifade edildiği üzere erkeklerin, bir derece daha fazla hak sahibi kılınmaları, aile hayatının kuruluşundan ileri gelmektedir. Aileyi koruyup bakımını sağlamak, erkeğin görevidir.Erkek kendisiyle beraber karısının ve çocuklarının nafakasını, konutunu sağlayacak, kadın ise bir erkekle evlenip onun tarafından bakılacaktır. Şayet kız evlenmez veya evlendikten sonra ayrılır da kendisini geçindirecek malı olmazsa ona erkek kardeşi bakacaktır. Ayrıca erkek, aile reisidir. Her toplulukta bir başkan gereklidir.Başsız yönetim olmazErkeğe yüklenen bu kadar sorumluluk karşısında ona aile reisliği tanımak ve mirastan bir kat fazla pay vermek, adalete ve hikmete uygundur. Başsız yönetim olmaz. Toplumda en küçük idare birimi ailedir. Aileye de bir baş, yönetici lazımdır ki hayat düzenli yürüsün. Öteden beri toplumlarda aile reisi erkektir. Aile reisi erkek olduğuna göre onun hakkının, biraz daha ağırlıklı olması doğaldır.Şunu da belirtmem gerekir ki miras, ahirete ilişkin bir mesele değil, dünyaya ilişkindir. Yani ibadet değil, dünya hukukudur. Kan koca isterlerse medeni kanuna göre taksim yaparlar. İsterse kadın tamamen hakkını erkek kardeşlerine bırakır veya erkek, hakkından vazgeçip mirası kız kardeşine bırakır. İnsanlar razı olduktan sonra mesele kalmaz. Allah katında da sorumlu olmazlar.