Kamuoyu ve muhalefet partisi, dikkatlerin zinaya çekilerek 'namus cinayetleri' ve 15-18 yaş arası gençlerin ilişkisi' ile ilgili maddelerin gözden kaçırılma çabasını yutmamak dedik durduk ama yutuldu bile...Her ikisi de olduğu gibi oylandı geçti Meclis'ten. 'Kasten öldürme suçunun nitelikli halleri'ni belirleyen 82. maddeye namus cinayetleri inatla konmadı. Oysa oylamadan önce CHP grubu adına konuşan Gaye Erbatur.Birleşmiş Milletler'in artık "kadınlara karşı işlenen cinayetlerde namus gerekçesinin savunma olarak dikkate alınmasını" kabul etmediğini, namus ve törenin birbirini besleyen, birbirinden ayrı düşünülemeyecek kavramlar olduğunu, BM ve Pekin Eylem Platformu gibi sözleşmelere "kadına karşı ayrımcılığı önlemek üzere" imzalar attığımızı pek güzel anlatmıştı.O konuşmadan başka bir itiraz duymadık CHP'den.Maddenin bu hali haksıztahrik uygulamasının töre ve namus cinayetlerinde (ve hiçbir durumda) kullanılmayacağı anlamına mı geliyor, yoksa 'töre'de uygulanmayacak ama adını 'namus' olarak değiştirirseniz uygulanacak mı, yoksa hakim kararına mı bırakılıyor belli değil.Bu ülkenin vatandaşları artık kadınların, genç kızların (bazı hallerde diğer aile fertlerinin de) katliamına seyirci kalmak, her gün gazetesinde, TV'sinde vahşet görüntüleri izlemek, sonra da bu cinayetleri işleyenlere o veya bu nedenle ceza indirimi uygulandığını duymak istemiyor.İnsanlara böyle yaşam şartları sunmaya da yasa yapıcıların hakkı yoktur. Sırf siyasi çıkar sağlamak, kadınları ölüm korkusu ile kontrol altına almak isteyen cahil bir kesimi mutlu ederek oy kazanmak için hiç yoktur.CHP zina konusunda yaptığı bir pazarlık sonucunda mı 'namus' ve diğer konularda susuyor merak ediyorum doğrusu. Bu maddeleri Anayasa Mahkemesi ne göndermeyi düşünüyorlar mı onu da merak ediyorum.En önemli konulardan biri 15-18 yaş arası gençlerin gönüllü ilişkisine getirilen hapis cezası. Bildiğime göre bu ülkede 16 yaşında kızlar ailelerinin izniyle evlenebiliyor. Bu iş için yaşları da büyütülebiliyor. Yine bildiğime göre Başbakan Erdoğan'ın gelini de aynı şart altında evlendi.Peki o zaman bu maddenin Zina Yasası'ndan ne farkı kalıyor? Ailenin izniyle, evlenerek ilişki yaşarsan suç değil, örneğin 18 yaşında, kendi izninle ilişki yaşarsan doğru hapse...Oy kullanacak kadar yetişkinsin ama ilişki kuracak kadar yetişkin değilsin.Bundan daha tutarsız, daha çelişkili ve saçma bir şey duyan varsa haber versin de yazalım!Yoğun Bakım da düzeldi mi?Dün VATAN 34'te Marmara Üniversitesi Hastanesi'nin '2,5 yıldır büyük bir değişim sürecinde olduğu' haberini görmek beni pek bir memnun etti.Hastane kâra geçmiş, birçok bölümü düzeltilmiş ve en önemlisi Başhekim yaptığı konuşmada "2,5 yılda hastaneye 1 trilyon 650 milyar tutarında tıbbî cihaz alındığını" belirtmiş ve bağış yapanlara teşekkür etmiş.Bunları okuyunca bir yandan sevinirken bir yandan da Başhekim'in kısa süre önce bize "500 milyar para bulunamadığı için 'Yoğun Bakım' ünitesinin bakımsız kaldığı (ve hatta 'en az bakılan' ünite olduğu)" ile ilgili anlattıkları geldi aklıma.Demek ki gerekenin çok üstünde bir para bulunmuş, o zaman neden bir kısmı da 'Yoğun Bakım'a harcanmamış?Benim kafam mı fazla soru işareti üretiyor yoksa bu memlekette her işte, her konuşmada bir çelişki mi vardır, inanın anlamıyorum. Sadece umuyorum ki gerekli denetimler yapılsın, bundan sonra yoğun bakımlarda hastalar bir takım eksikler veya ihmallerden göz göre göre ölmesin. Lâf ebeliği yerine iş yapılsın, önlem alınsın. Konu insan hayati malûm, alkış almak veya vermek değil!Hangi yol?Dün yazımı yazdığım sırada NTV, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in TCK ile ilgili konuşmasında "AB bize gün vermezse yolumuza AB'siz devam ederiz" dediğini alt yazı olarak geçti. Eğer bu sözler de "zina" inadı nedeniyle söylenmişse sormak her vatandaşın hakkıdır; "Milyonlarca aç ve işsiz insanı olan, milyarlarca dolar borcu olan bir ülke adına bu ne kahramanlık? Ve nereye, hangi yola doğru devam edeceğiz?" Umarım yanlış görmüşümdür!Haksızlığın böylesi!Gündeme baktığım anın vinyetini çizdirmek isterdim; hemen her gün saçları dimdik olmuş, gözleri faltaşı gibi açılmış bir kadın... O anda, köşemdeki fotoğrafta gördüğünüz gibi olmuyorum yani bilmiş olun. İşte bir haber "ÇHP'den AKP'ye geçen Başoğlu'na kesilen 622 milyarlık cezanın yarısı silindi.Maliye, Başoğlu'na ait Yüksek Tekstil'in hesaplarında vergi kaçağı tespit ediyor ve ceza geçen hafta uzlaşma ile(?) 300 milyara indiriliyor.Nasıl oluyor bu uzlaşma? Her vergi kaçırana yapılıyor mu yoksa uzlaşma için "AKP'ye geçme şartı" mı aranı yor? Başoğlu parti değiştirmese yine yapılacak mıydı, CHP'de başka 'vergi kaçıran firma sahipleri' varsa onlar da aynı uzlaşmadan: yararlanabilir mi?Veya meselâ ben kaçırsam, yararlanabilir miyim? Hummer cipleri getiren veya alanlar yararlanabilir mi, yararlanabildi mi?Al birini vur ötekine, bu memleket adam olur:mu?
TBMM'nin anlamı nedir; Türk milleti... Onlar, 550 milletvekili ve hükümet aslında Türkiye demek. Yani sonuçta siz, biz, hepimiz 'zina' konusunun yıllar sonra hortlamasına, namus cinayetleri ve ayırımcılık içeren diğer maddelere istediğimiz kadar karşı çıkalım Meclis'in kararı dünyaya 'Türkiye'nin kararı' olarak yansıyor.Bununla birlikte olayın Meclis dışında da sorumluları var. Bir numaralı sorumlular arasında da entelektüel geçinen, hatta yurtdışında yaşayıp Türkiye yazıları yazan bazı meslektaşlarımız... 'Zina' konusunun 'özenle seçilmiş, sembolik bir konu' olduğunu, hiç gündemde yokken tepeden inme ortaya atılıverdiğini ve karşı çıkanların da hangi nedenle itiraz ettiklerini bilmiyormuş gibi laiklerin (ve hatta laikçilerin) şeriat korkusu' türü yazılarla sözüm ona dalgalarını geçtiler.Onların nasıl olsa yaşayacak başka bir memleketleri var, bu nedenle yazılarını fazla ciddiye almayabilirsiniz ama Türkiye'de aydın sınıfına dahil olup da etrafını mum ışığıyla bile aydınlatamayanlar için aynı şeyi söyleyemezsiniz. Bu isimler TV'lere çıkıyor, gazete ve dergilerden mesajlarını her an topluma iletiyorlar. Mesajlar böyle karmakarışık olunca toplumun olduğu gibi, çıkardığı yasalar hakkında pek bir ilgisi olmayan, milletin geleceğinden çok 'kendisinin ve partisinin' geleceğini düşünen siyasetçinin de kafası büsbütün karışıyor.Rastladığım 'aydınlık' fikirlerden biri Hüseyin Hatemi'ye ait. Son Haftalık dergisinde zina konusunun işlendiği sayfalarda görüşünü "Uygulama iki yüzlü" başlığıyla şöyle anlatmış Bay Hatemi: (Bunları anlatırken laik-demokratik bir ülkede yaşadığını ve laik rejimlerde 'çoğunluğun belli bir dinden olmasının' hiçbir şeyi değiştirmediğini, A.İ.H. Sözleşmesi'nde 'özel yaşamın gizliliği'ne verilen önemi de bilmiyor gibi recmi neredeyse makbul sayıp, yine, Medeni Kanun sırasında yaptığı gibi İslâm hukukunu savunmuş.)"İslâm'da zina en büyük günahlardandır ve suçtur. Cezası ise 'recmedilmek' yani taşlanarak öldürülmektir. Ancak recm Kur'an-ı Kerim'de geçmiyor. Sonradan hadislerle eklenmiş."Hukuka dini çözüm!Bu noktada "Benim kanaatime göre" diye başlayarak Kur'an'a kendi yorumunu getiriyor, demek ki ona göre Kur'an'ı isteyen istediği gibi yorumlayabilir:"Benim kanaatime göre recmetmek sembolik bir taşlamadır(..) Yedi adet küçük çakıl taşı, yetkili devlet memuru tarafından zina işleyenlere, onları yaralamayacak şekilde atılır (...) İnsanlar sembolik cezalardan çekinir, bu sembolik ceza tatbik edilseydi zina önlenirdi. Bugünkü uygulama iki yüzlü."- Neden iki yüzlü? "Değerler bakımından bir kaos içindeyiz. Çoğunluğun Müslüman olduğubir ülkede ne İslâm hukuku uygulanıyor ne de tutarlı bir medenî hukuk."Şimdi Sayın Hatemi'ye tutarlı medeni hukuku sorsanız size kurallarını şeriat hukukundan alan Mecelle'yi överek ve en iyi çözümün orada olduğunu söyleyerek açıklama yapması mümkündür. Zira kendisi bu tür örnekleri ve görüşleriyle Medeni Kanun'daki değişikliğin de doğru dürüst yapılamayışında rol oynayan isimlerden biridir. Zinaya verilecek ceza ise şöyle olmalıymış;"İlişkide süreklilik aranmamalı, erkeğin de kadının da tek fiili zina sayılmalı. Cezasıysa topluma teşhir etmek olmalı(...) Zina meşru sayılamaz."Yani Hüseyin Hatemi'ye göre ailelerin özel yaşamının mahkeme salonlarında, gazetelerde ortaya dökülmesi, polisin merdivenle tırmanarak yatak odasını gözetlemesi de yeterli değil. Belki de yapanların vitrine koymak veya boyunlarına tabela asarak sokakta dolaştırmak gerekiyor.Bir emekli öğretmen okurum dün telefonda "Nasıl ki öğretmen okulunu bitiren herkese öğretmen denemezse hukuk fakültesini bitiren herkes de hukukçu olamaz" diyordu. Haklı mıydı acaba? Yorumu size bırakıyorum. (Not: Zina yasasına karşı çıkanlar zinayı meşru kabul etmiyorlar. 'Boşanma nedeni olsun, mağdur olan eşe ağır tazminat ve nafaka ödensin ama özel yaşamlara devlet el atmasın' diyorlar. Bir hukukçu bunları ayırdedebilmeli değil mi?)Zina kadar önemli!Bin defa gerekiyorsa bin defa hatırlatacağız; Zina maddesi TCK'da yapılmak istenen tek sakat değişiklik değil. Namus cinayetlerini önleyecek önlem alınmadı. 'Nitelikli insan öldürme' maddesindeki 'töre saikiyle' ilavesi 'töre ve namus saikiyle' olarak değiştirilmedi. AKP neden töre cinayetlerine çare buluyor gibi görünerek aynı cinayetlerin bundan sonra 'namus cinayeti' adı altında işlenmesi için açık kapı bırakıyor anlamak mümkün değil.'15-18 yaş arası gençlerin rızaya dayalı ilişkilerine hapis cezası' getirilmesi, genç kız ve kadınlara bekaret kontrolünün tümüyle yasaklanmak yerine buna kolaylık sağlayacak şartların ortaya çıkarılması gibi çok önemli sorunlar var Tasarı'da.AB, TCK için 6 Ekim'e kadar zaman verdi ama o zaman içinde en az 'zina' kadar çağdışı, kadınlara karşı şiddete neden olacak bu maddelerin de değiştirilmesi lâzım.Meclis ve kamuoyu dikkatlerin sadece zinaya çekilmesini asla yutmamalı. Zira bunlar değiştirilmediği taktirde yapılan değişiklikler hiçbir işe yaramayacak!
Dün bazı gazetelerde Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bir kız Kur'an kursundan çıkarken çekilmiş fotoğrafları vardı. Başbakan oradan çıktı, partisinin toplantısına gitti ve orada "Biz Türküz. AB olmazsa olmaz değil" dedi.Bunu söylediği sırada son Economist dergisinin kapağı "Avrupa neden Türkiye'ye evet demeli" sözleriyle Türkiye'nin AB üyeliğine ayrılmıştı.Derginin baş yazısında ise şu ifadeler yer alıyordu. "AB bir Hıristiyan kulübü değildir. Türkiye Atatürk'ten bu yana laik bir ülkedir. Avrupa'da da kiliseyle devlet işlerinin ayrıldığı tek ülke Fransa'dır. Her iki ülkede de okullarda başörtüsü yasağı olması tesadüf değildir. Türkiye birçok uluslararası organizyonda aktif rol oynamaktadır ve yeri Avrupa'da olmalıdır."Peki, yabancı basının, dünyanın en önemli dergi ve gazetelerinin, devlet adamlarının Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiği, bu kadar önemli bir dönemde Türkiye Başbakanı'nın üstelik aylardır "AB en önemli hedefimiz" derken en son dakikada ediverdiği yukarıdaki sözler sizce garip ama gerçekten çok garip değil mi?Hangi partiyi tutarsanız tutun, hangi görüşte olursanız olun bir an objektif düşünmeye çalışın lütfen, çok garip ve çekişkili değil mi?Birdenbire, kendi milletvekillerinin (mesela Hakkı Köylü'nün) de söylediği gibi Komisyon çalışmaları sırasında neredeyse hiç gündeme gelmemişken bir zina konusu ortaya atıldı, Türkiye'nin aydın çevrelerinden ve özellikle AB'den, beklenen şiddetli tepki gelince o koz olarak kullanıldı.MHP korkusu mu?Tam CHP ile uzlaşma sağlanmışken, TCK Tasarısı'nın tamamlanmasına ve AB raporuna ramak kalmışken ortaya böyle bir durum çıkarsa kafalara da birçok soru işareti çıkar. Ki çıktı.Yüzlerce soru işareti; işte birkaçı;- Acaba bu 'hodri meydan' sadece AB'ye mi, yoksa aynı zamanda Türkiye'nin, zina maddesine şiddetle karşı çıkan aydın, demokratik kamuoyuna ve basınına mı?- Acaba aynı hodri meydan kendi partisi içindeki karşı görüşte olan liberal, merkeze yakın çizgideki isimlere mi?- Acaba AKP'nin muhalif, radikal kanadı parçalanma sinyali mi verdi?- Yoksa, yoksa AB'den 'Son TCK çıkışlarıyla dinin etkisinden kurtulamamış bir siyasete ve hatta gerici bir görüntüye sahip imaj veren' Türkiye'ye geç bir tarih verilmesi işareti mi alındı?O cevaptan önce davranarak böyle milli duygu sömürüsü yapan bir cevapla zevahiri kurtarmaya, AKP hanesine negatif puan yazılmasını mı önlemeye çalışıyorlar?- Veya acaba MHP'nin en radikal dinci söylemlerle geri döndüğünü görmek onları korkuttu da buna karşı önlem mi alıyorlar?Soruların sonu yok ama hatırlamamız ve Başbakan'ın da kesinlikle hatırlaması gereken önemli bir şey var;Biz Türküz, burası Türkiye ama Avrupa'nın parçası olmak isteyen Türk ve Türkiye... Ecevit'in 80 öncesinde benzer bir umursamazlıkla Türkiye'ye AB üyeliğini kaybettirmesi, bizden önce Yunanistan'ın girmesine yol açması bunca yıllık kayba ve çabaya neden oldu. Bugün bir başka başbakanın, hem de 'kapının eğişinde' iken yaptığı kaprise bu ülke seyirci kalmaz.Ayrıca AB, üye adayı her ülkeye yıllarca ter döktürüyor, istediği şartları sağlamasını bekliyor.Örneğin "Türkiye'den sınırsız istekte bulunduğunu" iddia edenler, Romanya'ya sormalılar; bakalım neler değişmiş orada.Ve üstelik, Allah aşkına bugüne kadar yaptığımız reformlar ve uyum yasaları konusunda haksız olduklarını kim söyleyebilir?
AKP'nin yıllardır üzerinde çalışılan ve son bir yıldır hemen her gün tartışılan, medyada yer alan TCK tasarısını son anda geri çekmesi yine gündemi alt üst etti. Bütün meslek yaşamım boyunca bu konuda en çok yazı yazan gazeteci ve en çok çalışan vatandaşlardan biri olarak, hakkında bu nedenle çok sayıda dava açılmış biri olarak ben üzüldüm mü; hem evet, hem hayır!Evet, çünkü devlet yönetimini bir oyun zanneden ve savaştan toplumun en hayati kanunlarına kadar her konuda kararsızlığıyla ülkemi dünya kamuoyunda küçük düşüren bir Meclise sahip olmak her Türk vatandaşı gibi beni de üzüntü ve komplekse sürüklüyor.Onlar her karar değiştirdiğinde doların düşmesi, fırlaması, ekonominin çalkalanıp durması üzüntümü arttırıyor.Ama öte yanda hayır, çünkü bu kadar önemli, Türk insanına ya çağdaş ülkeler düzeyinde bir demokrasi sunacak veya Cumhuriyet öncesinin karanlık günlerine döndürecek, cinayetlerin, şiddetin devamına yol açacak kanunların, ne olduğu belirsiz şekilde, yapanların bile bir şey anlamadığı şartlarda çıkması da kabul edilebilir bir durum değil.Şunu bilelim ki bir çok konuda hiçbir fikri olmayan, kanunları bile siyasete alet eden, tabanını memnun etmek için gemileri yakan bir anlayış tarafından yönetilmekteyiz. Bir skandal olmakla birlikte hiç değilse bu fırsattan istifade ederek yapmak istediklerinin toplum önünde tartışılmasına, önce kendileri sonra da hukukçular, bilim adamları, basın ve STK'lar tarafından anlaşılmasına izin vereceklerini umuyorum.Tabii Avrupa Birliği'nin de soyut uyarılar yerine artık daha somut ve net uyarılar yapmasını ve çözüme yardımcı olmasını bekliyorum. Bunlar olmadığı taktirde öyle görülüyor ki bin tane daha uyum paketi çıkarsalar Türkiye'ye gerçek demokrasi şartlannın ve gerçek insan haklarının gelmesi çok zor olacak!Milletvekili eşlerinden kaçı çalışıyor?Başbakan Tayyip Erdoğan kısa süre önce 600 bin kız öğrencinin aileleri okula göndermediği için eğitimsiz kaldıklarını söyleyerek ailelere çağrıda bulundu. Son derece memnunluk verici.Ama Türkiye'de çok önemli bir çelişki var; kızlar okusa bile ya anne babalan veya kocaları çoğunun çalışmasına izin vermiyor. Maalesef Necmettin Erbakan'ın "Kadının görevi evde oturup çocuk doğurmaktır. Bol bol doğurun" sözlerinin etkisini silmek zaman alacak. Kadınların üzerinden siyaset yapılma alışkanlığa bırakılmadıkça da bu haklar bir ileri, üç geri adımla verilerek, alınarak kız ve kadınların mağduriyeti sürdürülecek.Örneğin insanın hemen aklına geliveriyor, kızların eğitim hakkını savunan AKP'de kaç bakan ve milletvekili eşi şu anda 'çalışıyor' durumda acaba?Umarım beni mahçup edecek bir rakam vardır ortada, hıı?
Olimpiyatlara katılan kadın haltercilerin antrenörleri tarafından taciz edildiklerini kesin ve net bir şekilde açıklamaları iyi oldu. Aynı derecede kesin ve net bir çözüm buldular; halter sporu kadınlara yasaklanacak.Kökten çözüm; YASSAH kardeşim!Yani bugüne kadar, yaşadığım ülkede çok, çok, çok saçma haberler duydum ama bu kadarını az duydum. Demek ki neymiş; taciz olayı varsa kadınlar silinecek, böylece taciz ortadan kaldırılacakmış.E, iş yerlerinde de kesinlikle taciz var. Okullarda hatta çocuk yuvalarında bile var. Bu yuvaları yönetenlerin kendisi tacizde bulunuyor himayesindeki minicik çocuklara... Bu kökten çözüm (!) anlayışı başlatılırsa onlara ne olacak?"Kadınlar çalışmasın, okumasın, çocuklar yuvaya gönderilmesin, kimsesiz çocuklar SHÇEK yuvalarına alınmasın" mı denecek?... Ayrıca, daha halterdeki tacizi yeni duyduk, kızlar ancak cesaret edip açıklayabildiler, ya diğer spor dallarında da bu rezalet sürüp gitmekteyse, hepsinin kadın bölümleri kapatılacak mı? Yoksa spor kuruluşlarında (ve her yerde) TCK ile gelen ağır cezalar hatırlatılarak önlemler mi alınacak?Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin en kısa zamanda medyayı bu konuda aydınlatır umarım. Aydınlatsın ki biz de hayretten şaşkına dönen okurları aydınlatalım!Nasıl 'genel başkan' olunur?Geçen Cuma akşamı bir yemekli toplantıda beraber olduğumuz ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas partinin erkek üyeleriyle arasında geçen esprili bir konuşmayı anlattı. Kara mizah aslında, Türk toplumunun acı olduğu kadar komik gerçeği...Kadın hakları ve kadının siyasetteki yeri üzerine yapılan bir sohbette erkekler Nesrin Hanım'a; "İşte siz genel başkan oldunuz ya, demek ki kadınlar isterlerse siyasette yükselebiliyorlar" demişler.Nesrin Nas zeki kadın, cevapta gecikmemiş: "Partiyi bu hale getirmeseydiniz benim o koltuğa oturmama izin verir miydiniz acaba?"Açıkhava konserleri yüzümüzü güldürdüYaz gecelerinde sanatçılara Rumelihisarı ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda dizi konserler verdirmek ilk kimin aklına geldiyse helâl olsun. Bundan daha güzel stres atacak bir yol bulunamazdı. Gece konserleri, özellikle gençler için ideal bir eğlence olduğu gibi sevdikleri sanatçıları canlı olarak izlemek de bambaşka bir keyif.Örneğin benim bildiğim; Ajda konseri kusursuzdu. Kenan Doğulu'nun konseri (bütün konserleri gibi) süperdi. Kenan, kendi yazıp yorumladığı güzel parçaları, dizaynını kendi yaptığı şık kıyafetleri, sahnede ona eşlik eden balerinler ve müthiş orkestrası ile yine binlerce seyircisini tek ses, tek yürek haline getirmeyi başardı. Yalın Hisar'da beklenenin çok üstünde bir performans gösterdi, kendi parçalarının dışında sevilen şarkılardan ve yabancı pop müzik parçalarından oluşturduğu geniş repertuarla ve sahnedeki rahatlığıyla hayranlarını şaşırttı.Açıkhava Tiyatrosu'nda Rafet El Roman konseri de beklenenin çok üstünde beğeni topladı. Serdar Ortaç, konserinde her zamanki gibi formdaydı. Sahne ve televizyon deneyimlerinin getirdiği rahatlık konserine de yansıdı.Ve bu akşam Açıkhava Tiyatrosu'nda Kenan Doğulu konseri var. Artık biliyorsunuz, benim favori pop starım o. Bileğinin gücü, disiplinli yaşamı, işine ve topluma saygısıyla zirveye çıktığı, asla şımarmadığı ve gerçekten yaptığı müziğe de bayıldığım için onu ve şarkılarını 'Top of the Pops' yapmış bulunuyorum.Rumelihisarı'ndakini kaçırdıysanız bu konseri kaçırmayın, gidin ve onu neden bu kadar beğendiğimi siz de görün, yaşayın.VATAN'ın da sponsoru olduğu konserler çok yakında bitiyor artık!
Annesi oğlunu beşikte sallarken böyle dua etmişti herhalde... Çocuk padişah oldu. Brunei Sultanı'nın, Arap Emirlikleri şeyhlerinin oğulları bile böyle düğün görmemiştir. Küçük Kerem'i içtenlikle kutluyorum.Ama ailenin işi zor. Okulunun, öğretmenlerinin, arkadaşlarının da... Bu düğünden, bu şaşaadan, bunca altından, değerli hediyeden ve ilgiden sonra diğer beklentilerine nasıl cevap verebilecekler belli değil.Artık adet oldu, Erdoğan hükümeti döneminde bu binlerce kişilik, 'ağır hediye'li sultan düğünlerine alışacağız besbelli. Kim söylemişti bu sözü; Lale Devri, Papatya Devri, AKP devri..?Ramazanlarda fakir fukara evlerine konuk olup yerlerde bağdaş kurarak 'halk çocuğu' edebiyatı yapanlar şimdi 'çocuklarının düğünlerinde binlerce davetlinin ve bazen yabancı devlet adamlarının getirdiği değerli hediyeler ve altınlarla' zengin oluyor. Bazıları başında bulundukları Hazine' nin boyutu küçültülmüş benzerlerini çocuklarının sünnet düğününde topluyor. Ve kimseden ses seda çıkmıyor.Artık ben Tansu Çiller, Mesut Yılmaz gibi eski siyasetçilere (ve daha eskilerine) hepimiz tarafından büyük haksızlık yapıldığına inanmaya başladım. Onlar döneminde hiçbir olayın üstü kapatılamıyor, dosyalar rafa kaldırılamıyor ve aşırı her davranış mikroskop altında incelemeye alınıyordu. Şimdi neredeyse yazanlar, konuşanlar suçluluk duygusu (veya korku) hissedecek, nedir bu değişikliğin nedeni?Fakirimiz, fukaramız, işsizimiz bitti galiba... Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarımız da doydu. Sünnet olmak için bile devlet yardımına ihtiyacı olan çocuk kalmadı. Sorunlar halledildi, borç harç ödendi. Eh, bunca zengin bir ülkede yöneticilerin de zenginlikleriyle övünmeye, oğullarını tahterevanla omuzlarda dolaştırıp, konukları 'otağında' kabul ettirmeye hakkı vardır. Onları da ayrıca kutlarım.Gazteciler neden hediye almaz?Gazetecilerin hediye alması, hele de değerli hediyeler kabul etmeleri meslek etiğine kesinlikle aykırıdır. Çalıştıkları gazetenin verdiği gücü 'özel kazanımlar' için kullanamazlar. Gazeteciler bu ilkenin nedenini de iyi anlamak zorundadırlar. Hediye veya 'özel bir ilgi' kabul eden basın mensubu bağımsızlığını da bir anlamda yitirir. Kendini borçlu hisseder.Peki gazeteciler için geçerli olan bu kural siyasetçiler için de (ve hatta daha çok) geçerli olmalı değil midir?Demek ki artık değil!Şimdi ikinci paragrafa dönelim; aslına bakarsanız ben Kerem Babacan'ın bu tür bir düğünü kendisinin isteyip istemediğini merak ediyorum. Akıllı bir çocuk, o durumda arkadaşlarına alay konusu olabileceğini bile düşünür. Aynı zenginliğe sahip olmayan çocukların üzüleceğini, özeneceğini de... Acaba bugüne kadar takdir toplayan Bakan Ali Babacan ve eşi oğullarını bu yaşta bu gösterişe, bu 'güç duygusuna' alıştırmakla doğruyu yaptıklarına inanıyorlar mı onu da merak ediyorum.Bırakın lordların, Avrupa, ABD trilyonerlerinin, başkanlarının çocuklarına her zaman sınırlar koymalarını, İngiliz prensi William'ı neden yokluk şartlarında yaşatıp, tuvalet temizlettiklerini hiç düşündüler mi acaba?Bizim gösteriş seven, sonradan görme bazı zenginlerimiz hiç düşünüyorlar mı?
Dün Ankara'da kadınlar ayaklanmış haldeydi. TBMM önünde, Sakarya Caddesi'nde toplantılar, gösteriler yapıldı.Aslına bakarsanız çözecek bunca sorunu olan bir ülkede yapay gündemler yaratan, işlerini günlerce aksatan, bu arada ülkenin imajına yeterli zaran veren hükümetlere, partilere de bir yaptırım uygulanmalı.Hazır ceza kanunlarını hazırlıyorken, Meclis bu soruna da bir çare bulsa iyi olur. Çok ciddiyim, 'oyalayan' partilerin tatilleri ellerinden alınmalı, örneğin gazeteciler gibi yaklaşık 365 gün çalışmalılar.Zina oyalaması da zaman, enerji ve imaj kaybına neden oldu, çok ciddi noktalarda emrivaki yapılmasına fırsat sağladı.Asıl konu namus cinayetleri faillerinin 'haksız tahrik indiriminden yararlanmasını önlemek ve "Nitelikli insan öldürme" maddesine alınan 'töre saikiyle' ifadesinin 'töre ve namus saikiyle' olarak değiştirilmesiydi.'Zina Yasası' kadar önemli bir 'özel alan' saldırısı olan; 15-18 yaş arası gençlerin rızaya dayalı ilişkilerine hapis cezası getirilmesiydi.Bu madde nedeniyle bekâret kontrolünün -tamamen yasaklanmak yerine- kolaylaştrılmasıydı.Ve tabii dikkatlerden kaçırılacak en önemli konulardan biri de TCK değişikliğinden sonra tekrar gündeme gelecek bir "genel af... DSP Hükümeti' nin gözden düşme nedenlerinin başında gelen "af" konusu tekrar ortaya çıkarsa Zina Yasası'ndan vazgeçilmesi kazanımı nedeniyle, beklenen tepki verilmeyecek.Oysa bu ülkede Medeni Kanun'da yapılan olumlu değişiklikten 17 milyon kadın mahrum bırakıldı. 'Yasa geriye doğru işlemez' kuralı Medeni Kanun için geçerli olmamasına ve her ülkede değişiklikten tüm kadın nüfusun yararlanmasına rağmen bugüne kadar da değiştirilmedi.AKP ya kadınların da hakkını hemen düşünsün veya affı gündeme hiç getirmesin.'Unuttu, kabullendi' gibi görünenler, unutmuyor ve kabullenmiyor, inanmıyorlarsa DSP, DYP ve kaybolan diğer partilere sorsunlar!Devletin durması gereken noktaÖnceki gün, 13 Eylül Pazartesi günü, Boğaziçi Üniversitesi'nde Eczacıbaşı'nın sponsorluğunda Avrupa Birliği'nden konuşmacıların da katıldığı önemli bir sempozyumdaydım."Türkiye ve AB'de Kadınlar: Ortak bir anlayışa doğru..."CHP Milletvekili Kemal Derviş'in, Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan Güldal Akşit'in de konuşmacı olduğu sempozyumda en güzel konuşmalardan birini, Türkiye'deki en başarılı kadın hakları savunucularından olan Avukat Hülya Gülbahar yaptı ve sanıyorum en fazla alkışı da o aldı."Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi' nde son anda tepeden inme değişiklik nasıl kadınların yarısının yasa değişikliğinin yararını görmemesine neden olmuş ve Medenî Kanun'un önünü tıkaç gibi tıkamışsa, Anayasa'ya konmayan 'Kadınlar Lehine Pozitif Ayırımcılık' maddesi ve TCK Tasarısı'nda yapılmak istenen değişiklikler de kadınların önünü aynen öyle tıkayacaktır" diyen Hülya Gülbahar, kadın vatandaşların AB'yi kandırmak üzere kâğıt üzerinde kalacak, uygulanamayacak kanunlar (ve kurumlar)la mağdur edildiğini anlattı.Ve dedi ki "Devlete durmak zorunda olduğu noktanın hatırlatılması gerekiyor".Eğer AKP gerçekten kadınlar için iyi niyetle çözüm anyorsa (dünkü yazımda söz ettiğim çözümler) önce Medeni Kanun'daki hatayı düzeltmeli, sonra boşanmada kadınlara verilecek nafaka ve tazminatları ağırlaştırmalı. Daha sonra ise gidecek yeri olmayan kadınlar için sığınma evleri açmalı. Bunları fantezi olsun diye yazmıyoruz, 'kadınların hakkını savunuyoruz' diyenler bugüne kadar bu çözümlerin hiçbirine yanaşmadılar.Haydi, işte onlara büyük bir fırsat; savunsunlar kadınların hakkını!
Milletvekillerine çağrı yapmaktan başka çare kalmadı, bugün TBMM'de TCK toplantısı başlıyor ve partilerin 'particilik' yaparak seçmenlerine mesaj vermeye çalışmak yerine doğrudan Türkiye'nin geleceğini düşünerek hareket etmeleri gerekiyor. Bu, AKP'nin de en önemli sınavlarından biri olacak.Ortada durup dururken gündemin zirvesine oturtulan çağdışı bir 'Zina Yasası' ve onunla birebir bağlantılı bir "namus cinayetlerine 'ağır tahrik' indirimi" maddesi var. Meclis'te yapılacak tartışmayı, iktidar ve muhalefet partilerinin doğru zemine oturtabilmesi için ise sadece gazete haberlerine (gündeme) bakmaları yeterli.- "Vatandaşın cinsel yaşamı," gerek görüldüğünde devlet tarafından fişlenebilecek.-15-18 yaş arası gençler kendi rızalarıyla kurdukları ilişkilerden dolayı hapse girecek.- Zina Yasası çıktığı takdirde devlet yetişkinlerin de cinsel suç takibine başlayacak.- İmam Hatip Liseleri, MEB yeni başlattığı projede diğer meslek liselerinden ayrı tutularak Anadolu Liseleri Fen Liseleri müfredatını görecek (Mustafa Mutlu'nun yazısı - VATAN)Kontrolden çıkmış, siyasi çıkar uğruna her şeyi göze almış ve hiçbir itiraza da kulak asmayan yönetim görüntüsü var ortada. AKP'nin hukukçu üyelerinin Türk Ceza Kanunu gibi, toplumun, her vatandaşın yaşamına yön veren hayati bir konuda toplum değerlerini çağın gerisine taşıma çabasının büyük bir yanlış olacağını diğer milletvekillerine anlatması gerekiyor.Avrupa Birliği Tasarı'da yapılmak istenen "zina" ve benzeri yasa değişikliklerine, kadına karşı ayırımcılık, haksızlık, şiddet yaratacak maddelere karşı çıktı. Verheugen "Bunun insan hak ve özgürlüklerine aykırı olduğunu ve ciddi bir engel yaratacağını" açıkça Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'e anlattı.Oysa AKP "AB'ye girmeyi çok istiyoruz" söylemi içinde olmasına rağmen onun uyarısını (ve daha önce Komisyon tarafından yapılanları) ciddiye almadı.O zaman sormak lâzım "Zina Yasası"nı ve "Namus cinayetlerine vize" yi mi daha çok istiyorsunuz, AB'yi mi?Aynı soruyu Amerika'nın en önemli gazetelerinden biri, New York Times 'Türk Usulü Kadın Hakları" başlıklı haberinde sormuş:"AKP yetkilileri tasarıdaki zina ile ilgili maddeyi çıkarmadıkça ve kadınlar için net ve koruyucu maddeler koymadıkça Başbakan Erdoğan Tasarı'yı Meclis'e gönderme işini ertelemelidir. Aksi takdirde Avrupalılar'ın eline Aralık'ta 'Hayır' demek için büyük bir neden sunacaktır."Eğer bu, aniden ortaya atılan 'zina' konusu o "Hayır" için gönüllü bir eylem değilse düşünmeleri lâzım.Yok eğer gerçekten istedikleri, zina nedeniyle mağdur olan Anadolu kadınlarına yardım ise, o zaman çok daha kolay ve makul çözümler var. Yarına!