"Ödül"lük bir yoğun bakım!

6 Temmuz 2005

Bembeyaz bir yatakta bembeyaz bir yüzle öylece yatıyordu... Vücut sıcaklığının 35 dereceye düştüğünü söylemişlerdi.Elimi uzatarak koluna dokundum. Buz gibiydi gerçekten de... Gözlerim başucunda duran ve alt alta bir sürü grafikler çizen alete takıldı; nabız 170, tansiyon 16... Öylece uyurken, normal şartlarda 60-70 olması gereken nabız 170...Artık ümit yoktu belki de... Son dakikaya, son şansa kadar ümidini kaybetmeyen, mücadeleye devam eden ben de kabul etmek zorundaydım.Gözlerimin hızla dolmaya başladığını hissederek tekrar yaklaştım, kır saçlarından ayak uçlarına kadar dikkatle inceledim anneciğimi... Onsuz bir dünya ne kadar eksik olacaktı...Birdenbire, hastalığını duyunca "kaç yaşındaydı" diye soranlar geldi aklıma... Çok ileri bir yaşta değildi ama olsa ne olurdu ki?Anne bu, annenin yaşı olur mu?O hep orada kalsın, hiç hastalanmasın, acı çekmesin, seni bırakmasın istersin..."Artık çıkmanız lâzım" diyen hemşirenin se-siyle irkildim. Ne kadar süredir yatağın yanında dikilmekte ve elini okşamakta olduğumun farkında bile değildim.Kaç gün geçti aynı şekilde... Kalpteki aşın ritm bozukluğunun sebep olduğu bir beyin daman tıkanması sonucunda önce vücudun sol tarafında oluşan felç, arkadan diğer komplikasyon-lar onu kurtarmayı neredeyse imkânsız hâle getirmişti.Artik burnundan besleniyor, solunum sıkıntısı nedeniyle zaman zaman yapay solunum cihazına bağlanması düşünülüyordu.Gözleri hep kapalıydı. Ancak kulağına eğilerek fısıltıyla konuştuğumda göz kapaklarını kırpıştırarak anladığını belirtiyordu.Karşısındaki yatakta 1-1,5 yaşlarında ağır hasta bir bebek, onun yanında çocuklarının peşinden koşarken düşüp başından yaralanan bir anne, diğer yataklarda yaşlı hastalar vardı.International Hospital'ın yoğun bakım ünitesinin ne inanılmaz bir özen ve tempoyla çalıştığını işte o günlerde yakından gördüm. Hemşireler ve çoğu kadın olan doktorlar sabır ve güler-yüzle, sabahlara kadar hiç oturmadan görev yapıyorlar... Hepsi o kadar genç ve güzel ki bir ara; hastaların "halisünasyonları arasında" onları gördükçe "cennette olduklarını zannedebilecekleri" geldi aklıma... Yoğun Bakım Bölüm Başkanı Prof. Dr. Lütfü Telci'yi anlatmak için apayrı bir yazı lâzım... O nasıl bir disiplin, nasıl bir çalışmadır... Aynı zamanda Çapa'nın yoğun bakım bölümünde görev yapan ve öğretim görevlisi olan Lütfü Telci önce sert tavırlarıyla korku yarattı bende... Yavaş yavaş başarısını, disiplininin sonuçlarını gördükçe, hayranlığa dönüşen bir korku... (Devam Edecek)Sakıncalı göçmen!Sanjai Shah 43 yaşında bir Kenyalı'ymış. 43 yıl önce, ülkesi İngiliz kolo-nisiyken doğduğu için İngiliz vatandaşlığına geçme hakkı varmış.O da Kenya vatandaşlığını bırakıp diğerine geçmiş ve Londra'ya gitmiş.Almamışlar içeri sınırdan... İngiltere onun "sakıncalı göçmen" olduğuna inandığı için tekrar Nairobi Havaalanı'na göndermiş. Bay Sanjai evine dönmeyi kabul etmemiş, tam bir yıl inatla "Terminal" filminde Tom Hanks'in yaptığı gibi havaalanında yaşamış.Ve ancak o bir yılın sonunda İngiltere onu vatandaşlığa kabul etmeye razı olmuş.Buradan hemen nereye geçiyoruz, Türkiye'ye;İngiltere bir zamanlar kolonisi olan bir ülkeden hem de kurallara göre "hakkını kullanarak" "İngiliz vatandaşı olan birini" kabul etmez ve geri gönderirken Türkiye'nin sınırlarındaki bu gevşekliğin sebebinin ne olduğunu sormaya...Binlerce insan kaçak olaraknasıl bu kadar kolay şekilde Türkiye'ye giriyor, çıkıyor ve kaçak çalışabiliyor.Bu konuda gelen şikâyetlerin haddi hesabı yok. Hırlısının, hırsızının, teröristinin, hayat kadınının elini kolunu sallayarak gelmesi ve zaten yok gibi olan güvenliği iyice ortadan kaldırması ilk şikâyet.İkinci şikâyet ise Türkiye'nin kendi kalabalık nüfusu büyük ölçüde işsizlik ve ekonomik sı-kıntı çekerken Moldovya'sın-dan, Suriye'sine, Rusya'sına bir sürü ülke insanının burada "kaçak" olarak çalışması...İşte Metin isimli bir gencin sözleri... Söylediğine göre kendisi 1997'de Güneydoğu'da askerliğini yaparken PKK çatışmalarına girmiş. Kardeşini de bir çatışmada kaybetmiş. Soruyor:"Biz sınırları bunun için mi koruduk, sakat kaldık, şehit olduk. Bizim çektiğimiz acıların nimetlerine kaçak işçiler, göçmenler göz diksin diye mi?"Hiç kimse onun haksız olduğunu söyleyemez. Peki İçişle-ri Bakanlığı neden bu gidişi durdurmuyor? Kendi nüfusu 70 milyon olan ve bu nüfusunun çoğu maddi zorluklar içinde yaşayan bir ülke bu kadar başıboş olabilir mi?Bu başıboşlukla 5-10 yıl sonra Türkiye'deki kalabalığı ve anarşiyi düşünebiliyor musunuz?Bundan önceki hükümetler döneminde bizde de basın bir konuyu dile getirince o konu ile ilgili bakanlıktan açıklama gelirdi. Veya başbakanlar çıkar aydan aya TV'lerden meraklan giderirdi.AKP herkesle olduğu gibi medyayla da kavgalı olduğu için kendimiz söyleyip kendimiz dinliyoruz! Ama özellikle İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının artık medyaya, kısacası halka birçok konuda açıklama yapmaları gerekiyor. Bekliyoruz.(Not: Güneydoğu'da askerlik yapan okurlarımız "sınır mayınlarının söküldüğünü" söylüyor ve "1 yıl önce de o mayınlar vardı ve biz teröristlerin geçişine engel olamıyorduk, şimdi nasıl olacaklar" diye soruyor. İçişleri Bakanlığı'ndan bu konuda da cevap bekliyoruz.)

Devamını Oku

Kadınlar Cehennemi'nin son kurbanı!

5 Temmuz 2005

Pazar günkü yazımda; Türkiye bir kadın cehennemi midir, böyle mi adlandıralım bundan sonra?'diye sormuştum.Kadınlara, kız çocuklara tecavüz ediliyor, öldürülüyor ama hiç birinin tecavüzcüsü veya katiline gereken ceza verilmiyor. Kendi aile fertleri tarafından; ensest ilişki sonucu hamile bırakılan kız çocukların yine aile kararıyla ölümü bile doğru dürüst araştırılıp suçlular cezalandırılmıyor. Kızlar okula gönderilmiyor; babalar "15 yaşında nasıl olsa evleneceğini" söylüyor, 10 yaşındaki kızlar evlendiriliyor, genç kadınlar kocaları tarafından baskıyla şiddetle ölüme gönderiliyor ve bu suçların hiçbiri hak ettiği cezayı almıyor.Bütün bunların yanında erkekler tarafından katıksız savunulan tek bir kadın hakkı var; "türban"... Din bahanesiyle kadını aktif yaşamdan çıkarmak...Ceza kanunlarının medeni ülkelerdeki gibi olması, kadına karşı şiddet uygulayanların en ağır şekilde cezalandırılması için senelerce uğraştık. Nihayet "değişti, cezalar arttı" dediler. Sevindik. Şimdi uygulamaya bakıyoruz, eskisinden beter. Ne katili daha fazla ceza alıyor, ne tecavüzcüsü, hırsızı."Kadınlar Cehennemi Türkiye nin son kurbanı pembe umutlarla evlendiği insanın (insan denebilirse) tekmeleri, kayınvalidesinin hakaretleri sonunda canına kıyan17 yaşındaki Emine... Allah kahretsin!! Bu vahşi, kompleksli, yamyamdan beter insanlar en ağır cezalan hakediyor.Nasıl da pınl pırıl gülümsüyor fotoğrafında... Anasının, babasının kuzusu, gencecik yaştaki bir kıza hangi vicdansız böyle davranabilir? Hangi insaflı erkek kendisi kadar güçlü olmayan, henüz ergenlik döneminde bir kıza güç gösterisinde bulunabilir.Üstelik balayında?Adalet Bakanı daha fazla susamaz. Görevi; televizyonlarda, basın toplantilan ve bildirileriyle yeni kanunların, bu şekilde şiddete başvuranları ve yasaları çiğneyerek kız çocuklara baskı yapanlan bekleyen cezaların halka duyurulmasını sağlamaktır.Emine'nin kocası Yasin Gürerer'in intihara neden olmak ve tekmeyle kadın dövmekten nasıl bir ceza verileceğini de duymak istiyoruz.Aynca... Bu adamlar, psikolojik tedavi görmeden kesinlikle toplum yaşamına dönmelerine izin verilmemeli!Meclis'te "şiddet komitesi" kuruldu!Yasalara rağmen kadına karşı şiddetin hızla artıyor olması, sonunda Meclis'in sağduyulu milletvekillerini harekete geçirdi demek ki...İçinde Gaye Erbatur gibi, kadınlarla ilgili yasaların çıkması için yoğun gayret sarfetmiş milletvekillerinin de bulunduğu (namus cinayetleri ve kadına yönelik şiddet konusunda) bir Meclis Araştırma Komitesi kurulmuş.Namus cinayetlerinin nedenlerini, sonuçlarını, istatistikleri inceleyecek olan komisyon "kadına yönelik şiddet" in önlenmesi için yapılacak çalışmalarda "ekonomik şiddet"e de ağırlıklı olarak yer verecekmiş.Umarız Komisyon kadına yönelik şiddete yol açan ve kurtulma imkanı da vermeyen önemli nedenlerin kadının ekonomik açıdan güçsüz bırakılması; eğitim hakkının elinden alınması, eğitim yapanların "eşit iş fırsatı"nın olmayışı, eğitimli ve eğitimsiz kadınların 17 milyonuna "Medeni Kanun Mal Rejimi"nde yapılan haksızlık ve tabii namus cinayetlerinin yeni TCK'da töre cinayetlerinden ayrılarak "hafifletici nedenler" getirilmesi olduğunu inceler ve bunların değiştirilmesine katkıda bulunur.Yoksa kadınların karşılaştığı çağdışı baskı ve haksızlıklar aynen sürecek gibi görünüyor.

Devamını Oku

Uyutmama danışmanı!

4 Temmuz 2005

Yani gerçekten Türkiye'nin bu dönemi filme alınmalı bence... Senaryoya, kurguya filân gerek yok, sadece olanı biteni, söylenenlerle yapılanları, çelişkileri arka arkaya dizseler komedi filminin âlâsı çıkar ortaya...Bir yanda yapay gündemler yaratarak ortalığı karıştıran, hemen arkasından sütten çıkmış ak kaşık" misâli masum ve inandırıcı bir yüz ifadesiyle çıkarak "yarattığı durumlara itiraz eden kurumları ve şahısları" paylayan ve halka şikâyet eden Hükümet yöneticileri...Hem AB'ye girmek istiyor görünen hem de aynı zamanda inat ve İsrarla Türkiye'yi İslâmi rejime sahip ülkelerle aynı manzaraya getirmek isteyen bir Hükümet. Meclis çatısı altında bile Kur'an kursu haberleri... Hızla artan karaçarşaflı-lar, 6-7 yaşında türban giydirilmiş kızlar, (onlar da mı henüz bebek yaşta isteyerek ve dinin gereği olarak takıyorlar?)... "Dediğimi yap, yaptığımı yapma" kafasıyla, çıkar ilişkisi kuran bürokratlara müfettiş gönderen ve onların istifasını sağlayan ama aynı şeyi kendileri yapan siyasetçiler.En büyük gelir kaynağı turizm olan bir ülkede İlahiyat Fakültesi mezunlarını "Antalya İl Turizm Müdür" ü tayin etmeler ve 24 saat uyuyan bir Turizm Bakanı...Eh, bundan iyisi Şam'da kayısı doğrusu... Tam teçhizatlı bir senaryo değilse nedir bunlar?İşte filmin en komik sahnelerinden biri: Turizm Bakanı Atilla Koç'un uyuması AKP MKYK'da ele alınmış (malûm turizm mevsimindeyiz)... Başbakan "Onu uyutmamak lazım, tez haber salın hekimlere çare bulsunlar" buyurmuş... Önerilerden biri de Bakan'a bir "uyutmama danışmanı" alınmasıymış. Uyuklayınca müdahale edecek, bu arada koruması da sürekli eşinin aradığı uyarısında bulunacakmış (korkuyoruz galiba eşten??)Bundan sonra bir de, işi garantiye almak için uyutmama danışmanına ayrı bir danışman tutmak kalıyor.Yemin ediyorum sadece şu olay İngiltere'nin mizah programcıları tarafından duyulsa müthiş bir malzeme olarak kullanırlar...Oysa ciddî bir ülkede böyle bir sorun espri götürmez. Üç kere toplantılarda uyumuş bir bakanı değiştiriverirler.Ama Türkiye'nin parası, hoşgörüsü, sabn çook... Tutun danışmanları... Uyutun bakanları... Savunun paraları ve zamanları... Dolce vita, arkadaşlar!İnsan Hakları Kuralları Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Doç. Dr. Vahit Bıçak'tan bir mektup geldi. Çok önemli bir projeyi açıklıyor: Avrupa Komisyonu'nun mali desteği ile "İl ve İlçe İnsan Hakları Kurullarının Kapasitelerinin Güçlendirilmesi Projesi" 15 Haziran 2005 tarihinde başlatılmış. Türkiye'de insan haklarının korunup geliştirilmesinde önemli bir görev üstlenen "İl ve İlçe İnsan Hakları Kurulları" nın işlevlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmelerine katkı sağlamayı amaçlayan bu proje ile birlikte "kurullarda görev yapan görevlilerin insan haklan ve iletişim açısından eğitilmesi" de sağlanacak.Sayın Vahit Bıçak, Temmuz ayının ilk yansı içinde Zonguldak, Sakarya ve Bilecik'te yapılacak toplantılarda "oturum yöneticisi" olarak konuşma yapmamı arzu ettiklerini de belirtmiş... Böyle yararlı bir çalışmaya katkıda bulunmak bana mutluluk verir bununla birlikte annemin hâlâ "yoğun bakım" da oluşu nedeniyle İstanbul'dan ayrılamadığım için ne yazık ki mümkün olamıyor.Haberi okuyunca bir yandan memnun olurken bir yandan da bu kurullara "doğru insanlar" seçil-mesinin ne kadar önemli olduğunu düşündüm. İş arayan binlerce üniversite mezunu var. Bize gelen mektuplarda Hükümet'in "kendi kadrolarını oluşturma" çabası sonucunda büyük haksızlıklar yapıldığı bildiriliyor.Umarım Sayın Bıçak bu konuda bizzat dikkat gösterir de "İnsan Hakları" çalışmaları, torpilliler değil "hak edenler" tarafından ciddiyetle yürütülür.Yapılacak faaliyetleri köşemde memnuniyetle duyurmaya hazırım. Beni düşündükleri için de çok teşekkür ediyorum.

Devamını Oku

Günah keçisi Vali

3 Temmuz 2005

İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu, eşiyle birlikte çıktığı Londra seyahatinde Halis Toprak'ın aldığı biletleri kullandığı ve Havaalanı'ndan çıkınca da onun gönderdiği araca bindiği için kıyamet koptu...Vali önce "verilemeyecek hesabım yok, o benim arkadaşım" dediyse de bir devlet adamının bu tür maddi ilişkiler kurması kabul edilemeyeceği için "hesap vermek zorunda kaldı" ve emekliliğini istedi.Yine de hesap tam verilmiş değil. Emekli olunca bu hesaplar kapanıyor bildiğim kadarıyla...Her şeye rağmen "temiz toplum, temiz siyaset" isteyen bir ülkede doğru olan budur; siyasetçiler, bürokratlar çıkar ilişkisine giremezler.Aslında yakınlarına ihale verilen, aile şirketlerine devletten herhangi bir çıkar sağlayan devlet görevlilerinin hepsine aynı hesabın sorulması gerekiyor. Ama bizde sırtını iktidara dayadın veya iktidar oldun mu ne hesap kalıyor ortada, ne kitap. Hepsi nedense "hesabı sadece Allah'a vereceklerini" söylüyorlar bir ağızdan... Oysa vatandaşa da vermeleri, (ilahî adaletten önce) dünyevî adalete de onlan inandırmaları lâzım.Örneğin; Başbakan Tayyip Erdoğan'ın çocuklarının Amerika'da okumasını holding sahibi bir zengin sağlıyor. Başbakan onun evinde tatile gidiyor, onun firmasının reklâmı olan poşetleri hediye olarak dağıtıyor. "Firma neden bizim çocuğumuzu değil de Başbakan'ınkini okutuyor" sorusu gelmez mi milletin aklına?Bu durum Vali'ninkinden çok mu farklıdır?Onu normal kabul edebiliyorsak (üstelik Başbakan) Vali'ye neden bu kadar öfkelendik?Birisi bunu bize açıklasa ne iyi olur.Clinton ve seks!Türkiye'nin gururu doktorlardan Mehmet Öz'ün son kitabı ve her önerisi, Amerika gibi bizde de büyük bir ilgiyle karşılanırken bazdan da şaşkınlık yaratıyor izlediğim kadarıyla...Özellikle fazlaca detaya inenleri... Meselâ Türk erkekleri, gelen maillerde görüldüğü üzere kafayı seks konusundaki önerilere takmış durumdalar.Seks sayısını yılda 58'den 116'ya çıkaranın ömrü 2 yıl uzuyor"..."Olduğunuzdan 16 yaş genç görünmeniz için yılda 700 kez seks yapmalı"... (Her güne iki kez...)Seks yaparken terlememeye dikkat edin" gibi öneriler besbelli onları uzun uzun (kara kara mı demeli yoksa) düşündürmüş.Hattâ "bir avuç fındık, ceviz veya badem" önerisi de."Allaah, tutmayın sizi... İşten sonra damda kedi bile kovalayabilirsiniz" demiş bir okurumuz.Ama asıl kafa yordukları "yılda 700 kez ile 16 yaş genç kalma" meselesi. Memduh Bayraktaroğlu diyor ki;"İyi ama Clinton seks konusunda bu öneriye yetişecek kadar hızlıydı ama bırakın olduğundan 16 yaş genç görünmeyi 16 yaş ihtiyar duruyor!"Ben bir ilave yapayım; 'üstelik kalp ameliyatı da geçirdi'...Bu öneriyi iyi düşünmekte çok haklı erkekler!

Devamını Oku

Kadınlar cehennemi!

2 Temmuz 2005

Birkaç gün önce Van'da 13 yaşındaki kızını okula göndermesi için kendisini ikna etmeye çalışan UNICEF görevlilerine "Kızım zaten 15 yaşına geldiğinde kocaya gidecek okutsam n'olur" diyen babayı duyduk haberlerde... Sonra 11 yaşında öz dayısı tarafından hamile bırakılan ve bu nedenle öldürülen kızı...Cumartesi günkü Hürriyet'te sürmanşet verilen haberde ise 10 yaşında iken babası tarafından "200 milyon TL başlık parası için" 13 yaşındaki bir başka çocukla evlendirilen ve 11 yaşında ilk çocuğunu doğururken ölüm tehlikesi atlatan Suna'nın öyküsü vardı.Görüldüğü gibi 10-13 yaş arası kız çocuklara kendi aileleri tarafından yapılan taciz ve tecavüzler had safhaya ulaşmış durumda... 13 yaşında 3 çocuklu Suna'ya bakalım önce:15-18 yaş arası gençlerin kendi isteğiyle ilişkiye girmesi durumunda bile hapis cezası getirenler 10 yaşında çocukların zorla, para için ve medeni nikâhsız olarak birlikte yaşamaya zorlanmasına ne diyorlar? Acaba onlara göre bu ikisi farklı şeyler mi? Dini nikâhı yeterli mi görüyorlar?Gençler şikayetçi olabilirHaydi bırakın bunları, 10 yaşında bir çocuğun evlendirilmesine hangi vicdan ve hangi adalet izin verir? Bu olayları yaşayan veya görenler şikâyetten korkmasalar cezası büyük aslında.Bakın TCK'da kaç ceza maddesi var:1) Medenî nikâh olmaksızın dinsel tören yapanlar (TCK 230. madde) 2 aydan - 6 aya hapis cezası2) 15 yaştan küçük çocuğun cinsel istismarı (TCK 103. madde) Tecavüz varsa 8-15 yıl arası hapis3) 15-18 yaş arasındaki "kendi rızasıyla cinsel ilişkiye giren" gençlere (TCK 104. madde) 6 aydan - 2 yıla kadar hapis4) Suça azmettirmenin cezası (TCK 38. madde) suçu işleyeninki ile aynı. Eğer azmettirilen çocuk ise ceza üçte bir/yan oranında artıyor. (Bu madde çocuklara işlettirilen töre-namus cinayetleri için de geçerli... Cinayetin cezası arttırılarak azmettiren aile fertlerine veriliyor.)5) Velayeti altındaki çocuğa kötü muamele (TCK 233. madde) 1 yıla kadar hapis cezası...Bunca kanun maddesi ortada iken çocuk yaştaki kızlar hamile bırakılıyor, o da yetmiyor öldürülüyor. 10 yaşında kızlar evlendiriliyor, gazetelerde fotoğrafıyla birlikte haberi çıkıyor.Nerede bu ülkenin adaleti? Neden Suna'nın kocasına, onun ailesine, kendi ailesine derhal hesap sorulmuyor?Van'daki babaya 15 yaşındaki kızını evlendirirse hapis cezası alacağı anlatılmıyor? (Kız çocukları okula göndermek "babaların tercihi" olmaktan çıkarılmıyor?)Türkiye bir "kadın cehennemi" midir? Böyle mi adlandıralım bundan sonra? Adalet Bakanı, kadın kuruluşları ve hukukçularımız neredeler? (Bu arada, Adalet Bakanı'mız Sayın Cemil Çicek'e geçmiş olsun diyorum.)Başbakan'ın işi zor!Vallahi bildiğim kadarıyla hiç bu kadar "işi zor" başbakan görmemişti Türkiye. Hem hiç durmadan seyahat edeceksin, hem her köşeden ona buna, uçan kuşa lâf yetiştireceksin.Ne muhalefet partisi Genel Başkanı'nı bırakacaksın ne YÖK Başkanı'nı, ne sivil toplum kuruluşu dinleyeceksin. Hatta gerekirse bir yandan TSK'ya lâf yetiştirirken boş zamanlarında Cumhurbaşkanı'nı paylayacaksın...O "haddini bilsin", bu "kendi işine baksın" herkese, kurum başkanı koca insanlara ağzına geleni öfkeyle söyleyeceksin.Zor iş yani... Bayağı gergin bir hayat. Üstelik bunları yapan, bir başbakan olunca milleti de geriyor.Ayrıca... Hani adet oldu herkes Deniz Baykal'ın çabuk parlamasına lâf edip duruyor ama Tayyip Erdoğan'ın siniri onunkini çoktan geçti...Baykal hiç değilse ağzından çıkanı daha saygılı bir üslupla söylüyor. Üstelik son çıkışlarında çok da haklı buluyorum kendisini!

Devamını Oku

Yaşamın Sırat Köprüsü!

1 Temmuz 2005

Anlatmak istediğim şey tam buna benziyor; Sırat Köprüsü'ne... Hayatın öyle bir noktasına geliniyor ki bazen, yaşamla ölüm arasında saç teli kadar ince bir çizgi kalıyor.Prof. Dr. Mehmet Öz, İstanbul'da verdiği konferans sırasında tıklım tıklım dolu salona şöyle bir bakti ve dedi ki:"Bu salondaki 800 kişinin yarısı kalpten gidecek!"Herkes bir anda irkilerek önce kendine sonra yanındakine baktı, oysa Dr. Öz doğru söylüyordu; kalp hastalığı nedeni insan ölümlerinde bu kadar ciddi boyutlara ulaşmıştı.Onun konuşması bittikten sonra "stent mi, by pass mı" konusunda gelen bir soruyu cevaplayan kardiolog Dr. Özgen Doğan ( o da New York Pres-byterian Hospital'da Dr. Öz'le birlikte çalışıyor) ise büyük ihtimalle sigara içenlerin bir kısmının kalpten, bir kısmının akciğer kanserinden öleceğini söyleyerek, bu risklerin yüksekliğinden söz etti.Kalp önemli... Kendine saygı duyan, bedenine iyi bakan, hayatı seven insanların kalplerine gereken ilgiyi göstermeleri ve bu konuda her türlü bilgiyi de edinmesi gerekiyor.Artık bugün Türkiye'de üp alanında kazanılan başarılardan sonra, maddi imkânı olan insanlar bile doktor/hastane için yurt dışına gitme ihtiyacı hissetmez ve hatta diğer ülkelerden hastalar aylar öncesinden alman randevularla Türk doktorlarına gelirken ve ülke bu gelişmeden milyonlarca dolar kazanırken 'Türkiye'de cerrahların kâr amacıyla hastalan yönlendirdiğini" elinde sağlam istatistik verileri, bilimsel kanıtlan olmayan hiç kimse iddia edemez.Onun için dün ve önceki gün farklı kardiologların ve cerrahların ağzından "hangi durumlarda stent, hangi durumlarda operasyon a karar verildiğini yazdım.Prof. Dr. Özgen Doğan da;"Göğüs ağrıyınca hasta ya dahiliyeciye veya kardiologa gidiyor, hastanın durumuna göre karan kardiologlar veriyor. Örneğin; eğer damar tıkanıklığı kalpteki sol damarın başlangıcındaysa çözüm stent değil, ameliyattır" diyor.Ve sonra su ilaveyi yapıyor:"Artık Amerika'da hiç stent takılamayacak durumda olan hastalar yüzde 5 civarında..."Türkiye'deki doktorlar da artık cerrahi müdahaleden çok daha fazla "stent" çözümüne gidildiğini ve "oran" in neredeyse ABD'deki orana yaklaştığını söylüyorlar. Yani iddia edildiği gibi bir "stentten kaçınma" durumu söz konusu değil.Bu nasıl rant?Gelelim stent ve operasyon fiyatlarına... Aldığım bilgilere göre stent firmalarının arkasında, çok büyük bütçelere sahip reklâm şirketleri var.Normal stentler Türkiye'de "400 dolar" ve bunu devlet karşılıyor. Ama asıl iyi olanı ve yeniden daralma yapmayanı "ilaçlı stent"ler. Onların fiyatı ABD'de 2300 dolar iken bizde 4200 dolar... Örneğin bir hastaya 4 stent takılacaksa maliyeti 16.800 dolar oluyor.Ameliyat ise 5 milyar TL.Cerrahlar hastanelerin bir ameliyatta 600-700 dolar bile kâr etmediğini, özel hastanelerin bile ameliyattan para kazanmadığını oysa stenüerden kazanılanın çok daha fazla olduğunu söylüyorlar.Toptan stent alımında diyelim ki alış fiyatı 3000-3500 dolar ise her stent takımındaki kân siz düşünün...Müthiş bir stent piyasası oluşmuş olduğuna şüphe yok... Korkunç bir rant döndüğüne şüphe yok... 'Gibi görünüyor1 diyelim.O nedenle 'Türkiye'de durum şöyle, böyle" iddiasında bulunurken iyice araştırmak lâzım.Dr. Bingür Sönmez'in bir sorusuyla bitirilem, diyor ki;"Madem ki stent her kalp sorununun çözümüdür, ABD eski Başkanı Clinton'a neden stent takmadılar da ameliyata gönderdiler?"İçki yasaklandı sayılır!Geçenlerde bir arkadaş grubuyla sohbet esnasında ilginç bir durumu aktardılar... Biliyorsunuz içkilere koyduklan ağır vergilerle şarap fiyatlarının aşın şekilde yükselmesiyle, neredeyse en iyi yabancı şarap markalanyla rekabet eder duruma gelen Türk şarapçılığını öldürmüş bulunuyorlar... Bira vergileri aynı durumda...Bu aşın vergilere gelen itirazlar konusunda hükümetin söyledikleri de hatırladığım kadarıyla;"İçmesinler ne olur" mealinde bir şeydi. Kendilerinde bu hakkı görür ve açıklamasını da yine padişah fermanı edasç/la yaparken Türkiye'nin turistik bir ülke olduğunu, daha da doğrusu en büyük gelir kaynaklarından basında turizmin geldiğini hiç düşünmemişlerdi.işte şimdi, arkadaşlarımın anlattığına göre, içki ithalatı da zorlaşbnlınca Ege sahillerindeki bazı oteller (ki bu arkadaşlar sahiplerini tanıyor) içki ihtiyaçlarını Yunanistan'dan karşılamaya başlamışlar.'Turiste içki vermezsen niye gelsin" diyen otelciler günübirlik Yunan adalarına gidiyor, gereken miktarda içkiyi alıp dönüyorlarmış.Başka bir sanslan kalmadığına göre kimsenin itirazı olamaz herhalde... Ve tabiî bu durum Turizm Bakanı'nı da sıkıyor olamaz. Zaten uyumaktan sıkılacak vakit pek bulamıyor kendisi! (Son haberlere göre artık aile boyu uyumaktalar malûmunuz...)

Devamını Oku

Hayat kurtaran doktorlara haksızlık

1 Temmuz 2005

Dün başladığım konuya devam ediyorum; kalp hastalıklarında "doktorların 'stent'le iyileştirebilecekleri hastaları kâr gözeterek ameliyata yönlendirdiği" iddiasını biliyorsunuz.Fatih Altaylı'nın "ABD'de yaşayan bir Türk doktor" dan aldığı bilgilerle "Türkiye'de bazı cerrahların, basit bir stent operasyonuyla halledilecek kalp sorunlarında by pass ameliyatı yaptığını, bunun nedenini ise ameliyatların daha pahalı olmasına bağladığı" yazısı, hemen arkasından bir gazetenin bu yazıdan alıntıyla yaptığı haber "by pass mı stent mi" tartışması başlatmıştı.Öyle bir tartışmaydı ki bu; konu hakkında açıklama yazısı yazan ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez bile söz konusu hastayı tanımadığı halde neredeyse bu tartışmanın nedeni kendisiymişgibi olayın içine çekilmişti.Hemen her tıp dalında olduğu gibi kalp ve damar tedavilerinde, operasyonlarda gurur duyulacak başarılara imza atan Türk doktorlarına "Amerika ve Avrupa'da artık ameliyat yerine stent kullanılıyor ama Türkiye'de kazanç amacıyla kalp cerrahları bunu yapmıyor" şeklindeki bir suçlamanın "bir-iki hasta örneğiyle" yapılması gerçekten büyük bir yanlıştır, büyük haksızlıktır.Dünkü yazımda Dr. Mehmet Öz'le birlikte çalışan kardiolog Dr. özgen Doğan'in bu konuda yapüğı açıklamadan kısa bir bölüm vermiştim. "Bazı durumlarda stent, bazı durumlarda ise ameliyatın hasta açısından daha avantajlı" olduğunu söylüyordu Prof. Dr. Doğan.Prof. Dr. Bingür Sönmez'in açıklaması ise şöyle;"By pass yapılacak her hastaya stent takılamaz. Ve bu konudaki kurallar çok açık şekilde bellidir. Zaten kararı cerrahlar değil kardiologlar verir. Onların filtresinden geçmeden hasta cerraha gelmez. Yani söylendiği gibi bu kararı verenler cerrahlar değildir."Açıklamanın bundan sonraki kısmı International Hospital'dan Doçent Dr. Tuğrul Okay, Memorial Hospital'dan uzman Dr. Deniz Şener gibi en başarılı Türk kardiologlan tarafından da doğrulanıyor. Hepsiyle ayrı ayrı yaptığım konuşmalardan çıkan sonuç aynı."Kalpte bir, iki veya üç damar tıkalıysa stent takılabilir ama darlık ana koroner damarda veya ana damarın çıkış noktasında ise bütün kardiologlar 'ameliyat' der."Ayrıca diabetik ve "çok damar" hastalığı olanlarda stent yerine ameliyat yapılmasının uygun görüleceğinde de hemen hemen bütün kardiologlar hemfikir...Bugün stent ile cerrahi müdahalenin birbirini tamamlayan tedaviler olduğunu söyleyen Dr. Bingür Sönmez "kardiolog stent yapıyor hastasına, 2-3 sene sonra problem olursa ameliyata gönderiyor. Bir iki kez stentte sonuç alınamazsa yine ameliyata gönderiyor" dedikten sonra stentin ameliyattan ucuz olup olmadığı konusunu da açıklıyor.Yarına...Alıştırıyorlar!Görürsünüz bakın milletvekili maaşlarına yeni bir zam yapmaları yakındır.Haber söyle: Milletvekillerinin 'özel bir düzenlemeyle maaş zammı yapılmasına ilişkin' talepleri Başbakan Erdoğan'ı zor durumda bıraktı. Erdoğan'ın 'milletvekillerinin ekonomik sıkıntı içinde olduğunu ancak zam olmayacağını' söylemesine rağmen milletvekilleri kulis faaliyetini sürdürüyor. Milletvekillerinin bu talebine üç bakan karşı çıkıyor.Bu şekilde biz "acaba 3 bakan mı kazanır, milletvekilleri mi" diye düşünürken düşünürkeen bir bakarız zam gelivermiş.Nedense memlekette başka kimsenin maaşına zam gelmiyor, aksine herkes zam ihtiyacı içindeyken vatandaşa VERGİ ÜSTÜNE VERGİ yağıyor.Ama ne diyor Başbakan; "Onların seçmeni vaar, bu seçmenlerin çayı, kahvesi vaar. vs. vs..." Yani iktidar partisinin iktidarda kalmaya devam etmek için besleyeceği seçmenin masrafını isteseniz de istemeseniz de siz ödeyeceksiniz. Bir VERGİ de buradan buyrun...Efendim, parantez içinde hatırlatmadan geçemeyeceğim, 25 sene parlamenter olarak görev yapmış bir babanın çocuğuyum. Lojmanımız filanyoktu, mütevazi bir dairede, günde yüzlerce seçmenle görüşerek geçerdi ömrü babacığımın. Bu şekilde 4 tane de çocuk okuttu... Aynen onun gibi yaşayan milletvekilleri, bakanlar arasında büyüdüm.Üstelik onların şimdikiler gibi bol keseden harcayıp sonra da "ödeyemiyoruz" diye dövündükleri kredi kartları da yoktu.Bir gün de sızlandıklarını duymadık... Aslına bakarsanız, düşünüyorum da onların maaşı arttıkça anneme babamdan kalan emekli maaşı da artacak. Buna rağmen itiraz ediyorum. Artmasın, yeter artik.Sosyal adalet diye bir şey onları ilgilendiriyorsa tabiî...

Devamını Oku

Doktorlar bu kadar kolay suçlanabilir mi?

30 Haziran 2005

Bir süredir devam eden tartışmaya ilk anda girmeyi ve suçlanan doktorlarımıza büyük bir haksızlık yapılmakta olduğunu söylemeyi daha ilk gün düşündüm. Ama her ne kadar yıllardır sık sık tipla ilgili yazılar yazıyor, röportajlar yapıyor ve gelişmeleri yakından izliyorsam da bilim konusunda bir açıklama yaparken çok iyi bir araştırma gerektiğini de biliyorum.Bunu yapmadığınız zaman önemli hatalara, haksızlıklara neden olmanız işten bile değil... "Kalp hastalarına stent mi takılmalı, operasyon mu yapılmalı" tartışmasında da böyle önemli hata ve haksızlıklar yapıldı. O nedenle üzerinde durmak gerekiyor. Prof. Dr. Mehmet Öz'ün 28 Haziran Pazartesi günü verdiği konferansı ve bu konferans sonunda birlikte çalıştığı değerli kardiolog Prof. Dr. Özgen Doğan'in "stent ve operasyon" konusunda yaptığı açıklamayı da dinlediğime göre "üzerinde durmaya" başlamak istiyorum.Gerçi bu yazıyı yazarken henüz Dr. Bingür Sönmez ile Dr. Özgen Doğan'in (Salı akşamı NTV'de yapacakları) konuşmalarını dinlemiş değilim ama dinledikten sonra yazmayı sürdüreceğim.Öncelikle şunu belirtmeliyim ki daha "stent mi - by pass mı" tartışmaları başlar başlamaz bir gazetenin Prof. Bingür Sönmez'in fotoğrafını basarak yanına da "Kalp cerrahına suçlama, basit bir operasyon için 'By pass ameliyatı gerekir' deyip 25 milyar TL. istedi" haberini koyması, her şeyden önce basın etiğiyle bağdaşmayan büyük bir haksızlıktı.Dr. Bingür Sönmez Türkiye'de kalp ve damar hastalıktan konusunda en iyi yetişmiş, bugüne kadar 10 bine yakın ameliyat yapmış ve bunların hemen hepsinden başarıyla çıkmış bir cerrahtır. Söz konusu doktor kendisi olmadığı ve "bu hasta bana kesinlikle gelmedi" dediği halde böyle bir haber, fotoğrafıyla birlikte nasıl verilebilir?Stent mi By Pass mı?"ABD'de yaşayan bir Türk doktor" dediği, ismini açıklamadığı bir doktordan aldığı bilgileri verirken Dr. Sönmez'in görüşlerinden de söz eden Fatih Altaylı'nın yazılan da sanki bu işin içinde "o cerrah" varmış duygusunu veriyordu."Türkiye'nin önemli cerrahlarından biri" tanımını yaparken "Prof. Dr. Bingür Sönmez de bana bir yanıt yollamıştı" dediğinizde "önemli bir cerrah olan Bingür Sönmez"in olayla bağlantılı şekilde akla gelmesi son derece doğaldır. Oysa bu doktor Bingür Sönmez değildi. Tanıdıklarım arasında by pass geçiren de stent takılan da var. Tıbba çok meraklı olduğum için aradaki farkı, "ne zaman hangisinin yapılacağını" veya "ne zaman hangisinin yapılamayacağını" uzun süredir biliyorum. Buna rağmen gerekli bilgiyi yeniden kalp cerrahlarıyla ve Dr. Bingür Sönmez'le konuşarak aldım.Prof. Özgen Doğan da yapüğı konuşmada "kalp krizi geçirerek hastaneye gittiyseniz stent, boyun bacak damarları tıkalı ise stent, 2 kalp damarı tıkalı ise stent" demişti. Ama 3 damar birden tıkalı ise ve birçok başka durumda değişiyordu.Ayrıca stentler Fatih Altaylı'nın ve onun yazısından alıntı yaparak araştırmadan konuya giriveren gazetenin söylediği gibi her zaman ameliyattan daha ucuz da hiç değildi... Çok enteresan detaylar çıkıyordu ortaya...Ve son kararı aslında kim veriyor; cerrah mı, kardiolog mu? Yarına...Onlar şehit, "ölü" değil!Güneydoğu'da hâlâ zaman zaman PKK tarafından şehit edilen askerlerimizle ilgili haberleri verirken bazı gazetelerin "şehit" yerine "ölü" ifadesini kullanması birçok kişiyi rahatsız etmiş. Sadece birinin söylediklerine kulak verelim;Yıldız Gülfidan, aynı durumun sık sık tekrarlanmasından rahatsız olarak bu gazetelerden birini aradığında, telefona çıkan bir gazete mensubu şu cevabı vermiş;"Hiç boşuna nefesinizi tüketmeyin, ben gazetenin bu politikasını, arkadaşlarımın bu şekildeki ifadesini doğru buluyor ve destekliyorum."Şöyle diyor Yıldız Hanım; "O an yüreğimin titrediğini hissettim. Şehitlerimiz azizdir, evlatlarını vatan toprağını korurken kaybeden analar, babalar, bağırları hiç sönmeyecek şekilde yanarken 'vatan sağolsun' derler. Onlara ÖLÜ deyip geçemezsiniz."Şehit ailelerinin "sehitler.org" adresinden bir de alıntı yapmış:"Türkiye'mizde 'vatanın bölünmezliği' uğruna canlarını verip, gökteki hilal ile yıldızı bayrak, toprağı da vatan yaparak kara toprağın bağrında sıra dağlar gibi yatan şehitlerimiz; sizler gençliğinizi yaşamadınız: Vatan savunmasını, bütünlüğünü, Cumhuriyeti canınızdan üstün tuttunuz. (...)Sizlerin yeri çok güzel. Şehitliğin her kişiye nasip olmayacağını biliyoruz. Ama yokluğunuza dayanmak çok zor. Sizleri çocuklarınız, ana, baba ve eşleriniz rüyasında görüyor. Sizlere sarılıyor, ama uyandığında gözyaşından başka bir şey kalmıyor."Bu satırlar "gençliğini yaşayamayan", vatanlarını korumak uğruna ailelerinden sonsuza dek ayrılan genç askerlerimizin ana babalarının bağrından kopmuş hıçkırıklardır.Umarım o hıçkırıkları, gurur duyduğumuz ve bu vatan uğruna canlarını verdiklerini asla unutmayacağımız (unutmamamız gereken) şehitlerimize "ölü" diyenler de hissedebiliyordun Sıradan birer ölü değil onlar, isimleri kalbimize yazılı şehitlerimiz bizim!Yardım!Bir kadın okurum gönderdiği 'mail'de "yardım etmek istediğini" belirterek "yanlış yere gitmesin, siz bana ihtiyacı olan birini söyleyebilir misiniz" diye soruyordu.Adres göstermek için o mektubu uzun süre masamın üzerinde tuttum. Şimdi çok yararlı olabileceği biri var (ayrıca sağlığı bozuk bir genç) ama mektup kayıp... Masayı temizlerken almış olabilirler.Bu okurumdan veya muhtaç insanlara yardım etmek isteyen diğer okurlanmdan haber bekliyorum.

Devamını Oku