Bir süredir devam eden tartışmaya ilk anda girmeyi ve suçlanan doktorlarımıza büyük bir haksızlık yapılmakta olduğunu söylemeyi daha ilk gün düşündüm. Ama her ne kadar yıllardır sık sık tipla ilgili yazılar yazıyor, röportajlar yapıyor ve gelişmeleri yakından izliyorsam da bilim konusunda bir açıklama yaparken çok iyi bir araştırma gerektiğini de biliyorum.
Bunu yapmadığınız zaman önemli hatalara, haksızlıklara neden olmanız işten bile değil... "Kalp hastalarına stent mi takılmalı, operasyon mu yapılmalı" tartışmasında da böyle önemli hata ve haksızlıklar yapıldı. O nedenle üzerinde durmak gerekiyor. Prof. Dr. Mehmet Öz'ün 28 Haziran Pazartesi günü verdiği konferansı ve bu konferans sonunda birlikte çalıştığı değerli kardiolog Prof. Dr. Özgen Doğan'in "stent ve operasyon" konusunda yaptığı açıklamayı da dinlediğime göre "üzerinde durmaya" başlamak istiyorum.
Gerçi bu yazıyı yazarken henüz Dr. Bingür Sönmez ile Dr. Özgen Doğan'in (Salı akşamı NTV'de yapacakları) konuşmalarını dinlemiş değilim ama dinledikten sonra yazmayı sürdüreceğim.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki daha "stent mi - by pass mı" tartışmaları başlar başlamaz bir gazetenin Prof. Bingür Sönmez'in fotoğrafını basarak yanına da "Kalp cerrahına suçlama, basit bir operasyon için 'By pass ameliyatı gerekir' deyip 25 milyar TL. istedi" haberini koyması, her şeyden önce basın etiğiyle bağdaşmayan büyük bir haksızlıktı.
Dr. Bingür Sönmez Türkiye'de kalp ve damar hastalıktan konusunda en iyi yetişmiş, bugüne kadar 10 bine yakın ameliyat yapmış ve bunların hemen hepsinden başarıyla çıkmış bir cerrahtır. Söz konusu doktor kendisi olmadığı ve "bu hasta bana kesinlikle gelmedi" dediği halde böyle bir haber, fotoğrafıyla birlikte nasıl verilebilir?
Stent mi By Pass mı?
"ABD'de yaşayan bir Türk doktor" dediği, ismini açıklamadığı bir doktordan aldığı bilgileri verirken Dr. Sönmez'in görüşlerinden de söz eden Fatih Altaylı'nın yazılan da sanki bu işin içinde "o cerrah" varmış duygusunu veriyordu.
"Türkiye'nin önemli cerrahlarından biri" tanımını yaparken "Prof. Dr. Bingür Sönmez de bana bir yanıt yollamıştı" dediğinizde "önemli bir cerrah olan Bingür Sönmez"in olayla bağlantılı şekilde akla gelmesi son derece doğaldır.
Oysa bu doktor Bingür Sönmez değildi. Tanıdıklarım arasında by pass geçiren de stent takılan da var. Tıbba çok meraklı olduğum için aradaki farkı, "ne zaman hangisinin yapılacağını" veya "ne zaman hangisinin yapılamayacağını" uzun süredir biliyorum. Buna rağmen gerekli bilgiyi yeniden kalp cerrahlarıyla ve Dr. Bingür Sönmez'le konuşarak aldım.
Prof. Özgen Doğan da yapüğı konuşmada "kalp krizi geçirerek hastaneye gittiyseniz stent, boyun bacak damarları tıkalı ise stent, 2 kalp damarı tıkalı ise stent" demişti. Ama 3 damar birden tıkalı ise ve birçok başka durumda değişiyordu.
Ayrıca stentler Fatih Altaylı'nın ve onun yazısından alıntı yaparak araştırmadan konuya giriveren gazetenin söylediği gibi her zaman ameliyattan daha ucuz da hiç değildi... Çok enteresan detaylar çıkıyordu ortaya...
Ve son kararı aslında kim veriyor; cerrah mı, kardiolog mu? Yarına...
Onlar şehit, "ölü" değil!
Güneydoğu'da hâlâ zaman zaman PKK tarafından şehit edilen askerlerimizle ilgili haberleri verirken bazı gazetelerin "şehit" yerine "ölü" ifadesini kullanması birçok kişiyi rahatsız etmiş. Sadece birinin söylediklerine kulak verelim;
Yıldız Gülfidan, aynı durumun sık sık tekrarlanmasından rahatsız olarak bu gazetelerden birini aradığında, telefona çıkan bir gazete mensubu şu cevabı vermiş;
"Hiç boşuna nefesinizi tüketmeyin, ben gazetenin bu politikasını, arkadaşlarımın bu şekildeki ifadesini doğru buluyor ve destekliyorum."
Şöyle diyor Yıldız Hanım; "O an yüreğimin titrediğini hissettim. Şehitlerimiz azizdir, evlatlarını vatan toprağını korurken kaybeden analar, babalar, bağırları hiç sönmeyecek şekilde yanarken 'vatan sağolsun' derler. Onlara ÖLÜ deyip geçemezsiniz."
Şehit ailelerinin "sehitler.org" adresinden bir de alıntı yapmış:
"Türkiye'mizde 'vatanın bölünmezliği' uğruna canlarını verip, gökteki hilal ile yıldızı bayrak, toprağı da vatan yaparak kara toprağın bağrında sıra dağlar gibi yatan şehitlerimiz; sizler gençliğinizi yaşamadınız: Vatan savunmasını, bütünlüğünü, Cumhuriyeti canınızdan üstün tuttunuz. (...)
Sizlerin yeri çok güzel. Şehitliğin her kişiye nasip olmayacağını biliyoruz. Ama yokluğunuza dayanmak çok zor. Sizleri çocuklarınız, ana, baba ve eşleriniz rüyasında görüyor. Sizlere sarılıyor, ama uyandığında gözyaşından başka bir şey kalmıyor."
Bu satırlar "gençliğini yaşayamayan", vatanlarını korumak uğruna ailelerinden sonsuza dek ayrılan genç askerlerimizin ana babalarının bağrından kopmuş hıçkırıklardır.
Umarım o hıçkırıkları, gurur duyduğumuz ve bu vatan uğruna canlarını verdiklerini asla unutmayacağımız (unutmamamız gereken) şehitlerimize "ölü" diyenler de hissedebiliyordun Sıradan birer ölü değil onlar, isimleri kalbimize yazılı şehitlerimiz bizim!
Yardım!
Bir kadın okurum gönderdiği 'mail'de "yardım etmek istediğini" belirterek "yanlış yere gitmesin, siz bana ihtiyacı olan birini söyleyebilir misiniz" diye soruyordu.
Adres göstermek için o mektubu uzun süre masamın üzerinde tuttum. Şimdi çok yararlı olabileceği biri var (ayrıca sağlığı bozuk bir genç) ama mektup kayıp... Masayı temizlerken almış olabilirler.
Bu okurumdan veya muhtaç insanlara yardım etmek isteyen diğer okurlanmdan haber bekliyorum.
Doktorlar bu kadar kolay suçlanabilir mi?
Bir süredir devam eden tartışmaya ilk anda girmeyi ve suçlanan doktorlarımıza büyük bir haksızlık yapılmakta olduğunu söylemeyi daha ilk gün düşündüm
Haberin Devamı

