Yaşamın Sırat Köprüsü!

Anlatmak istediğim şey tam buna benziyor; Sırat Köprüsü'ne... Hayatın öyle bir noktasına geliniyor ki bazen, yaşamla ölüm arasında saç teli kadar ince bir çizgi kalıyor

Haberin Devamı

Anlatmak istediğim şey tam buna benziyor; Sırat Köprüsü'ne... Hayatın öyle bir noktasına geliniyor ki bazen, yaşamla ölüm arasında saç teli kadar ince bir çizgi kalıyor.

Prof. Dr. Mehmet Öz, İstanbul'da verdiği konferans sırasında tıklım tıklım dolu salona şöyle bir bakti ve dedi ki:

"Bu salondaki 800 kişinin yarısı kalpten gidecek!"

Herkes bir anda irkilerek önce kendine sonra yanındakine baktı, oysa Dr. Öz doğru söylüyordu; kalp hastalığı nedeni insan ölümlerinde bu kadar ciddi boyutlara ulaşmıştı.

Onun konuşması bittikten sonra "stent mi, by pass mı" konusunda gelen bir soruyu cevaplayan kardiolog Dr. Özgen Doğan ( o da New York Pres-byterian Hospital'da Dr. Öz'le birlikte çalışıyor) ise büyük ihtimalle sigara içenlerin bir kısmının kalpten, bir kısmının akciğer kanserinden öleceğini söyleyerek, bu risklerin yüksekliğinden söz etti.

Kalp önemli... Kendine saygı duyan, bedenine iyi bakan, hayatı seven insanların kalplerine gereken ilgiyi göstermeleri ve bu konuda her türlü bilgiyi de edinmesi gerekiyor.

Artık bugün Türkiye'de üp alanında kazanılan başarılardan sonra, maddi imkânı olan insanlar bile doktor/hastane için yurt dışına gitme ihtiyacı hissetmez ve hatta diğer ülkelerden hastalar aylar öncesinden alman randevularla Türk doktorlarına gelirken ve ülke bu gelişmeden milyonlarca dolar kazanırken 'Türkiye'de cerrahların kâr amacıyla hastalan yönlendirdiğini" elinde sağlam istatistik verileri, bilimsel kanıtlan olmayan hiç kimse iddia edemez.

Onun için dün ve önceki gün farklı kardiologların ve cerrahların ağzından "hangi durumlarda stent, hangi durumlarda operasyon a karar verildiğini yazdım.

Prof. Dr. Özgen Doğan da;
"Göğüs ağrıyınca hasta ya dahiliyeciye veya kardiologa gidiyor, hastanın durumuna göre karan kardiologlar veriyor. Örneğin; eğer damar tıkanıklığı kalpteki sol damarın başlangıcındaysa çözüm stent değil, ameliyattır" diyor.

Ve sonra su ilaveyi yapıyor:
"Artık Amerika'da hiç stent takılamayacak durumda olan hastalar yüzde 5 civarında..."

Türkiye'deki doktorlar da artık cerrahi müdahaleden çok daha fazla "stent" çözümüne gidildiğini ve "oran" in neredeyse ABD'deki orana yaklaştığını söylüyorlar. Yani iddia edildiği gibi bir "stentten kaçınma" durumu söz konusu değil.

Bu nasıl rant?
Gelelim stent ve operasyon fiyatlarına... Aldığım bilgilere göre stent firmalarının arkasında, çok büyük bütçelere sahip reklâm şirketleri var.

Normal stentler Türkiye'de "400 dolar" ve bunu devlet karşılıyor. Ama asıl iyi olanı ve yeniden daralma yapmayanı "ilaçlı stent"ler. Onların fiyatı ABD'de 2300 dolar iken bizde 4200 dolar... Örneğin bir hastaya 4 stent takılacaksa maliyeti 16.800 dolar oluyor.

Ameliyat ise 5 milyar TL.
Cerrahlar hastanelerin bir ameliyatta 600-700 dolar bile kâr etmediğini, özel hastanelerin bile ameliyattan para kazanmadığını oysa stenüerden kazanılanın çok daha fazla olduğunu söylüyorlar.

Toptan stent alımında diyelim ki alış fiyatı 3000-3500 dolar ise her stent takımındaki kân siz düşünün...

Müthiş bir stent piyasası oluşmuş olduğuna şüphe yok... Korkunç bir rant döndüğüne şüphe yok... 'Gibi görünüyor1 diyelim.

O nedenle 'Türkiye'de durum şöyle, böyle" iddiasında bulunurken iyice araştırmak lâzım.

Dr. Bingür Sönmez'in bir sorusuyla bitirilem, diyor ki;

"Madem ki stent her kalp sorununun çözümüdür, ABD eski Başkanı Clinton'a neden stent takmadılar da ameliyata gönderdiler?"

İçki yasaklandı sayılır!
Geçenlerde bir arkadaş grubuyla sohbet esnasında ilginç bir durumu aktardılar... Biliyorsunuz içkilere koyduklan ağır vergilerle şarap fiyatlarının aşın şekilde yükselmesiyle, neredeyse en iyi yabancı şarap markalanyla rekabet eder duruma gelen Türk şarapçılığını öldürmüş bulunuyorlar... Bira vergileri aynı durumda...

Bu aşın vergilere gelen itirazlar konusunda hükümetin söyledikleri de hatırladığım kadarıyla;
"İçmesinler ne olur" mealinde bir şeydi. Kendilerinde bu hakkı görür ve açıklamasını da yine padişah fermanı edasç/la yaparken Türkiye'nin turistik bir ülke olduğunu, daha da doğrusu en büyük gelir kaynaklarından basında turizmin geldiğini hiç düşünmemişlerdi.

işte şimdi, arkadaşlarımın anlattığına göre, içki ithalatı da zorlaşbnlınca Ege sahillerindeki bazı oteller (ki bu arkadaşlar sahiplerini tanıyor) içki ihtiyaçlarını Yunanistan'dan karşılamaya başlamışlar.

'Turiste içki vermezsen niye gelsin" diyen otelciler günübirlik Yunan adalarına gidiyor, gereken miktarda içkiyi alıp dönüyorlarmış.

Başka bir sanslan kalmadığına göre kimsenin itirazı olamaz herhalde... Ve tabiî bu durum Turizm Bakanı'nı da sıkıyor olamaz. Zaten uyumaktan sıkılacak vakit pek bulamıyor kendisi! (Son haberlere göre artık aile boyu uyumaktalar malûmunuz...)

DİĞER YENİ YAZILAR