Kursakta kalan sevinç

8 Nisan 2004

Türkiye'nin Avrupa dışında, bugünkü gibi kalmasını isteyenler önceki gün çok sevindiler. Onları sevindiren haber, Fransa Dışişleri Bakanı'nın "Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduğunu" açıklamış olmasıydı.* Gazetecilikte bir "cımbız" metodu vardır. Uzun bir konuşmayı alırsınız, o konuşmanın ana fikrini yansıtacak bir özet yerine, kendi niyetlerinize uygun bir cümle ya da ifadeyi "cımbızla çeker" büyütürsünüz.Fransa Dışişleri Bakanı da önceki gün aynı akıbete uğradı. Böylece, Türkiye'nin hiçbir zaman AB üyesi olamayacağını düşünenler de pek sevindiler.* Dışişleri Bakanı Barnier'nin, Meclis'teki Türkiye tartışmasında söylediği sözler ve bir soru önergesine verdiği cevabın tam metni dün ortaya çıktı.Türkiye'nin Ortadoğu'da kalmasını isteyenlerin sevinçleri de kursaklarında kaldı.Fransız Bakan'ın "olumsuz" sözü şuydu: Türkiye Kopenhag kriterleri için çalışmaktadır, hazırlık yapmaktadır ancak henüz "şartname"ye uyma aşamasında değildir.Türkiye'nin, AB üyeliğinin ana şartı olan Kopenhag kriterlerini tam olarak yerine getirdiğini kimse söylemiyor. Söylenen, bu yönde çok önemli aşamalar kaydedildiği ve Türkiye'nin bunları tamamlamak için bütün gücüyle çalışacağıdır.Barnier ne dedi...Bakan Michel Barnier şunu söylemektedir:* Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri 1963'te başlamış ve bu ilişkinin Avrupa tarafında de Gaulle ve Adenauer yer almıştır.Bu dönemde Türkiye'nin Avrupa Topluluğu'na katılım perspektifleri açılmıştır.1999 Helsinki Zirvesinde bu durum Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve dönemin Başbakanı Jospin tarafından teyit edilmiştir.Türkiye'nin AB üyeliği yarının işi değildir, kısa vadeli bir iş değildir. Bu süreç bu yılın ekim ayında Avrupa Komisyonu'nun raporu ve tavsiyesine göre devam edecektir.Fransız Bakan'ın söyledikleri bunlardır. Ve Türkiye'nin AB üyesi olamayacağına, kapının kapalı olduğuna ilişkin hiçbir ifade yoktur. Tam tersine, Bakan Türkiye'nin Avrupa içinde yer alma sürecinin 1963 yılında başladığını ve adaylığın 1999'da kesinleştiğini söylemektedir.Bundan sonra Avrupa Komisyonu'nun raporu tam üyelik görüşme tarihinin belirlenmesi için temel olacaktır.Raporda Türkiye'nin Kopenhag kriterleri yönünde çok önemli adımları attığı ve bu adımları tamamlama iradesi gösterdiği, tam üyelik görüşmelerinin başlaması gerektiği belirtildiği vakit, tartışma da sona erecektir.Türkiye'yi tecrit edilmiş bir Ortadoğu ülkesi olarak görmek isteyenler biraz fazla erken sevindiler.

Devamını Oku

Laf ebeliği siyaseti

7 Nisan 2004

CHP, kendi adıyla ya da başka adlarla üç seçim kazanmıştır. Kazandığı birinci seçim 1946'daki çok partili hayatın ilk seçimidir ve halen tartışılmaktadır. CHP'ye ikinci ve üçüncü kez seçimleri 12 Mart sonrasında Ecevit kazandırmıştır, ancak bu iki seçim sonrasında da CHP etkin hükümetler kuramamış, kısır siyasi çekişmeler içine sürüklenmiştir.* Türkiye'de, 1965 yılından bu yana CHP ve sol birlikte konuşulmaktadır. 1965'te partinin kimliğini yenilemesi gerektiğini düşünen İsmet inönü CHP'nin "ortanın solunda" olduğunu ilan etmiştir. O günden bugüne de, 40 yıldır "CHP'nin kimliği" konuşulmaktadır.Son yerel seçimde CHP yine "yenildi". Bir önceki seçime göre önemli ölçüde oy kaybetti, adayların kişiliklerinin ağırlık taşıdığı il ve ilçeler dışında önemli bir merkezde kazanamadığı gibi "kalelerini" de kaybetti.* Kırk yıldır "hiziplerin" kendi içlerinde savaştıkları bir parti görüntüsünden çıkamayan CHP bugünkü haliyle bir iktidar alternatifi olmasını sağlayacak politikalar üretmekten çok "statüko savunucusu" bir parti konumundadır. Anayasal ve yasal reformlar, idari reformlar, Avrupa Birliği, ekonomik konular ve Kıbrıs'ta çözüm meselelerinde CHP hep "statükocu" bir kuşkuculuğun sözcülüğünü yapmıştır, yapmaktadır.Laf oturta oturta...CHP'nin "misyonu" kalmamış, sadece Ankara'da zaman geçiren profesyonel politikacı kadroları kalmıştır. Bugün CHP'nin herhangi bir soruna sosyal-demokrat çözümler üreten, bunları inançla savunan bir parti olmadığını herkes görmektedir. CHP'de yapılan politika en basit anlamıyla "laf ebeliği" politikasıdır. Hükümet sözcülerine karşı "laf oturtmak", medyaya karşı "laf oturtmak", parti içi tartışmalarda "laf oturtmak" bugün CHP'nin ana politik faaliyetidir.Sadece Deniz Baykal ve ona bağlı kadroların yönetimden ayrılmasıyla CHP'nin silkinip ayağa kalkacağını sanmak da saflık olur. CHP sosyal demokrat vizyonunu ve misyonunu, Türkiye'nin bugünkü ve yarınki sorunları üzerine oluşturmadığı sürece biri gider diğeri gelir, hatta Baykal birkaç kez daha gider gelir.* "Baykal gitsin, Derviş gelsin" pratikliğinin de CHP için bir çözüm olmayacağını Derviş'in sözleri göstermektedir. CHP'nin şu andaki "dibe vurmuşluğunun" kanıtları da hem Derviş'in tavırlarıdır, hem de şansları ciddiye alınamayacak "aday" adlarının ortalıkta dolaşmasıdır. Şu anda CHP içinde "muhalefet bayrağını" açmış görünen kişiler de son otuz yıldır CHP'nin yönetim kademelerinde bazen Baykal ile bazen ona karşı olarak bulunmuş isimlerdir.Belki de "çözüm" CHP'nin tümüyle onlara bırakılmasıdır. Hep birlikte bugünkü laf ebeliği siyasetini yaparlar ve günlük mesailerini tamamlamış olmanın huzuru içinde her gün evlerine dönerler.

Devamını Oku

Anlaşma olmasın!

6 Nisan 2004

Kıbrıs'ta çözüm olmasın, buna direnelim. "Milli dava" için otuz yıldır hiçbir şey yapmamış olanların sözünü dinleyip çözüme "hayır" diyelim. Anlaşma olmasın:* Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tek başına Avrupa Birliği üyesi olsun. Türkiye dışında hiçbir devletin tanımadığı KKTC böyle durmaya devam etsin. Anlaşma olmasın:* KKTC dünyadan tecrit edilmiş şekilde yaşamaya, memurlarının maaşları ve suyu dahil her şeyi Türkiye'den almaya devam etsin. Bunun adı da "milli dava" olsun. Anlaşma olmasın:* Türkiye'nin geçirmek için yıllardır uğraştığı AB yasaları Kıbrıs'ın Türk tarafında geçerli olmasın. Anlaşma olmasın:* Şu anda Türk tarafından on kat daha zengin olan Rum tarafı önümüzdeki on yıl içinde yirmi kat daha zengin olsun. Anlaşma olmasın:* Kıbrıs Türkleri iş bulmak için, ekmek parası için Kıbrıs Rum tarafında kuyruk olsunlar. Bu kuyruklar her gün biraz daha fazla büyüyünce KKTC kısıtlama getirsin. Anlaşma olmasın:* Rum tarafında çalışan Türkler her gün sınırı geçmemek için evlerini de Rum tarafına taşısınlar. Anlaşma olmasın:* Türkiye Cumhuriyeti'ne Avrupa Birliği kapıları kapansın. Türkiye yine dünyaya kapanmış, kendi korkulan, vehimleri içinde yaşayan bir ülke olmaya devam etsin. Anlaşma olmasın:* Uluslararası toplumdan kopan Türkiye'nin ekonomisi bugünkü gibi sürünmeye devam etsin, işsizlik artsın. Anlaşma olmasın:* Avrupa Birliği kapıları kapanınca Türkiye'deki demokrasi aleyhtarı odaklar toplumu korkutmaya, sindirmeye devam etsin. Anlaşma olmasın:* Türkiye de bugünkü durumunda kalsın, Kıbrıslı Türkler de böyle kalsın, Avrupa'daki Türkler de böyle kalsın. Anlaşma olmasın:* Kıbrıslı Türkler de Türkiyeli Türkler de daha iyi bir yaşamı, huzuru, barışı haketmediklerini anlasınlar, böyle yaşamaya devam etsinler. Anlaşma olmasın:* Rauf Denktaş KKTC'nin 200 bin vatandaşının "ebedi şefi" olarak kalsın. 200 bin vatandaşından giderek daha fazlasının "Kıbrıs Cumhuriyeti" kimliği, pasaportu aldığını, o tarafta çalıştığını görmezden gelerek otuz yıldır edilen sözleri tekrarlayarak şişinsin. Anlaşma olmasın:* Bütün dünyanın Türkiye'ye ve Türklere düşman olduğuna bir kez daha inanalım, kendi yanlışlarımızı görmezden gelmeye devam edelim, otuz yıldır bir arpa boyu yol almamış olanları önemli adam zannetmeye devam edelim. Anlaşma olmasın:* Türkiye'yi Batı'dan kopartmak, tecrit etmek ve Ortadoğu'ya çekmek isteyenler sevinsin.Anlaşma olmasın ki bugün çocuk olan Türkler büyüdükleri zaman babalarının yaşadığı güçlükleri, sıkıntıları yaşamaya devam etsinler.Anlaşma olmasın, ne gerek var. Böyle çok iyiyiz. Boş laflarla hayatı idare edenler, burnunun ötesini göremeyenler, cahiller, toplumun geri kalmasından fayda gören bütün vatan hainleri mühim adam gibi dolaşmaya devam etsin.

Devamını Oku

Denktaş'ın tehditleri

5 Nisan 2004

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'ta çözüm olmaması, 24 Nisan'daki referandumda "hayır" çıkması için kampanyayı başlattı.Denktaş dün Türkiye'de, Bursa'da konuştu. Bu konuşmanın içinde de bazı teknik konulara değindi ama esas olarak iki "tehdit" savurdu.Birinci tehdit Kıbrıs'taki Türklerin tapularının, mallarının ellerinden gideceği tehdidir.* Önce bu konuya bir açıklık getirmek gerekiyor. 1974 Barış Harekâtından sonra Kıbrıs'ın Türk tarafında kalan Rum mallarını alanlara, daha sonra tapu verilmiştir. Rum tarafında ise Türklerin malları "kullanılmak" üzere verilmiş, bunlarda oturanlara tapu verilmemiştir.Tapulardan söz edildiği zaman Denktaş'ın önce bunu söylemesi "ahlâk" gereğidir. Denktaş ayrıca bu tapuların sayısını söylememektedir.Kıbrıs'ta Annan Planı çerçevesinde bir çözüm, diyelim ki eski Rum mallarına savaştan sonra sahip olmuş Türklerin çıkarına değildir.Denktaş şunlara cevap vermek zorundadır:* Otuz yıldır hiçbir yatırım yapılmamış olan Türk tarafının Avrupa Birliği dışında ne gibi gelişme yolları vardır?* Avrupa'da yaşayan 3,5 milyon Türk vatandaşının, Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla, yaşadıkları ülkede sağlayacakları avantajları yok etmek hangi hesaba sığar* Yüzde 80'i Avrupa Birliği üyeliğini destekleyen 70 milyon Türk vatandaşının geleceği mi önemlidir yoksa Kıbrıs'ta el konulmuş Rum mallarının sahibi olan bin kişinin mi?İstenirse olay çıkar tabiiDenktaş'ın ikinci tehdidi "büyük olaylar çıkar" şeklindedir.Kıbrıs'ın iki tarafında da olay çıkaracak olanlar çözüm istemeyenler, iki toplumun barış içinde yaşamasını istemeyenlerdir. Olay çıkarma ihtimali olanlar Rum tarafındaki faşist EOKA'cılar, Türk tarafında ise Denktaş gibi düşünenlerdir.Denktaş "olay çıkar" demekle aslında "olay çıkarırız" demek mi istiyor?Çıkarabilirler. Yine bombalar atılır, insanlara ateş edilir, faili meçhul cinayetler işlenir ve iki taraftaki faşistler de bunların diğer tarafça yapıldığını söyleyerek olayları tırmandırırlar. * İki toplumun bir arada barış içinde yaşayabileceğine inanan Türk ve Rum gençlerinin olay çıkarmayacağı kesindir.Bu tür olayların kimler tarafından, hangi amaçlarla çıkarıldığını tarih kitapları bol bol yazıyor.* Bu senaryolar çok yazıldı, çok oynandı. Denktaş herhalde "bir daha oynanır" diyor.DerogasyonKıbrıs konusunda dün yayınlanan yazımızda "derogasyon" kelimesinin aslında kafa karıştırmak için kullanıldığını, kimsenin de anlamını bilmediğini söylemiştik.Dün DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın Kıbrıs'la ilgili demecinin metni geldi. Ağar da biraz daha ihtiyatlı olarak Annan Planı'na karşı çıkıyor.Önemli olan bu değil. Önemli olan bu metinde "derogasyon" kelimesinin yerine "delegasyon" yazılmış olması.Haydi o halde, hep beraber "derogasyonları" tartışalım.

Devamını Oku

Kıbrıs'ın arkası

4 Nisan 2004

Annan Planı tam 9 bin sayfa. Bu kadar ayrıntıyı görüşmeleri yürüten heyetler dışında kimsenin birkaç günde kavraması mümkün değil. Herhangi bir referandum öncesinde kimsenin bunları incelemesi de mümkün değil.* Bir de "derogasyon" kelimesi var. Bu kelime milyonlarca insana ne anlatıyor? Türkler anlamıyor, ama Kıbrıslı Rumların ve Yunanlıların anladığını da kimse söyleyemez.Türk tarafı adına görüşmelerin içinde başından sonuna kadar bulunanlar bu planın olabilecek en iyi çözüm olduğunu ve Kıbrıs Türklerinin güvencelerini de sağladığını söylüyor. Görüşmelerin ilk bölümünde bulunan, daha sonra "çekilen" iki kişi, Rauf Denktaş ve Mümtaz Soysal ise tamamen tersini söylüyorlar.* Aynı şekilde, 9 bin sayfalık metni okumamış olan ve bilmeyen başkaları da Denktaş ve Soysal gibi düşünüyor. Bunlar MHP, Doğu Perinçek'in İşçi Partisi, Ülkü Ocakları, en çok kullandıkları sloganlardan biri "Tanrı Türk'ü Korusun" olan Atatürkçü Düşünce Dernekleri, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Baykal'ın dış politika sözcüsü Onur Öymen ve İlhan Selçuk'un Cumhuriyet Gazetesi'dir."Direniş"in gerçek nedeniKendisine solcu diyenler, kendisine Türk-İslam sentezcisi diyenler, kendisine milliyetçi diyenler, kendisine ülkücü diyenler, kendisine Atatürkçü diyenler, kendisine devrimci diyenler, kendisine sosyalist diyenler, kendisine sosyal demokrat diyenler, kendisine Kemalist diyenler, bu "direniş" cephesini oluşturmaktadır. Bu cephe içinde Erbakan'ın Saadet Partisi de bulunmaktadır. Onların sesleri bu aralar az duyulduğu için varlıkları fazla fark edilmemektedir.İşte cephe budur.* Bu cephenin asıl derdi Kıbrıs değildir. Kıbrıs meselesinin arkasında bunlar için asıl büyük "tehlike" Türkiye'nin Avrupa Birliği içinde yer almasıdır. Kıbrıs'taki 200 bin Türk için konuştuklarını söylerler ama Avrupa'daki 3,5 milyon Türk vatandaşı umurlarında değildir. Türkiye'deki 70 milyon Türk vatandaşının daha özgür, daha gelişmiş, daha demokratik bir ülkede yaşaması da dertleri değildir.* Avrupa Birliği içinde yer alan bir Türkiye'de, insan haklarının en gelişmiş haliyle geçerli olduğu bir Türkiye'de, çağdışı düşmanlıkların yok olduğu bir Türkiye'de kendilerine yer olmadığını düşünmektedirler.Kıbrıs meselesi bahanedir. Türkiye Avrupa içinde yer aldığı zaman bunların bütün takıntıları dayanaksız kalacak, çevrelerinde düşman bulamayacaklar, gelişmiş bir Türkiye'de üzerine oynayacakları ilkellikleri kaybedeceklerdir.Kıbrıs meselesinin arkasında bunlar vardır. 24 Nisan'da asıl oylanacak olan budur.

Devamını Oku

Her şey görecedir

3 Nisan 2004

Okuyacağımız bu ilk öyküyü Feridun Attar anlatıyor:Bağdat'ın düzgün insanların oturduğu semtinde bir hırsız yakalandı. Çevredekiler hemen toplandı ve cezası orada verildi. Şeraite göre ceza belliydi, eli kesilecekti. Eli kesilirken hırsızın ağzından tek yakınma çıkmadı. Kesilmiş elini aldı oradan yine sessizce uzaklaştı.Biraz sonra büyük çarşının ortasına geldi ve en acıklı sesiyle ağlamaya, çırpınmaya başladı. Çevresinde insanlar toplandıkça daha canhıraş feryatlar koparıyor, daha çok çırpınıyordu.İzleyenlerden biri yakalandığı ve elinin kesildiği sırada oradaydı. Dayanamadı, sordu:"Elin kesilirken gıkın çıkmadı, itiraz bile etmedin; yalvarmadın, af dilemedin. Kesik elini aldın gittin. Şimdi neden bu kadar ağlıyor ve çırpmıyorsun?"Hırsız ağlamasını kesti, cevap verdi:"Oradaki herkes hırsız olduğumu biliyordu, ne yaparsam yapayım kimse bana acımayacaktı. Ama burası büyük çarşı, burada her cins insan bulunur, bol bol da hırsız bulunur. Benim halimden ancak onlar anlar, bana onlar acır. Onun için burada ağlıyorum..."* Güneydoğu Asya'nın büyük pirinç tarlalarında gezinen bir sinek yoruldu ve önüne çıkan bir öküzün boynuzuna kondu. Karnı toktu, kendini çok ağır hissediyordu. Öküzü uyarmak ihtiyacını hissetti:"Sana ağır geliyorsam söyle, gider başka bir yere konarım..."Öküz "Benimle konuşan kim" diye sordu."Benim" dedi sinek."Sen kimsin?""Ben bir sineğim...""Neredesin?""Sol boynuzunda duruyorum..."Öküz "İyi ki beni uyardın" dedi; "Yoksa sol boynuzumda bir aptalın bulunduğunu hiçbir zaman anlayamazdım..." Bir Japon salyangozu ağır ağır bir kiraz ağacına tırmanıyordu. Aylardan şubat ya da marttı, ağaç çırılçıplaktı. Yolda bir böceğe rastladı. Böcek "Hayrola böyle hızlı hızlı nereye gidiyorsun" diye sordu."Kiraz yemeye" diye cevap verdi salyangoz."Ama kirazların çıkmasına daha aylar var...""Ben de ancak kirazlar olduğunda orada olabileceğim" dedi salyangoz ve yoluna devam etti.

Devamını Oku

Kilitler açılınca

2 Nisan 2004

Kıbrıs'ın ardından Avrupa Birliği yolunun açılmasıyla Türkiye'nin alacağı mesafelerin moral altyapısı sağlamdır. Son olarak TESEV tarafından yapılan bir araştırma Türk halkının geleceğe olan inancını, taşıdığı büyük umutları göstermiştir.AKP bu üç büyük aşamayı gerçekleştirme şansına sahip olmuştur. Kıbrıs'da "cesaret" gösterilmiş, Avrupa Birliği için iradeli ve akıllı bir çalışma yapılmış, ekonomide daha önce başlamış olan programdan herhangi bir sapma olmamıştır.Avrupa Birliği'nin tam üyelik görüşmeleri için tarih vermesiyle birlikte ekonominin gerçek anlamda ayağa kalkmaya başlaması beklenmektedir. Bunun anlamı Türkiye'ye yabancı sermayenin gelmeye başlaması, iş imkanlarının ortaya çıkması, yeni sosyal politikaların uygulanabileceği ortamın oluşmasıdır.Ekonominin yanında ikinci kaçınılmaz gelişme de Türkiye'nin demokratik reformlarının tamamlanmasıdır. Avrupa Birliği ile tam üyelik için görüşen, yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının hızlandığı bir ülkede demokrasi sürecinin de tamamlanması doğal olacaktır.Bu gelişmelerin siyasete yansıması ise, halkın desteğinin bu sıçramayı gerçekleştiren yönetimin arkasında olmasıdır. AKP yakın tarihin en önemli toplumsal ve siyasi gelişmelerinin altına imza atma şansına sahip olmuştur. Bu aşamada AKP'nin bunları gerçekleştirmek için gösterdiği irade halktan gerekli desteği almıştır. Son seçimde AKP'ye verilen oylar, bu partinin siyasi islamcı kökenine değil bu temel politikalarına verilmiştir.AKP'nin de bu desteğin karşılığını vermesi gerekir. AKP'ye oy verenler Kıbrıs, Avrupa Birliği ve ekonomi politikalarını desteklemektedir. Bu politikalar ise bugün klasik bir merkez ya da merkez sol partinin yürütmesi gereken politikalardır.AKP'den kuşku duyanlar, bu gelişmelerin ucunda bu partinin çok güçlenmesi ve bundan sonra "gerçek yüzünü" göstereceğine inanmaya devam etmektedir. Bu kesim radikal sağ değildir. Radikal sağ AKP'yi terkedip MHP ve SP'ye dönmüştür.Daha da güçlü bir AKP'nin bugünkü merkez politikalarından, demokratik gelişmeden dönmeyeceğini, Avrupa Birliği'ni taktik nedenlerle istemediğini gösterecek olan da sadece AKP'dir.Türk halkının iyimserliği ve AKP'ye oy verme nedenlerini iyi tahlil edebilirse AKP merkez sağın geleneksel çizgisinin devamı olarak yaşayabilir.

Devamını Oku

Son kilitler

1 Nisan 2004

Türkiye'nin elini kolunu bağlayan, dünya ile gerektiği gibi, potansiyellerine uygun ilişkiler kurmasını ve hakettiği ağırlığı taşımasını engelleyen son kilitler çözülmek üzeredir.Kıbrıs'ta son nokta 24 Nisan'da konulacaktır. İki tarafın da taahhütlerin gereği olarak iki halk, son "anlaşmayı" oylayacaktır.Bu referandumdan iki tarafta da "evet" çıkması henüz kesin değildir. Rum tarafı rahat değildir, Türk tarafında ise anlaşma istemeyen unsurlar son girişimlerini yapacaklardır.Referandumda akıl galip gelir ve iki taraftan da "evet" çıkarsa, Türkiye en ağır kelepçelerinin birinden kurtulmuş olacaktır. Hem de en iyi koşullarla ve Kıbrıs Türk halkına en iyi güvenceleri sağlayarak.* Bundan sonraki soru Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye tam üyelik görüşmeleri için tarih verip vermeyeceği sorusudur.Birliğin Helsinki'deki kararı, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi halinde tam üyelik yolundaki prosedürün başlaması şeklindedir. Bunun anlamı şudur: Avrupa Birliği Türkiye'nin tam üyelik sürecinde olduğunu kabul etmektedir, ancak bu süreci hızlandıracak tarih için karar verecektir.* Türkiye'nin Anayasa'da ve yasalarında bazı değişiklikler daha yapması gerekmektedir. Şu anda bu çalışmanın başlaması yerinde olacaktır.Sıra Avrupa Birliği'ndeBundan sonra da Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye tam üyelik görüşmeleri için tarih vermeyi ertelemesi ne hukuki ne siyasi ne de ahlaki kavramlarla açıklanabilir.Türkiye yüzmüş yüzmüş, kıyıya çok yaklaşmıştır ve artık kıyıdan bir el uzatılması gerekmektedir. Avrupa, bu eli uzatmayı reddedemez. Hem siyasi hem ahlâki açıdan buna hakkı yoktur.Türkiye'nin bazı yasalarının elden geçirilmemiş olması, uygulamada bazı sorunlar yaşanmaya devam etmesini gerekçe göstererek elini çekecek bir Avrupa kendi sözlerini çiğnemiş olur.Bu yıl sonunda beklenen açıklamanın yapılması hatta yıl sonundan önce bunun işaretinin açık olarak verilmesi Türkiye'nin eksiklerinin tamamlanması açısından da çok etkili olacaktır.İki kelepçesinden de kurtulmuş bir Türkiye'nin önü alabildiğine açılacaktır. Bazı gelişmelere biz bile hayret edeceğiz.

Devamını Oku